Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1567 E. 2026/2333 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1567
Karar No
2026/2333
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1567 KARAR NO : 2026/2333

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/02/2026 NUMARASI : 2025/51 Esas 2026/89 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 20/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 20/10/2026

Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/51 Esas 2026/89 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında, mermer satışına ilişkin olarak fiyat, malın teslim şekli ve teslimat zamanı gibi hususları içeren bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye göre satıcının müvekkilinin inşaatına devam edebilmesi için gerekli olan belirli miktarda mermerin, sözleşmede belirlenen zamanlarda ve belirlenen şartlarla teslim edilmesini taahhüt ettiğini, yine sözleşme gereğince müvekkili firma da nakit ve çek karşılığı olmak üzere davalı tarafa ödemelerde bulunmayı taahhüt ettiğini ve edimini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, sözleşme gereğince müvekkilinin davalı tarafa teslim ettiği ve halen ödemesi gelmeyen 15.02.2025 tarih 165.000.00-TL bedelli, 15.03.2025 tarih 165.000.00-TL bedelli ve 30.03.2025 tarih ve 100.000.00-TL bedelli üç adet müşteri çekinin mevcut olduğunu, bu çeklerin ciro edilerek davalı tarafa teslim edilmiştir. Ancak davalı satıcı, sözleşme ile tarafına yüklenen teslim şartını tam olarak yerine getirmediğini beyan ederek müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile tedbiren çeklerin ödemesinin durdurulmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; Taraflarca hazırlanan sözleşme uyarınca müvekkilinin toplamda 1.700 m² döşeme, 618 m² basamak, 265 m² rıht ve 1.600 metretulsüpürgelik malzemelerini temin edeceğini taahhüt ettiğini, müvekkili tarafından sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde davacı firmaya farklı zamanlarda farklı miktarda olmak üzere ürünlerin eksiksiz olarak teslim edildiğini, ürünlerin inşaat ustaları tarafından dikkatsiz ve özensiz bir şekilde açılıp parçalandığını, ustaların dikkatsiz ve özensiz davranışları sonucunda kırılan ve parçalanan ürünlerin sorumlusunun müvekkilinin olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmiştir. MAHKEMECE: "...Dava, 430.000,00TL'lik çekler bakımından menfi tespit, fazladan ödenen 283.040,00TL'nin ise davalıdan tahsiline ilişkindir. Taraflar arasında mermer alım satımına konu hukuki ilişkinin varlığı bakımından uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık sözleşme konusu malların sözleşmeye uygun teslim edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Davacı ve davalı defterleri m.müşavir b.kişi tarafından incelenmiştir. Davacı defterlerine yapılan ödemelerin kayıtlı olmadığı, davalı defterinde ise dava konusu olan 3 adet çekin kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf, davalıdan alacağı mallara ilişkin olarak nakit ve çek ile peşin ödeme yaptığını beyan etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmeye göre davalının davacıya yaptığı satışın peyder pey olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ise malları teslim ettiğini ve davacının 1.230.000,00 TL ödeme yaptığını, bakiye borç için ise 3 adet toplamı 430.000,00TL'lik çek verdiğini beyan etmiştir. Bu durumda, peyder pey ödeme hususunda anlaşıldığı sabit olmakla TBK 207/2.maddede bulunan satış sözleşmelerindeki "aynı anda ifa karinesi" ortadan kalktığı için malların tesliminin ispatı davalı tarafın üzerinde olacaktır. Başka deyişle davacı yaptığı ödemeyi , davalı ise mal teslimlerini ispat etmelidir. Dava menfi tespit ve fazla ödenen bedelin iadesine ilişkin olup zorunlu arabuluculuk dava şartına tabidir. Davacı yanca dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğu beyan edilmesi sebebiyle davanın esasına girilerek deliller toplanmışsa da sonradan yapılan açıklama ile arabuluculuk başvurusu yapılmadığı bildirilmekle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerekmiştir.'' gerekçesi ile; Davanın REDDİNE, " şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, taraflarca açılan davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiğini, Mahkemece dava konusunun zorunlu arabuluculuğa başvuru şartı gerektiği yorumlanarak dava reddedildiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine yönelik kararında; “Ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce “arabuluculuğa" gidilmesinin zorunlu olmadığı, arabulucuya gidilmiş olmasının bir “dava şartı” olmadığını”belirterek bu tartışmalara son noktayı koyduğunu, açmış olduğu dava , davayı açtığı tarihte menfii tespit ve istirdat davası olduğunu, açmış olduğu davada " davalı tarafın teslim edimini eksik yerine getirdiğini bu nedenle davalı tarafa teslim ettiği çeklerden 3 tanesinin ödenmemesi ve fazla yapılmış olan ödemenin iadesi " talebini içerdiğini, talebin bir kısmı tespit hükmünü içerdiğini, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle dava istirdat davasına dönüştüğünü, bu nedenle açılan davada dava şartı arabuluculuğa başvuru zorunlu olmadığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2020/85 E. Sayılı dosyasında, Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları aralarındaki uyuşmazlığın giderilmesine yönelik, vermiş olduğu 2020/454 K. Sayılı 13.02.2020 tarihli kararıyla, 11.Hukuk Dairesinin görüşünün aksi olarak, TTK 5/A maddesinin genişletici bir yoruma elverişli olmadığı tespitiyle, ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabuluculuya gidilmiş olmasının dava şartı olmadığına hükmettiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yakın tarihli bir kararında ; “Çek istirdadı davasında, arabulucuya başvurulmasının dava şartı olmadığı- "Çekten kaynaklı menfi tespit davasında" arabulucuya başvurmanın dava şartı olduğu- Menfi tespit davasının, arabuluculuk dava şartına tâbi olmayan çek istirdadı davası ile birlikte açılmış olması durumunda, artık menfi tespit talebinin de "arabuluculuk dava şartına" tâbi olmayacağını” belirterek, menfi tespit davasının tek başına zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğunu, ancak çek istirdadı davası ile birlikte görülmesi halinde artık bunun mümkün olmadığı sonucuna vardığını, kararlar da göz önüne alınarak eksik inceleme ile verilen Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, menfi tespit davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Davacı vekilince taraflar arasında mermer alımına ilişkin sözleşme yapıldığı, davalnın edimini eksik ifa ettiği, davalıya 283.040,00 TL fazla ödeme yapıldığı, ve toplam 430 .000,00 TL'lik çeklerin ciro edilerek verildiği, beyanıyla 713.040,00 TL için borçlu olunmadığının tesppiti ile ödeme günü gelmeyen çeklerin bankaca ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Bazı ticari davalarda dava şartı olarak arabuluculuk 7155 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle TTK’ya eklenen 5/A hükmüyle düzenlenmiş olup 7445 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle değişik bu hükme göre, ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, dava şartı arabulucuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/02/2026 tarih ve 2025/51 Esas 2026/89 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 20.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1567, K. 2026/2333, T. 20.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1567-e-2026-2333-k-caadd5a1f625