İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/739 E. 2026/100 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/739
Karar No
2026/100
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/739 Esas KARAR NO : 2026/100

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/09/2025 KARAR TARİHİ : 24/09/2026

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ / DAVA/TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında süreklilik arz eden bir ticari ilişkinin olduğunu, bu ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı tarafımızca başlatılan icra takibi ile takibe konu edildiğini, davalı/borçlu tarafın, ödeme emrine karşı borcunun olmadığı gerekçesiyle itirazda bulunduğunu, takibe dayanak 02/10/2024 vade tarihli cari hesap ekstresi ile de sabit olduğunu, davacı tarafından davalıya satışı ve teslimi gerçekleştirilen lazer kesim, lama, delikli lama ve benzeri malzemelere ilişkin düzenlenen ve e-tebliğ yoluyla davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilen faturaların bedelleri, davalı tarafından ödenmediğini, anılan cari hesap ekstresi ve davacı ticari defterlerinin incelenmesinde, davalı tarafından ticari defterlerine kaydedilen faturalar kapsamında davacı tarafından davalıya malların satış ve teslimin gerçekleştirildiğinin sabit olduğunu, davalı tarafa tebliğ edilen tüm e-faturaların sunulduğunu, davalının borcunun varlığı somut delillerle ortaya konulduğunu, davalı davaya konu icra takibine itirazında davacıya borcu olmadığı iddiasında bulunmasına rağmen takibe konu borcun ödendiğine ilişkin herhangi bir belge de sunamadığını, davalı/borçlu, icra takibine itirazında “ayıp nedeniyle mahsuplaşma yapılması gerekirken haksız takibe girişildiği” yönünde beyanda bulunduğunu; böylelikle aslında borcun varlığını inkâr etmediğini, bu beyanın, davalının davacı ile arasındaki ticari ilişkiyi ve söz konusu faturalar kapsamındaki borcu kabul ettiğini, ancak ayıp iddiasında bulunarak bu yönde ispat yükünü üzerine aldığını, dolayısıyla davalının işbu itirazı haksız ve kötüniyetli olduğundan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP / TALEP :Davalı şirkete dava dilekçesi ve tensip zaptı tebliğ edilmesine rağmen davalı şirket tarafından 6100 Sayılı HMK'nin 322/1 maddesi atfıyla aynı yasanın 126 -131 maddeleri kapsamında cevap dilekçesi verilmemiştir. Davalı şirketin temsilcisi duruşmalara katılmamış; şirket kendisini vekille temsil de ettirmemiştir. DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin ...esas sayılı dosyası, Tarafların Vergi Dairesi Mükellef Kayıtları ve 2024 yılına ait BA/BS formları, Faturalar, Davacının Ticari Defter ve Belgeleri, Bilirkişi Raporu, dosyadaki sair bilgi ve belgeler. İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI : Dava, 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkindir. (Ticari Satımdan Kaynaklanan) 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada dilekçeler aşaması tamamlanmış ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu usullerine uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen incelenip gözetilmesi gereken başta arabuluculuk dava şartı olmak üzere HMK'nin 114. maddesi gereğince genel dava şartları ile taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre gibi hususlar incelenmiş ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve daha önce zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez takdiren sulh teşvikine ilişkin vaki davete rağmen duruşmaya katılan davacı vekilinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanı üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta yazılmak suretiyle aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Öncelikle davaya esas İstanbul Anadolu ... .İcra Dairesinin ...Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamıza eklenmiş ve bir örneği çıkarılıp dosyaya konularak incelenmiştir. Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Bilindiği üzere 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu kuraldan hareketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. 6098 sayılı TBK'nin 207.maddesinde ise; Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir. 6102 sayılı TTK'nin 16/1 maddesi gereğince taraflar ticari şirket olduğundan tacir sayılmakta ve davanın dayanağının da faturalara dayalı alacak iddiası olduğu anlaşılmaktadır. 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında mahkemece tarafların ticari defter ve belgelerinin ibrazına ve üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına kendiliğinden karar verilmesi mümkündür. Buna göre; 6100 Sayılı HMK'nin Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı madde, 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya (DEĞİŞİK İBARE RGT: 28.07.2020 RG NO: 31199 KANUN NO: 7251/23) (KOD 1) diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (EKLENMİŞ CÜMLE RGT: 28.07.2020 RG NO: 31199 KANUN NO: 7251/23) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır, düzenlemesine yer verilmiştir. Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; davacı vekili tarafından İstanbul Anadolu ...İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında satış sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle açık hesap alacağına (dosyaya yazılı olarak bir cari hesap sözleşmesi sunulmamıştır. Buna göre 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.) (Yargıtay HGK'nın 2017/19-1634 Esas, 2018/633 Karar sayılı kararı) dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak davalı borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisinde icra takibine/borca tüm faiz ve ferileri ile birlikte itiraz edildiği, takibin 2004 sayılı İİK'nin 66.madde hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, işbu itirazın iptali davasının da, icra dosyasında itiraz dilekçesinin tebliğine rastlanmadığından her halde (1) yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan bilgi ve belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da, taraflar arasında bu konuda bir itilaf bulunmadığından temelde satış sözleşmesi ve bu kapsamda düzenlenen faturalar ve açık hesap ilişkisine göre çözülmesi gerekmektedir. Mahkememizce bu şartlara göre açılan işbu dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, davalı davaya süresinde yanıt vermediğinden HMK'nin 128.maddesi gereğince davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamının inkar edildiği kabul edilerek davacı vekili tarafından gösterilen deliller toplanmıştır. Buna müteakip 6100 sayılı HMK'nin 266. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 maddeleri ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve ara kararlara bağlanan hukuki sonuçları duruşmada hazır bulunan davacı vekiline ihtar edilmiştir. Ayrıca davalı şirkete ara karara konu hususlar ve inceleme ve gün ve saatini bildirir şekilde davetiye gönderilmiş ve işbu davetiyenin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği görülmüştür. Bu kapsamda dosya belirlenen ticari defter inceleme günü itibarıyla İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen SMMM ... 'a tevdi ve teslim edilmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen 04/06/2026 tarihli raporda özetle; Davacı şirkete ait incelenen ticari defter ve kayıtların usulüne uygun olarak tutulduğu, söz konusu kayıtların dosya kapsamında yer alan defter ve belgelerle uyumlu olduğu ve bunları teyit eder nitelik taşıdığı, davalı şirket tarafından sunulan cevap dilekçesine dosya kapsamında rastlanılmadığı ve davalının defterlerini incelemeye ibraz etmediği, buna göre davacı şirketin, davalı-şirketten alacağı 67.266,37TL olduğu tespit edildiği yönünde tespit, hesap ve görüş bildirilmiştir. Mahkememizce işbu rapor davacı vekiline ve davalı şirkete usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davacı vekili tarafından genel olarak raporu doğrulayan beyanlarda bulunulmuş, davalı tarafından ise bilirkişi raporuna karşı herhangi bir itiraz öne sürülmemiştir. Mahkememizce bu kapsamda yapılan değerlendirmede somut olayda öncelikle taraflar arasındaki satış sözleşmesi ilişkisinin icra takibi ve faturalar başta olmak üzere mübrez deliller ve özellikle davacının ticari defterlerine göre sabit olduğu, takip konusu alacağın davacının ticari defter ve belgelerinde aynen kayıtlı olduğu gibi defterlerinin HMK'nin 222.maddesi gereğince usulüne uygun olarak tutulduğundan delil niteliği taşıdığı anlaşılmıştır. Buna mukabil davalı şirkete usulüne uygun olarak gerekli ihtar şerhi içeren duruşma tutanağına havi davetiye tebliğ edilmesine rağmen ticari defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediği ve dolayısıyla üzerlerinde bilirkişi incelemesi yapılamadığı anlaşılmıştır. Bu durumda 61010 Sayılı HMK'nin 222/3 hükmüne göre davacının ticari defterlerinde aynen kayıtlı olan alacağa ilişkin olarak ödemeye ilişkin yasal süresinde bir savunma ve belge sunulmadığı gibi, davalının aradaki ticari ilişkiyi kabul ettiği ancak karşı ispat faaliyeti kapsamında borca veya ödemeye ilişkin somut yazılı bir delil ileri sürülmediği anlaşılmıştır. Bunların yanında özellikle taraflarca bilirkişi raporuna da itiraz edilmediğinden raporun taraflar yönünden bağlayıcı hale geldiği ve mahkememizce de olaya uygun bulunduğu anlaşılmakla dava konusu alacağın varlığının ve miktarının takipteki gibi aynen sabit kabul edilmesi gerekmiştir. (HMK, 222/2,3, 266, 281, 282,) Binaenaleyh, davacı şirketin davasını yargılamaya hakim olan ilkeler nezdinde TMK'nin 6 ile HMK'nin 190, 222/2,3 maddeleri gereğince davacının kesin delil niteliğine bürünen ticari defter ve belgelerinden neşet eden mevcut bilirkişi raporu ve anılan diğer durum ve deliller karşısında ispatladığı sonuç ve kanaatiyle dosyaya mübrez sözü geçen bilirkişi raporunun da gerekçeli, dosya kapsamıyla uyumlu, denetime açık, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu kabul ve takdir edilerek, davanın niteliği gereği icra takip dosyası ve taleple bağlılık ilkesine göre 6098 sayılı TBK'nin 117/1 maddesi gereğince temerrütün icra takibiyle oluştuğu ve TTK'nin 3, 16/1 ve 19/1 maddeleri gereğince tarafların tüzel kişi tacir olduğu, davaya konu alacağın ise tacirler arası sözleşmeden kaynaklandığı ve ticari iş niteliğinde olduğundan tacirin ticari işlerde temerrüt faizi oranını düzenleyen 3095 sayılı Kanun'un 2/2. madde hükmü uyarınca davacı alacaklının avans oranında faiz isteme hakkına haiz olduğu anlaşıldığından alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasının gerektiği de gözetilerek davacının davasının talep gibi kabulü ile, 2004 sayılı İİK'nin 67/I maddesi gereğince davalı-borçlunun İstanbul Anadolu ...İcra Dairesinin ...Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptali ile icra takibinin asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 49,25 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle asıl alacak olan 67.266,37 TL üzerinden devamına karar verilmiştir. (AY- 9, 36 ,138, 141, TMK- 1/1, 2, 6, TBK,1 vd, 117/1, 207, TTK- 3, 16/1,18/1,2,19/1, 21/2 ,83, 85, İİK- 67, HMK- 25, 26, 27, 29, 30, 31,33, 114, 128, 138, 142, 146, 187/1, 190, 191, 198, 222, 266 vd. 281, 282, 320,321,322.) Davacı tarafın icra inkar tazminatı isteğine ilişkin yapılan değerlendirmede ise; Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davalarında İİK’nin 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkar tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada borçlunun itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmamaktadır. Bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması, başka bir ifadeyle borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar çerçevesinde tazminatın yaptırım amacı da gözetildiğinde somut olayda asıl alacağın gerçek miktarının taraflar arasındaki satış sözleşmesi ilişkisi gereğince davalının, borcunun varlığını ve miktarını kendi ticari defter ve belgelerine göre açık ve net olarak belirleyip tespit edebilir durumda olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle, davalının itirazının haksızlığına karar verilmesine göre davalı-borçlu yönünden icra takip dosyası, satış sözleşmesi ve buna bağlı olarak düzenlenen faturalara göre mevcut asıl alacak/borç likit/muayyen olmakla İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi gereğince şartları oluştuğundan icra inkar tazminatı talebinin kabulüyle, hükmolunan asıl alacağın (67.266,37 TL) %20'si olan 13.453,27 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine de karar verilmesi gerekmiştir. (İİK,67/2) 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince esasa ilişkin aleyhinde hüküm verilen davalı şirket sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2.maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın KABULÜNE, 2-)2004 sayılı İİK'nin 67/I maddesi gereğince davalı-borçlunun İstanbul Anadolu ...İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazlarının iptali ile icra takibinin asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 49,25 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle asıl alacak olan 67.266,37 TL üzerinden devamına, 3-)Davacının, 2004 sayılı İİK'nin 67/II maddesi gereğince icra inkar tazminatı talebinin kabulüyle; hükmolunan asıl alacağın (67.266,37 TL) %20'si olan 13.453,27 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.594,96 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 682,89 TL peşin harcın ve icra dosyasına yatan 465,86 TL harcın mahsubuyla bakiye 3.446,20 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 6-)Davacı tarafından yapılan 615,40 TL başvurma harcı, 682,89 TL peşin harç, 1.071,00 TL posta masrafı, 9.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 11.369,29 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-)Davacı şirket kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1 maddesi uyarınca toplam 45.000,00 TL nispi/maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansların yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı şirket temsilcisinin yokluğunda ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/09/2026

Kâtip ¸e-imzalıdır

Hâkim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/739, K. 2026/100, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-739-e-2026-100-k-64ebb6844f84