Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/4261 E. 2026/4136 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/4261
- Karar No
- 2026/4136
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2025/3 E., 2026/1 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de inceleme konusu dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde temyizde duruşmaya tâbi davalar arasında belirtilmediğinden, duruşma isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket ... Geri Kazanım Sanayi ve ... AŞ (... Şirketi) ile Birleşik ...-İş Sendikası arasında imzalanan 16.08.2023 tarihli toplu iş sözleşmesinin ücret zammına ilişkin olarak, Türkiye ... Sanayicileri Sendikası ile Sendika arasında sonradan imzalanan grup toplu iş sözleşmesindeki zam hükmüne yapılan atfın nasıl uygulanacağına ilişkin yorum farkından dolayı uyuşmazlık meydana geldiğini, bu uyuşmazlığın taraflar arasında müteaddit defalar gerçekleştirilen görüşmelere ve toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca oluşturulan Uyuşmazlık Çözüm Kurulu istişarelerine rağmen çözümlenememesi üzerine toplu iş sözleşmesi hükümleri gereği tahkim başvurusunun yapılması zaruretinin hasıl olduğunu, gerekçeli tahkim kararının 02.12.2024 tarihinde taraflarına tebliğ edildiğini, tavzih-tamamlama talebinde bulunmalarına karşın Tahkim Heyetince olumlu ya da olumsuz bir karar alınmadığını, gerekçeli Hakem Heyeti kararının kamu düzenine ağır aykırılığa yol açtığını, Hakem Heyetince gerçekleştirilen iki oturumun da taraflarına bilgilendirme yapılmaksızın taraf Sendika merkezinde gerçekleştirildiğinin öğrenildiğini, bu durumun taraf Sendikanın sürece doğrudan yahut dolaylı olarak müdahale imkânına sahip olmak suretiyle adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle 20.11.2024 tarihli tahkim kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tahkim kararına karşı iptal davasının bir aylık süre içerisinde açılması gerektiğini, tahkim kararının 20.11.2024 tarihli olduğunu, süresinde açılmayan davanın usulden reddi gerektiğini, ... Şirketi tarafından 01.09.2023 tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesi gereğince uygulanması gereken zamların bilinçli olarak eksik uygulandığını ve söz konusu yanlış uygulamaya ve ücretlerin eksik ödenmesine ilişkin olarak müvekkili Sendika ile işverenlik arasında yapılan görüşmelerde konu çözüme kavuşturulamadığından müvekkili Sendika tarafından konunun Uyuşmazlıklar Çözüm Kuruluna götürüldüğünü ancak burada da sonuç alınamadığını, daha sonra işverenlik tarafından toplu iş sözleşmesinin 23. maddesi uyarınca özel hakem kuruluna başvurulduğunu, yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesine göre uygulanacak olan zam tutarları açık olmasına karşın başvurucu işverenlik tarafından 01.09.2023 tarihinden itibaren geçerli olan zam ile sonraki dönemlere ilişkin zamların eksik uygulanarak işçiler yönünden eksik ücret ödenmesine ve hak kayıplarına neden olunduğunu, davacı tarafın hakem toplantısının müvekili Sendikanın binasında yapılmasından bahisle müvekkili Sendikaya savunma hakkı verildiğini iddia ettiğini, ulaşım kolaylığı nedeniyle müvekkili Sendikanın toplantı salonunun talep edildiğini, müvekkili Sendikanın salon tahsisi dışında herhangi bir sürece müdahil olmadığını, davacı tarafça seçilen hakem tarafından da söz konusu hususa herhangi bir itiraz olmadığını, hakem heyetinin toplantının nerede olacağına karar verebildiğini, davacı tarafın, hakem süreci boyunca herhangi bir itirazda bulunmadığı hususu iptal davasına gerekçe yapmasının iyiniyetten uzak olduğunu, davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir. III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin (İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla) 06.03.2025 tarihli kararı ile; tahkim kararının davacı ... Şirketi vekiline 02.12.2024 tarihinde tebliğ edildiği, iptal davasının 1 aylık yasal süre içerisinde en geç 02.01.2025 tarihinde açılması gerekirken, süresi geçirilerek 03.01.2025 tarihinde açıldığı gerekçesiyle "Açılmış bulunan davanın süre yönünden usulden REDDİNE" karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 06.03.2025 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, UYAP ile oluşturulan elektronik ortam kayıtlarına göre dava dilekçesinin 02.01.2025 tarihinde ve saat 23.53'te sisteme kaydedildiği, dava yasal süresi içinde açıldığından, Mahkemece işin esasının incelenmesi ve esasa dair hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyulan bozma kararı doğrultusunda işin esası incelenmiş, davacının iddiasına konu Özel Hakem Kurulu kararında 6100 sayılı Kanun'un 439. maddesi kapsamında iptal kararı verilmesini gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı, iptal davasına konu kararın kamu düzenine aykırılığının da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tahkim sürecinin gerek taraf Sendika ile maddi-manevi menfaat birliği içerisinde olan ve Sendika tarafından taraflılığı davaya verilen cevap dilekçelerinde de dolaylı olarak teyit edilen hakem Avukat M.Ö'nün hakemliği, tahkim yerinin taraf Sendika merkezi olarak seçilmesi, tahkim kararındaki usuli eksiklikler ve bu eksikliklerin düzeltilmesine yönelik tavzih-tamamlama taleplerine yer verilmemesi gibi olguların birlikte değerlendirilmesi sonucu tarafsız olarak yürütülmediğini, bu suretle tarafların eşitliği ve adil yargılanma ilkesine, hakemlerin seçimi ve tarafsızlığına dair hükümlere aykırılık dolayısıyla iptali gerektiğini, bilhassa davalı Sendika tarafından belirlenen hakem Avukat M.Ö'nün tahkim sürecini taraflı, yanlı olarak yürüttükleri yönünde çok kuvetli şüpheler doğurduğunu, bunun yanında Avukat M.Ö. hakkında halka açık kaynaklardan yapılan araştırmalardan M.Ö'nün kariyeri boyunca sendikal hareketlerde yer aldığı, yayınlarında sendikaların hukukun deli gömleğini yırtması gerektiği, iş hukukunun işçiyi koruma hukuku olduğu gibi son derece taraflı sendikal söylemleri benimsediği, taraf Sendika ile yakın ilişkiler içerisinde olup Birleşik ... İş Sendikasınca çıkarılan Çalışma ve Toplum dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendiği de görüldüğünde Sayın M.Ö'nün bağımsız ve tarafsız bir hakem olarak değil adeta taraf Sendika vekili olarak tahkim sürecinde hareket ettiği yönünde çok kuvvetli şüphe oluştuğunu, yine Hakem Heyetinin gerekçeli kararında, tahkim sürecinde yer alan hakemlere taraf hakemi ve tarafsız hakem olarak atıf yapılmış olmasının, içeriğinde pek çok usuli eksiklikle birlikte yargılama masrafları ile hakem ücretlerine de yer verilmemesi dolayısıyla yapılan tavzih-tamamlama taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Hakem Heyetinin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğünü, tahkim sürecinin müvekkili Şirkete haber verilmeksizin Sendika merkezinde yürütülmüş olmasının, bunun zorunlu olmasına rağmen tahkim kararına dahi işlenmemesinin, taraf Sendikanın doğrudan yahut dolaylı olarak tahkim sürecine müdahale etmesine veyahut kendi iddialarını hakemler nezdinde fiilen savunabilmesine olanak sağladığını, bu durumun eşitlik ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, Sendikanın cevabında bu duruma gerekçe olarak ulaşım kolaylığı gösterilmişse de taraf Sendika ile müvekkili Şirket merkezi arasında sadece birkaç km ve bir metro durağı mesafe olduğunu ve dünyanın sayılı büyük şehirlerinden biri olan İstanbul'da Hakem Heyetinin uyuşmazlığın tarafı Sendika merkezi dışında başka bir yer bulamamasının gerekçesinin tek başına ulaşım kolaylığı olamayacağı olguları karşısında Sendika cevabının hiçbir tutarlılığının bulunmadığının da açık olduğunu, tahkim konusu uyuşmazlığın uzmanlık gerektiren ve tek başına hukuki bilgi ile çözümlenemeyecek, vergiler ve mali yükümlülüklerle iş hukuku alanında nitelikli hesaplama gerektirmesi dolayısıyla bilirkişi incelemesi gerektirdiğini, hakemlerden Prof. Dr. İ.S'nin sigorta ve iş sağlığı güvenliği alanında bilirkişi olduğunu, vergi ve mali yükümlülüklerle iş hukuku alanında nitelikli hesaplama yapmak bakımından uzmanlığa sahip olmadığını, Hakem Heyeti kararında net ücret uygulamasında artan vergisel yasal yükümlülüklerden işverenin tek başına sorumlu olacağı belirtilmişken, vergisel yasal yükümlülüklerde azalma olması hâlinde bunun çalışana yansıtılacağı şeklinde esasen kendi gerekçesi ve net ücret anlaşması ile çelişen bir karar tesis etmekle sürpriz karar yasağına aykırı gerekçe oluşturulduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Dayanak Uyuşmazlık, hakem kararının iptali istemine ilişkindir. Tahkim yargılaması, hukuki uyuşmazlıkların Devlet mahkemeleri yerine tarafların seçtiği hakemler eliyle çözülmesini sağlayan alternatif bir yargılama yöntemidir. Bir hukuk uyuşmazlığının tahkim yoluyla çözülebilmesi için uyuşmazlığın tahkime elverişli olması gerekir. 6100 sayılı Kanun’un 408. maddesine göre tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildikleri konular tahkime elverişlidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas, 2018/4 Karar sayılı kararına göre de "… Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir. ..." Özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların mahkemeler dışında tahkim yolu ile çözümü, tarafların yapacağı bir tahkim sözleşmesiyle mümkündür. Başka bir anlatımla tahkim sözleşmesi, tahkim yargılamasının temelini oluşturur (..., Muhammet Özekes, ... Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Cemil Simil, Efe Dırenisa, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, İstanbul, 2025, s. 4513). 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) "Özel hakeme başvurma" kenar başlıklı 52. maddesinin 1. ve 2. fıkraları şöyledir: "(1) Taraflar, anlaşarak toplu hak veya çıkar uyuşmazlıklarının her safhasında özel hakeme başvurabilir. (2) Toplu iş sözleşmesine, taraflardan birinin başvurması üzerine özel hakeme gidileceğine dair hükümler konulabilir. Toplu iş sözleşmesinde aksine hüküm yoksa 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun özel hakeme ilişkin hükümleri uygulanır. Toplu hak uyuşmazlıklarında özel hakem kararları genel hükümlere tabidir." Hüküm, toplu hak uyuşmazlıklarında tahkimi zorunlu kılmamış, tarafların ortak iradesine bırakmıştır. Taraflar toplu iş sözleşmesine bir tahkim şartı koyarak veya uyuşmazlık çıktıktan sonra tahkim sözleşmesi yaparak bu yolu açabilirler. Toplu iş sözleşmesinin tarafları arasında sözleşme hükümlerinin uygulanması veya yorumlanması konusunda ortaya çıkan uyuşmazlık, toplu hak uyuşmazlığı olarak nitelendirilmektedir. 6356 sayılı Kanun'un 52. maddesinin yukarıda belirtilen hükmü ile yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda taraflara Devlet yargısı yerine kendi seçecekleri hakemlerle bağlayıcı bir çözüm üretme hakkı tanımıştır. 6356 sayılı Kanun'da toplu hak uyuşmazlıklarında özel hakemin belirlenmesi ve yargılama usulü ile ilgili özel bir hükme yer verilmemiştir. 6356 sayılı Kanun’un 52/2 hükmünde "Toplu iş sözleşmesinde aksine hüküm yoksa 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun özel hakeme ilişkin hükümleri uygulanır." şeklinde öngörülen hüküm ile kanun koyucu, bu hususları kendi içinde düzenlemek yerine, doğrudan 6100 sayılı Kanun'un tahkim hükümlerine atıf yapmıştır. 6356 sayılı Kanun’un 52/2 hükmüne göre "Toplu hak uyuşmazlıklarında özel hakem kararları genel hükümlere tabidir." Buna göre toplu hak uyuşmazlığında verilen hakem kararı, 6100 sayılı Kanun uyarınca bir mahkeme kararı gibi kesinleşir ve icra edilebilir. Bu karara karşı açılacak iptal davasında mahkemeler esasa giremez, yalnızca 6100 sayılı Kanun'un 439. maddesinde belirtilen sınırlı usul şartlarını (tahkim sözleşmesinin geçersizliği, yetki aşımı vb.) inceleyebilir. Hakemlerin esasa dair verdiği karara karşı temyiz incelemesi, yalnızca 6100 sayılı Kanun'un 439. maddesinde sayılan iptal sebeplerinin bulunup bulunmadığı ile sınırlıdır. Hukukumuzda tahkime ilişkin hükümler, 6100 sayılı Kanun'un 407 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü ile ilgili hükümlere değinmek gerekmektedir. 6100 sayılı Kanun'un "Ret sebepleri" kenar başlıklı 417. maddesi şöyledir: "(1) Kendisine hakemlik önerilen kimse, bu görevi kabul etmeden önce tarafsızlık ve bağımsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösteren durum ve koşulları açıklamak zorundadır. Taraflar önceden bilgilendirilmemiş oldukları takdirde hakem, daha sonra ortaya çıkan durumları da gecikmeksizin taraflara bildirir. (2) Hakem, taraflarca kararlaştırılan niteliklere sahip olmadığı, taraflarca kararlaştırılan tahkim usulünde öngörülen bir ret sebebi mevcut bulunduğu veya tarafsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösteren durum ve koşullar gerçekleştiği takdirde reddedilebilir. Taraflardan birisinin kendisinin atadığı veya atanmasına katıldığı hakemi reddetmesi, yalnızca hakemin atanma tarihinden sonra öğrenilen ret sebeplerine dayanılarak yapılabilir." 6100 sayılı Kanun'un "Tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkı" kenar başlıklı 423. maddesi şöyledir: "Taraflar, tahkim yargılamasında eşit hak ve yetkiye sahiptirler. Taraflara hukuki dinlenilme hakkını kullanma imkânı tanınır." 6100 sayılı Kanun'un "Tahkim yeri" kenar başlıklı 425. maddesinin 1. Fıkrası şöyledir: "Tahkim yeri, taraflarca veya onların seçtiği bir tahkim kurumunca serbestçe kararlaştırılır. Bu konuda bir anlaşma yoksa tahkim yeri, hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir." 6100 sayılı Kanun'un "Hakem kararının şekli, içeriği ve saklanması" kenar başlıklı 436. maddesinin 1. fıkrası şöyledir: "(1) Hakem kararlarında; a) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin ad ve soyadları, b) Tarafların ve varsa temsilcileri ile vekillerinin ad ve soyadları, unvanları ve adresleri, c) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi, ç) Bir sıra numarası altında açık ve kesin bir biçimde taraflara yüklenen hak ve borçlar ile yargılama giderleri, d) Karara karşı iptal davası açılabileceği ve süresi, e) Tahkim yeri ve kararın tarihi, f) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin tamamı veya çoğunluğunun imzaları ve karara eklenmiş ise karşı oy yazısı, gösterilir." Hakem kararının iptali davasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 439. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "(1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. (2) ... f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği, ... tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir." 2. Dosya Kapsamı İnceleme konusu davada, 01.03.20 23... .08.2025 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 21.06.2023 tarihinde davacı ve davalı tarafından imzalandığı, toplu iş sözleşmesinin 22/d hükmünde, taraflar arasında Uyuşmazlıkları Çözüm Kurulunda sonuçlandırılamayan bir uyuşmazlık çıkması durumunda, çözümü için tahkim yönteminin kararlaştırıldığı görülmektedir. Anılan hükme göre "Uyuşmazlıkları Çözüm Kurulu'nda karara bağlanamayan veya bağlanmasına rağmen uygulanmayan toplu uyuşmazlıklar, taraflardan birinin isteği ile Özel Hakem Kurulu'na yansıtılabilir. Konunun Özel Hakeme yansımasını isteyen taraf, bu isteğini yazı ile diğer tarafa bildirir." Toplu iş sözleşmesinin "Özel Hakem Kurulu Ve Çalışma Usulü" kenar başlıklı 23. maddesi ise şöyledir: "Taraflardan biri uyuşmazlığın konusu ile seçtiği hakemin kim olduğunu karşı tarafa bildirir. Karşı taraf bu bildiriyi aldığı tarihi izleyen 6 işgünü içinde kendi hakemini seçerek diğer tarafa bildirmek zorundadır. Bu süre içinde hakemini bildirmez ise diğer taraf şirket merkezinin kurulu bulunduğu yerdeki iş mahkemesine müracaatla karşı tarafın hakemini seçtirir. Her iki hakem seçildikleri tarihi izleyen 6 işgünü içinde toplanarak üçüncü tarafsız hakemi seçerler. Üçüncü tarafsız hakemin seçilmesinde hakemler anlaşamazlar ise üçüncü tarafsız hakemi, aynı şekilde şirket merkezinin kurulu bulunduğu yerdeki İş Mahkemesi seçer. Hakem heyetine üçüncü hakem başkanlık eder. Hakemler toplantı tarihini izleyen 20 gün içerisinde çoğunlukla karar verirler. Bu süre tarafların anlaşması ile uzatılabilir. Kararlar hakkında HMK ve ilgili kanun hükümleri uygulanır. Taraflar hakem masraflarını yarı yarıya depo ederler. Karar aleyhine sonuçlanan taraf, masrafların tamamını öder." Taraflar arasında toplu iş sözleşmesinin 44. maddesinin uygulanmasına yönelik uyuşmazlık söz konusu olduğundan tahkim yoluna başvurulduğu, Hakem Kurulunun 20.11.2024 tarihli kararı ile de oy çokluğu ile uyuşmazlığın karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili, Hakem Kurulunca yapılan iki toplantının da kendilerine bilgilendirme yapılmadan davalı Sendikanın merkezinde gerçekleştirildiğini, bu suretle adil yargılanma hakları ile hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini ve ayrıca davalı Sendika tarafından seçilen hakem M.Ö'nün bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmektedir. Davalı vekili, ulaşım kolaylığı nedeniyle müvekkili Sendikanın toplantı salonunun talep edildiğini, toplantıların müvekkili Sendika binasında yapılmasının tek nedeninin ulaşım kolaylığı olduğunu, bu konuda itirazda bulunulmadığını, müvekkili Sendikanın salon tahsisi dışında herhangi bir sürece müdahil olmadığını belirtmiştir. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk olarak Hakem Kurulunun iki toplantısını da davalı Sendikaya ait binada gerçekleştirmesi konusu değerlendirilmelidir. Yukarıda belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun'un "Tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkı" kenar başlıklı 423. maddesinde tarafların, tahkim yargılamasında eşit hak ve yetkiye sahip oldukları, taraflara hukuki dinlenilme hakkını kullanma imkânı tanınacağı düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 439/2-(f) hükmü gereğince "Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği" takdirde hakem kararı iptal edilmelidir. Burada taraflara yargılama sırasında hakemler tarafından eşit davranılması, eşit işlem yapılmasıyla adil davranılması kastedilmiştir (Pekcanıtez Usûl, s.4776). Tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına riayet ilkesi, tahkim yargılamasının başından sona ermesine kadar geçen dönem içerisinde, taraflar arasında sahip olunan hak ve yükümlülükler açısından tam bir eşitliğin ve dengenin kurulmasını ve bunun korunmasını zorunlu kılar (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Cilt II, ..., 2021, s. 396). Hakemler, 6100 sayılı Kanun’un 423. maddesi gereğince, yargılamanın ilk anından karar anına kadar taraflara karşı tam bir tarafsızlık ve eşitlik içinde olmak zorundadır. Buna göre hakemler, her iki tarafa da iddia ve savunmalarını mahkemeye sunması için eşit ve makul süreler tanımak zorundadır. Duruşma yapılmasına karar verilmişse, taraflara söz hakkının verilmesinde tam bir denge gözetilmelidir. Ayrıca hakemler, uyuşmazlığın esasına ilişkin olarak taraflardan biriyle diğer tarafın haberi ve izni olmadan tek taraflı iletişim kuramaz. Gönderilen her yazı veya belge mutlaka aynı anda diğer tarafa da iletilmelidir. Hakem, taraflara eşit muamele etmekle yükümlüdür. Hakem, izin verilen hâller dışında, taraflarla tek taraflı iletişime geçmemelidir. Rıza beyanının sunulduğu belgede, tahkime uygulanacak kurallarda aksi belirtilmedikçe veya taraflar arasında bu hususta aksi yönde bir anlaşma olmadıkça ya da istisnai durumlar dışında, taraf vekili veya taraflardan herhangi biri, hakem ile diğer tarafın bilgisi ve katılımı olmaksızın, doğrudan ya da dolaylı şekilde iletişim kuramaz (Tahkimde Hakemlerin Bağımsızlık ve Tarafsızlığının Sağlanması Konusunda Şeffaflığa İlişkin Kılavuz İlkeler, Türk Tahkim Akademisi, 2025, md.5). Bu açıklamalar ışığında belirtmek gerekir ki davacı tarafa bilgi verilmeksizin Hakem Kurulunun iki toplantısını da davalı Sendikaya ait binada gerçekleştirmesinin tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğu tartışmasızdır. 6100 sayılı Kanun'un 439/2-(f) hükmü gereğince "Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği" sabit olduğundan hakem kararı iptal edilmelidir. 3. İkinci olarak davacı vekilinin, davalı Sendika tarafından seçilen hakem M.Ö'nün bağımsız ve tarafsız olmadığına yönelik temyiz itirazı değerlendirilmelidir. Hakemler, Devlet mahkemelerindeki hâkimler gibi uyuşmazlıkları nihai ve bağlayıcı olarak karara bağladıklarından 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde dayanağını bulan adil yargılanma ilkesi, hakem yargılamasında da geçerlidir. Dolayısıyla tarafların özel bir yargılama olan tahkim sistemini tercih etmeleri onları temel bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkından tamamen feragat ettikleri anlamına gelmez. Adil yargılanma hakkı kapsamında hakemlerin bağımsız ve tarafsız olmaları, uyuşmazlığı çözerken hukuki dinlenilme ve savunma haklarını kullanmaları için taraflara eşit fırsatlar tanımaları ve kararlarını gerekçeli olarak vermeleri gerekir. Hakemlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı adil yargılamanın ve adaletli bir karar vermenin ön koşuludur. Bu bağlamda hakemler, yargılama süresince taraflara eşit mesafede olmak ve her türlü dış etkiden uzak kalmakla yükümlüdürler. Hakemin bağımsızlığı, hakem ile uyuşmazlığın tarafları, onların vekilleri veya davanın konusu arasında objektif, yapısal, maddi veya organik bir bağın bulunmamasını ifade eder. Tarafsızlık ise hakemin uyuşmazlığın taraflarına karşı eşit mesafede durması, ön yargısız olması ve davanın sonucuna karşı kişisel ya da duygusal bir menfaatinin bulunmamasıdır. Hakem yahut hakem kurulu, yargılama yapıp karar verdiğinden ve bir mahkeme konumunda olduğundan, tahkim yargılamasını gerçekleştirecek hakemlerin tarafsız ve bağımsız olmaları, vazgeçilmez bir şarttır. Bu, hakemlerin objektif ve adil karar vermeleri için bir zorunluluktur (Pekcanıtez Usûl, s. 4660). Tahkim yargılamasının taraf iradelerinden kaynaklandığından hareketle, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından, hakemler bağlamında sapma göstermek mümkün değildir. Hakemlerle taraflar arasında, herhangi bir bağın ya da bağlantının bulunmaması, bağımsızlıklarının temini açısından şarttır (Tanrıver, s. 363). Davacı vekili bozma kararından sonra sunduğu 22.01.2026 tarihli dilekçesi ile 27.01.2026 tarihli duruşma zaptında, davalı Sendika tarafından seçilen hakem M.Ö'nün davalı Sendikanın avukatlığını yaptığını ve davalı Sendikanın yayın organında görev aldığını beyan etmiştir. Dosyada mübrez belgede hakem M.Ö'nün davalı Sendika tarafından yayımlanan "Çalışma ve Toplum" isimli derginin yayın yönetmeni olarak görev yaptığının belirtildiği görülmektedir. Bu olgunun bir ret sebebi teşkil ettiği açık ise de bu konuda ilgili hakem tarafından da davacı tarafın bilgilendirilmediği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 417. maddesi uyarınca, hakemlik görevini kabul eden veya edecek olan kişi, tarafsızlığına gölge düşürebilecek her türlü ilişkiyi, durumu ve gerçeği gecikmeksizin taraflara yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Hakemin açıklama yükümlülüğüne ilişkin bu düzenleme emredici niteliktedir. Hakem, tarafların nazarında bağımsızlığının sorgulanmasına sebep olabilecek nitelikteki olay ve durumu, ayrıca tarafsızlığı hakkında makul şüphe doğurabilecek olguyu yazılı olarak taraflara, tahkim kurumuna ya da hakemi tayin eden diğer bir kuruma (kurumun mevcut olması ve ilgili kurumsal kuralların gerekli kılması hâlinde) ve mevcutsa diğer hakemlere beyan eder. Söz konusu durumlar tahdidi nitelikte olmayıp makul şüpheye yol açabilecek herhangi bir tereddüt durumunda dahi beyanda bulunulmalıdır. Bu beyan, tarafların hakemin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şüphelerinin, makul ve objektif bir üçüncü kişi tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirilebilmesini sağlayacak nitelik, kapsam ve açıklıkta olmalıdır (Tahkimde Hakemlerin Bağımsızlık ve Tarafsızlığının Sağlanması Konusunda Şeffaflığa İlişkin Kılavuz İlkeler, Türk Tahkim Akademisi, 2025, md. 3.1). Hakemin tarafsızlığını şüpheye düşüren sebeplerin yargılama bittikten veya karar verildikten sonra öğrenilmesi hâlinde, bu durum hakem kararına karşı açılacak bir iptal davasına konu edilebilir. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere hakemin tarafsızlığı ve bağımsızlığı tahkim bakımından vazgeçilmez bir şart olup hakemlerle taraflar arasında, yapısal, maddi veya organik herhangi bir bağın ya da bağlantının bulunmaması bir zorunluluktur. Bu itibarla hakem M.Ö'nün somut uyuşmazlıkta hakem olarak görev yapması da belirtilen yasal düzenlemelere aykırı olup bu durum da hakem kararının iptali sebebidir. 4. Üçüncü ve son olarak Hakem Kurulu kararında hakemlerin isimlerinin "Tarafsız Hakem", "Sendika Tarafı Hakemi" ve "İşveren Tarafı Hakemi" olarak nitelendirilmesi konusu değerlendirilmelidir. 6100 sayılı Kanun’un 416. maddesinde tarafların hakem veya hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmakta serbest oldukları belirtildikten sonra aksi kararlaştırılmamışsa hakem seçiminde uygulanacak usule de yer verilmiştir. Maddenin 1. fıkrasının (c) bendine göre "Üç hakem seçilecek ise taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar." Yukarıda belirtildiği üzere tahkim, Devlet yargısına alternatif, iradi bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Tarafların hakemlerini kendilerinin seçmesi tahkimin özünü oluşturur. Bununla birlikte bağımsızlık ve tarafsızlık, tarafların seçtikleri hakemler için de geçerlidir. Hakem, kendisini seçen tarafın avukatı veya temsilcisi değildir. Başka bir anlatımla hakem olarak seçilen kişi, kendisini seçen tarafa bağlı kalamaz veya onun menfaatlerini savunamaz. Hakemlik görevini kabul ettiği andan itibaren, tıpkı bir Devlet hâkimi gibi bağımsız ve tarafsız bir yargılama süjesi hâline gelir. 6100 sayılı Kanun’un hakem ve hakemlerin seçim usulünü düzenleyen 416. maddesi ile "Hakem kararının şekli, içeriği ve saklanması" kenar başlığını taşıyan 436. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, hakemin üç kişi olarak seçilmesi hâlinde başkan ve üyelerden oluşan bir "hakem kurulu"ndan söz edilir. Hakem kararının şekli ve içeriğini düzenleyen 436. maddesine göre hakem kurulunun başkan ve üyelerden teşekkül ettiği göz önünde bulundurularak kararda belirtilmesi gerekir. Bu itibarla, hakemlerin her birinin tarafsız ve bağımsız olarak görev yapması gerektiğinden, Hakem Kurulu kararında yapılan "Tarafsız Hakem", "Sendika Tarafı Hakemi" ve "İşveren Tarafı Hakemi" şeklindeki tavsif de hukuka aykırı olduğu gibi hakemlerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına da uygun düşmemiştir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında, davanın kabulü ile dava konusu hakem kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi (İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla) kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.