Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4803 E. 2026/4031 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4803
- Karar No
- 2026/4031
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1300 E., 2025/1472 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2024/78 E., 2025/366 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 06.08.2021 tarihinde 2004 model .... marka eski plakası 24... , yeni plakası 38... olan otomobili davalıdan 76.500,00 TL bedelle ..... Noterliğinin ... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile satın aldığını, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında aracın kimliğinin değiştirildiği (change) gerekçesiyle; araca el konulduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 76.500,00 TL'nin sebepsiz zenginleşme ve zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca denkleştirici adalet ilkesi gereğince hesaplanarak ulaşacağı değerin davalıdan tahsiline, bunun mümkün olmaması halinde 76.500,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin .... Otomotiv isimli galerinin sahibi olduğunu, dava konusu aracı 19.07.2021 tarihinde 66.500,00 TL karşılığında ...... Noterliğinin .... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile dava dışı ...'den satın aldığını, 06.08.2021 tarihinde ..... Noterliğinin ... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile 76.500,00 TL karşılığında davacıya sattığını, alım-satım işlemlerinin kanuna uygun şekilde yapıldığını, davacı tarafla yapılan araç satış sözleşmesinin geçerli olduğunu ve müvekkilinin mülkiyeti ve zilyetliği alıcıya geçirme borcunu eksiksiz olarak yerine getirdiğini, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/92994 soruşturma sayılı dosyası ile aracın kimliğinin değiştirildiği (change) ve aldatmaya haiz olduğuna yönelik tespitlerle ilgili olarak müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin edimlerini kanuna uygun olarak yerine getirdiğini, müvekkiline izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu aracın şase numarası üzerinde tahrifatta bulunup çalıntı bir araçtan eklendiğinin anlaşılması üzerine kolluk ekipleri tarafından zaptedildiği, aracın davacı tarafından kullanılamadığı, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin içtihatlarında da belirtildiği üzere, zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca aracın rayiç bedeli veya davacının ödediği bedelin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanan tutarı değil, ödenilen bedelin faizi ile iadesinin gerektiği gerekçesiyle, davacının denkleştirici bedel talebinin reddine, 76.500,00 TL'nin 06.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 tarih ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararında somut olaydaki gibi taraflar arasında satım sözleşmesinin geçerli bir şekilde akdedildikten sonra zapt nedeniyle hükümsüz hale geldiğini ve denkleştirici adalet ilkesine göre belirlenmesi gerektiğine hükmedildiğini, aracın rayiç değeri ile denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplamanın yapılmasının ardından taraflarına ıslah için süre verilmesi gerektiğini, hükmedilen miktarında müvekkilinin zararını karşılamadığını, temyiz dilekçesi tarihi itibariyle davaya konu aracın piyasa değerinin 500.000,00 TL - 600.000,00 TL civarında olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; müvekkilinin dava konusu aracı satın almasından kısa bir süre sonra sigortasını yaptırdığını ve 25.07.2021 tarihinde de eksper kontrolünden geçirdiğini, alınan raporda ise aracın sadece sol ön şasesinin ezik ve bütün sıkılmış olduğunun belirtildiğini, ancak daha önceden alınmış 22.06.2020 tarihli eksper raporunda bu durumun tespit edilmediğini, satıcının zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca sorumluluğuna dair 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 214. maddesinin birinci fıkrasında; ''Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur.'' şeklinde ve satıcının kusurunun aranmadığı bir sorumluluk türü olduğunu, alıcının bu hakka dayanabilmesi için dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğunu ve durumu bilemeyecek durumda olduğunun ispat etmesi gerektiğini, aracın tesliminden sonra 15.10.2021 tarihinde davacının mağduru olduğu bir trafik kazası geçirdiğini, bu trafik kazası neticesinde 19.11.2021 tarihli ekspertiz raporu alındığını, bu hususa ilişkin olarak da aracın satışından sonra yapılmış olan trafik kazası neticesinde araçta meydana gelen hasara ilişkin işlenmiş olan hasar kaydının dosyaya celbi talep edilmesine rağmen hasar kaydının dosya içerisine alınmadığını, aracın zapt edildiği tarihe kadar karşı tarafın zilyetliğinde kaldığını, satılanın zaptı ile birlikte, alıcının satılandan elde ettiği faydaların da, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre hükmedilen alacaktan mahsubunun gerektiğini, müvekkilinin aracı satın aldığı dava dışı ...'e davanın sadece ihbar edildiğini, kusura yönelik hesaplamada idarenin de dava konusu olayın meydana gelmesine yol açtığının gözetilmediğini, idarenin kusuru değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, motorlu araçların trafiğe tescilinden amaçlanan, bu araçlar üzerinde tasarruf güvenliğinin sağlanması ve çalıntı araçların bir başkası adına tescilinin önlenmesi gerektiğini, idarenin bu hizmeti yerine getirirken, kayıtları düzenli tutması, taşıtların model, motor ve şasi numaraları ile tescili istenen aracın karşılaştırılması ve bunun yanında sunulan belgelerin doğruluğunun araştırılması gerektiğini, dava konusu olayın gerçekleşmesinde ilgili trafik tescil müdürlüğünün de kusurunun bulunduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, geçerli araç satışının ardından zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle davacıya satılarak teslim ve tescil edilen dava konusu araçta üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu, bu hakkın Sulh Ceza Hakimliğinin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, böylece borçlunun tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği, alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için satıcının kusurlu olup olmamasının sonuca etkili olmadığı, satıcının bu konudaki sorumluluğunun kanundan doğan kusursuz sorumluluk olduğu, Change araçtan edinilen faydaların indirilmesi itirazının yargılamada ileri sürülmediğinin anlaşılmasına göre; davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2. Davacının 06.08.2021 tarihinde davalıdan davaya konu aracı satın aldığı, satın aldıktan sonra dava konusu aracın (change edildiği) gerekçesiyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/92994 soruşturma sayılı dosyası kapsamında muhafaza altına alındığı, Kayseri 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2022/316 D.İş sayılı dosyası ile 19.01.2022 tarihinde araca el konulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. 3. 6098 sayılı Kanunun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise 6098 sayılı Kanunun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zapta karşı tekeffül borcudur. Zapta karşı tekeffül, satılan malın bir üçüncü kişi veya kamu gücünün iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebiyle alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanamamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır. Kanunun 214. maddesinde, satıcının, satılan şeyin bir üçüncü şahıs veya kamu gücü tarafından satım akdi zamanında var olan bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zapt edilmesinden, alıcıya karşı sorumlu olduğu açıklandıktan sonra, devamındaki maddelerde de bu yükümlülüğün koşulları ve zararın kapsamı konusunda açıklamalar getirilmiştir. Aynı Kanunun 217. maddesinde, satılanın tamamen zaptı halinde, satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği ve alıcının, satıcıdan aynı maddenin 1, 2, 3 ve 4. bentlerinde yazılı zararları isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre, satılanın tamamen zaptı halinde alıcı, satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereler (ürünler) düşülmek suretiyle, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte iadesini isteyebilir. Ancak bu hususta davacının ekonomik, sosyal durumu ve aracı kullanma şekli belirlenip ayrıca davalının da satış bedelini kullandığı gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekir. Satım sözleşmesine konu araç hususi araç ise, aracın kullanılma tarzına göre her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği semere de söz konusu olmayacağından düşümü gereken bir meblağ söz konusu olmayacaktır. Fakat davacının aracını kiraya vermesi durumunda elde ettiği kira bedelleri hükmedilecek tazminattan düşülebilecektir. Yine Türk Medeni Kanunu 993. maddesi uyarınca iyi niyetli zilyet olan alıcı varlığına inandığı hakka uygun bir kullanma sonucunda elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünler için herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir. (Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 2015/35790 E., 2016/7916 K. sayılı ilamı da bu yöndedir.) Hemen belirtilmelidir ki; aynı Kanunun 217. maddesinin son fıkrasına göre alıcının, satılanın tamamen zaptı halinde satıcıya karşı ileri sürebileceği bu istemlerin kabul edilebilmesi için, satıcının kusurlu olup olmaması, sonuca etkili değildir. Zira satıcının bu konudaki sorumluluğu, kanundan doğan kusursuz sorumluluktur. Bununla beraber satıcı, müspet zarar dışında, hiçbir kusurun kendisine yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının, satılanın zaptı yüzünden uğradığı diğer her türlü zararlarını da ödemekle yükümlüdür. 4. Dava konusu aracın hukuken geçerli bir sözleşme ile davacıya satılarak teslim ve tescil edildiği, üçüncü kişi veya kamu gücünün zaptı sağlayacak bir ayni hakkının bulunduğu ve bu üstün hakkın mahkemenin el koyma kararıyla da tespit edildiği, bu hakkın satım sözleşmesinin kurulmasından önce ve kurulması sırasında da mevcut olduğu, bu hakkın varlığının davacı alıcı tarafından bilinmediği, alıcının bu konuda sorumlulukta üstlenmediği böylece borçlunun zapta karşı tekeffülünün şartlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ilamında; somut olayda olduğu gibi başlangıçta (sorumluluğu üstlenmemiş ise) geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı; "Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir." şeklinde belirtmiştir. Buradaki ilke; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin yargıtayın ülkemizde kronikleşen enflasyon nedeniyle geçersiz sözleşmelerde ödenen meblağın geri ödenmesinde alıcı mağduriyetinin dinlenmesi için kabul ettiği denkleştirici adalet ilkesinin başlangıçta geçerli iken daha sonradan ortadan kalkan sözleşmede ödenen bedelin iadelerin de kabul edilmemesi hukuk ve mesafet ilkeleriyle örtüşmeyeceği gibi adalet ilkelerini zedeler, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 E., 2003/125 K. sayılı, 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 E., 2010/427 K. sayılı ve 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı ilamlarıda bu yöndedir.) 5. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında noterde yapılan araç satım sözleşmesinin başlangıçta geçerli olarak kurulduğu ve aracın davacıya teslim edilmesine rağmen bilahare üçüncü kişi veya kamu gücünün satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı ve satıcının da bilmediği bir ayni hakka dayanarak change aracın Mahkeme kararı ile davacının elinden alındığı, zapta karşı sorumluluk hükümleri çerçevesinde, 6098 sayılı Kanunun 217. maddesinin 1-4 fıkralarında yer alan satılanın elinden alınması sebebiyle uğradığı diğer her türlü zararının tazmini hükmüne göre, davacı alıcı, zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte isteyebileceği, başka bir deyişle alıcı mal elinden alınmasaydı sahip olacağı ekonomik duruma getirilmesi gerektiği, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği davacı tarafın ödenilen araç bedelinin denkleştirici adalet ilkesi gereği ulaşacağı değeri talep ettiği gözetilerek, alınacak bilirkişi raporuyla bu değer belirlenip aracın rayiç değer üst sınır kabul edilerek bu bedele hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR 1. Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, “Zapta Karşı Tekeffül” hükümleri doğrultusunda, davacının elinden çıkan malın “rayiç bedelinin” talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir. 1. Somut olayda davacı dava dilekçesinde, davalıdan 06.08.2021 tarihinde 76.500 TL’ye satın aldığı otomobilin “change” çıkması nedeniyle el konulması nedeniyle uğradığı zarar kapsamında ödediği bedelin “denkleştirici adalet” ilkesi gereği güncellenmiş değerine, bu mümkün olmazsa ödediği bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. İlkderece Mahkemesince, alım satım bedeli olan 76.500 TL yönünden davanın kabulünefazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karar her iki tarafça da istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu karar sayın Daire çoğunluğu tarafından “aracın rayiç bedelinin alıcının “diğer” zararı olarak kabul edilmesi gerektiği halde, satış bedeline hüküm olunmasının isabetli olmadığı ancak taleple bağlılık ilkesi gereği, davacının talebi olan ödenen araç bedelinin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca güncellenerek zararın tazminine hüküm olunması gerektiği gerekçesiyle” bozulmuştur. Bu görüşü isabetli bulmuyorum. Şöyle ki;
3. Davacının satın aldığı aracın daha sonra change araç çıktığı ve aracın Mahkeme kararıyla davacının elinden alındığı, davalının “Tam Zapt” sebebiyle TBK’nın 217. Maddesi uyarınca davacının uğradığı zarardan sorumlu olduğu, bunun kapsamına aracın iyileştirilmesi için yapılan servis masraflarının da girdiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
4. TBK’nın 217. Maddesinde düzenlenen “zapta karşı tekeffül” halinde, sözleşme ileriye etkili olarak “kendiliğinden” (ipsoiure) fesh olmuş sayılacaktır. Sözleşmenin feshedilmesi için tarafların, TBK 123.maddesinde olduğu gibi her hangi bir bildirimde bulunması gerekmez. Ortada geçerli bir sözleşme kalmadığı için talep edilecek zarar “menfi zarar” niteliğindedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası 2017, s.86).
5. TBK 217 m. uyarınca talep edilebilecek zarar kalemleri sınırlı sayılı (numerusclausus) olarak açıklanmıştır. Buna göre alıcı; “1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.” Şeklindeki düzenleme ile sadece Kanun tarafından belirlenen talepleri satıcıya karşı ileri sürebilecektir. Düzenleme uyarınca satıcı, “elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri (ürünleri) tenkis ederek, sadece satış bedelini” talep edebilecektir Alıcının, ayıplı ürün satışlarına ilişkin TBK’nın 227. Maddesinde olduğu gibi SEÇİMLİK HAKLARI YOKTUR. Diğer bir anlatımla, alıcı, araç bedeli yerine, aracın zapt tarihindeki “rayiç bedeli” talep etmesine imkan tanınmamıştır. Kanun’un açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı bir hükme gidilmesi isabetli değildir.
6. Öğretide de açıkça ifade olunduğu gibi, TBK 217/2 maddesindeki “alıcının doğrudan doğruya uğradığı diğer zarar” kavramı, alıcının tam zapt nedeniyle “ilk ve en yakın zararı” olarak kabul edilmelidir (VonTuhr/Peter, s.77, yöneliş: Fikret Eren, Özel Hükümler, s.92). Bu kavram, “yoksun kalınan kâr” çerçevesinde değerlendirilmelidir.
7. İsviçre Federal Mahkemesi’nin de dahil olduğu hâkim görüşe göre, TBK 217/2’deki “diğer zarar”, esasen müspet zarar kapsamında talep edilebilecek olan, menfi zararlarda ise sadece zapt nedeniyle getirilmiş olan “yoksun kalınan “kâr” olarak kabul edilmelidir (BGE 79... ; BGE 87... ). 8. Yoksun kalınan kâr, sözleşmenin kusurlu iptaline dayanan bir yaptırım türüdür. Nitekim, TBK 217/2’de açıkça “Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” hükmü uyarınca, alıcının “diğer zarar” kapsamında “yoksun kalınan kârını” talep edebilmesi için satıcının kusuru şart koşulmuş, ispat yükü de satıcıya yüklenmiştir. Bu bağlamda, -davalının kusurlu olduğunun kabulü halinde- davacı, araç kirası için uzun süreli bir sözleşme yapmış olsaydı ve zapt nedeniyle bu gelirden mahrum kalsaydı, mahrum kalacağı bu bedeli “yoksun kalınan kâr” kapsamında davalı taraftan talep edebilecekti. Ancak davacının böyle bir talebi olmadığı için, ne davalının zapt nedeniyle kusurunun olup olmadığı, ne de TBK 217/II maddesindeki “diğer zararlar” bağlamında bir tazminata hüküm olunması söz konusu olmayacaktır. Aracın rayiç bedeli ise “yoksun kalınan kâr” olarak görülemez.
9. Öte yandan, Yargıtay HGK’nın 02.10.2024 T. Ve 2023/1069 E. – 2024/496 K. Sayılı emsal niteliğindeki örnek kararında da zikredildiği üzere; “27. Ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hâl böyle olunca alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olması, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılması üzerine daha adil çözüme ulaşabilmek için yargısal içtihatlarla denkleştici adalet prensibine göre iade ilkesi benimsenmiştir. 28. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına geçen değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır.Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hâle getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.” Şeklindeki gerekçesiyle, ancak geçersiz sözleşmeler nedeniyle ileri sürülen “sebepsiz zenginleşme davalarında, paranın ödenmesinin üzerinden uzun yıllar geçip de paranın enflasyon karşısında değer kaybettiği hallerde “denkleştirici adalet” ilkesine göre paranın güncel değerinin bulunarak davacıların ekonomik zararının karşılanması hedeflenmiştir.
10. Somut olayda ise, davacı davaya konu aracı 2021 yılında satın almış, aynı yıl tam zapt sebebiyle araca el konulmuştur. O nedenle, davacı yararına aracın rayiç bedeline hüküm olunamayacağı gibi,hem sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulması, hem de davacının talebinin “sözleşmeye aykırılık” hukuki nedenine dayalı olması nedeniyle “denkleştirici adalet” ilkesi gereği ödenen paranın güncellenerek hüküm kurulması mümkün olmadığından, yerel mahkemece satış bedelinin faiziyle iadesine yönelik kararını doğru bulduğumdan, sayın Daire heyeti çoğunluğunun bozma yönündeki düşüncesine katılmıyorum.