Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/351 E. 2026/3940 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/351
Karar No
2026/3940
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1598 E., 2025/1794 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/457 E., 2025/222 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin....adlı internet sitesinde gördüğü ikinci el araç ilanı üzerine davalı ... ile iletişime geçtiğini, tarafların dava konusu 39... plakalı...marka, .... model aracın 45.000,00 TL bedel karşılığında satılması hususunda anlaştıklarını, müvekkilinin aracı satın almadan önce ekspertize götürdüğünü ve herhangi bir sorunla karşılaşılmadığını, araç satışının 29.05.2020 tarihinde noterde gerçekleştiğini, satışı yapan davalı ...'in aracı kendi adına değil vekaleten temsil ettiği diğer davalı ....... Ltd. Şti. adına yaptığını, 26.01.2021 tarihinde müvekkilini polislerin aradığını ve karakola çağırdıklarını, müvekkilinin kendi rızası ile aracını polislere teslim ettikten sonra aracın çalıntı çıktığının ortaya çıktığını, davalıların müvekkiline çalıntı aracı satarak haksız kazanç elde ettiklerini, müvekkilinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, davalıların müvekkilinin ödediği 45.000,00 TL satış bedeli dışında bir de uğradığı zararlardan da sorumlu olduklarını, çalıntı olması sebebiyle müvekkilinin elinden alınan aracın değerinin şu an iki katına çıktığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin uğradığı zarardan şimdilik 45.500,00 TL'nin davalılardan faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 14.10.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava konusu araçta gizli ayıp olduğundan somut olaya ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesini istemiş, 22.05.2024 tarihli beyan dilekçesi ile, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararında dava konusu olayın tam zapt olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildiğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 217. maddesi gereği müvekkilinin ödediği satış bedeli, alacağını alana kadar geçen süredeki ikame araç bedeli ve aracın rayiç bedeli arttığından satış bedeli ile rayiç değer arasındaki farkın ve diğer uğranılan zararlarının davalılardan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; müvekkili....'in dava konusu satış işleminde vekil sıfatıyla yer aldığını ve dava konusu aracın satışını vekaleten gerçekleştirdiğini, satış ve teslim işlemini tamamlayan müvekkili...yönünden davanın husumet yokluğundan reddedilmesinin gerektiğini, dava konusu aracın 14.10.2019 tarihinde dava dışı ...'dan satın alındığını, araç kaydında çalıntı şerhi olmadığı gibi ekspertizin de aracı kontrol ettiğini, müvekkilinin aracı aldığı şekilde davacıya sattığını, aracın motor ve şasisindeki değişikliklerin aracın müvekkilinin mülkiyetinde olduğu dönemde yapılmadığını, müvekkilinin aracı trafik tescil kayıtlarına güvenerek noterden satın aldığını, müvekkili iyi niyetli olduğundan kusurunun olmadığını, bu hususta sorumluluğun ilgili devlet kurumlarına ait olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan bilirkişi ve bilirkişi ek raporlarında tespit edildiği üzere, davacının aracı kullandığı süreye ilişkin olarak araçtan yararlanmasının karşılığı ile aracın satış bedeli arasında 4.914,00 TL'lik fark olduğu, davacının ikinci talebi olan ikame araç zararının ise 29.845,00 TL olarak tespit edildiği, davacının son talebi olan rayiç bedel farkının ise 70.297,00 TL olduğu, davacının talep edebileceği toplam tazminat miktarının 105.056,00 TL olarak tespit edildiği, davacı tarafça istinaf kaldırma ilamı öncesinde ıslah hakkı kullanılarak tüketilmiş olduğundan harçlandırılmış değer olan 80.000,00 TL üzerinden değerlendirme yapıldığı, davalı ... vekil sıfatıyla araç satışını gerçekleştirdiği ve satış sözleşmesinin tarafı olmadığından davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiği, davacının davalı şirketten satın aldığı dava konusu araca el konulması sebebiyle 6098 sayılı Kanunun 2 14... . maddelerine göre tazminat talep etme hakkının bulunduğu, davacının talep edebileceği tazminat miktarının dava değerinin üzerinde olduğu anlaşılmakla harçlandırılan 80.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalı ...'e karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ... Ltd. Şti.ye karşı açılan davanın kabulü ile 80.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd. Şti.den tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili ve davalı şirket vekili istinaf isteminde bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayın özelliklerine uygun bilirkişi raporu alındığı, davalı ... vekil sıfatıyla hareket ettiğinden pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, 6098 sayılı Kanunun 217. maddesi kapsamında tam zapt halinde davacının davaya konu aracın satış bedelini satış tarihinden itibaren işleyecek faizi ile isteyebileceği, İlk Derece Mahkemesince yerinde olmayan gerekçelerle davaya konu aracın rayiç değer farkıyla ikame araç bedeline hükmedildiği gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilerek, davalı ...'e karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı..... Ltd. Şti.ye karşı açılan davanın kabulü ile 45.500,00 TL'nin 29.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd. Şti.den tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, Yerel Mahkemece istinafın kaldırma kararı doğrultusunda taleplerinin açıklattırıldığını, 6098 sayılı Kanunun 217/4 maddesi gereği müvekkilinin uğramış olduğu zararının tamamını isteyebileceğini, davalı ... hakkında verilen usulden ret kararı ve hükmedilen vekalet ücretinin doğru olmadığını, her iki davalının da sorumlu olduğunu, müvekkilinin aracı satın aldığı tarihten bilirkişi raporunun alındığı karara en yakın tarihteki gün sayısını belirlenip, bu rakamdan müvekkilinin araçtan yararlandığı sürenin mahsup edilip geriye kalan süre için hesaplama yapılması gerektiğini, bu hesaplama ile müvekkilinin araçtan yararlandığı gün sayısı da mahsup edildiğinden kanuna ve hakkaniyete uygun olacağını ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı şirket vekili; davacının davasını tam ıslah ederek aracın ayıpsız misliye değiştirilmesini talep ettiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin ise davacının talebinden başka bir şeye karar verdiğini, istinafın kaldırma kararı sonrasında talep sonucunun değiştirilmesinin iddianın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu, tam zapt halinde davacının aracın misli ile değiştirilmesi talep hakkı olmadığından davanın hukuki yarar yokluğundan reddedilmesinin gerektiğini, davacının araçtan yararlandığı süreye ilişkin menfaatinin araç satış bedelinden düşülmediğini, dava konusu araç üzerindeki değişiklikler müvekkilinden önceki dönemde yapıldığından müvekkilinin kusurunun olmadığını, davanın reddedilen kısmına yönelik olarak müvekkili şirket lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hatalı olduğunu ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satın alınan araca el konulması üzerine, zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 1.Temyiz edilen kararın dayandığı bilgi ve belgelere, davalı ... vekil sıfatıyla hareket ettiğinden hakkında verilen husumette red kararının yerinde olduğunun anlaşılmasına, özellikle temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlere göre; taraf vekillerinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2.26.01.2021 tarihli "Araç Tespit Tutanağı"nda; 39... plakalı aracın gerçek plakasının 06... plaka sayılı 2012 model gri renkli .... marka araç olduğu ve bu aracın da 05.10.2019 tarihinde İstanbul ilinden çalıntı kaydının bulunduğu anlaşılarak tespit edildiğine dair işbu tutanak imzalanmıştır. 26.01.2021 tarihli "Araç Görgü Tespit ve Rızaen Teslim Tutanağı"nda;....Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliğinin 22.01.2021 tarihli ve E. 20...58 752 sayılı yazısına istinaden çalıntı/change araçlardan olduğu değerlendirilen ve Kriminal İncelenmesi istenilen dava konusu aracın 26.01.2021 günü ekiplerce ruhsat sahibinin rızasıyla muhafaza altına alındığı belirtilmiştir. .... Fakültesi Otomotiv Laboratuvarından alınan 05.02.2021 tarihli raporda; incelenen aracın komple çalıntı bir araç olduğu ve çalınan 06... plakalı araca komple uygunluk sağladığı tespit edilmiş, dava konusu aracın 15.03.2021 tarihinde hurdaya ayrıldığı anlaşılmıştır. Davacının 29.05.2020 tarihinde davalı şirkete vekaleten davalı ...'ten davaya konu aracı satın aldığı, satın aldıktan sonra dava konusu aracın çalıntı olduğu ve change edildiği gerekçesiyle, 26.01.2021 tarihinde aracın muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır. Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, tarafların bilmemesine rağmen satım anında aslında var olan bir tehlikeye karşı davalı satıcının sorumlu olup olmayacağı ve bu sorumluluğun zapta karşı tekeffül hükümleri doğrultusunda çözülüp çözülemeyeceğidir. 3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise 6098 sayılı Kanunun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zapta karşı tekeffül borcudur. Zapta karşı tekeffül, satılan malın bir üçüncü kişi veya kamu gücünün iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebiyle alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanamamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır. Kanunun 214. maddesinde, satıcının, satılan şeyin bir üçüncü şahıs veya kamu gücü tarafından satım akdi zamanında var olan bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zapt edilmesinden, alıcıya karşı sorumlu olduğu açıklandıktan sonra, devamındaki maddelerde de bu yükümlülüğün koşulları ve zararın kapsamı konusunda açıklamalar getirilmiştir. Aynı Kanunun 217. maddesinde, satılanın tamamen zaptı halinde, satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği ve alıcının, satıcıdan aynı maddenin 1, 2, 3 ve 4. bentlerinde yazılı zararları isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre, satılanın tamamen zaptı halinde alıcı, satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereler düşülmek suretiyle, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebilir. Ancak bu hususta davacının ekonomik, sosyal durumu ve aracı kullanma şekli belirlenip ayrıca davalının da satış bedelini kullandığı gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekir. Satım sözleşmesine konu araç hususi araç ise, aracın kullanılma tarzına göre her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği semere de söz konusu olmayacağından hükmedilecek tazminattan düşülemeyecektir. Örneğin; davacının aracını kiraya vermesi durumunda elde ettiği kira bedelleri hükmedilecek tazminattan düşülebilecektir. Hemen belirtilmelidir ki; aynı Kanunun 217/son maddesine göre alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için, satıcının kusurlu olup olmaması, sonuca etkili değildir. Zira satıcının bu konudaki sorumluluğu, kanundan doğan kusursuz sorumluluktur. Bununla beraber satıcı, müspet zarar dışında, hiçbir kusurun kendisine yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının, satılanın zaptı yüzünden uğradığı diğer her türlü zararlarını da ödemekle yükümlüdür. 4.Bu genel açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır. Taraflar arasında geçerli olarak kurulan araç satım sözleşmesinin konusunu oluşturan dava konusu araca, change olduğu gerekçesiyle el konulması hali zapt durumunu oluşturup, bu durum da davalı satıcının zapta karşı tekeffül sorumluluğunu doğurur. Dava konusu aracın davacı ...'a satılarak teslim ve tescil edildiği, üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu ve bu hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın satım sözleşmesinin kurulmasından önce ve kurulması sırasında da mevcut olduğu, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut olayda olduğu gibi başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı; "Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir." şeklinde belirtmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ilamı). Buradaki ilke; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı ilamları). 5.Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince, davacı alıcı ile davalı satıcı şirket arasında noterde yapılan araç satım sözleşmesinin başlangıçta geçerli olarak kurulduğu, araç davacıya teslim edilmesine rağmen bilahare üçüncü kişi veya kamu gücünün satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı ve satıcının da bilmediği bir ayni hakka dayanarak aracın çalıntı olduğu ve change edildiği gerekçesiyle muhafaza altına alınıp davacının elinden alınması söz konusu olduğundan, zapta karşı tekeffül hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacı alıcının zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte isteyebileceği ancak davacının temyiz dilekçesinde dava konusu aracın el konulma tarihindeki rayiç bedelinden kullanma bedeli indirilerek talepte bulunduğu anlaşıldığından, taleple bağlı kalınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 6.Bozma sebebine göre, temyiz eden davalı şirketin yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, 3.Bozma sebebine göre, davalı şirketin yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,

18.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Dava, “Zapta Karşı Tekeffül” ve “ayıp” hükümleri doğrultusunda, davacının elinden çıkan aracın “misliyle değişim” talep edip edemeyeceği ve “rayiç bedelinin” talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. 1.Somut olayda davacı dava dilekçesinde, davalılardan satın aldığı otomobilin “change” çıkması nedeniyle uğradığı zarar kapsamında 45.500 TL araç bedelini talep etmiş, daha sonra 14.08.2022 tarihli TAM ISLAH dilekçesiyle “çalıntı aracın kendisine satılması nedeniyle satışın ayıplı olduğunu” iddia ederek talebini aracın “misliyle değişimi” olarak değiştirmiştir. 2.Mahkemece, aracı vekaleten satan davalı ... yönünden davanın husumetten reddine,davacının otomobili kullanmaktan mahrum kalması ve ikame araç zararının 29.845 TL ile aracın ödenen bedel ile rayiç bedel farkı 70.297 TLtoplamı 105.056 TL talep edebileceği, ancak davacının 80.000 TL değer üzerinden harç yatırması nedeniyle bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde 6098 Sayılı TBK 2 14... maddeleri gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği belirtilmiş, TAM ISLAH dilekçesiyle gündeme getirilen “ayıp hükümleri” doğrultusunda hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Karar her iki tarafça da istinaf edilmiştir. 3.Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf isteminin esastan reddine, davalının istinaf isteminin ise kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesiilk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve aracın satış bedeli olan 45.500 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı hatalıdır şöyle ki; 4.Davacı vekili 14.08.2022 tarihli TAM ISLAH dilekçesiyle “çalıntı aracın kendisine satılması nedeniyle satışın ayıplı olduğunu” iddia ederek talebini aracın “misliyle değişimi” talebinde bulunmuş, İlkderece Mahkemesi, 6098 SAYILI TBK'nın “ayıp hükümlerine ilişkin” 219 vd. hükümlerine göre bir değerlendirme yapmaksızın, sanki ıslah dilekçesi sunulmamış gibi, 6098 SAYILI TBK’nın 2 14... . Maddelerine göre hüküm kurmuştur. Bu karar, davalı yanca “davacı tarafın ıslah dilekçesiyle ayıp hükümleri doğrultusunda değerlendirme yapılması ve karar verilmesi gerektiği, talepten başkasına hüküm olunamayacağı” sebebiyle istinaf edilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi davalının istinaf isteminin kabulüne karar verdiği ve hükmü kaldırarak kendisi hüküm kurduğu halde, hükmünü ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre mi, yoksa zapta karşı tekeffül hükümlerine göre mi kabul ettiğine dair HİÇBİR GEREKÇEYE YER VERMEMİŞTİR. O nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının öncelikle “gerekçesizlik” sebebiyle bozulmasına karar verilmesi gerekir. 5.Sayın Daire çoğunluğu tarafından, Bölge Adliye Mahkemesince sanki zapta karşı tekeffül hükümlerine göre karar verilmişçesine bozma kararı verilmiştir. Oysa, bir an için kararın gerekçesiz olduğu göz ardı edilecek olsa bile, davalının istinaf istemi “ayıp hükümlerine” göre karar verilmesi, talepten başkasına karar verilmemesi olduğuna ve davalının istinaf isteminin kabulüne karar verilmiş olduğu dikkate alınarak “hükmün ayıp hükümleri doğrultusunda verilmiş olduğu” kabulüne göre değerlendirme yapılması isabetli olurdu. 6.Öte yandan şayet Bölge Adliye Mahkemesi ayıp hükümlerine göre karar vermiş ise, bu defa davacının TAM ISLAH dilekçesiyle talebinin “aracın misliye değişimi” olduğu dikkate alınarak, bu talep yerine, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin “aracın bedeline” hüküm olunması 6100 SAYILI HMK nın 26. Maddesindeki “taleple bağlılık / talepten başkasına karar verilemeyeceği” kuralı karşısında isabetli olmamıştır. 7.Yok eğer Bölge Adliye mahkemesi zapta karşı tekeffül hükümlerine göre karar vermiş ise, bu defa davacı TAM ISLAH dilekçesiyle talebini ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre yapmış olduğu halde davanın konusu dışına çıkılarak “tam zapt” hükümlerine göre vermesi, 6100 SAYILI HMK nın 26. Maddesindeki “taleple bağlılık / talepten başkasına karar verilemeyeceği” kuralına açık aykırılık nedeniyle bozulması gerekmektedir. 8.Bununla birlikte, sayınDaire çoğunluğu tarafından, Bölge Adliye Mahkemesi’nin “zapta karşı tekeffül” hükümleri doğrultusunda karar verdiği kabul olunarak; alıcının TBK 217/4 maddesiuyarınca, satış bedeli yerine aracın zapt tarihindeki güncel ve gerçek (rayiç) bedelini talep edebileceği kabul olunarak aracın rayiç bedelinin iadesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu görüşü isabetli bulmuyorum. Şöyle ki; 9.TBK’nın 217. Maddesinde düzenlenen “zapta karşı tekeffül” halinde, sözleşme ileriye etkili olarak “kendiliğinden” (ipsoiure) fesh olmuş sayılacaktır. Sözleşmenin feshedilmesi için tarafların, TBK 123.maddesinde olduğu gibi her hangi bir bildirimde bulunması gerekmez. Ortada geçerli bir sözleşme kalmadığı için talep edilecek zarar “menfi zarar” niteliğindedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası 2017, s.86). 10.TBK 217 m. uyarınca talep edilebilecek zarar kalemleri sınırlı sayılı (numerusclausus) olarak açıklanmıştır. Buna göre alıcı; “1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.” Şeklindeki düzenleme ile sadece Kanun tarafından belirlenen talepleri satıcıya karşı ileri sürebilecektir. Düzenleme uyarınca satıcı, “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri (ürünleri) tenkis ederek, sadece satış bedelini” talep edebilecektir Alıcının, ayıplı ürün satışlarına ilişkin TBK’nın 227. Maddesinde olduğu gibi SEÇİMLİK HAKLARI YOKTUR. Diğer bir anlatımla, alıcı, araç bedeli yerine, aracın zapt tarihindeki “rayiç bedeli” talep etmesine imkan tanınmamıştır. Kanun’un açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı bir hükme gidilmesi isabetli değildir. 11.Öğretide de açıkça ifade olunduğu gibi, TBK 217/2 maddesin’deki “alıcının doğrudan doğruya uğradığı diğer zarar” kavramı, alıcının tam zapt nedeniyle “ilk ve en yakın zararı” olarak kabul edilmelidir (VonTuhr/Peter, s.77, yöneliş: Fikret Eren, Özel Hükümler, s.92). Bu kavram, “yoksun kalınan kâr” çerçevesinde değerlendirilmelidir. 12.İsviçre Federal Mahkemesi’nin de dahil olduğu hâkim görüşe göre, TBK 217/2’deki “diğer zarar”, esasen müspet zarar kapsamında talep edilebilecek olan, menfi zararlarda ise sadece zapt nedeniyle getirilmiş olan “yoksun kalınan “kâr” olarak kabul edilmelidir (BGE 79... ; BGE 87... ). 13.Yoksun kalınan kâr, sözleşmenin kusurlu iptaline dayanan bir yaptırım türüdür. Nitekim, TBK 217/2’de açıkça “Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” hükmü uyarınca, alıcının “diğer zarar” kapsamında “yoksun kalınan kârını” talep edebilmesi için satıcının kusuru şart koşulmuş, ispat yükü de satıcıya yüklenmiştir. Bu bağlamda, -davalının kusurlu olduğunun kabulü halinde- davacı, araç kirası için uzun süreli bir sözleşme yapmış olsaydı ve zapt nedeniyle bu gelirden mahrum kalınsaydı, bu zarar “yoksun kalınan kâr” kapsamında davalı taraftan talep edebilecekti. Ancak davacının böyle bir talebi olmadığı için, ne davalının zapt nedeniyle kusurunun olup olmadığı, ne de TBK 217/II maddesindeki “diğer zararlar” bağlamında bir tazminata hüküm olunması söz konusu olmayacaktır. Aracın rayiç bedeli ise hiçbir surette “yoksun kalınan kâr” olarak görülemez. 14.Somut olayda, davacı lehine satış bedeline hüküm olunduğundan, şayet Bölge Adliye Mahkemesi kararı, “gerekçesizlik” ve/veya “taleple bağlılık kuralına aykırılık” gerekçeleriyle bozulmayacaksa, “onama” kararı verilmesi yerine Daire çoğunluğu tarafından “rayiç bedele hüküm olunması” gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmesini de isabetli bulmuyorum.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/351, K. 2026/3940, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2026-351-e-2026-3940-k-a5d64e383175