İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1078 E. 2026/984 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1078
- Karar No
- 2026/984
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1078 Esas KARAR NO : 2026/984
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 25/04/2026 KARAR TARİHİ : 20/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Taraflar arasında 27.02.2025 tarihinden itibaren süregelen bir kumaş alım-satım ve cari hesap ilişkisi bulunmaktadır. Ödenmeyen 5.978,99 USD bakiye alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine 04.12.2025 tarihinde ... 10. İcra Dairesi'nin .... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış, davalının itirazı üzerine takip durmuştur.Kumaş teslimatlarına ilişkin sevk irsaliyelerinin tamamı davalı firma görevlilerince imza karşılığı teslim alınmıştır. Davalı tarafından düzenlenen 25.09.2025 tarihli, ... numaralı reklamasyon faturası somut gerekçelere dayanmadığı, ayıp ihbarı süresinde yapılmadığı ve TTK m. 18/3 usulüne uyulmadığı için kabul edilmeyerek iade edilmiştir. Alacağın likit olduğu belirtilerek %20 icra inkar tazminatı talep edilmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi özetle; Davalı vekili, davacıya borç bulunmadığını, ödemelerin yapıldığını ve davacının fahiş faiz/kur hesaplamalarıyla usulsüz işlem yaptığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Ayrıca, kumaşların geç teslim edildiği ve bu gecikme nedeniyle uğranılan zararların (reklamasyon ve uçak nakliyesi) davacıdan talep edildiği belirtilmiştir. Mahkememizce Toplanan ve Değerlendirilen Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile; taraflar arasında kumaş alım satımına dair ticari ilişki bulunduğunu, davacı tarafından davalıya satılan kumaşlara karşılık fatura kesildiğini ancak davalı tarafından ödenmediğini, davalı tarafından sonrasında reklamasyon faturaları kesilerek davacının cari alacağının düşürüldüğünü, bu hususun davacı tarafından kabul edilmediğini, davalı tarafından teslim alınan mallara yönelik eksik, geç teslim veya ayıba dair herhangi bir ihbarda bulunulmadığını, reklamasyon faturasının dayanaksız olduğunu iddia ederek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; davacıdan alınan kumaşların bedelinin eksiksiz ödendiğini, döviz ile ödeme yapılacağı hususunda bir anlaşmanın bulunmadığını, davacıya verilen sipariş formlarında teslim tarihinin yazdığını, davacının ürünleri süresinde teslim etmediğini bu nedenle yurt dışındaki müşterisinin reklemasyon faturası kestiğini ve ürünlerin uçakla gönderilmek zorunda kaldığını, ürünlerdeki kusur ve ayıpların davacıya mail ile bildirildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, tarafların ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 ve 2026 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından çek ile kısmi ödemeler yapıldığı, uyuşmazlığın davalı tarafından davacıya kesilen reklamasyon faturasından kaynaklandığı, reklamasyon faturası gözetilmediğinde davacının kendi defter ve kayıtlarına göre davalıdan 5.978,89-USD alacaklı göründüğü anlaşılmaktadır. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 ve 2026 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturaların ve davalı tarafından çek ile yapılan ödemelerin davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, sonrasında davalı tarafından davacıya karşı reklamasyon faturasının kesildiği, davalının defterlerinin TL olarak tutulduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturanın davalı borçlu alıcı tarafından kendi ticari defterlerine işlenmesi halinde faturaya konu satışın ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise...E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, ...E., ... K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de... E., .. K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamının davalı tarafından kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği gibi BA BS formu ile davalı ve davacı tarafından vergi dairesine bildirildiği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, faturanın davalının kendi ticari defterlerine itirazsız olarak işlenmiş olması gözetildiğinde faturaya konu malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Davacı tarafından sunulan tarafların defter ve kayıtlarına işlenen faturalar incelendiğinde; faturaların TL karşılığı gösterilerek USD üzerinden kesildiği, dolayısıyla taraflar arasında USD'ye endeksli bir ticari ilişki kurulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim davacı tarafından kendi kayıtları USD bazında tutulmakta olup, davalı tarafından USD endeksli ilişki kurulmadığı iddia edilmiş ise de davacı tarafından TL karşılığı gösterilerek USD olarak kesilen faturalara yönelik olarak davalı tarafından faturanın tebliğinden itibaren 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesi gereğince 8 günlük yasal süresi içerisinde faturaya itiraz edilmediği gibi aşağıda açıklanacağı üzere davacı tarafından kesilen faturalara yönelik davalı tarafından kesilen kısmi iade faturalarının da USD üzerinden düzenlendiği anlaşılmakla davalının aksi yöndeki itirazına itibar edilmemiştir. 6098 sayılı Kanun'un ödemeye ilişkin 99. Maddesi şu şekildedir: "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." İlgili hükümden görülebileceği üzere döviz borçlarının ödenmesi hususunda alacaklının seçimlik hakkı bulunmakta olup, alacaklı tarafından ödeme tarihindeki kur üzerinden TL karşılığı, döviz borcunun aynen ödenmesi, temerrüt tarihindeki kur karşılığı TL bedelin ödenmesi yönünde seçimlik hak kullanılabilecektir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Daires... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi; "Konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir." hükmünü haizdir. Anılan yasa hükmüne göre taraflarca aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder. Vadede ödeme yapılmaması halinde ise seçim hakkı alacaklıya geçmektedir. Yine uyuşmazlık konusu davacı faturalarının tamamı yabancı para (İngiliz Sterlini) birimi üzerinden düzenlenmiş olup, bu durum taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir." Davacı tarafından davalıya kesilen yalnızca kumaş satışına yönelik davacı tarafından dosya içerisine bir sureti sunulan hem davacının hem davalının ticari defterine (TL karşılığı olarak) işlenen 31 ayrı kumaş satış faturasının dökümü şu şekildedir: Belge Tarihi Fatura / Referans No Belge Tutarı (USD) 27.02.2025 ... $6.449,30 28.02.2025 ... $674,38 3.03.2025 ... $3.495,49 5.03.2025 ... $2.714,53 5.03.2025 ... $2.263,20 6.03.2025 ... $1.410,39 8.03.2025 ... $1.198,07 13.05.2025 ... $5.172,76 15.05.2025 ... $1.496,11 20.05.2025 ... $4.633,20 2.06.2025 ... $3.059,76 10.06.2025 ... $2.140,22 17.06.2025 ... $1.738,88 1.07.2025 ... $1.449,38 7.07.2025 ... $89,38 21.07.2025 ... $3.925,35 24.07.2025 ... $3.771,90 25.07.2025 ... $4.979,63 25.07.2025 ... $3.322,86 25.07.2025 ... $2.465,43 26.07.2025 ... $3.486,07 26.07.2025 ... $4.400,00 26.07.2025 ... $3.027,83 29.07.2025 ... $58,19 29.07.2025 ... $269,28 29.07.2025 ... $221,65 4.08.2025 ... $377,19 4.08.2025 ... $3.834,05 7.08.2025 ... $134,94 7.08.2025 ... $280,13 18.08.2025 ... $1.212,37
Davacı tarafından davalıya kesilen yukarıda dökümü yapılan 31 ayrı faturanın toplam tutarı ise 73.751,92-USD'ye tekabül etmektedir. Yine davacı tarafından dava dilekçesi ekinde davalı tarafından düzenlenen faturalar da delil olarak sunulmuş olup, davalı tarafından 31.07.2025 tarihli "çekmezlik hatası iade" açıklamalı olarak 2.598,42-USD tutarlı iade faturası düzenlendiği, yine davalı tarafından 20.06.2025 tarihli 1.738,88-USD tutarlı yanlış gelen kumaşlar açıklamalı iade faturasının düzenlendiği anlaşılmakta olup, davalı tarafından düzenlenen bu iade faturalarının davacı tarafından kendi ticari defterlerine işlenerek mahsup edilmiş ve davacının kendi defter ve kayıtlarında davacı alacağından düşülmüştür. Davalı tarafından düzenlenen her iki faturanın toplamı 4.337,30-USD'ye tekabül etmektedir. Bu miktarın davacının kestiği kumaş satışına dair fatura toplamı olan 73.751,92-USD'den mahsubu neticesinde toplam miktar 69.414,62-USD'ye tekabül etmektedir. Davalı tarafından davacıya 6 ayrı çek ile ödeme yapılmış olup, davalı tarafından davacıya verilen 6 ayrı çekin hepsinin tarafların ticari defter ve kayıtlarına işlendiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından davacıya verilen çeklerin bilgileri ve çeklerin vade tarihlerindeki kur bilgileri aşağıdaki şekildedir: 1) ... Çek tarihi: 19.03.2025 | Vade: 24.06.2025 | Kur günü: 24.06.2025 TL: 300.000,00 | USD: 7.571,65
2) ... Çek tarihi: 19.03.2025 | Vade: 05.07.2025 (Cmt) | Kur günü: 04.07.2025 TL: 363.000,00 | USD: 9.131,94
3) ... Çek tarihi: 08.07.2025 | Vade: 30.08.2025 (Cmt) | Kur günü: 01.09.2025 TL: 608.209,00 | USD: 14.794,03
4) ... Çek tarihi: 28.05.2025 | Vade: 06.09.2025 (Cmt) | Kur günü: 08.09.2025 TL: 438.010,52 | USD: 10.616,94
5) ... Çek tarihi: 23.06.2025 | Vade: 10.09.2025 | Kur günü: 10.09.2025 TL: 204.124,00 | USD: 4.945,39
6) ... Çek tarihi: 08.07.2025 | Vade: 18.10.2025 (Cmt) | Kur günü: 20.10.2025 TL: 687.000,00 | USD: 16.375,78
Davalı tarafından davacıya ödeme için verilen 6 ayrı çekin toplamı TL olarak 2.600.343,52 TL'ye tekabül etmekte olup, davacı tarafından söz konusu çeklerin üzerindeki ileri tarihli keşide tarihindeki TCMB USD satış kuruna göre TL'ye çevrilerek davacı defterine işlendiği ve davalının borcundan mahsup edildiği tutarların toplamının ise 63.435,73 USD olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından davalıya kesilen davaya konu cari hesabı oluşturan faturalar incelendiğinde; faturaların üzerinde açıkça "Döviz cinsinden kesilen faturalarınız TL cinsinden çek ile ödeme yapılırsa çekin banka tahsilindeki tarihte geçerli olan T.C. Merkez Bankası Döviz Satış Kurundan Dövize çevrilerek Döviz cari hesabınızdan düşülecektir." şeklinde ibare bulunmakta olup, yukarıda detaylıca açıklandığı üzere davalı tarafından faturalara 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre 8 günlük süre içerisinde itiraz edilmediği bu suretle fatura içeriğinin davacı lehine kesinleştiği, davacı tarafından davalının verdiği TL miktarlı çeklerin üzerindeki keşide tarihindeki TCMB USD satış kuruna göre TL'ye çevrilerek defterine işlenmesi ve bu suretle davalı borcundan mahsup edilmesi usul ve yasa ile taraflar arasındaki fatura üzerinde belirlenen sözlü satış ilişkisine göre usul ve yasaya uygundur. Davalı tarafından düzenlenen çeklerden bir kısmının keşide tarihinin haftasonuna tekabül ettiği, haftasonuna gelen çekler yönünden ilk pazartesi kurunun esas alınarak davalı borcundan mahsup edilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğu, 51085 numaralı çek yönünden ise 05.07.2025 tarihinin hatasonuna geldiği ancak davacı tarafından bu çek yönünden 04.07.2025 cuma tarihli kurun esas alınarak kendi defterine işlendiği anlaşılmakta olup, her ne kadar diğer çekler gibi sonraki pazartesi tarihli kurun davacı tarafından esas alınması gerekmekteyse de TCMB döviz kurları karşılaştırıldığında davacı tarafından esas alınan 04.07.2025 tarihli kurun daha düşük olduğu ve bu durumun davalı lehine olduğu (zira kurun düşük olması nedeniyle USD karşılığının sonraki pazartesiye göre daha yüksek olduğu ve daha çok USD borcundan mahsup edildiği) anlaşılmakla davacının kendi defter ve kayıtlarına bu çek yönünden Cuma günü kurunu esas alarak mahsup etmesi ve alacağını bu şekilde talep etmesi karşısında davalı lehine de olduğu gözetilerek esas alınmıştır. Sonuç olarak davacı tarafından davalıya kesilen yalnızca kumaş satışına ilişkin olan (kur farkı faturaları hariç tutularak) USD faturaların toplamı 73.751,92 USD, davalı tarafından düzenlenen ve davacı defterine işlenerek davalı borcundan mahsup edilen iadeler 4.337,30 USD, çekler 63.435,73 USD olarak tespit edilmiş olup, davacı tarafından kesilen toplam fatura bedelinden davalının iadeleri ve ödemeler mahsup edildiğinden davalının cari hesap bakiye borcu 5.978,89 USD olarak tespit edilmektedir. Davalı tarafından çeklerin ödemelerinin döviz cinsinden olacağına dair anlaşma olmadığı iddia edilerek rapora itiraz edilmiş ise de davacı tarafından davalıya kesilen ve 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre itiraz edilmeyerek kesinleşen fatura içeriğinde çekler ile yapılan ödemelerin ödeme günündeki kur üzerinden TCMB Döviz satış kuru üzerinden borçtan mahsup edileceğinin belirtildiği anlaşılmakla ve taraflar arasındaki ilişkinin yukarıda belirtildiği üzere dövize endeksli olduğu anlaşılmakla davalının itirazına itibar edilmemiştir. Davalı tarafından davacıya kesilen ve taraflar arasındaki karşılıklı uyuşmazlığa sebebiyet veren ve karşılıklı iade işlemleri yapılan 167.588,00-TL tutarlı reklamasyon faturası yönünden ise davalı tarafından bu faturanın ilk olarak kumaş gecikmesi nedeniyle uçak yüklemesi açıklaması ile kesildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle taraflar arasındaki kumaş alım satım sözleşmesi yazılı olmayıp sözlü niteliktedir. Taraflar arasında ürünlerin teslim tarihine yönelik kesin ve/veya belirli vade belirlendiği bakımından ispat yükü alıcı üzerine düşmekte olup, İspat yükü üzerine düşen davalı tarafından davaya konu satış sözleşmesinde ürünlerin teslimi bakımından taraflarca kesin veya belirli bir vade kararlaştırıldığına yönelik olarak davalı tarafından her iki tarafın imzasını taşıyan ve taraflarca kabul edilen bir yazılı delil sunulmamıştır. 6098 sayılı Kanun'un satış sözleşmelerine ilişkin hükümlerinde temerrüde ilişkin özel düzenleme bulunmamakta olup, 6098 sayılı Kanun'un borçlu temerrüdüne ilişkin genel hükümlerinin dava konusu olaya uygulanması gerekmektedir. Öncelikle bu kapsamda davalının geç teslim yani temerrüt iddiaları değerlendirilmeli ve davalının temerrütten kaynaklı olarak uğradığı zararları davacıdan talep edip edemeyeceği sonuçlandırılmalıdır. Davacı ve davalı arasında ürünlerin davalıya teslimine yönelik kesin/belirli vade içeren bir sözleşme bulunmamakta olup, taraflarca sunulan delil ve belgeler incelendiğinde davacının davalıya işlerin yapılarak ürünlerin teslimi için kesin bir vade vermediği, taraflar arasındaki yazışmalara göre taraflarca üzerinde mutlaka anlaşılmış belirli bir vadenin de söz konusu olmadığı gibi davacı tarafından da kabul ve taahhüt edilmiş ürünlerin teslimi için kesin/belirli bir vade bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Kanun'un temerrüdü düzenleyen 117. Maddesi şu şekildedir: "MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. 6102 sayılı Kanun'un tacirler arasında temerrüt ihtarını düzenleyen 18. Maddesinin 3. Fıkrasında ise şu düzenleme bulunmaktadır: "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." İlgili hükümler bir arada değerlendirildiğinde ve tarafların tacir olduğu gözetildiğinde davacının davalıya yönelik temerrüt ihtarını ve temerrütten kaynaklı seçimlik haklarına yönelik ihbar ihtarlarını 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrasındaki iletişim araçları ile yapması gerekmekte olup, davalı tarafından davacıya teslim temerrüdüne ilişkin ilgili ihtarların yapıldığına dair bir delil sunulmamıştır. Bu bağlamda taraflar arasında belirli veya kesin vade niteliğinde bir teslim tarihinin belirlendiğine yönelik olarak davalı tarafından tarafların anlaştığına dair davacıdan sadır herhangi bir yazılı delil sunulmadığı gibi 6098 sayılı Kanun'un 124. Maddesi gereğince temerrüt için ayrıca süre verilmesini gerektirmeyen bir durumun da söz konusu olmadığı, davalı tarafından davacıya geç teslim ve temerrüde dair 6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrası kapsamında herhangi bir ihtar gönderilmediği dolayısıyla temerrütten söz edilemeyeceği, kesin vadenin iddia ve ispat edilememesi karşısında davalının geç teslime yönelik temerrüt iddiası için davacıyı temerrüde düşürmesi gerektiği ve fakat bu yönde herhangi bir ihtarın gönderilmemesi nedeniyle davacının teslim süresinde temerrüde düştüğünden söz edilemeyeceği anlaşılmakla davalının geç teslim ve geç teslimden kaynaklı zarara uğradığı ve temerrütten kaynaklı bu zararın davalıdan tahsil edilebileceğine yönelik savunmalarının ve dolayısıyla reklemasyon faturasının da yerinde olmadığı ve davacının davalıdan olan alacağından mahsup edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalının geç teslimden kaynaklı olarak zarara uğradığını ve temerrütten kaynaklı seçimlik haklarını kullanabileceğine yönelik savunmasını ispatlayamadığı anlaşılmakla davacının iş bedelinin tamamına hak kazandığı, davalının temerrüde yönelik iş bedelinden mahsup savunmalarının yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından ürünlerin bir kısmına yönelik ayıp iddialarında da bulunulmuş ise de yukarıda detaylıca değerlendirildiği üzere davalı tarafından davacıya kesilen 2 iade faturasının davacı tarafından kabul edilerek defter ve kayıtlarına işlendiği ve davalı borcundan mahsup edildiği bu 2 fatura yönünden taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunu aşan miktar yönünden ise davalı tarafından ürünlerin tamamının yurtdışına gönderildiği ayıp incelemesi yönünden incelemeye ibraz edilebilecek ürün olmadığı bildirilmiştir. Bu bağlamda davalı tarafından yukarıda belirtilen davacının kabulünde olan 2 iade faturası haricinde aşan miktara yönelik ayıp iddiasında bulunulmuş ise de ayıp iddiasına konu kumaşların incelemeye sunulamayacağı tamamının yurt dışına gönderildiğini beyan ettiği, ayıp iddiasına yönelik olarak ürünlerin davalı tarafından teslim alındığı ve ayıbın tespit edildiği sırada davalı tarafından yaptırılmış bir delil tespitinin de bulunmadığı bu suretle davalının aşan miktara yönelik ayıp iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "kumaşların temin edilememesi durumunda ise bu durumda ayıpların niteliği ve onarım bedeli konusunda inceleme yaptırılması imkânı kalmadığından davanın reddine karar verilmesi ayrıca tarafların icra inkâr ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinden ibarettir (Emsal Yarg. 15. H.D.... E. ...K. 25.1.2016 T.; Yarg. 15. H.D....E. ... K. 28.4.2014 T.; Yarg. 15. H.D....E. ...K. 16.5.2011 T.; Yarg. 15. H.D.... E. ... K. 29.12.2005 T.)." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi ise ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Taraflar arasında eser sözleşmesinin varlığı hususunda bir uyuşmazlık yoktur. İş sahibi olarak davalının aldığı mallarda ayıplı olduğunu davalının müşterisi Roman şirketi davalıya bildirmiştir. Davalı ayıbın ve zararın varlığını öncelikle ispat ile yükümlüdür. Ayıplı olduğu iddia edilen mallar bilirkişiye ibraz edilememiştir. Dosya kapsamında davalı tarafından yapılmış bir ayıp tespiti de yoktur. Davalı tarafça kesilen reklamasyon faturası , davacı tarafça davalıya iade edilmiş ve kabul edilmemiştir. Açık ayıp durumunu davalı tespit edince, davacıya bildirmekle yükümlüdür. Davamızda davalı ürünleri 3. Kişi dava dışı firmaya satmıştır. Dolayısıyla davalı zararını ispatlamış durumda değildir. Dosya safahatı değerlendirildiğinden mahkemenin bilirkişi raporlarını da göz önüne alarak davalının zararını ispatlayamadığını ve süresinde açık ayıp ihbarını yapmadığını belirleyerek davayı kabulü hukuka uygundur. Davalı defterlerinde davacının alacak iddia ettiği faturalar kayıtlıdır. Bu sebeple davalı vekilinin istinaf sebebi olarak bildirdiği alacağın likit olmadığı iddiası yerinde değildir. İlk derece mahkemesinin kararı hukuka uygun olup , davalı vekilinin tüm istinaf sebepleri hukuken isabetsizdir." Sonuç olarak davacı ile davalı arasındaki kumaş alım satış ilişkisine istinaden davacı tarafından davalıya kesilen yalnızca kumaş satış faturalarının (kur farkı hariç) 73.751,92 USD olduğu, davalı tarafından düzenlenen ve davacı defterine işlenerek davalı borcundan mahsup edilen iadeler 4.337,30 USD, çekler 63.435,73 USD olarak tespit edilmiş olup, davacı tarafından kesilen toplam fatura bedelinden davalının iadeleri ve ödemeler mahsup edildiğinden davalının cari hesap bakiye borcu 5.978,89 USD olarak ispatlandığı anlaşılmakla davacının davasının kısmen kabulü ile 5.978,89 USD asıl alacak yönünden davalının itirazının iptaline ve takibin devamına, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından işleyecek faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının 3095 sayılı Kanun'un 4/a Maddesine göre işleyecek faiz oranı talep edebileceği anlaşılmakla ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Davaya konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu anlaşılmakla tazminat koşullarının oluştuğu değerlendirilmiş; itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 50.832,52-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından da tazminat talep edilmiş olup, itirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 0,85-TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Buna göre; Davaya konu ... 10. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyasında 5.978,89-USD asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 50.832,52-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-İtirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 0,85-TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 18.380,05 TL harçtan, peşin yatırılan 3.324,18 TL harcın düşümü ile geri kalan 15.055,87 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 5-Davacı tarafından yapılan 3.324,18 TL Peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı 9.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 150,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 13.206,18 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 13.205,95 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6- Kabul red oranına göre belirlenen 5.999,40 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 0,60 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, 7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 8- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 4,50 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/10/2026
Katip ¸e-İmzalıdır.
Hakim ¸e-İmzalıdır.