İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1014 E. 2026/982 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1014
Karar No
2026/982
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1014 Esas KARAR NO : 2026/982

DAVA : İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki)) DAVA TARİHİ : 02/06/2016 KARAR TARİHİ : 20/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin ... tarihli sözleşme uyarınca davalıya ait inşaatın çelik kapı imalat ve montaj işini üstlendiğini, sözleşme kapsamında kapıların teslim edilerek montajının yapıldığını, iş karşılığında davalının yaptırmakta olduğu inşaatta bulunan 24 no.lu daireyi devretmeyi üstlendiğini, ancak yapı inşaat aşamasında olduğundan takılmayan kapı bedeli olarak dairenin tapu kaydına 88.000,00 TL bedelli limit ipoteği konulmasının kararlaştırıldığını, ancak işin bitirilmiş olmasına rağmen davalının ipoteği kaldırmadığını, ipoteğin kaldırılması için davalıya ihtarname çeklimesine rağmen bir sonuç alınamadığını belirterek söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; Fatura konusu hiçbir ürünün müvekkiline teslim edilmediğini, kapıların teslim ve montajının yapılmadığını, bu hususta mahallinde keşif yapılmasını, ayrıca taşınmaz üzerine konulan ipoteğin sözleşmede konu edilen ipotek olmadığını, tapu kaydından görüleceği üzere taşınmaz üzerine 80.000,00 TL bedelli kanuni ipotek tesis edildiğini, sözleşmede belirtilen ipoteğin hiç tesis edilmemiş olduğunu, dolayısıyla sözleşme ve faturaların ipotek ile ilgisinin bulunmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce daha önce verilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi'nin ... E., ... K. Sayılı kararı ile şu gerekçelerle kaldırılmıştır: "Dosya kapsamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin kaldırma kararı, kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen karar ve karara karşı ileri sürülen istinaf nedenler birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince verilen 21/12/2018 tarihli karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonunda, mahallinde keşif yapılarak, davacı tarafından teslim edildiği iddia edilen kapıların, teslim edilerek montajlarının yapılıp yapılmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi için kararın kaldırılmasına karar verildiği, ilk derece mahkemesince, hakim nezaretinde keşif yapılmadan, dosyanın inşaat mühendisi bilirkişiye tevdi edildiği ve bilirkişiye yerinde inceleme yapma yetkisi verildiği, bilirkişi tarafından tanzim edilen ilk raporda faturalar ile kapıların uyumlu olmadığı yönünde görüş bildirildiği, alınan ek raporda ise davacı şirketin çalışanının beyanına göre rapor tanzim edildiği ve raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmıştır. İpoteğin tamamen fek edilebilmesi için anlaşma konusu kapıların eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edilmiş olması ve bu iş nedeniyle davalının davacıya borcunun olmaması gerekmekte olup, bu husus alınan bilirkişi raporlarıyla net olarak tespit edilememiştir. İlk derece mahkemesince, alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyeti eşliğinde hakim katılımıyla keşif yapılarak, sözleşme ve fatura konusu kapıların davalıya teslim edilerek montajlarının yapılıp yapılmadığı hususunda denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor tanzim ettirilerek sonucuna göre, ifa varsa ifa edilen kadar fek hususunun değerlendirilmesi gerekirken, hakim nezaretinde keşif yapılmadan yetersiz bilirkişi raporuyla davanın esası hakkında hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır." Mahkememizce İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi'nin ... E., ...K. Sayılı kararı gereğince 06.05.2026 tarihinde Mahkeme heyeti ve bilirkişi ile taşınmazda keşif icra edilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda şu tespitler yapılmıştır: "Yukarıda yapılan tüm alıntı ve açıklamalar ışığında; davacı satıcının davalı alıcı ile imzalamış olduğu 04.04.2011 tarihli Sözleşmede daha önceden takmış olduğu belirtilen 68 adet dış kapıyı sitedeki A2 bloğa 36 adet ve A1 bloğa 32 adet olmak üzere (36 + 32) toplam 68 adet imal edip yerine takmış olduğu, yine davacının 04.04.2011 tarihli Sözleşmede takacağı belirtilen 80 adet dış kapıyı sitedeki B2 bloğa toplam 80 adet imal edip yerine takmış olduğu, Mahkeme Heyeti ile birlikte 06.05.2026 tarihinde davaya konu sitede yapılan keşifte davacı satıcının imal edip yerine takmış olduğu kapıların daire maliklerince kullanılmakta olduklarının görüldüğü ve de buradan olarak davacı satıcı şirketin davalı alıcı şirket ile imzalamış olduğu 04.04.2011 tarihli Sözleşmedeki edimlerini yerine getirmiş olduğu tespit, görüş ve kanaatine varılmıştır." Mahkememizce davalının itirazı üzerine alınan bilirkişi ek raporunda ise şu tespitler yapılmıştır: "Kök raporda davacı taraf beyanları doğrultusunda görüş belirtilmemiş; Mahkeme Heyeti ile birlikte 06.05.2026 tarihinde davaya konu sitede yapılan keşifte; A2 blokta toplam 36 adet daire bulunduğu, buraya takılan çelik kapıların tamamında davacı satıcı tarafından kullanılan kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu, yine (kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu) bu kapılardan 2 ve 3 nolu kapıların kilit aynalarında “...” yazmakta olduğu görülmüş olup, A2 Blokta takılmış 36 adet kapının davacı satıcı tarafından imal edilip yerine takılmış olduğu, B2 blokta toplam 80 adet daire bulunduğu, buraya takılan çelik kapıların tamamında davacı satıcı tarafından kullanılan kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu görülmüş olup, B2 Blokta takılmış 80 adet kapının davacı satıcı tarafından imal edilip yerine takılmış olduğu, A1 blokta toplam 36 adet daire bulunduğu, buraya takılan çelik kapıların (5, 6, 7 ve 8 nolu daireler hariç) tamamında davacı satıcı tarafından kullanılan kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu, 5, 6, 7 ve 8 nolu dairelerde dava dışı firma tarafından kullanılan ince tekmelik ve tek kavisli olmayan pervazların kullanılmış olduğu, yine (kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu) bu kapılardan 16 nolu kapının kilit aynalarında “...” yazmakta olduğu görülmüş olup, A1 Blokta takılmış (36-4) 32 adet kapının davacı satıcı tarafından imal edilip yerine takılmış olduğu tespit edilerek; **davacı satıcının davalı alıcı ile imzalamış olduğu 04.04.2011 tarihli Sözleşmede daha önceden takmış olduğu belirtilen** 68 adet dış kapıyı sitedeki A2 bloğa 36 adet ve A1 bloğa 32 adet olmak üzere (36 + 32) toplam 68 adet imal edip yerine takmış olduğu, yine davacının **04.04.2011 tarihli Sözleşmede takacağı belirtilen** 80 adet dış kapıyı sitedeki B2 bloğa toplam 80 adet imal edip yerine takmış olduğu tespitleri yapıldığından; kök raporda **Mahkeme Heyeti ile birlikte 06.05.2026 tarihinde davaya konu sitede yapılan keşifte davacı satıcının imal edip yerine takmış olduğu kapıların (68 adet ve 80 adet) daire maliklerince kullanılmakta olduklarının görüldüğü** ve de buradan olarak davacı satıcı şirketin davalı alıcı şirket ile imzalamış olduğu 04.04.2011 tarihli Sözleşmedeki edimlerini yerine getirmiş olduğu tespit, görüş ve kanaatine varılmıştır. Kök raporda Mahkeme Heyeti ile birlikte 06.05.2026 tarihinde davaya konu sitede yapılan keşife dayalı detaylı tespit ve açıklamalar eşliğinde sunulan bu görüş aynı şekilde korunmaktadır. Davanın tarafları arasında düzenlenen Sözleşmenin ‘Ödeme’ başlıklı maddesinde; “**Satıcı daha önceden alıcıya 68 adet dış kapı, 38 adet de yangın kapısı alıcıya teslim edilmiş ve alıcının yaptırmakta olduğu inşaata montajı da yapılmıştır.** Sözleşme konusu şuan için teslim edilmeyen 80 adet dış kapıdır. **Önceden takılan 68 adet dış kapı ve 38 adet yangın kapılarına ilişkin taraflar arasında alıcının satıcıya ödeme yükümlülüğü hariç ihtilaf oluşturacak herhangi bir konu yoktur.**” denilmekte olduğu da açık olarak görülmektedir. Davalı tarafın iddia ettiği gibi sitede bulunan kapılarda tekmelik ve pervazlar aynı şekilde kullanılmamış, Mahkeme Heyeti ile birlikte 06.05.2026 tarihinde davaya konu sitede yapılan keşifte davacı tarafın takmış olduğu kapılarda belirgin olarak kalın tekmelik ve tek kavisli pervazların kullanılmış olduğu, diğer kapılarda ise tekmelik ve pervazların başka şekilde oldukları açık olarak görülmüştür. Dava dosyasına davalı tarafaşa sunulan tüm belgeler tarafımızca incelenmiştir, diğer firmalar ile yapılan sözleşmeler ve bu firmalardan alınan faturaların davaya konu sitede davacı tarafından takılmayan dış kapılara ait olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır." Mahkememizce alınan bilirkişi kök ve ek raporunun Mahkeme gözlemleri ile uyumlu olduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı tarafından davalıya daha önce teslim edildiği sözleşme ile sabit olan kapılar ile tespit edilen 80 kapının benzer nitelikli ve özellikte olduğu, davacı tarafından takılan kapılardaki kalın tekmelik ve tek kavisli pervazlar ile davacı tarafından takılmayan başka marka kapılardaki tekmelik ve pervazların farklı şekilde olduğunun açıkça görüldüğü ve resimlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim bozma öncesinde de davacı tarafından söz konusu kapılara ait faturanın davacı tarafından kesildiği ve davacı defterine işlendiği anlaşılmakta olup, 01.09.2023 tarihli bilirkişi raporunda davacı tarafından davalıya kesilen işbu davaya konu kapılara ilişkin faturaların da davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından kapılara ilişkin faturanın BA formu ile vergi dairesine bildirildiğinin sabit olması karşısında ve davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesi gereğince söz konusu faturaya ilişkin olarak 8 günlük süre içerisinde itiraz ve iade işleminin de yapılmadığı gözetildiğinde fatura yönünden davacının karine olarak alacağını ispatladığının ve faturaya konu malları teslim ettiğinin değerlendirilmesi gerektiği, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı da usulüne uygun olarak teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu alıcı tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu hizmetin ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği ... dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Davalı tarafından daha önce verilen süreye rağmen ticari defter ve kayıtların incelemeye sunulmadığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas,... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise ... Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi ise ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davalı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerekir. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2017 tarih, .. Esas ve... Karar sayılı İlamı - Yargıtay 11. HD'nin 07/02/2017 tarih ve ... Esas - ... karar sayılı ilamı - Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 Tarih, ... Esas ve...Karar sayılı ilamı). Davacının ticari defterlerinin, Türk Ticaret Kanunu'na ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun düzenlemelerine göre usulüne uygun tutulmuş olması ayrıca alacağın konusunu oluşturan faturaların mevcut olması karşısında belgeleme ve kaydın belgeye(evrak-ı müsbiteye) dayanması ilkesine uygun olması nedeni ile davacı lehine delil teşkil edeceğinin kabulü gerekir. Hal böyleyken mahkemece, davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Buna karşın, aksine bir sözleşme olduğu veya taraflarca vade belirlendiği iddia ve ispat edilmediği gibi icra takibinden önce davalı/takip borçlusu temerrüde düşürülmediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talebi yerinde değildir." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı ile aralarındaki sözleşmeye konu kapıların tamamı için 2 ayrı fatura kesildiği, 80 kapı haricindeki diğer faturaya konu kapıların taraflar arasındaki davaya konu sözleşme kapsamında teslim edildiğinin sabit olduğu, davaya konu sözleşmede belirtilen kapılar yönünden ise davacı tarafından kesilen faturaların hem davacı hem davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiğinin tespit edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesi kapsamında faturaya konu kapıların teslim edilmediğine yönelik davacıya karşı iade fatura kesilmediği gibi BA formu ile davalı tarafından vergi dairesine bildirilen faturaların teslim alınmadığına yönelik davacıya ihtar da gönderilmediği bu durumun basiretli tacir olma yükümlülüğüne aykırı olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların da incelemeye ibraz edilmediği dolayısıyla davalının bu suretle de üstüne düşen ispat yükünü yerine getirmediği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan keşif ve keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporundaki tespitlerin de Mahkeme gözlemi ile uyumlu olduğu, davacı tarafından tedarik edildiği tespit edilen ve sözleşmede belirtilen kapılar ile diğer 80 kapının görüntü olarak uyumlu olduğu, tüm blok ve dairelerin tek tek gezilerek tespit yapıldığı, davacı tarafından tedarik edilmeyen kapıların ise pervaz ve tekmeliklerinin tamamen farklı görüntüde olduğu anlaşılmakla bilirkişi raporu hükme esas alınmış, yukarıda belirtilen faturanın BA formu ile davalı tarafından bildirilmesi de gözetildiğinde ve davalı tarafından davacının kestiği faturaya süresi içerisinde itiraz edilmediği de gözetilerek ispat yükü üzerine düşen davalı tarafından aksinin ispat edilemediği anlaşılmakla davacının sözleşme kapsamındaki edimlerini ifa ettiği anlaşılmakla davanın kabulü ile davaya konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davasının KABULÜ İLE, -... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ...Ada, 1 Parsel sayılı taşınmazda kayıtlı B1 blok - 1. Normal - Bağımsız bölüm No: 24 Daire: Vasıflı Bağımsız bölümdeki davalı lehine tesis edilen ipotek kaydının KALDIRILMASINA, 2-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 5.464,80 TL harçtan, peşin yatırılan 1.366,20 TL harcın düşümü ile geri kalan 4.098,60 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 1.366,20 TL Peşin harç ve 29,20 TL başvurma harcı, 5.188,00 TL keşif harcı, 16.100,00 TL bilirkişi ücreti 4.150,00 TL keşif aracı gideri ve 845,35 TL posta gideri olmak üzere toplam 27.678,75 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/10/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1014, K. 2026/982, T. 20.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1014-e-2026-982-k-f65365715e31