İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/717 E. 2026/45 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/717
Karar No
2026/45
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/717 Esas KARAR NO : 2026/45

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/08/2025 KARAR TARİHİ : 09/10/2026

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız .... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ / DAVA/TALEP ; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...Ticaret Limited Şirketi arasında kumanya hizmeti sağlanması hususunda anlaşıldığını, müvekkil tarafından hizmetin usulüne uygun şekilde yerine getirilmesine rağmen davalı tarafça fatura bedellerinin tam olarak ödenmediğini, taraflar arasındaki yazışmalarla alacağın sabit olduğunu, arabuluculuk sürecinin davalının katılmaması nedeniyle olumsuz sonuçlandığını, davalının temerrüde düştüğünün anlaşıldığını, 22.302,16 USD tutarındaki fatura alacağının 09.07.2025 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep edilmiştir. CEVAP/TALEP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; " dava konusu uyuşmazlığın yabancı bayraklı gemilere verilen kumanya tedarikine ilişkin kumanya alacağından ve Türk Ticaret Kanunu'nun 1352/1 bendi uyarınca deniz alacağından kaynaklandığını, Denizcilik İhtisas Mahkemesi olarak görevlendirilen İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi münhasıran deniz ticareti ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevli olduğundan HMK 115/2 gereğince davanın görev yönünden usulden reddinin gerektiğini, davalı şirketin Türkiye limanlarında genel acenteliğini yaptığı ... isimli yabancı bayraklı gemilerin donatanları adına acente sıfatıyla hareket ederek kumanya talebinde bulunduğunu ve hiçbir şekilde ödeme taahhüdünde bulunmadığını, faturaların ve irsaliyelerin müvekkile değil yabancı bayraklı gemilerin donatanlarına hitaben düzenlendiğini ve teslimatların gemilere yapıldığını, dosyaya sunulan 18.04.2025 tarihli 1.611,97 ABD Doları, 2.355,66 ABD Doları, 245,80 ABD Doları ve 1.984,11 ABD Doları tutarındaki vade farkı faturalarının muhataplarının donatan olmadığını ve hangi ana para veya temerrüde istinaden düzenlendiğinin belli olmadığını, ayrıca cari hesap bakiye onayının akabinde 16.05.2025 tarihinde RED LION gemisi donatanı ... tarafından davacıya 15.000 ABD Doları ödeme yapıldığını belirterek öncelikle usul yönünden davanın reddini, esas yönünden ise davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Ticaret Sicil Kayıtları, Tarafların Vergi Dairesi Müdürlükleri kayıtları ve 2024-2025 BA-BS formaları, Bilirkişi raporu, dosyadaki sair bilgi ve belgeler. İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI: Dava, taraflar arasındaki satış sözleşmesi (kumanya hizmetleri) kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle alacağın tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda ön inceleme duruşması açılarak taraf teşkilinin sağlandığının anlaşılmasına müteakip öncelikle resen incelemeye tabi başta dava şartı zorunlu arabuluculuk olmak üzere 6100 sayılı HMK'nin 114. maddesinde sayılan genel ve özel dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre gibi hususlar da incelenip değerlendirilerek uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde daha önce arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez, esasları, süreci ve hukuki sonuçları açıklanarak taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanmış, incelenip değerlendirilmiş ve son celse duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin tahkikata ve esasa ilişkin son sözleri de dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Somut olaya geçmeden önce işbu olaya ilişkin bir kısım açıklamalar yapılmasın gerekecektir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da acentenin tanımına yer verilmiştir. Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme: “… (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. (2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır…” şeklindedir. Yasanın103. maddesi ise ; “… (1) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır: a) Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar. b) Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar…” acentenin uygulama sahası içinde sayılmıştır. 6102 sayılı TTK'nin 105. maddesi; "…(1) Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. (2) Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. (3) Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz” hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere TTK’nin 105/2. maddesine göre acente; sözleşmenin kurulmasına aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeden doğan uyuşmazlıktan dolayı müvekkili adına dava açabileceği gibi müvekkiline izafeden (müvekkili namına) acenteye karşı açılması mümkün bulunmaktadır. Eş söyleyiş ile; bu tür davalarda adına sözleşme yapılan müvekkil şirkete izafeten acente aleyhine dava açılabilir ve asıl şirkete izafeten acente aleyhine karar verilebilir. Çünkü acenteler imzaladıkları ya da aracılık yaptıkları sözleşmeleri kendi nam ve hesaplarına değil, acentesi bulundukları kişi adına düzenlerler. Dolayısıyla kural olarak, bu sözleşmelerden dolayı sorumlulukları yoktur (Ulaş, I.: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 22, 23). Acentenin TTK'nin 105 maddesinde düzenlenen müvekkilini temsili sınırlı kanuni temsil olup maddi hukuk bakımından hak sahibi ve usul hukuku bakımından 'sıfat'a sahip olan acente değil; müvekkildir. Acentenin dava ve takiplerde yetkisi sıkı şartlara bağlı olup dar yorumlanması gereken bir imkandır. Bu temsil yetkisi ticari temsilcinin aksine müvekkil ile müşteri arasındaki her türlü sözleşme veya ilişkiden doğan uyuşmazlığı kapsamaz. Uyuşmazlığın konusunun sözleşmenin acentenin bilfiil aracılık yaptığı veya müvekkili nam ve hesabına akdettiği bir sözleşme olması gerekir. İkincisi söz konusu kanuni yetki sözleşmeden doğan uyuşmalıklarla ilgili olup müvekkilin haksız fiili sebebiyle açılmış davalarda acente müvekkilini temsil edemez. ( Prf.dr.Hüseayin Ülgen Prf.dr. M.Helvacı, Prf dr. A.kaya, Prf dr.N.F Nomer Ertan, Ticari işletme hukuk Vedat Kitapçılık 6. Bası sayfa 845 vd.) TTK'nin 103/1-b "Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar…” hakkında özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere acenteliğe ilişkin TTK yedinci kısım hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır. Bu durumda TTK'nin 105 ve 103/1-b düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğine; TTK'nin 102. maddesinde düzenlenen tanıma uymadığından acente sayılmayan kişilerin sözleşmenin kurulmasında aracılıkta bulunması ya da müvekkili adına sözleşme akdetmesi halinde TTK'nin 105/1 maddesine göre; aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkili" olduğu ve 105/2 maddesine göre de Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı bu kişilerin müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceği" sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Sıfat bir itiraz olduğundan, hakim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu sübjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir konudur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekmektedir. Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; öncelikle davaya esas faturaların bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere davalı şirket dışında başka şirketlere düzenlendiği açıkça anlaşılmıştır. Bilindiği üzere kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191). Buna göre eldeki olayda, taraflar arasında iddia olunan sözleşme ilişkisini veya davalının faturalara konu borçtan sorumlu olduğunu ispat yükü davacı taraftadır. Davalının faturaya konu alacaklardan sorumlu olduğuna dair yazılı bir belgeye rastlanmamıştır. Davalının koordinasyon ve sipariş süreçlerine aracılık etmesinin acente sıfatına ve dolayısıyla sorumluluğu cevaz vermeyeceği değerlendirilmiştir. Filhakika, davalının, dava dışı firmanın acentesi olduğu da açıkça iddia ve ispat edilememiş olmasına göre TTK'nin 103/1-b maddesi gereğince olaya TTK'nin 105. maddesinde düzenlenen acenteye ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Mamafih, davanın asıl borçluya izafeten davalıya karşı açılmadığı da sabittir. Benimsenen bilirkişi raporuna göre gerek davacının gerekse davalının ticari defter ve kayıtlarında da karşılıklı olarak herhangi bir alacak borç kaydı bulunmadığı da tespit edilmiştir .Binaenaleyh, davacı şirketin davalının sorumluluğunu ve davalı taraf sıfatını yargılamaya hakim olan ilkeler nezdinde TMK'nin 6 ile HMK'nin 190 maddeleri gereğince TTK'nin 105.maddesi kapsamında ispat edemediği gibi davanın asıl borçluya izafeten davalı şirkete de açılmadığı anlaşılmakla tarafların ticari defter ve belgelerinden neşet eden mevcut bilirkişi raporu ve anılan diğer durum ve deliller karşısında dosyaya mübrez sözü geçen bilirkişi raporunun da gerekçeli, dosya kapsamıyla uyumlu, denetime açık, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu kabul ve takdir edilerek işbu davada davalı şirketin davalı taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmadığından davanın esastan reddine karar verilmiştir. (Bkz; İstanbul BAM 43.HD.11/06/2206 T.2026/129 E.2026/1244 K.) 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden 326/1. maddesi gereğince aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davalı şirketin davalı taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmadığından, davanın esastan reddine, 2-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 15.644,42 TL harçtan mahsubuyla bakiye 14.912,42 TL harcın karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine, 4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1,7/2 maddeleri uyarınca hesap ve takdir edilen 45.000,00 TL nispi/maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-)Davalı tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.29/09/2026

Kâtip ... e-imzalıdır

Hâkim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/717, K. 2026/45, T. 09.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-717-e-2026-45-k-3102cfa0050a