Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2341 E. 2026/1771 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2341
- Karar No
- 2026/1771
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2341
KARAR NO: 2026/1771
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :... 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (Kapatılan Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi)
TARİHİ: 11/11/2021
NUMARASI: 2020/383 2021/998
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) Taraflar arasındaki yönetim kurulu ve genel kurulda alınan kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve kayyum atanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'un, ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... Ticaret Sicil Numaralı ve ...Mersis Numaralı .... A. Ş. hisselerinin % 50 (yüzde elli) sine sahip olduğunu, müvekkiline herhangi bir bildirim yapılmaksızın toplantı yapılması sebebi ile; davalı şirket yönünden; davalı şirketin 02 Mart 2020 tarihli, ...sayılı, 04 Şubat 2020 tarihli, ... sayılı ve 03 Aralık 2019 tarihli, ... sayılı Yönetim Kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise anılan kararların iptaline, davalı şirketin 29 Şubat 2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurulunun ve genel kurulda alınan bütün kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde iptaline, davalı şirket ve diğer davalılar yönünden; davalı şirketin genel kurulunun usulüne uygun toplanması, yönetim kurulunun usulüne uygun teşekkül ettirilmesi ve yine usulüne uygun genel kurul ve yönetim kurulu kararları alınması için davalı şirkete kayyum atanmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, savunmasında özetle; Genel kurul kararlarında gerekli nisabın sağlandığını, toplantıların davacı ...'un bilinen adresine tebligat yapıldığını, davacının iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu beyan ederek taleplerin zamanaşımından reddine karar verilmesini, aksi halde haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "davacı, davalı şirkette %50 pay sahibi olup, 03.03.2017 tarihli 2017/03 sayılı yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu üyesi olduğu, buna göre diğer yönetim kurulu üyesi ... ile müşterek imza ile şirketi temsile yetkili olduğu, daha sonra davacıya herhangi bir bildirim olmaksızın şirket yönetim kurulunun diğer yöneticiler ... ve ...'ın katılımı ile 03.12.2019 tarihinde gerçekleştirilip, alınan ... sayılı karar ile ... ve ...'ın birlikte atacakları imza ile şirketi temsil edebilmelerine olanak sağlayacak şekilde karar alındığını, bu surette davacının yönetim yetkisinin etkisiz hale getirildiğini, daha sonra yine müvekkiline bildirilmeyen ve aynı yöneticilerin katılımı ile yapılan yönetim kurulunda alınan 04.02.2020 tarihli 2020/1 sayılı dava konusu karar ile 29.02.2020 tarihli genel kurul kararının alındığını, genel kurula ilişkin de davacıya yasaya uygun çağrı yapılmadan genel kurulun icra edildiğini, genel kurulda TTK'nın 436. maddesi kapsamında oydan yasaklı olanların oylarıyla kararlar alındığı ileri sürülmüştür.
Dava dışı şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenen irsaliyeli faturanın itibar edilen 07/09/2021 tarihli bilirkişi raporunun 3.3 maddesinde açıklanan ve tespit edilen gerekçelerle usulsüz bir işlem olduğu, dava dışı şirketin bu faturayı düzenlemesinin tamamen davalı şirketin alacak bakiyesinin kapatılmaya
ve davalı şirketi borçlandırmaya yönelik olduğu, davalı şirket açısından adil davranılmadığı, bu hali ile de şirketin kötü yönetilmesine sebebiyet verildiği, bu yapılan işlemler ile davacı tarafın gelir kaybına sebebiyet verildiğinin tespit edildiği, davacı iddiaları, sunulan yönetim kurulu kararları ile dava konusu genel kurula ilişkin toplantı tutanağı örneği, davalılar adına sunulan cevap dilekçesi ve ekleri kapsamında, yönetim kurulu toplantılarından yönetim kurulu davacının haberdar edildiğine ilişkin dosya bu aşamaya kadar bir belge sunulmadığı görülmektedir.
Butlanla sakat olduğu iddia edilen kararların alındığı yönetim kurulu toplantılarının davacıya usulüne uygun davet ve bildirim yapılarak gerçekleştirildiğine dair bir kanıt sunulmadığından, iptali istenen genel kurul toplantısında alınan kararlarının da butlanla sakat yönetim kurulu kararına dayalı olarak yapıldığı yönündeki iddialar yönünden ispat koşullarının oluştuğu, bu durumda TTK m. 390/4 maddesi gereğince kararın çağrısız usulle elden dolaştırma sureti alındığının kabulü gerekeceği, bu ahval dahilinde söz konusu kararların geçerlilik şartının kararın tüm üyelere sunulması olması nazarında; TBK m. 27/1 deki butlan sebeplerinden olan “Kanunun Emredici Hükümlerine Aykırılık” yönünden ve TTK m.390/4 fıkrası uyarınca çağrısız usulle yapılan yönetim kurulu toplantısının geçerlilik şartı olan “Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması” şartı olayda gerçekleşmediğinden dava konusu yönetim kurulu kararlarının butlanla batıl olduğu, 29.02.2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait Olağan Genel Kurulun, butlanla batıl Yönetim Kurulu kararı uyarınca toplanmış olması sebebiyle yoklukla malul olduğunun kabul edilebileceği gibi davacı ortağın toplantı gün ve saatinden usulüne uygun şekilde haberdar edildiğini kabule yarar dosya içeriği bilgi, belge olmadığından yoklukla malul olduğu ve olayda TTK m. 446/1-(b)’de, aranan “aykırılık” ile “karar” arasında “illiyet bağının bulunduğu, davacının toplantıya katılmış ve olumsuz oy kullandığı düşünüldüğü takdirde olumlu oyların oranı, davacının şirketteki hisse oranı itibariyle alınan kararların sonucunu değiştirici etkisi dikkate alınarak 29/02/2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurul kararlarının da yoklukla malul olduğu ve 02/03/2020 tarihli ...sayılı 04/02/2020 tarihli, ... sayılı 03/12/2019 tarihli, ... sayılı yönetim kurulu kararlarının butlanla batıl olduğunun kabulünün gerekeceği, davalı şirket yönetiminde boşluk ve organ eksikliği bulunmadığı ve ... BAM. 14. HD. 2020/2093 esas 2021/157 karar sayılım ilamı ile yerinde görülen mahkememizin 26/10/2020 tarihli ara kararın gerekçesi dikkate alındığında şirkete kayyım atanmasına ilişkin talebin reddine " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile; ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil nolu ...Anonim Şirketi'nin 02/03/2020 tarihli ...sayılı 04/02/2020 tarihli, ... sayılı 03/12/2019 tarihli, ... sayılı yönetim kurulu kararlarının butlanla batıl olduğunun tespitine, 29/02/2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurul kararlarının da yoklukla malul olduğunun tespitine, kayyım taleplerinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece eksik hatalı, taraflı ve hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek hukuka aykırı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, davacının talep etmiş olduğu genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının iptaline yada yok hükmünde sayılmasına ilişkin taleplerine dair zamanaşımı ve diğer itirazların değerlendirilmediğini, şirket yönetim kurulu üyesi, ...ın kendisinin de yönetim kurulunda bulunması sebebi ile temsilde bulunmak istediğini belirtmesinin akabinde bu hususta şirket yönetim kurulu üyesi olan davacının avukatına mail atıldığını ve telefonla müteakip defalar aranarak bilgi verildiğini, ilgili telefon ve mail çağrılarına rağmen davacının hiçbir dönüş yapmadığını, TTK. hükümleri doğrultusunda, şirket yönetim kurulunun toplanarak oy çokluğu ile temsil hususunda karar verildiğini, davacının yönetim kurulu üyeliği ve temsil yetkisinde hiçbir değişiklik olmadığını, bilirkişi raporunda, 22/10/2020 tarihli duruşmada dosyaya sunulan delillerin değerlendirilmediğini, davacının imza atmış olduğu hazirun cetvelinde belirtilen davacının adresine usulune uygun olarak tebligat gönderildiğini, herhangi bir adres değişikliği olması halinde bu durumun ilgili hissedar tarafından şirkete bildirilmesi gerektiğini, dosyaya ibraz edilen ... iadeli taahhütlü mektup alındılarında da görüleceği üzere davacıya yapılan tebligatın genel kurul çağrılı olarak yapıldığını, TTK 414. maddesinde ''genel kurul toplantısına, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrı yapılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır.
Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.'' hükmünün bulunduğunu, davacının 03 Mart 2017 tarihli Genel Kurul Hazirun Cetvelinde bulunan adresine tebligat yapıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Davalı şirketin 02 Mart 2020 tarihli, ...sayılı, 04 Şubat 2020 tarihli, ... sayılı ve 03 Aralık 2019 tarihli, ... sayılı Yönetim Kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise anılan kararların iptaline, 29 Şubat 2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurulunun ve genel kurulda alınan bütün kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde iptaline, davalı şirket ve diğer davalılar yönünden; davalı şirketin genel kurulunun usulüne uygun toplanması, yönetim kurulunun usulüne uygun teşekkül ettirilmesi ve yine usulüne uygun genel kurul ve yönetim kurulu kararları alınması için davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davaya konu yönetim kurulu kararlarının butlanla batıl olduğunun tespitine, genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, kayyım atanması talebinin reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalılar vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı, davalı şirkette %50 pay sahibi olup, 03.03.2017 tarihli 2017/03 sayılı yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu üyesi olduğu, buna göre diğer yönetim kurulu üyesi ... ile müşterek imza ile şirketi temsile yetkili olduğu, daha sonra davacıya herhangi bir bildirim olmaksızın şirket yönetim kurulunun diğer yöneticiler ... ve ...ın katılımı ile 03.12.2019 tarihinde gerçekleştirilip, alınan ... sayılı karar ile ... ve ...'ın birlikte atacakları imza ile şirketi temsil edebilmelerine olanak sağlayacak şekilde karar alındığını, bu surette davacının yönetim yetkisinin etkisiz hale getirildiğini, daha sonra yine müvekkiline bildirilmeyen ve aynı yöneticilerin katılımı ile yapılan yönetim kurulunda alınan 04.02.2020 tarihli 2020/1 sayılı dava konusu karar ile 29.02.2020 tarihli genel kurul kararının alındığını, genel kurula ilişkin de davacıya yasaya uygun çağrı yapılmadan genel kurulun icra edildiğini, genel kurulda TTK'nın 436. maddesi kapsamında oydan yasaklı olanların oylarıyla kararlar alındığını ileri sürmüştür.
TTK'nın 390/1. maddesiyle esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulunun üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanıp, kararlarını da toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğuyla alacağı hüküm altına alınmıştır. Yönetim kurulu toplantılarında her üyenin bir oy hakkı bulunmaktadır. Yönetim kurulunun toplantıya davet usulü TTK nda düzenlenmemiştir.
Ortak kabul, toplantıdan haberdar edecek ve herhangi bir uyuşmazlık çıktığında bu hususu ispat için yeterli vasıtalarla davetin yapılmış olmasıdır. Dosya kapsamında yönetim kurulu kararlarının alındığı toplantıya davacının çağrıldığına dair delil mevcut değildir. Toplantının çağrısız usulle yapıldığının kabulü halinde TTK m.390/4 fıkrası “Üyelerden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu kararları, kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı, karar şeklinde yazılmış önerisine, en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle de verilebilir. Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması bu yolla alınacak kararın geçerlilik şartıdır” hükmü uyarınca önerinin davacı yönetim kurulu üyesine yapılmış olması kanunun amir hükmü gereğince geçerlilik şartıdır.
Davacıya bu yönde bir öneri yapıldığına dair de dosya kapsamında bulunmamaktadır. TTK m.390/4 fıkrası uyarınca çağrısız usulle yapılan yönetim kurulu toplantısının geçerlilik şartı olan “Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması” şartı olayda gerçekleşmediğinden dava konusu yönetim kurulu kararları yok hükmündedir.
Davacı iddiaları, sunulan yönetim kurulu kararları ile dava konusu genel kurula ilişkin toplantı tutanağı örneği, davalılar adına sunulan cevap dilekçesi ve ekleri kapsamında, yönetim kurulu toplantılarından yönetim kurulu davacının haberdar edildiğine ilişkin dosyaya bir belge sunulmadığı görülmektedir. Kararların alındığı yönetim kurulu toplantılarının TTK'nın 390-391 maddesi kapsamında davacıya usulüne uygun davet ve bildirim yapılarak gerçekleştirildiğine dair bir kanıt sunulmadığından yönetim kurulu kararları yok hükmündedir.
Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da düzenlenmemiştir. 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Maddede genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı TBK nın 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir.
Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir. (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ..., 1993, s. 378).
Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı TMK nın ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, ... 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37).
Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır (Yargıtay 11. HD'nin 2021/5560 E., 2023/2238 K. sayılı ve 11/04/2023 tarihli ilamı).
Bu açıklamalar ışığında; 29.02.2020 tarihli olağan genel kurulda alınan kararlar yok hükmündedir. Anonim şirketler TTK'nun 365.maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme yoktur.
Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nın 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına gelmektedir.Anonim şirketler TTK'nun 365.maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme yoktur. Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nın 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına gelmektedir.
Davacı vekilinin davalı şirketin genel kurulunun usulüne uygun toplanması, yönetim kurulunun usulüne uygun teşekkül ettirilmesi usulüne uygun genel kurul ve yönetim kurulu kararları alınması için kayyım atanmasınına yönelik talep içeriğinden yönetim kayyımı atanmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.Davalı şirket yönetiminde boşluk ve organ eksikliği bulunmadığı da dikkate alındığında, şirkete kayyım atanmasına ilişkin red kararı isabetlidir.
Yargıtay HGK'nun 2017/11-2924 esas 2018/1935 karar sayılı ve 13.12.2018 tarihli ilamı ile " şirket davalarında yargılama usulünün düzenlendiği TTK 1521. maddesinde açılacak davalarda basit yargılama usulünün uygulanacağı, dava basit yargılama usulüne tabi olmakla davalının cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmadığı anlaşılmış, Mahkemece bu yönde inceleme yapılmadığı görülmüştür. Genel kurul kararının yok hükmünde olması, hukuki yararı bulunan herkes tarafından, herhangi bir süreye bağlı olmadan ileri sürülebilir. Yine yönetim kurulu kararlarının yok hükmünde olması durumunda da mevzuatta bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, resen gözetilen sebeplerle HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın kısmen kabulü ile; ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil nolu ...Anonim Şirketi'nin 02/03/2020 tarihli ...sayılı 04/02/2020 tarihli, ... sayılı 03/12/2019 tarihli, ... sayılı yönetim kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine,
-29/02/2020 tarihli 2017-2018 yıllarına ait olağan genel kurul kararlarının da yoklukla malul olduğunun tespitine,
-Kayyım taleplerinin reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL harçtan peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile eksik 677,60 TL harcın davalılardan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan 2.659,00 TL posta masrafı ile toplam harç gideri 116,60 TL ki toplam 2.775,60 TL. yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine,
4-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 45.000,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine,
6-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davalılar vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine,
b-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL, posta ve tebligat gideri 200,00 TL olmak üzere toplam 420,70 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davalılar verilmesine,
7-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle 08/10/2026 tarihinde karar verildi.