Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5294 E. 2026/2860 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5294
Karar No
2026/2860
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1857 E., 2025/1637 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 9. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2024/170 E., 2024/129 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin ... . Noterliğinin 02.10.2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı satış sözleşmesi ile davalıdan ... plakalı ... marka, ... 2026 model ikinci el aracı 37.000,00 TL'ye satın aldığını, müvekkilinin aracı satın alırken ekspertiz raporu aldırdığını ve herhangi bir değişen parçasının olmadığının belirtildiğini, Nazilli Sulh Ceza Hakimliğinin 21.09.2021 tarihli ve 2021/3274 Değişik İş sayılı kararı ile change olduğu iddiasıyla araca el konulduğu, Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının ... numaralı dosyası ile soruşturmanın devam ettiğini, müvekkilinin el koyma kararına kadar aracın change olduğundan haberinin olmadığını ileri sürerek; bilirkişi marifetiyle dava konusu aracın güncel değerinin tespit edilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00 TL'nin 21.09.2021 tarihinden itibaren işlemiş faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, inceleme yapılmak üzere araca tedbiren el konulduğunu, yapılan incelemeler bittikten sonra aracın son sahibine teslim edilme ihtimalinin olduğunu, buna karşılık aracın güncel piyasa değerinin tazminini talep etmenin sebepsiz zenginleşme mahiyetinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava dilekçesinde dava konusu aracın 37.000,00 TL bedelle satın alındığının bildirildiği, Nazilli Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/3274 Değişik İş sayılı dosyasındaki 21.09.2021 tarihli karar ile dava konusu araca change yapılmasında dolayı el konulmasına karar verildiği, dava konusu araca ilişkin İzmir Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 09.11.2021 tarihli raporunda, aracın orjinal şasi numarasını ihtiva eden şasi parçasının kesilerek alınmasından sonra başka bir araca ait şasi numarasının kaynakla nakil edilmek suretiyle aracın kimliğinin değiştirildiğinin tespit edildiği, davalının ifadesinde, aracı yanık vaziyette aldıktan sonra tamir ettirdiğini ve toplattırıp boyatmak suretiyle sattığını beyan ettiği, 15.09.2024 tarihli bilirkişi raporunda; aracın satış tarihinden el konulma tarihine kadar geçen süreçte davacının dava konusu araçtan yararlanma bedelinin 110.401,49 TL olduğunun bildirildiği, davacının zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca elde ettiği ya da etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek satış bedelini talep edebileceği, yararlanma bedelinin araç satış bedelini aştığı, mahsubun söz konusu olmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında akdedilen satış sözleşmesi kendiliğinden sona erdiğinden, davalının aracın satış sözleşmesinde yazılı satış bedelini davalıya iade ile yükümlü olduğu, davacının satın aldığı araç özel araç olup, Mahkemece, davacının ekonomik sosyal durumu ve aracı kullanma tarzına göre, bu özel aracın her gün kullanılarak gelir getirdiğinin de düşünülemeyeceği ve ayrıca satış tarihi, satış bedeli ve davalının da satış bedelini kullanması gibi somut olaya ilişkin diğer özellikler gözetilerek indirim yapılmaması gerektiği, davalının satış bedeli 37.000,00 TL'yi iade ile sorumlu olduğu, ancak "taleple bağlılık ilkesi" gereği 30.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile; 30.000,00 TL'nin 21.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulması yönünde karar tesis edilmiş ise de, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi ve taraflarına talep artırım için süre tanınmasının usul ekonomisi ilkesi gereği olduğu, müvekkiline davaya konu aracın güncel piyasa değerinin ödenmesinin gerektiğini ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satın alınan araca el konulması üzerine, zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 1.Davacı ...'in 02.10.2017 tarihinde davalı ...'ten davaya konu aracı satın aldığı, satın aldıktan sonra dava konusu aracın change edildiği gerekçesiyle Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/7458 Soruşturma numaralı dosyası ile muhafaza altına alındığı, Nazilli Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/3274 Değişik İş sayılı dosyası ile 21.09.2021 tarihinde araca el konulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, tarafların bilmemesine rağmen satım anında aslında var olan bir tehlikeye karşı davalı satıcının sorumlu olup olmayacağı ve bu sorumluluğun zapta karşı tekeffül hükümleri doğrultusunda çözülüp çözülemeyeceğidir.

2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise 6098 sayılı Kanunun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zapta karşı tekeffül borcudur. Zapta karşı tekeffül, satılan malın bir üçüncü kişi veya kamu gücünün iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebiyle alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanamamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır. Kanunun 214. maddesinde, satıcının, satılan şeyin bir üçüncü şahıs veya kamu gücü tarafından satım akdi zamanında var olan bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zapt edilmesinden, alıcıya karşı sorumlu olduğu açıklandıktan sonra, devamındaki maddelerde de bu yükümlülüğün koşulları ve zararın kapsamı konusunda açıklamalar getirilmiştir. Aynı Kanunun 217. maddesinde, satılanın tamamen zaptı halinde, satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği ve alıcının, satıcıdan aynı maddenin 1, 2, 3 ve 4. bentlerinde yazılı zararları isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre, satılanın tamamen zaptı halinde alıcı, satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereler düşülmek suretiyle, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebilir. Ancak bu hususta davacının ekonomik, sosyal durumu ve aracı kullanma şekli belirlenip ayrıca davalının da satış bedelini kullandığı gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekir. Satım sözleşmesine konu araç hususi araç ise, aracın kullanılma tarzına göre her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği semere de söz konusu olmayacağından hükmedilecek tazminattan düşülemeyecektir. Örneğin; davacının aracını kiraya vermesi durumunda elde ettiği kira bedelleri hükmedilecek tazminattan düşülebilecektir. Hemen belirtilmelidir ki; aynı Kanunun 217/son maddesine göre alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için, satıcının kusurlu olup olmaması, sonuca etkili değildir. Zira satıcının bu konudaki sorumluluğu, kanundan doğan kusursuz sorumluluktur. Bununla beraber satıcı, müspet zarar dışında, hiçbir kusurun kendisine yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının, satılanın zaptı yüzünden uğradığı diğer her türlü zararlarını da ödemekle yükümlüdür. 3.Bu genel açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır. Taraflar arasında geçerli olarak kurulan araç satım sözleşmesinin konusunu oluşturan dava konusu araca, change olduğu gerekçesiyle el konulması hali zapt durumunu oluşturup, bu durum da davalı satıcının zapta karşı tekeffül sorumluluğunu doğurur. Dava konusu aracın davacı ...'e satılarak teslim ve tescil edildiği, üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu ve bu hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın satım sözleşmesinin kurulmasından önce ve kurulması sırasında da mevcut olduğu, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut olayda olduğu gibi başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı; "Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir." şeklinde belirtmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ilamı). Buradaki ilke; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı ilamları). 4.Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince, davacı alıcı ile davalı satıcı arasında noterde yapılan araç satım sözleşmesinin başlangıçta geçerli olarak kurulduğu, araç davacıya teslim edilmesine rağmen bilahare üçüncü kişi veya kamu gücünün satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı ve satıcının da bilmediği bir ayni hakka dayanarak aracın mahkeme kararı ile davacının elinden alınması söz konusu olduğundan, zapta karşı tekeffül hükümleri uygulanarak, davacı alıcı zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebileceğinden, dava konusu aracın el konulma tarihindeki rayiç bedeline hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Temyiz eden davacı taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 07.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, “Zapta Karşı Tekeffül” hükümleri doğrultusunda, davacının elinden çıkan aracın “rayiç bedelinin” talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. 1.Somut olayda davacı, davalıdan 37.000 TL’ye satın aldığı otomobilin “change” çıkması ve araca el konulması nedeniyle meydana gelen zararına mukabil aracın güncel değerini talep ettiğini ve şimdilik 30.000 TL talebinde bulunmuştur. 2.İlkderece Mahkemesince, zapta karşı tekeffül hükümlerine istinaden davacının satım bedelini talep edebileceği, ancak araçtan yararlanma bedelinin 110.401,49 TL olduğu ve araç bedelini aştığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 3.Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının aracı hususi olarak kullandığı, gelir elde etmek amacıyla kullanmadığı, bu nedenle aracı kiraya verseydi elde edeceği gelirin araç bedelinden düşülemeyeceğini, davacının araç bedeli olan 37.000 TL’yi isteyebileceği belirtilmiş, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği 30.000 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karar sayın Daire çoğunluğu tarafından “aracın rayiç bedelinin alıcının “diğer” zararı olarak kabul edilmesi gerektiği halde, satış bedeline hüküm olunmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle” bozulmuştur. Bu görüşü isabetli bulmuyorum. Şöyle ki; 4.Davacının satın aldığı aracın daha sonra change araç çıktığı ve aracın Mahkeme kararıyla davacının elinden alındığı, davalının “Tam Zapt” sebebiyle TBK’nın 217. Maddesi uyarınca davacının uğradığı zarardan sorumlu olduğu, bunun kapsamına aracın iyileştirilmesi için yapılan servis masraflarının da girdiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 5.TBK’nın 217. Maddesinde düzenlenen “zapta karşı tekeffül” halinde, sözleşme ileriye etkili olarak “kendiliğinden” (ipsoiure) fesh olmuş sayılacaktır. Sözleşmenin feshedilmesi için tarafların, TBK 123.maddesinde olduğu gibi her hangi bir bildirimde bulunması gerekmez. Ortada geçerli bir sözleşme kalmadığı için talep edilecek zarar “menfi zarar” niteliğindedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası 2017, s.86). 6.TBK 217 m. uyarınca talep edilebilecek zarar kalemleri sınırlı sayılı (numerusclausus) olarak açıklanmıştır. Buna göre alıcı; “1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.” Şeklindeki düzenleme ile sadece Kanun tarafından belirlenen talepleri satıcıya karşı ileri sürebilecektir. Düzenleme uyarınca satıcı, “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri (ürünleri) tenkis ederek, sadece satış bedelini” talep edebilecektir Alıcının, ayıplı ürün satışlarına ilişkin TBK’nın 227. Maddesinde olduğu gibi SEÇİMLİK HAKLARI YOKTUR. Diğer bir anlatımla, alıcı, araç bedeli yerine, aracın zapt tarihindeki “rayiç bedeli” talep etmesine imkan tanınmamıştır. Kanun’un açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı bir hükme gidilmesi isabetli değildir. 7.Öğretide de açıkça ifade olunduğu gibi, TBK 217/2 maddesindeki “alıcının doğrudan doğruya uğradığı diğer zarar” kavramı, alıcının tam zapt nedeniyle “ilk ve en yakın zararı” olarak kabul edilmelidir (VonTuhr/Peter, s.77, yöneliş: Fikret Eren, Özel Hükümler, s.92). Bu kavram, “yoksun kalınan kâr” çerçevesinde değerlendirilmelidir. 8.İsviçre Federal Mahkemesi’nin de dahil olduğu hâkim görüşe göre, TBK 217/2’deki “diğer zarar”, esasen müspet zarar kapsamında talep edilebilecek olan, menfi zararlarda ise sadece zapt nedeniyle getirilmiş olan “yoksun kalınan “kâr” olarak kabul edilmelidir (BGE 79... ; BGE 87... ). 9.Yoksun kalınan kâr, sözleşmenin kusurlu iptaline dayanan bir yaptırım türüdür. Nitekim, TBK 217/2’de açıkça “Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” hükmü uyarınca, alıcının “diğer zarar” kapsamında “yoksun kalınan kârını” talep edebilmesi için satıcının kusuru şart koşulmuş, ispat yükü de satıcıya yüklenmiştir. Bu bağlamda, -davalının kusurlu olduğunun kabulü halinde- davacı, araç kirası için uzun süreli bir sözleşme yapmış olsaydı ve zapt nedeniyle bu gelirden mahrum kalsaydı, mahrum kalacağı bu bedeli “yoksun kalınan kâr” kapsamında davalı taraftan talep edebilecekti. Ancak davacının böyle bir talebi olmadığı için, ne davalının zapt nedeniyle kusurunun olup olmadığı, ne de TBK 217/II maddesindeki “diğer zararlar” bağlamında bir tazminata hüküm olunması söz konusu olmayacaktır. Aracın rayiç bedeli ise “yoksun kalınan kâr” olarak görülemez. 10.O nedenle, aracın rayiç bedeli yerine, satış bedelinin zarar olarak kabul edilerek verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının “onanması” yerine sayın Daire çoğunluğu tarafından bozma kararı verilmesini isabetli bulmuyorum.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/5294, K. 2026/2860, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-5294-e-2026-2860-k-385915308a9a