Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1129 E. 2026/2191 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1129
- Karar No
- 2026/2191
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1129 KARAR NO : 2026/2191
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/03/2023 NUMARASI : 2022/515 Esas 2023/152 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 08/10/2026
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/515 Esas ve 2023/152 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arasında iş sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme gereği 20.08.2020'den beri davacının pek çok alım yaptığını, davacı şirket sahibinin Suriyeli bir iş adamı olup , davalıdan aldığı malları ihraç kayıtlı alıp yurt dışına sattığını, hatta sözleşmede ''B'' maddesi ''Konu'' kısmında aldığı malların Libya, İsrail(Filistin dahil), Irak'a satış haklarını da aldığını, davacının davalıdan yaptığı bu alımların hep ihraç kayıtlı olduğu için de KDV'den muaf olduğunu, uygulamada davalı şirketin davacıya sattığı malların KDV'sini, mallar davacı tarafça ihraç edilene kadar elinde tutmak üzere malların ücreti ile birlikte peşin aldığını, ihraç gerçekleşince KDV'yi davacıya iade ettiği, bu iadenin çoğu zaman da bir sonraki alımın ücretinden düşmek şeklinde de yapıldığını, davacının, davalı şirketten 02.09.2021 tarihli fatura ile son alımını yaptığını ve yine malların ücreti ile 4732,09USD'nin KDV'sini peşin ödediğini, alınan malların davacı tarafça ihraç edildiğini, davacı ihracı bildirerek KDV'yi talep ettiğini lakin bu defa KDV iadesi yapılmadığını, uzun görüşmeler yapılmış ise de olumlu sonuçlanmadığını, dolayısıyla yasal yollara başvurma zorunluluğu doğduğunu, dayanak icra takibinde istenen alacağın bu 4732,09USD KDV alacağı olduğunu, sulh çabasına dair görüşmeler sırasında davalı şirket çeşitli bahaneler ileri sürmüş ise de davalı şirketin davacı tarafa 04.02.2022 tarihinde 62.894,00TL ve 68.086,00TL lik 2 adet palet faturası kesip gönderdiğini, davacının yabancı oluşu ve sisteme hakimiyeti tam olmayınca faturaları geç fark ettiğini , itiraz süresi geçince bu kez 2 adet palet faturasına ilişkin 21.02.2022 tarihinde iadeyi not düşen 2 adet iade faturası kesildiğini, zira davacının palet siparişi, palet almışlığı, palet sorumluluğu hiçbir şey olmadığını, lakin davalı şirketin durmadığını 27.04.2022 tarihinde, bu defa 1 tane, iade edilen 68.086,00 TL lik faturayı yeniden kesmiş ve gönderdiğini ve bir cari hesap ekstresi ile davacının 4732,08USD KDV alacağını kur değerlemesi ile 61.410,57 TL bulduğunu, kendi kestiği faturadan bunu mahsup ederek kalan 6.675,43 TL'yi de davacıya borç yazarak davacıyı borçlu çıkarttıklarını ve 05.05.2022 tarihinde İzmir 18.İcra Müdürlüğü'nün 2022/5975E. Sayılı dosyası ile bu miktara ilişkin davacıya ilamsız icra takibi açtıklarını, davacı tarafça itiraz edildiğini ve takip durduğunu, davacı bu icra takibi ile aleyhine kesilen son faturayı öğrendiğini, tabi itiraz süresi geçtiği için yine taraflarınca mecburen 20.05.2022 tarihinde yine bir iade faturası kesildiğini, ve 26.05.2022 de tarafımızdan KDV alacağı için Torbalı icra dairelerinde takip başlatıldığını, takibe itiraz edildiğini, takip durduğunu belirterek Torbalı İcra Dairesi'nin 2022/3246E. Sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine yüzde 20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine , yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmili ile karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafça dosyaya cevap dilekçesi sunulmamış olduğu anlaşıldı. İNCELEME VE GEREKÇE : Dava, 2004 sayılı İİK 67.maddesine göre açılan ve faturaya dayalı ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatı ödetilmesi istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamından, taraflar arasında ticari girişimden doğan ilişki bulunduğu, davacı tarafça bu ilişki kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle davalı tarafça bir ödeme yapılmaması üzerine davalı aleyhine Torbalı İcra Müdürlüğü 2022/3246 Esas sayılı dosya üzerinden ilamsız takibe geçildiği, davalı tarafça yapılan itiraz üzerine takibin durduğu, davacı tarafça eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dava, İİK'nun 67.maddesinde düzenlenen hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Mahkememizce dosya SMMM bilirkişi... 'a tevdi edilerek rapor aldırılmıştır.12/12/2022 havale tarihli bilirkişi raporunda; Davacı .... Şirketi'nin, davalı .... Şirketi'nden, Torbalı İcra Müdürlüğü'nün 2022/3246 E. Sayılı dosyasına konu; 4.739,09 USD'lik KDV ile ilgili olarak herhangi bir alacağının bulunmadığı, öte yandan, davacı vekilinin iddia ettiği üzere, davalı şirket tarafından düzenlenen 27.04.2022 tarih ve HSN2022000001998 sayılı KDV dahil 68.086 liralık E-faturada belirtilen malların davacı şirket tarafından teslim alınıp alınmadığı hususunun huzurdaki davayla ilgisinin bulunup bulunmadığı hususlarında sonucuna varıldığı tespitlerine yer verilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde dava konusu02.09.2021 tarih ve HSN2021000013926 sayılı E-faturanın fatura içeriğinde de görüleceği üzere; Faturanın sol alt köşesinde, aynen “Vergi İstisna Muafiyet Sebebizihraç kayıtlar: Yalnız yirmialtıbinikiyüzseksendokuz USD Otuzaltı Cent. İş bu fatura 26.289,36 USD Kur: 8.2876 karşılığı 217,875,70 TL dir. 3065 Sayılı KDV Kanunu'nun 11/l1-c maddesi gereğince ihraç edilmek şartıyla teslim edildiğinden KDV tahsil edilmemiştir. ” İbaresine yer verilmiş olduğu, davacı şirketten herhangi bir KDV”'nin tahsil edilmediği..." gerekçesi ile, davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında 20.08.2020 tarihli bir sözleşme ve bu sözleşmeye binaen yapılan pek çok alışveriş olduğunu, müvekkilinin davalıdan aldığı malları ihraç kayıtlı alıp yurt dışına sattığından KDV'den muaf olduğunu, taraflar arasındaki uygulama ve sözleşmenin 4. maddesi gereğince malın bedelinin ödenmesi esnasında KDV'de müvekkili tarafından ödendiğinden malın ihracı ile KDV'nin iade edilmesi gerekirken son alım satımda bu durumun uygulanmadığını, müvekkili tarafından 02.09.2021 tarihli fatura yönünden ödenen KDV'nin davalı tarafından iadesinin yapılmadığını, faturanın dip kısmında yazan "...KDV tahsil edilmemiştir." ibaresinin geçersiz olduğunu, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, ihraç edilen maldan dolayı fatura KDV alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, takibe dayanak faturada ihraç kayıtlı maldan dolayı davalı tarafından davacıdan KDV bedeli tahsil edilmemesine, davacının iddiasını usulüne uygun yasal delillerle ispatlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/03/2023 tarih ve 2022/515 Esas 2023/152 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.