Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3980 E. 2026/2759 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3980
- Karar No
- 2026/2759
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/333 E., 2025/1193 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/16 E., 2023/276 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin mülkiyeti davalılardan ...'a ait ... plakalı ... marka aracı sahibinden.com isimli internet sitesinde gördüğünü, aracın davalılardan ...'e ait olduğu ancak aracın mülkiyetinin ...'in babası davalılardan ...'a ait olduğunun söylendiğini, ... . Noterliğinin 18.10.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi ile davaya konu aracın 90.000,00 TL bedelle satın alındığını, bedelin davalı ...'in hesabına gönderildiğini, aracın mülkiyeti müvekkiline geçince plakasının 07... olduğunu, müvekkilinin aracı 11.12.2019 tarihinde aylığı 5.000,00 TL'ye kiraya verdiğini, Bakırköy 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2019/7612 Değişik İş dosyasından verilen el koyma kararına istinaden araca kolluk kuvvetleri tarafından 23.12.2019 tarihinde el konulduğunu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının ... numaralı dosyasıyla soruşturmanın devam ettiğini, davalıların şase numarası change yapılan dava konusu ayıplı aracı müvekkiline sattıklarını, araç için yapılan masrafların ve satış bedelinin müvekkiline ödenmesi gerektiğini, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL'den, şimdilik 86.500,00 TL'nin satış ve ödeme tarihi olan 18.10.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, müvekkili tarafından davaya konu aracın satışı ve bakımı için yapılan masraflara mahsuben şimdilik 100,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, 21.09.2023 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava dilekçelerinde belirttikleri 100,00 TL aracın satış ve bakım masrafı alacaklarını, 9.256,00 TL artırarak, 9.356,00 TL'ye çıkarmışlardır. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkillerinden ...'e husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkili ...'ın da dava konusu aracı üçüncü bir kişiden satın aldığını, davacı araç kiralama işiyle uğraştığından basiretli olması gerektiğini, müvekkilinin araçtaki change durumunu bilmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu aracın ... . Noterliğinin 18.10.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu satış sözleşmesiyle davalılardan ... tarafından davacıya 90.000,00 TL bedelle satıldığı, ancak söz konusu aracın çalıntı olması nedeniyle kolluk tarafından 23.12.2019 tarihinde araca el konulduğu, ceza davasına ilişkin yargılamanın Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/130 E. sayılı dosyasında devam ettiğinin görüldüğü, alınan bilirkişi raporunda, davacının elinde kaldığı süre içerisindeki aracı kullanmasından kaynaklı kullanma bedelinin 16.250,00 TL olduğunun belirtildiği, 90.000,00 TL'den kullanıldığı döneme ait menfaatin karşılığı olan 16.250,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 73.750,00 TL'nin ve ilgili araca yapılan masraflarla ilgili olarak da 9.356,00 TL'nin davalı ...'dan tahsiline karar vermek gerektiği, ... hakkında da hüküm kurulmasını istenilmiş ise de, satışın davalı ... ve davacı arasında gerçekleştiği, diğer davalı ...'in eylem birliği içerisinde hareket ettiğinin ispat edilemediği, bu davalıya husumetin düşmeyeceği gerekçesiyle; davalılardan ... hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine, diğer davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, 73.750,00 TL'nin ödeme tarihi olan 18.10.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu araca yapılan masraflarla ilgili alacak davasının kabulüne, 100,00 TL'nin 11.05.2020 tarihinden, 9.256 TL'nin ise 21.09.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, davalı ...'in aracın satıcısı olmaması nedeniyle kendisine husumet düşmediği, Mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak kabul edilen dava değerine göre alınması gerekli karar ve ilam harcının 5.676,97 TL olduğu gerekçesiyle; davacının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davalılardan ... hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine, diğer davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalılardan ... hakkında açılan davanın husumet yönünden reddinin doğru olmadığını, aracın mülkiyeti her ne kadar davalı ... adına kayıtlı olsa da, aracın satış işlemlerini takip eden ve aracın satış bedelini alan kişinin davalı ... olduğunu, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettiğinin en büyük delilinin, aracın satış bedelinin ...'in hesabına ödenmiş olması olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hatalı olarak aracın günlük kira bedelinin 250,00 TL olduğunun belirtildiğini, bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, müvekkilinin davaya konu aracı ilk olarak 11.12.2019 tarihinde aylık 5.000,00 TL olarak kiraya verdiğini, kira sözleşmesinin dosyaya sunulduğunu, araç kiralama sözleşmesinin müvekkilinin gerçek kazancını ortaya koyduğunu, davaya konu aracın 12 gün kirada kaldığını, davacının menfaatinin 2.000,00 TL olduğunu ifade ederek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satın alınan araca el konulması üzerine, zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 1.Temyiz edilen kararın dayandığı bilgi ve belgelere, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği ispatlanamadığından davalılardan ... yönünden verilen husumette red kararının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2.Davacı ...'in 18.10.2019 tarihinde davalı ...'dan davaya konu aracı satın aldığı, satın aldıktan sonra dava konusu aracın change edildiği gerekçesiyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/90417 Soruşturma numaralı dosyası ile muhafaza altına alındığı, Bakırköy 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2019/7612 Değişik İş sayılı dosyası ile 23.12.2019 tarihinde araca el konulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, tarafların bilmemesine rağmen satım anında aslında var olan bir tehlikeye karşı davalı satıcının sorumlu olup olmayacağı ve bu sorumluluğun zapta karşı tekeffül hükümleri doğrultusunda çözülüp çözülemeyeceğidir. 3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise 6098 sayılı Kanunun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zapta karşı tekeffül borcudur. Zapta karşı tekeffül, satılan malın bir üçüncü kişi veya kamu gücünün iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebiyle alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanamamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır. Kanunun 214. maddesinde, satıcının, satılan şeyin bir üçüncü şahıs veya kamu gücü tarafından satım akdi zamanında var olan bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zapt edilmesinden, alıcıya karşı sorumlu olduğu açıklandıktan sonra, devamındaki maddelerde de bu yükümlülüğün koşulları ve zararın kapsamı konusunda açıklamalar getirilmiştir. Aynı Kanunun 217. maddesinde, satılanın tamamen zaptı halinde, satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği ve alıcının, satıcıdan aynı maddenin 1, 2, 3 ve 4. bentlerinde yazılı zararları isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre, satılanın tamamen zaptı halinde alıcı, satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereler düşülmek suretiyle, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebilir. Ancak bu hususta davacının ekonomik, sosyal durumu ve aracı kullanma şekli belirlenip ayrıca davalının da satış bedelini kullandığı gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekir. Satım sözleşmesine konu araç hususi araç ise, aracın kullanılma tarzına göre her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği semere de söz konusu olmayacağından hükmedilecek tazminattan düşülemeyecektir. Örneğin; davacının aracını kiraya vermesi durumunda elde ettiği kira bedelleri hükmedilecek tazminattan düşülebilecektir. Hemen belirtilmelidir ki; aynı Kanunun 217/son maddesine göre alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için, satıcının kusurlu olup olmaması, sonuca etkili değildir. Zira satıcının bu konudaki sorumluluğu, kanundan doğan kusursuz sorumluluktur. Bununla beraber satıcı, müspet zarar dışında, hiçbir kusurun kendisine yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının, satılanın zaptı yüzünden uğradığı diğer her türlü zararlarını da ödemekle yükümlüdür. 4.Bu genel açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır. Taraflar arasında geçerli olarak kurulan araç satım sözleşmesinin konusunu oluşturan dava konusu araca, change olduğu gerekçesiyle el konulması hali zapt durumunu oluşturup, bu durum da davalı satıcının zapta karşı tekeffül sorumluluğunu doğurur. Dava konusu aracın davacı ...'e satılarak teslim ve tescil edildiği, üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu ve bu hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın satım sözleşmesinin kurulmasından önce ve kurulması sırasında da mevcut olduğu, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut olayda olduğu gibi başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı; "Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir." şeklinde belirtmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ilamı). Buradaki ilke; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı ilamları). 5.Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince, davacı alıcı ile davalı satıcı ... arasında noterde yapılan araç satım sözleşmesinin başlangıçta geçerli olarak kurulduğu, araç davacıya teslim edilmesine rağmen bilahare üçüncü kişi veya kamu gücünün satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı ve satıcının da bilmediği bir ayni hakka dayanarak aracın mahkeme kararı ile davacının elinden alınması söz konusu olduğundan, zapta karşı tekeffül hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacı alıcının zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte isteyebileceği ancak davacının dava dilekçesinde satış bedelinden elde ettiği semerenin düşülerek talepte bulunduğunun anlaşıldığı, davacının aracını 11.12.2019 tarihinden el konulma tarihi olan 23.12.2019 tarihine kadar aylık 5.000,00 TL bedelle kiraya verdiği ve kira bedeline davalının itirazının olmadığı sabit olduğundan, taleple bağlı kalınarak dava konusu aracın satış bedeli olan 90.000,00 TL'den, aracın kiraya verildiği tarih aralığındaki davacı alıcının elde ettiği kira bedeli düşülmek suretiyle, araca yapılan masraflar yanında 86.500,00 TL'ye hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine,
04.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, “Zapta Karşı Tekeffül” hükümleri doğrultusunda, davacının elinden çıkan malın “rayiç bedelinin” talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. 1.Somut olayda davacı, davalı ...’dan satın aldığı otomobilin “change” çıkması nedeniyle meydana gelen zararını talep etmiş, Mahkemece, davacının otomobili kiraya vermek suretiyle elde etmesi muhtemel kira bedelinin satış bedelinden düşülerek bulunan bu bedele ile davacının araç için yaptığı bakım bedeline hüküm olunmuş, davacı vekili, kira bedelinin aylık 5.000 TL olduğu halde, bilirkişi tarafında günlük 250 TL üzerinden hesap yapılmasının hatalı olduğu gerekçesiyle kararı istinaf etmiş ancak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. 2.Davacının temyizi üzerine karar, sayın Daire çoğunluğu tarafından; alıcının TBK 217/4 maddesi hükmünden yola çıkılarak, satış bedeli yerine aracın zapt tarihindeki güncel ve gerçek (rayiç) bedelini talep edebileceği, ancak davacının bunun yerine elde ettiği kira bedeli düşülerek aracın bedelinin iadesine karar verilmesini talep ettiği, dosyaya sunulan kira sözleşmesine göre de bu bedelin 5.000 TL olduğu, bu bedelin düşülerek satış bedelinin iadesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu görüşü isabetli bulmuyorum. Şöyle ki; 3.Davacının satın aldığı aracın daha sonra change araç çıktığı ve aracın Mahkeme kararıyla davacının elinden alındığı, davalının “Tam Zapt” sebebiyle TBK’nın 217. Maddesi uyarınca davacının uğradığı zarardan sorumlu olduğu, bunun kapsamına aracın iyileştirilmesi için yapılan servis masraflarının da girdiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 4.TBK’nın 217. Maddesinde düzenlenen “zapta karşı tekeffül” halinde, sözleşme ileriye etkili olarak “kendiliğinden” (ipsoiure) fesh olmuş sayılacaktır. Sözleşmenin feshedilmesi için tarafların, genel sözleşme hükümlerine ilişkin TBK 123.maddesinde olduğu gibi karşı tarafa her hangi bir bildirimde bulunması gerekmez. Ortada hukuken geçerli bir sözleşme kalmadığı için talep edilecek zarar “menfi zarar” niteliğindedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası 2017, s.86). 5.TBK 217 m. uyarınca talep edilebilecek zarar kalemleri sınırlı sayılı (numerusclausus) olarak açıklanmıştır. Buna göre alıcı; “1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.” Şeklindeki düzenleme ile sadece Kanun tarafından belirlenen talepleri satıcıya karşı ileri sürebilecektir. Düzenleme uyarınca satıcı, “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri (ürünleri) tenkis ederek, sadece satış bedelini” talep edebilecektir Alıcının, ayıplı ürün satışlarına ilişkin TBK’nın 227. Maddesinde olduğu gibi SEÇİMLİK HAKLARI YOKTUR. Diğer bir anlatımla, alıcı, araç bedeli yerine, aracın zapt tarihindeki “rayiç bedeli” talep etmesine imkan tanınmamıştır. Kanun’un açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı bir hükme gidilmesi isabetli değildir. 6.Öğretide de açıkça ifade olunduğu gibi, TBK 217/2 maddesin’deki “alıcının doğrudan doğruya uğradığı diğer zarar” kavramı, alıcının tam zapt nedeniyle “ilk ve en yakın zararı” olarak kabul edilmelidir (VonTuhr/Peter, s.77, yöneliş: Fikret Eren, Özel Hükümler, s.92). Bu kavram, “yoksun kalınan kâr” çerçevesinde değerlendirilmelidir. 7.İsviçre Federal Mahkemesi’nin de dahil olduğu hâkim görüşe göre, TBK 217/2’deki “diğer zarar”, esasen müspet zarar kapsamında talep edilebilecek olan, menfi zararlarda ise sadece zapt nedeniyle getirilmiş olan “yoksun kalınan “kâr” olarak kabul edilmelidir (BGE 79... ; BGE 87... ). 8.Yoksun kalınan kâr, sözleşmenin kusurlu iptaline dayanan bir yaptırım türüdür. Nitekim, TBK 217/2’de açıkça “Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” hükmü uyarınca, alıcının “diğer zarar” kapsamında “yoksun kalınan kârını” talep edebilmesi için satıcının kusuru şart koşulmuş, ispat yükü de satıcıya yüklenmiştir. Bu bağlamda, -davalının kusurlu olduğunun kabulü halinde- davacı, araç kirası için uzun süreli bir sözleşme yapmış olsaydı ve zapt nedeniyle bu gelirden mahrum kalsaydı, mahrum kalacağı bu bedeli “yoksun kalınan kâr” kapsamında davalı taraftan talep edebilecekti. Ancak davacının böyle bir talebi olmadığı için, ne davalının zapt nedeniyle kusurunun olup olmadığı, ne de TBK 217/II maddesindeki “diğer zararlar” bağlamında bir tazminata hüküm olunması söz konusu olmayacaktır. Aracın rayiç bedeli ise “yoksun kalınan kâr” olarak görülemez. 9.Somut olayda, davacı lehine satış bedeline hüküm olunmuş, elde edilmesi muhtemel kira bedeli satış bedelinden indirilmiştir. Gerçekten de, satıcı sadece elde edilen değil, elde edilmesi muhtemel semerelerin de satış bedelinden indirilmesini talep edebilecektir. Davacının satın aldığı otomobili “kiraya vermek” suretiyle gelir elde ettiği sabittir. Ancak alıcı, araç sebebiyle ne kadar gelir elde ettiğine ilişkin olarak dosyaya bağlayıcı bir delil sunamamıştır. Her ne kadar davacı taraf bu uğurda, 11.12.2019 tarihli “Kira Sözleşmesi” sunmuş ise de, bu sözleşme; diğer tarafı yurt dışında ikamet eden yabancı uyruklu bir şahıs olan, gerçekliği şüpheli, doğrulatılması pek mümkün gözükmeyen, yan delillerle desteklenmeyen tek taraflı, her zaman düzenlenmesi ve sunulması mümkün bir belge niteliğindedir. Bir an için belge doğru olsa bile, bilirkişi raporuna göre davaya konu araç niteliği itibariyle günlük 250 TL’den kiraya verilebilecek bir araç olup, alıcının kendi yanından bu aracı çok daha az bir bedele kiralaması sadece onu bağlayacaktır. Elde edilmesi mümkün semerelerin elde edilmemesinden alıcı sorumludur. O nedenle Mahkemece, kira bedelinin rayiç kira değeri üzerinden belirlenmesi isabetli olmuştur. Zira Kanun Koyucu, satış bedelinden “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek” bedele hüküm olunmasını emretmiştir. O halde, davacının rayiçten çok daha düşük bir bedele aracı kiralamış olmasının bir hükmü yoktur. 10.Sonuç itibariyle yerel mahkemece, davacının talep edebileceği bedelin satış bedeli olduğu ve bilirkişinin belirlediği rayiç araç kira dikkate alınarak araç satım bedelinden indirim yapılması isabetli olmuştur. O nedenle “onama” kararı verilmesi yerine Daire çoğunluğu tarafından bozma kararı verilmesini isabetli bulmuyorum.