İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/985 E. 2026/995 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/985
Karar No
2026/995
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/985 Esas KARAR NO : 2026/995

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/02/2026 KARAR TARİHİ : 20/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin davacı şirketten mal satın aldığını, kısmi ödemeler sonucunda 2.399.455,59 TL tutarında davalının borcunun kaldığını, ... İcra Dairesinin ...Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin icra takibine itirazı sonucu icra takibinin durduğunu, itiraz sonrası dava şartı arabuluculuk sürecinin işletildiğini, davalının müvekkiline 1.000.000,00 TL ödemeyi ileri vadeli çekle gerçekleştirdiğini, bu ödemeden sonra başka ödeme yapılmadığını, arabuluculuk süresinde anlaşma sağlanamadığını belirtmiş, davalının ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptalini, davalının %20 oranından az olmamak üzere icra-inkar tazminatına mahkum edilmesini, takibin devamını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı tarafın usulüne uygun tebligata rağmen yasal süresi içerisinde dosyamıza herhangi bir cevap dilekçesi sunmadığı ve duruşmalara iştirak etmediği anlaşıldı. Mahkememizce Toplanan ve Hükme Esas Alınan Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının defter ve kayıtları incelenmiş, davalı ise kesin süre içerisinde tebligata rağmen ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki ticari alım satım ilişkisine istinaden davalının 2.399.455,59-TL borcunun kaldığını, davalı tarafından takipten sonra 1.000.000,00-TL daha ödeme yapıldığını ancak kalan kısmın ödenmediğini belirterek 1.399.455,59-TL yönünden davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, duruşmalara iştirak etmemiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı ise kesin süre içerisinde tebligata rağmen ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmamıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, davalı tarafından yapılan ödemelerin mahsubu neticesinde davacının takip tarihi itibariyle 2.399.455,59-TL davalıdan alacaklı göründüğü, davalı tarafından takipten sonra 25.11.2025 tarihinde 1.000.000,00-TL yaptığı ödemenin davacının defterinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde davacı tarafından kesilen faturaların tamamının davalı tarafından BA formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 2.399.455,59-TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının malları teslim ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların tebligata rağmen kesin süre içerisinde inceleme gününde hazır edilmediği, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise... Esas ve...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 2.399.455,59-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı anlaşılmakla davacının 2.399.455,59-TL-TL asıl alacak üzerinden başlattığı takipte takip tarihi itibariyle haklı olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafından takipten sonra 24.11.2025 tarihinde davacıya 1.000.000,00-TL ödeme yapılmış olup, davacı tarafından bu ödemenin dava dilekçesinde bildirildiği gibi davacının defter ve kayıtları ile de doğrulandığı anlaşılmakla 1.399.455,59-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihinde 2.399.455,59-TL üzerinden takip başlatılmasının haklı olduğu anlaşılmakla ve davalı tarafından yapılan 1.000.000,00-TL harici ödemenin takip tarihinden sonra olduğu anlaşılmakla davacının 2.399.455,59-TL üzerinden hesaplanacak takibin ferilerine de hak kazanacağı açıktır. Bu nedenle davalının itirazının 1.399.455,59-TL asıl alacak üzerinden iptaline karar verilmekle birlikte, davalının 2.399.455,59-TL üzerinden hesaplanacak takibin ferilerine yönelik itirazının da iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiş olup, davalı tarafından takipten sonra 24.11.2025 tarihinde ödenen 1.000.000,00-TL'nin davacı alacaklı tarafından kendi beyanına göre asıl alacaktan mahsup edildiği anlaşılmakla 6098 sayılı Kanun'un 101. Maddesine göre icra dairesince 24.11.2025 tarihinde davalı tarafından takipten sonra yapılan 1.000.000.00-TL ödemenin asıl alacaktan mahsup edilerek kapak hesabında infaz aşamasında gözetilmesine karar vermek gerekmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2011 tarihli ve ...E., ...K., 23.05.2018 tarihli ve ... E., ... K., 22.11.2018 tarihli ve... E.,... K. Sayılı takipten sonra yapılan ödemelere ilişkin karar şu şekildedir: "Ne var ki, icra takibinde talep edilen asıl alacak miktarı dava tarihinden önce ödenmiş olmakla birlikte davalı tarafça asıl alacak miktarı haricen ödenmiş olup, davanın dayanağı takibe davalı borçlu tarafından itiraz edilerek icra takibinin durması sağlanmış olduğundan ve mahkemece itirazın iptali yönünde bir karar verilmediği sürece icra müdürlüğünce takip dosyasında alacaklı istemi yönünden herhangi bir işlem yapılamayacağından, icra takibinde istenen alacağın fer’îleri ve icra giderleri yönünden davacının dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Ancak bu talepler hakkında mahkemece hesap yapılmayarak bu taleplere ilişkin olarak itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve bu taleplerin icra müdürlüğünce yapılacak dosya hesabında nazara alınmasına yönelik hüküm kurulması gerekirken, bilirkişi raporu alınarak ödenen miktarın BK’nın 84. maddesi uyarınca öncelikle asıl alacağın fer’îlerinden düşülmek suretiyle kalan kısım yönünden itirazın iptaline karar verilmesi yerinde değildir." (Yargıtay HGK'nın ... Esas,... Karar sayılı kararı Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faiz talep edildiği, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının işleyecek faiz oranı talebinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranına itirazının da iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 279.891,11-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, Buna göre; davaya konu ... İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı takip dosyasında 1.399.455,59-TL asıl alacak yönünden ve 2.399.455,59-TL asıl alacağa isabet eden işlemiş faiz, icra masrafları ve icra vekalet ücreti ve feriler yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, davalı tarafından takipten sonra 25.11.2025 tarihinde haricen ödenen 1.000.000,00-TL'nin 6098 sayılı Kanun'un 100/1. Maddesi gereğince icra dairesince infaz aşaması ve kapak hesabında asıl alacaktan mahsubu ile infaz aşamasında gözetilmesine, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 279.891,11-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Sair hususların gerekçeli kararda açıklanmasına, 4-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 95.596,81 TL harçtan, peşin yatırılan 11.901,93 TL harcın düşümü ile geri kalan 83.694,88 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 5-Davacı tarafından yapılan 11.901,93 TL Peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı 8.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 165,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 20.798,93 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 213.923,78 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 8- 6.000,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/10/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/985, K. 2026/995, T. 20.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-985-e-2026-995-k-9ad29b768597