Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/501 E. 2026/1182 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/501
Karar No
2026/1182
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/501

KARAR NO : 2026/1182

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 18/11/2021

NUMARASI : 2016/1237 Esas - 2021/1013 Karar

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 30/09/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 23.10.2013 tarihinde sponsorluk alanında aracılık hizmetlerine ilişkin bir sözleşme imzalandığını, sözleşmenin konu ve kapsamının 3., taraflar arasındaki ilişkinin 4., davacının yükümlülüklerinin 5. maddede düzenlendiğini, bu hükümler çerçevesinde, davacı şirketin, davalının sözleşme tarihinden sonraki sponsorlukla ilgili tüm aracılık faaliyetlerini yürüteceğini, davacının sponsorluk sözleşmeleri bakımından münhasır yetkili kişi konumunda bulunduğunu, sözleşmenin yalnızca davalı ile ... ve ... ... arasında imzalanmış iki sponsorluk sözleşmesiyle sınırlı olmayıp sözleşme tarihinden sonra akdedilecek diğer sponsorluk sözleşmelerini de kapsadığını, sözleşmede ayrıca müvekkilinin aracılık ettiği mevcut ... sponsorluk sözleşmelerine ilişkin ücretin özel olarak düzenlendiğini, sözleşmenin 7.maddesinde de taraflar arasındaki sözleşmenin kapsamının birden çok pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmesine ilişkin olduğu vurgulanarak, sözleşmenin süresinin, davacıya tevdi edilen iş kapsamındaki her bir pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmesinin yürürlüğü müddetine bağlandığını, keza davacının ücretinin de aracılık edeceği bu sözleşmeler üzerinden belirleneceğini, davacının sözleşmenin bu hüküm ve kapsamına uygun davranarak, sözleşme süresince birçok araştırma yaptığını, sponsorluk projesi geliştirdiğini ve davalıya teklif ettiğini, davacının aradaki sözleşmeye sadakat ve vefa ile çalışmaya devam ederken, davalının, ... 11. Noterliğinin 08.10.2015 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesini davalıya göndererek taraflar arasındaki sözleşmeyi, sözleşmenin 7.maddesi uyarınca feshettiğini bildirdiğini, sonradan öğrenildiği üzere, davalının sözleşmeyi aniden ve nedensiz olarak sona erdirmesinin arkasında, münhasıran davacıya tevdi ettiği işleri, başka şirketlere yaptırma amacının yattığını, hotta bu ihtarnameden çok önceki tarihlerde dahi, davalının sözleşme konusu olan sponsorluk projeleri ve sözleşmeleri (Pazarlama Reklam Ve Tanıtım Sözleşmeleri) ile ilgili olarak başka şirketlerle gizli anlaşmalar yapmış olduğunu ve ..., ... ve ... gibi spor klüpleriyle sponsorluk anlaşmalarını bu şirketler aracılığıyla akdetmiş olduğunun öğrenildiğini, başka bir anlatımla, sözleşme devam ederken dahi davalının sözleşmeye, etiğe ve dürüstlük kuralına açıkça aykırı şekilde, davacıdan gizlice aynı işe başka şirketlere yaptırmaya başladığını ve açıklanan nedenlerle davacının maruz kaldığı zarar ve ziyanın tazmini için; HMK m. 107 çerçevesinde, talep miktarını tahkikat sonucunda belirlenecek olan miktara artırmak suretiyle belirsiz alacak davası niteliğinde, kanunun aradığı şekilde asgari miktar olarak şimdilik 30.000 TL maddi tazminata, 100.000 TL manevi tazminat ile birlikte ticari faize ve TBK m.58 uyarınca tazminata ek olarak davalının saldırılarını kınayan bir karara hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı banka ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin, müvekkili bankanın ... ... A.Ş. ve ... ...... ile imzalayacağı sponsorluk sözleşmesi esaslarını belirleyen ve bu sponsorluk ilişkisinden davacının elde edeceği kazancı düzenleyen 23.10.2013 tarihli sözleşme ile başladığını, davacının, 23.10.2013 tarihli sözleşmeden kaynaklanan münhasırlık haklarının olduğunu ve davalı bankanın dava dışı 3. bir şirketle birlikte bu hakları ihlal ettiği gerekçesiyle İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1254 Esas sayılı dosyası ile haksız rekabetin tespiti ve men'i; İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1278 Esas sayılı dosyası ile haksız rekabet sebebiyle tazminat talepli davaları ikame ettiğini, huzurdaki davanın, taraflar arasındaki 3.hukuk davası olduğunu, 3 davanın dayanağının da 23.10.2013 tarihli sözleşme olduğunu, dava konuları farklı olsa da müvekkili bankanın savunmalarının ilgili sözleşmenin haksız yere feshedilmediği, müvekkili bankanın fiilinin haksız rekabet içermeyeceği/içermediği, dava dışı 3.kişi şirket ile haksız rekabet olduğu ileri sürülen eylemler için para alışverişi olmadığı, dava dişi 3.kişi şirketin sponsorluk yararlanıcısı spor kulüpleri ile sözleşme imzaladığı ve davalı banka ile imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı noktasında toplandığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin konusu ve kapsamının, davacının iddia ettiğinin aksine, davacının akdedilmesine aracılık ettiği davalı banka ile ... ve ... ... arasında imzalanan 31.10.2013 tarihli sözleşme ile sınırlı olduğunu, müvekkili banka tarafından genel olarak sponsorluk sözleşmesi akdedilmesine ilişkin tüm işlerin münhasıran davacıya tevdi edilmesinin söz konusu olmadığını, sözleşmenin konusunun ve kapsamının 3.maddede belirtildiğini, yine sözleşmenin 6.maddesine istinaden,sözleşme kapsamının ... ve ... ... ile imzalanan 31.10.2013 tarihli sponsorluk anlaşması ile sınırlı olduğunun açıkça anlaşıldığını, davalı bankanın bu iki sponsorluk anlaşması dışında, davacıya yapacağı hiçbir ödeme veya başkaca sözleşmesel yükümlülüğünün olmadığını, davacının sözleşmede özel olarak düzenlenen ücret skafasının dışında kendisine genel ve münhasıran yetki verildiğini iddia etmesinin, sözleşmeyi olduğundan farklı olarak yorumlama çabasından ibaret olduğunu, 23.10.2013 tarihli sözleşmenin süresinin, 7. maddesi uyarınca ... ve ... ... ile akdedilen 31.10.2013 tarihli sözleşmelerin süresine bağlı olduğunu, bu sözleşmelerin 01.09.2015 tarihli Reklam Hakları Sözleşmesinin 3.2 maddesiyle ortadan kaldırılmasıyla dava konusu sözleşmenin de kendiliğinden sona erdiğini, bu hususun 08.10.2015 tarihli ihtarname ile de davacıya bildirildiğini, davacının taraf olmadığı 31.10.2013 tarihli sözleşmeye dayanarak haksız fesih iddiasında bulunamayacağını, ... ve ... ... ile davacının aracılık ettiği bir sponsorluk sözleşmesi mevcutken, davacının aracılık etmediği başkaca bir sponsorluk sözleşmesi imzalanmasının amacının farklı olduğunu, nitekim, sponsorluk sözleşmesinde imzası bulunan şirket ve dernekler aynı olsa dahi, sponsorluk kapsamı ile sponsorluk bedeli ve süresinin farklı olduğunu, sadece ... takımları değil futbol takımının da sponsorluk kapsamına alındığının görüleceğini, dava dilekçesinde ismi zikredilen dava dışı 3.kişi “You First” ile herhangi bir hukuku ilişkinin bulunmadığını, sponsorluk sözleşmelerine aracılık edilmesine yönelik olarak herhangi bir sözleşme, bağlantı ya da ödeme olmadığını, dava dışı 3.kişinin spor kulüpleri ile sponsorluk/temsilcilik sözleşmesi imzalayarak sponsor orayışına girmiş olmasının, davalı ile dava dışı 3.kişinin arasında sponsor temsilciliğine dair bir sözleşme olduğu anlamına gelmediğini, müvekkili bankanın 23.10.2013 tarihli sözleşmenin feshinden sonra başka bir şirketle çalışmasının, sözleşmenin ihlal edildiği anlamına gelmeyeceğini, manevi tazminat talebinin ve saldırı kınama karar talebinin mesnedinin olmadığını, basiretli şekilde hareket etmek ve ticari işlerinde daha dikkatli ve özenli davranmak noktasında azami gayret sarf eden dava konusu tüm iş ve işlemlerde taraflar arasındaki sözleşmelere göre hareket eden davalı banka aleyhine tazminata hükmedilmesi talebinin hukuka aykırı olduğunu, diğer taraftan, davacının İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1278 e. sayılı dosyası ile haksız rekabet sebebiyle maddi manevi tazminat davasını ikamet ettiğini, davacının davalı bankaya karşı ikame ettiği 3 adet davada da dava konusu sözleşme, bankaya isnat edilen mesnetsiz suçlamalar ve hatta sonuç ve istem kısmı hariç dava dilekçelerinin dahi aynı olduğunu, hal böyleyken davacının tek eylem sebebiyle birden fazla dava marifetiyle manevi tazminat talebinde bulunduğunu, manevi tazminat talebinin zenginleşmeye sebebiyet vermemesi gerektiği göz önüne alındığında, davacının talebinin reddinin gerektiğini, açıklanan nedenlerle ve müvekkili bankanın bu haksız dava nedeniyle uğradığı ya da uğrayabileceği zararların tazminine yönelik karşı dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla; davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi'nce; ''...Dava, münhasırlık yetkisine aykırı sözleşme yapılması ve haklı feshe dayalı maddi, manevi tazminat talepleri ve TBK 58.madde gereğince saldırının kınanması istemlerine ilişkindir.

Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, kar kaybı nedeniyle tazminata konu olabilecek davalı ile 3. kişiler arasında yapılan sözleşmeler, miktar ve cinslerinin yargılama sırasında belli olduğu, buna göre her ne kadar dava dilekçesinde maddi tazminat miktarı TL olarak bildirilmiş ise de, netice-i talep artırma dilekçesinin tespit edilen bu miktarlara göre tazminat para cinsini HMK 107. maddesindeki ''miktarını yahut değerini'' kapsamında EURO ve Dolar olarak davacı taraf artırmıştır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmenin niteliği, sözleşmesinin feshinin haklı olup olmadığı, simsarlık sözleşmesinin, sözleşme süresinin sona ermesine ilişkin maddesinin anlamı sözleşmenin sadece ... ...açısından kurulup kurulmadığı, sözleşmenin haksız feshedilmesine karar verilmesi halinde belirsiz süreli borç ilişkisinde tazmin edilecek ifa menfaatinin olağan fesih süresine kadar geçecek süre olup olmadığı konularında toplanmaktadır.

Taraflar arasındaki sözleşme karma sözleşme olsa da işletme adına sözleşme yapma yetkisini de içermemekle, acentalık sözleşmesine değil simsarlık sözleşmesine daha yakındır .

Taraflar arasındaki 23/10/2013 tarihli sözleşmenin 3. maddesindeki ''yeni fırsatların araştırılması'', 6. maddesindeki ''hizmet bedeli imza altına alınan her bir pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmesine ait bedellerin yıllık ve sezonluk tutarının ... '' şeklindeki ifadelerde ve TBK 19. maddesi gereğince tarafların gerçek ve ortak iradelerinden anlaşılacağı üzere, sözleşmenin konusunun sadece ... ...... ile daha sonra yapılan 31/10/2013 tarihli Pazarlama Sözleşmesi olmadığı, 23/10/2013 tarihli sözleşme taraflar arasında yürürlükte olduğu sürece davalı bankaya gelen tüm sponsorluk ve reklam tekliflerinin değerlendirilmesi ... sözleşmelerin imzalanmasına kadar geçen sürelerin banka adına çalışmaları yürütmek olduğu ve bu hususta da davacı tarafa sözleşmenin 4. maddesi gereğince münhasır yetkilendirme yapıldığı sonucuna varılmıştır. Sözleşmenin 6. maddesindeki bankanın hükümlülükleri maddesi de, genel ifadeler içerdiği, ... ile yapılacak sözleşmeye münhasır olmadığı Mahkememizce varılan bu sonucu da değiştirmediği anlaşılmıştır. Ayrıca yine bu sözleşmenin 7. maddesi de ''sözleşmeye konu her bir pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmesinin yürürlüğü müddetince devam edecektir.'' şeklindeki düzenleme ve 2. maddesindeki ''banka adına imza altına alınmasına aracılık edilen her bir pazarlama ... sözleşmesi'' düzenleme ile mahkememizin vardığı bu sonucu desteklendiği anlaşılmıştır.

Simsarlık sözleşmesi gereğince, simsarın ücrete hak kazanabilmesi için yaptığı faaliyetin sonunda bir sözleşme kurulması gerekmektedir. Yani ücret hakkı başarıya bağlıdır. münhasırlık yetkisine aykırı sözleşme yapılması ve haklı feshe dayalı maddi tazminatın belirlenmesinde münhasır yetki süresinde ve fesih ihbar süresinde bir sponsorluk sözleşmesi kurulmuş olmasına dikkate edilmiştir.

Sözleşmenin 6/1. maddesi gereğince, davalı banka ile ... arasındaki sözleşmelerin herhangi bir sebeple feshedilmesi halinde fesih tarihinden sonraki dönemlere ilişkin ödeme yükümlülüğünün olmayacağının açıkça düzenlenmiş olduğu, buna göre 31/10/2013 tarihli sözleşmenin 01/04/2015 tarihinde yapılan sözleşmenin 3/2. maddesindeki ikale şartıyla sona erdirildiği göz önünde bulundurulduğunda davacının 23/10/2013 tarihli sözleşmenin 6.1. maddesinin son paragrafının 2. cümlesinde herhangi bir tazminat yükümlülüğü olmaksızın davalıya açık bir yetki tanımış olmakla, ... ile yapılacak sözleşmede kalan sürelere ilişkin kar kaybı tazmin alacağının doğmayacağı, bu durumun sözleşmedeki açık düzenleme nedeniyle davacıyı aradan çıkarmaya yönelik TMK 2'ye aykırı bir husus teşkil etmeyeceği, bu durumun aradan çıkarma olarak değerlendirilmemesi kanaatini destekleyen bir başka hususun ise 31.10.2013 tarihli ... ile yapılan Pazarlama sözleşmesinin, 23.10.2013 tarihli simsarlık sözleşmesinden sadece 8 gün sonra yapılması olup, 8 günde nasıl imza aşamasına gelindiği belli olmamakla birlikte 23/10/2013 tarihli sözleşmenin 6.1. maddesinin son paragrafının 2. cümlesinde herhangi bir tazminat yükümlülüğü olmaksızın davalıya açık bir yetki tanımış olmasına ilişkin yorum mantığını da desteklediği, tazminat yükümlülüğünün doğmamasına ilişkin bu sözleşme maddesinin ... ile yapılacak sözleşmenin ötesinde tüm sponsorluk sözleşmeleri açısından geçerli olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı,

Taraflar arasındaki sözleşme feshedilmeden önce davalı ile ... arasında münhasırlık hakkını ihlal eder şekilde 01/09/2015 tarihli sözleşme yapılmış olup, münhasırlık hakkı nedeniyle 01/09/2015 tarihli sözleşmeden kar payı alacağının doğacağı,

Davalı taraf 08/10/2015 tarihli ... yevmiye nolu fesih ihbarnamesi ile hukuki ilişkiyi sona erdirmiş ise de, taraflar arasındaki sözleşme sadece bir spor kulübüne ve sadece bir sözleşme ilişkisi kurulmasına ilişkin olmayıp tarih olarak da bu sözleşmenin sona ereceği tarihin, sözleşmede kararlaştırılmadığı; sözleşmenin 7. maddesindeki ''iş bu sözleşme 01/11/2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olup, sözleşmeye konu her bir pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmesinin yürürlüğü müddetince devam edecektir'' düzenlemesinin de sözleşmenin sona erme tarihi açısından açık bir tarih ve anlamlı bir düzenleme içermediği, simsarlık sözleşmesi gereğince bir çok sponsorluk sözleşmelerine aracılık yapılmış ve bu sponsorluk sözleşmelerinin süreleri sona ermiş ise bunun simsarlık sözleşmesinin de sona ereceği şeklinde bir anlam çıkarmanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Davalı tarafın feshinin haklı olup olmadığı açısından ise, fesih iradesinin olağan fesih niteliğinde olduğu, ancak olağan feshin şartlarını düzenleyen taraflar arasında sözleşme maddesi bulunmadığı, olağan feshe ilişkin sözleşme düzenlemesinin bulunmaması, olağan fesih hakkının ortadan kaldırılması şeklinde yorumlanamayacağı, davalının olağan fesih hakkını kullanırken sözleşmenin niteliğine uygun bir süre tanımak suretiyle sözleşmeyi herhangi bir sebep göstermeksizin sona erdirebileceği ya da haklı bir sebep göstererek sözleşmeyi derhal de feshedebileceği, ancak somut olayımızda davalının olağan fesih için gerekli olan usule uymayıp sözleşmenin niteliğine göre uygun bir ihbar süresi tanımadığı gibi fesihte haklı bir sebep gösterilmiş olmamakla, haklı bir sebeple sözleşmenin derhal sonlandırılmasının da söz konusu olmadığı, tüm bunlara göre haklı bir sebep içermeyen sözleşmenin derhal sona erdirilmesine yönelik bildiriminin 23/10/2013 tarihli sözleşmenin haksız feshi niteliğinde olduğu,

Davalının haksız fesih nedeniyle feshin meydana getirdiği zararları tazmin etmek zorunda olduğu, ancak bu tazmin zorunluluğunun tanınması gereken olağan fesih ihbar süresiyle sınırlı olup, somut olayımızda bu tarihler arasında gerçekleştiği iddia edilen zararın, yoksun kalınan kar niteliğinde olduğu,

Olağan fesihte tanınması gereken süreye ilişkin, sözleşmede olağan feshe dahi bir düzenleme bulunmamakla, olağan feshe ilişkin fesih ihbar süresinin de sözleşmede kararlaştırılmadığı, buna göre bu sürenin sözleşmenin niteliği dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda da bu sürenin 3 ay olarak belirlendiği, fesih ile bu 3 aylık süre içerisinde davalının yapmış olduğu sponsorluk sözleşmelerinden kaynaklanan davacının kar kaybının davalı tarafça tazmin edilmesi gerektiği, kar kaybının hesabında tasarruf ettiği masraflarının da düşülerek hesaplanmasının gerektiği,

Fesih tarihi olan 09/10/2015 tarihinden itibaren 3 aylık sürenin 09/01/2016 tarihi itibariyle dolduğu, davalı ile spor kulüplerinin yaptıkları sözleşmelerin bu fesih ihbar süresi içine denk gelip gelmediğinin tespiti açısından davalı bankaya müzekkere yazılarak spor kulüpleriyle yapılan sözleşmelerin bildirilmesi istenilmiş, ... ...ile 4/4/2016 tarihinde, ... ile yapılan sözleşmelerin ise 2016-2017 sezonu için 2016 yılında, 2017-2018 sezonu için 2017 yılında yapılmış olduğu, buna göre bu sözleşmelerin kar kaybı açısından hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiği, ... ... ile yapılan sözleşmenin imza tarihinin 09/02/2015, ... ile yapılan sözleşmenin imza tarihinin 11/03/2015 tarihi olup fesih ihbar süresi içinde kaldıkları, fesih ihbar süresine denk gelen başkaca bir sözleşmenin bulunmadığı ancak; davalı ile ... ... ile ... A.Ş ile yapılan reklam ve tanıtım sözleşmesinin ise 01/09/2015 tarihi olup, fesih tarihi olan 09/10/2015 tarihinden önce yapıldığı, bu nedenle davacının münhasırlık yetkisi kapsamında kalan bir sözleşme olduğu, buna göre bu yeni sözleşmeden davacının kar kaybına uğradığı ve bunun tazmin edilmesi gerektiği, fesih ihbar süresi içerisinde yapılan sözleşmeler açısından tasarruf edilen masrafların kardan düşülmesi gerekmekle, 3. Ek rapor ile bu miktarın tespit edildiği, her ne kadar davacı tarafça ibraz ettiği belgelerde toplam 91.629,38-TL'nin huzur hakkı ödemeleri olduğu bu nedenle kıyasen masrafların tespiti hususunda bu miktarın hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiğini beyan etse de, 3. Ek rapor doğrultusunda tasarruf edilen masraf hesaplamasının mahkememizce yerinde olduğu, 182.188,89 TL tasarruf edilen masrafın dava konusu alacak miktarınından mahsubunda 01.09.2015 tarihinde Euro efektif satış kuru 3,2973 TL olmakla 55.253,96 Euro'nun alacaktan düşülmesi gerektiği (593.840 euro [kdv dahil] - 55.253,96 = 538.586,04 EURO), 11.03.2015 tarihli ... ile yapılan sözleşmeden kaynaklanan kar kaybının 78.750 Euro (92.925 Euro KDV dahil), 09.02.2015 tarihli ... ... ile yapılan sözleşmeden kaynaklanan kar kaybının da 35.000 Dolar (41.300 USD KDV dahil) olduğu kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.

Davalı sözleşmeyi haksız fesih etse de, bu durumun haksız rekabet olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.

Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişisel yararların haleldar olması ön şartının arandığı, malvarlığına yönelen bir eylemin kişinin manevi üzüntüsüne sebep verebilirse de böyle bir üzüntünün TBK'nın 58 ve TMK'nın 24 üncü maddesinde korunan kişisel hakların ihlalinden doğan bir eylem niteliği taşımayacağı, manevi zarara yönelik somut bir kanıtın sunulmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin kınanma talebinin reddine..." karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davalı vekilinin süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; davacıya farklı zamanlarda iki kez ıslah/talep artırımı için süre verildiğini, bu hakkın bir kez kullanılabileceğini; dava TL üzerinden açıldığı ve mahkemenin 03.12.2020 tarihli ara kararıyla TL üzerinden ıslah için süre verdiği hâlde talebin dövize çevrilip döviz üzerinden hüküm kurulmasının TBK m.99 ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, dava dilekçesinde yasal temerrüt faizi istenmişken talep aşılarak 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki faize hükmedildiğini; sözleşmenin konusunun yalnızca ... ve ... ... ile kurulacak sponsorluk ilişkileri olduğunu; sözleşmenin 09.10.2015 tarihinde değil 01.09.2015 tarihinde sona erdiğini, sözleşmede olağan feshin önele bağlanmadığından önel tanınmadığı gerekçesiyle haksız fesih sonucuna varılamayacağını; haksız fesih kabul edilse dahi tazminatın ancak feshi izleyen üç aylık dönemdeki sözleşmeden kaynaklı ücret alacağı olabileceğini; davalı ile dava dışı ... arasında sözleşme veya acentelik ilişkisi bulunmadığından münhasırlık ihlalinin söz konusu olmadığını; mahkemenin de 03.12.2020 tarihli ara kararıyla münhasırlık ihlali bulunmadığı kanaatine vardığını ve feshi izleyen üç aylık döneme rastlayan yeni bir sponsorluk sözleşmesi bulunmadığının tespit edildiğini, her hâlükârda ... ve ... sponsorluklarından kaynaklanan kazanç kayıplarının hesap dışı bırakılması gerektiğini; bilirkişilerin masraf hesabını yapacak uzmanlıklarının bulunmadığını belirtmelerine rağmen dosyanın yine aynı heyete tevdi edildiğini; 20.05.2021 tarihli ara kararla istenen kıyasen uyarlamalı hesabın yapılmayıp yalnızca davacının 2013 yılı masraflarının esas alındığını; mahsubun yalnızca 01.09.2015 tarihli sözleşme yönünden istenip ... ve ... sponsorlukları yönünden istenmediğini; yapılan mahsubun usulüne uygun olmadığını ve eksik olduğunu belirterek; kararın davacı lehine hükmolunan alacaklar yönünden ortadan kaldırılmasını, davanın reddini, aksi hâlde itirazları karşılanmak üzere dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.

2-Davacı vekilinin süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; 01.03.2015 tarihli ... sözleşmesinden kaynaklanan 78.750,00 EUR (KDV dâhil 92.925,00 EUR) kaleminin gerekçede kabul edilmiş olmasına rağmen hükme geçirilmesinin unutulduğunu; 588.000,00 EUR'ya %18 KDV eklenirken hesap hatası yapıldığını, 693.840,00 EUR yerine 593.840,00 EUR yazılarak 100.000,00 EUR eksik hükmedildiğini; 31.10.2013 tarihli sözleşmeden kalan 420.000,00 EUR'nun haksız fesihle birlikte tazminat alacağına dönüştüğünü ve haksız feshedilmiş bir sözleşmenin 6.1 maddesi gerekçe gösterilerek reddedilemeyeceğini, sözleşmenin münhasırlık ve devamlılık hükümleri karşısında tazminatın üç aylık feshi ihbar süresiyle sınırlanamayacağını, 22.03.2017 tarihli ... ve ... sözleşmelerinin de kapsama alınması gerektiğini; "tasarruf edilen masraf" mahsubunun sözleşmenin 6.1 maddesine aykırı olduğunu ve bilirkişilerce "maaş gideri" sayılan kalemin içinde 91.629,38 TL huzur hakkı ödemesi bulunduğunu; manevi tazminat ve TBK m.58 uyarınca kınama talebinin reddedilmemesi gerektiğini belirterek; kararın kısmen kaldırılması ile davanın tamamen kabulüne ve davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;

Dava, taraflar arasındaki 23.10.2013 tarihli aracılık sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği ve sözleşmeyle davacıya tanınan münhasırlık yetkisinin ihlal edildiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat ile TBK m.58 uyarınca saldırının kınanması istemine ilişkindir.

Dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki 23.10.2013 tarihli sözleşmede; Sözleşmenin konusu, 3. maddede davacı tarafından davalı banka için sponsorluk alanında yeni fırsatların araştırılması, projelendirilmesi ve sonuçlandırılması ile bankaya gelen sponsorluk/reklam tekliflerinin değerlendirilmesi aşamasından pazarlama, reklam ve tanıtım sözleşmelerinin akdedilmesi aşamasına kadar tüm evrelerde banka adına çalışmalar yürütülmesi olarak tanımlanmış; 4. maddede davacının bu hizmetler bakımından banka tarafından "münhasıran yetkilendirileceği" ve bankanın "Sözleşme müddetince Sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olarak başka bir gerçek veya tüzel kişi ile doğrudan veya dolaylı olarak çalışmayacağını gayrikabili rücu olarak kabul, beyan ve taahhüt" ettiği kararlaştırılmıştır. 6.1 maddesinde ise bankanın ödeyeceği hizmet bedelinin "imza altına alınan her bir Pazarlama, Reklam ve Tanıtım Sözleşmesine ait bedellerin yıllık veya sezonluk tutarının %7 + KDV'si" olduğu düzenlenmiştir. Aynı maddede, davacının aracılığıyla akdedilen banka ile ... ve ... ... arasındaki sponsorluk sözleşmelerinin sezon başına 2.000.000,00 EUR + KDV bedelli olduğu gösterilmiş ve buna karşılık gelen hizmet bedeli sezon başına 140.000,00 EUR olmak üzere 07.10.2013 ile 07.04.2017 tarihleri arasında beş sezona yayılmış taksitler hâlinde (toplam 700.000,00 EUR) ödeme takvimine bağlanmıştır; ayrıca sözleşme konusu hizmetlere ilişkin masrafların hizmet bedeline dâhil olmadığı ve banka tarafından yazılı olarak onaylanan masrafların ayrıca faturalanacağı kararlaştırılmıştır. 6.1 maddesinin son paragrafında, bankanın fatura bedellerini ... ve ... ... ile imzalanmış sponsorluk sözleşmeleri yürürlükte olduğu sürece ödeyeceği, bu sözleşmelerin "herhangi bir sebeple feshedilmesi veya geçersiz hale gelmesi durumunda" bankanın fesih veya geçersizlik hâlinden sonraki dönemlere ilişkin ödeme yükümlülüğü altında olmayacağı, buna karşılık "adı geçen sözleşmenin feshi (veya geçersiz hale gelmesi) öncesinde işbu Sözleşme mucibince ödenmesi gereken tüm tutarların Banka tarafından gerçekleştirileceği" hükme bağlanmıştır. 7. maddede sözleşmenin 01.10.2013 tarihinde yürürlüğe gireceği ve "Sözleşme'ye konu her bir Pazarlama Reklam ve Tanıtım Sözleşmesinin yürürlüğü müddetince devam edeceği" kararlaştırılmıştır.

Davalı banka ile dava dışı ... ...... ve ... ... ... A.Ş. arasında 01.09.2015 tarihinde akdedilen sözleşmenin "Süre" başlıklı 3.2 maddesi ile, davalı banka ile anılan kulüp ve şirket arasında 31.10.2013 tarihinde imzalanan iki adet Pazarlama Reklam ve Tanıtım Sözleşmesi ile bunların 03.03.2015 tarihli eki başta olmak üzere bilcümle eklerinin "tüm hükümleri ile birlikte yürürlükten kalktığı ve artık Taraflar için işbu Sözleşmenin imzalanması ile hüküm ifade etmeyeceği ve bağlayıcı olmayacağı" kararlaştırılmış; taraflar söz konusu sözleşmelerden kaynaklanan nedenlerle birbirlerinden hiçbir hak ve alacağının kalmadığını ve birbirlerini gayrikabili rücu olmak üzere ibra ettiklerini kabul ve beyan etmişlerdir.

Davalının ... 11. Noterliği'nin 08.10.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 23.10.2013 tarihli sözleşmeyi 01.09.2015 tarihi itibarıyla herhangi bir fesih sebebi göstermeden feshettiği, ihtarnamenin davacıya 09.10.2015 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.

Bilirkişi raporları 09.11.2018 tarihli kök raporda; uyuşmazlığın 23.10.2013 tarihli sözleşmenin davalı tarafından noterlik ihtarnamesiyle feshedilmesinden sonra ortaya çıktığı, davacının 28.06.2018 tarihli dilekçesiyle zararını sözleşmenin sonuçlanmamasından kaynaklanan kayıp ve davalının dava dışı şirketi aracı kılarak yaptığı yeni anlaşmalardan kaynaklanan kayıp olmak üzere iki kısımda somutlaştırdığı, feshin sonucunda davacının 2015/2016, 2016/2017 ve 2017/2018 sezonları için sezon başına 140.000,00 EUR olmak üzere toplam 420.000,00 EUR gelir kaybının bulunduğu; ancak 23.10.2013 tarihli sözleşmenin ... ve ... ...'e yönelik Pazarlama Reklam ve Tanıtım Sözleşmeleriyle ilgili olduğu, 6. maddesinde beş ayrı sezon için tarafların edimlerinin ayrı ayrı belirlendiği ve 7. maddesindeki süre hükmünün bu dönemlerle ilgili bulunduğu, 01.09.2015 tarihli Reklam Hakları Sözleşmesi'nin 3.2 maddesi ile 31.10.2013 tarihli sözleşmelerin ortadan kalktığı, bu durumda 23.10.2013 tarihli sözleşmenin uygulanabilirliğinin de 7. maddesine istinaden sona erdiği ve anılan 420.000,00 EUR'nun davacıya ödenmesinin mümkün olmadığı; ayrıca bankaların iştigal konusunun özelliği gereği beklentilerinin tek bir sponsorlukla karşılanmasının beklenemeyeceği, sözleşmenin davalının benzer konularda başka kişi ve kuruluşlarla iş yapmasını engelleyecek nitelikte olduğunun ileri sürülemeyeceği, sonuç olarak davacının dava konusu sözleşmeden dolayı davalı bankadan herhangi bir alacağının bulunmadığı, iddia, savunma ve delillerin takdirinin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.

İtiraz üzerine farklı bilirkişi kurulundan alınan 19.05.2019 tarihli kök raporda; sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği ve maddi tazminat talep edilebilmesi için gerekli koşulların oluştuğu, manevi tazminat konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu, mahkemece sözleşmenin haksız feshedildiği yönünde karar verilmesi durumunda davacının kâr kaybı tutarının 1.296.750,00 EUR olarak hesap edildiği bildirilmiştir. Raporda ayrıca bir tacirin ticari onur ve saygınlığının kişilik hakları kapsamında değerlendirildiği, tüzel kişilere de TBK m.58 kapsamında manevi tazminat verilebileceği, ancak davalı bankanın davacı hakkında kötüleyici ya da itibarını zedeleyici bir eyleminin gözlenmediği ve TTK m.55 anlamında saldırgan yöntem kullanılmasının somut olayda söz konusu olmadığı belirtilmiştir.

10.09.2019 tarihli ek raporda; davalı tarafın davranışının 31.10.2013 tarihli sözleşmeye, ticaret hayatının olağan akışına ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve sözleşmenin haksız olarak feshedildiği, davalının mali yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı, sözleşmenin haksız feshedilmesi ve açıkça ihlal edilmesi hâlinde bundan elde edilmesi gereken kazancın davalıdan talep edilmesi gerektiği, bunun yanında münhasır yetki bulunmasına karşılık başka bir firma ile sponsorluk sözleşmesi yapılması hâlinde bu sözleşmelerden elde edilecek gelirin de talep edilmesinin TTK m.113/2'ye uygun olduğu, kök rapordaki görüşlerin değişmediği ve takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.

25.08.2020 tarihli ek raporda; uyuşmazlığa konu sözleşmenin belirsiz süreli ve isimsiz bir sözleşme olduğu, tekel hakkı verilmiş olması sebebiyle en yakın sözleşme tipinin acentelik sözleşmesi olduğu ve acentelik hükümlerinin kıyasen uygulanacağı, davalının bu sözleşmeyi üç aylık bildirim süresine uymaksızın 01.09.2015 tarihinde haksız olarak feshettiği, davacının 31.10.2013 tarihli sponsorluk sözleşmesi bakımından fesih sonrası döneme ilişkin olarak da ücrete hak kazanacağı, davalının 31.10.2013 tarihli sözleşmeyi sona erdirdiği tarihte ... ile yeni bir sponsorluk sözleşmesi yaptığı ve bu yeni sözleşmeden doğan menfaatin davalıdan istenebileceği, kâr kaybı tutarının 1.261.750,00 EUR ile 35.000,00 USD olarak hesap edildiği, davacının hak kazanacağı ücretten bu sözleşmenin kurulması için yapılacak olağan masrafların düşülmesi gerektiği, ancak davacı tarafça ticari defterler hazır bulundurulmadığından bu inceleme yapılamadığı bildirilmiştir. Bu ek rapora Prof. Dr. ... tarafından konulan muhalefet şerhinde; sözleşmenin kapsamının ... ve ... ... ile yapılanlarla sınırlı olmadığı, isimsiz sözleşme niteliğinde olup TBK m.520 vd. simsarlık ya da TTK m.102 vd. acentelik hükümlerinin uygulanabileceği ve acentelik hükümlerinin daha uygun olacağı, sözleşmenin süresi 7. maddede düzenlendiğinden TTK m.121'in uygulanmasına gerek bulunmadığı, TTK m.18/2-3 uyarınca pazarlama reklam ve tanıtım sözleşmelerinin ve buna bağlı olarak 23.10.2013 tarihli sözleşmenin sona ereceğinin davalı tarafından davacıya bildirilmesi gerektiği ve davacının ihtarnameyi tebellüğ ettiği tarihe kadar sözleşmeden doğan ücretleri talep edebileceği, buna karşılık 6.1 maddesinin son paragrafındaki "herhangi bir sebeple" ibaresi karşısında feshin haklı olup olmamasının önemi bulunmadığı ve haksız fesih tazminatı doğmayacağı, ancak davacının TTK m.122 uyarınca denkleştirme tazminatı talep etmesinin mümkün olduğu, bu istemin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği belirtilmiştir.

25.02.2021 tarihli ek raporda; davacının 2013 yılına ait yevmiye, defter-i kebir ve envanter defterlerinin açılış tasdikinin yasal süresinde yaptırıldığı ve defterlerin usulüne uygun tutulduğu, fesih ihtarnamesinin davacıya 09.10.2015 tarihinde tebliğ edildiği ve davacının bu tarihten sonraki ücretleri kazanamayacağı, buna karşılık fesih tarihinden önceki alacağının 105.000,00 EUR olduğu, fesih tarihinden itibaren üç aylık sürenin dolduğu, bu süre içinde davalı ile üçüncü kişiler arasında imzalanmış bir sözleşme dosya içeriğinde bulunmadığından ara karar boyutunda net kazanç kaybı hesabı yapılamadığı, davalının müzekkere cevabına göre, Denizlispor Kulübü ile 04.04.2016 tarihinde 100.000,00 TL bedelli, ... ile 2016/2017 sezonu için 25.09.2016 tarihinde 500.000,00 EUR ve 2017/2018 sezonu için 01.09.2017 tarihinde 255.000,00 EUR bedelli sözleşmeler yapıldığı, "davacı kendisi aracı olsaydı ne kadar masraf yapardı" hususunun uzmanlık alanları dışında kaldığı, ancak ... ile yapılan yeni sponsorluk sözleşmesinin feshin ihbarından önceki tarihli olması nedeniyle bu sözleşmeden elde edilebilecek kârın davacıya ait olması gerektiği ve kâr kaybı tutarının 1.261.750,00 EUR ile 35.000,00 USD olarak hesap edildiği, net kâr hesabının dosya kapsamı itibarıyla yapılmasının mümkün olmadığı bildirilmiştir.

17.06.2021 tarihli ek raporda; 78.750,00 EUR, 35.000,00 USD ve 588.000,00 EUR tutarlarının katma değer vergileri tablo hâlinde gösterilmiş, 78.750,00 + 14.175,00 = 92.925,00 EUR ve 35.000,00 + 6.300,00 = 41.300,00 USD olarak hesaplanmış, 588.000,00 EUR için ise %18 katma değer vergisi 105.840,00 EUR olarak doğru gösterilmekle birlikte toplam 593.840,00 EUR olarak yazılmış; fatura düzenlendiğinde katma değer vergisinin dikkate alınması gerektiği kanaati belirtilerek takdir mahkemeye bırakılmıştır. Aynı raporda, davalının 02.06.2021 tarihli beyan dilekçesinde davacının yapması muhtemel masraf kalemlerinin kendilerince bilinmesinin mümkün olmadığını bildirdiği; davacının 02.06.2021 tarihli dilekçesiyle sunduğu 2013 yılı defter ve dayanak belgelerinin incelenmesi neticesinde masrafların 182.188,89 TL olduğu (maaş giderleri 171.424,77 TL, damga vergisi 409,30 TL, temsil ve ağırlama 1.174,01 TL, kira 2.500,00 TL, nakil vasıta 327,34 TL, telefon-faks-data 816,19 TL, danışmanlık ve müşavirlik 5.537,28 TL) tespit edilmiş; Prof. Dr. Hamdi Yasaman ve Prof. Dr. ...'nin önceki raporlardaki görüşlerini aynen muhafaza ettikleri bildirilmiştir.

Uzman görüşleri

Dosyaya davalı tarafından sunulan Doç. Dr. ...tarafından hazırlanan mütalaada; haksız fesih varsayımında müspet zararın, sözleşme feshedilmemiş olsaydı davacının münhasır aracılıktan elde edeceği kâr olduğu, sözleşmenin en fazla 15.06.2018 tarihine kadar süreceği, davacının bu süre içinde başka sözleşmelere aracılık edeceği hususunda delil bulunmadığı ve ispat yükünün yerine getirilmediği, bu nedenle zararın üst sınırının 23.10.2013 tarihli sözleşmeden elde edilecek kâr kaybından ibaret olduğu; ayrıca 19.05.2019 tarihli bilirkişi raporundaki "önemli bir diğer hata"nın "... ile akdedilen her iki sözleşmenin de ayrı ayrı hesaba katılmış olması" olduğu ve bunun "hukuken ve iktisaden yanlış" bulunduğu belirtilmiştir.

Dosyaya davalı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan mütalaada; 23.10.2013 tarihli sözleşmenin kapsamının yalnızca ... sözleşmeleriyle sınırlı olmadığı, bilirkişinin 31.10.2013 tarihli sözleşme için belirlediği toplam hizmet bedelinin 700.000,00 EUR olduğu, 6.1/son maddesinin ikinci cümlesi uyarınca davacının bu sözleşme yönünden yalnızca 280.000,00 EUR'ya hak kazanabileceği, 01.09.2015 tarihli sözleşmedeki ikalenin TBK m.175/2 anlamında şartın gerçekleşmesine kasten engel olma sayılamayacağı, buna karşılık davalının 08.10.2015 tarihli ihtarnamesinin davacıya varmasıyla sözleşmeyi haksız feshettiği, davacının olağan fesih süresi dolana kadar yoksun kalacağı kâr kaybını talep edebileceği, fesih ihbar süresinin sözleşmenin niteliğine göre belirlenmesi ve tasarruf edilen masrafların indirilmesi gerektiği, davacının 01.09.2015 tarihli sözleşme özelinde münhasır yetkisi nedeniyle ücret alacağına hak kazandığı sonuçlarına varılmıştır.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN İNCELENMESİ

Tarafların istinaf sebepleri incelenmeden önce sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesi gerekir. 23.10.2013 tarihli sözleşme, sürenin belirli bir tarihe değil "Sözleşme'ye konu her bir Pazarlama Reklam ve Tanıtım Sözleşmesinin yürürlüğü müddetine" bağlanması nedeniyle belirsiz süreli, sürekli borç ilişkisi doğuran ve kanunda düzenlenmemiş atipik bir sözleşmedir. Davacıya 4. madde ile tekel (münhasırlık) hakkı tanınmış, sözleşme konusu hizmetlerin sürekli biçimde yürütülmesi öngörülmüş olduğundan, en yakın sözleşme tipi olan acentelik hükümlerinin (TTK m.102 vd.) kıyasen uygulanması gerekir. İlk derece mahkemesinin, sözleşmenin işletme adına sözleşme yapma yetkisi içermemesi nedeniyle acentelik sayılamayacağı yönündeki değerlendirmesi; TTK m.102/1 uyarınca acentelik, ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelere "aracılık etmeyi" meslek edinmek suretiyle de kurulabileceği, sözleşme yapma yetkisinin acenteliğin zorunlu unsuru olmaması nedeniyle isabetli görülmemiştir. Nitekim 25.08.2020 tarihli ek raporda ve bu rapora konulan muhalefet şerhinde de aynı sonuca varılmıştır. Acentelik hükümlerinin kıyasen uygulanması, tarafların sözleşmeyle açıkça düzenlediği konuların (kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla) uygulanmasına engel teşkil etmez. TTK m.113/2 uyarınca tekel hakkı tanınan acente, kendi katkısı olmasa da müvekkilin yaptığı işlemler için ücrete hak kazanır; ne var ki bu hüküm emredici değildir ve taraflar sözleşmenin 6.1 maddesinde ücreti "imza altına alınan her bir" sözleşmeye bağlamak suretiyle aksini kararlaştırmışlardır. Bu itibarla davacının aracılık etmediği sponsorluk sözleşmelerine ilişkin talep, ancak 4. maddedeki münhasırlık borcunun ihlalinden doğan tazminat kapsamında incelenebilir.

1. Davacı ... A.Ş.'nin istinaf sebepleri:

Davacı yan, ... ile yapılan sözleşmeden kaynaklanan kar kaybının mahkemenin gerekçesinde yer aldığı halde bu kalemin hükümde yer almayarak eksik alacağa hükmedildiğini, Katma değer vergisi hesabında maddi hata yapıldığını, yine masraf mahsubunun yerinde olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçeli kararda "11.03.2015 tarihli ... sözleşmesinden kaynaklanan kâr kaybının 78.750 Euro (92.925 Euro KDV dâhil) ... olduğu kanaatine varıldığı" belirtilmiş olmasına karşın, bu kalem hüküm fıkrasındaki hesaba katılmamış olup, fazlaya ilişkin istemin reddine bendi içinde de reddilen kalemlere ilişkin bir açıklamanın yer almadığı görülmüştür. Aynı hukuki konumda bulunan 09.02.2015 tarihli ... ... sözleşmesinden kaynaklanan kalem hükme dâhil edilmişken ... sözleşmesine ilişkin kalemin dışarıda bırakılarak, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluştuğu, bu durumun HMK'nın 297/1-c ile 297/2 maddelerine aykırılık teşkil ettiği görülmekle davacının istinaf sebebi yerindedir. Bu sonuç, anılan kalemin esasen davacıya ait olduğu yönünde bir tespit niteliğinde olmayıp, bu kalem hakkında hiçbir karar verilmemiş olmasına ilişkindir.

17.06.2021 tarihli ek raporda, 588.000,00 EUR ana para ile %18 oranındaki 105.840,00 EUR katma değer vergisinin toplamı 693.840,00 EUR olması gerekirken 593.840,00 EUR olarak gösterildiği, ilk derece mahkemesinin bu hatalı toplamı denetlemeksizin hükme esas aldığı, kabule göre tasarruf edilen masraf karşılığı 55.253,96 EUR indirildikten sonra hükmedilmesi gereken tutar 638.586,04 EUR iken 538.586,04 EUR'ya hükmedildiği görülmüş olup, bilirkişi raporundaki toplama işlemi denetlenmeksizin hükme esas alınması nedeniyle davacının istinafının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Ayrıca bilirkişi kurulunun katma değer vergisi hesabını; ''mali düşünce olarak fatura düzenlendiğinde KDV'nin dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz, takdir sayın Mahkemenizindir'' kaydıyla takdire bıraktığı gözetildiğinde, hüküm altına alınan kalemin aracılık ücreti değil yoksun kalınan kâr (müspet zarar) tazminatı olması karşısında, bir teslim veya hizmet ifası bulunmadığı hâlde tazminat tutarına katma değer vergisi eklenip eklenemeyeceği hususunun tartışılmadığı, yine gerekçede 09.02.2015 tarihli ... ... sözleşmesinden kaynaklanan kâr kaybının "35.000 Dolar (41.300 USD KDV dahil)" olduğu tespit edilmiş olmasına karşın, hüküm fıkrasında katma değer vergisi içermeyen 35.000,00 USD'ye hükmedildiği, Euro cinsinden kalem bakımından katma değer vergisi dâhil tutar esas alınmışken bu kalem yönünden net tutara hükmedilmesi nedeniyle istinaf isteminin bu yönüyle de yerinde olduğu görülmüştür.

Öte yandan sözleşmenin 6.1 maddesindeki "söz konusu meblağlara, Sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olarak maruz kalınacak masraflar dahil değildir; Banka tarafından yazılı olarak onaylanan masraflar da Banka'ya ayrıca fatura edilecektir" hükmü, banka tarafından onaylanan masrafların ayrıca faturalanmasına ilişkindir. Yoksun kalınan kâr hesabında, sözleşme ifa edilmiş olsaydı yapılacak olup fesih nedeniyle yapılmayan giderlerin denkleştirilmesi ise ayrı bir meseledir ve zararın hesabında denkleştirme ilkesinin uygulanmasından kaynaklanır. Bu yönüyle davacının itirazı yerinde değildir. Buna karşılık bilirkişi kurulu 25.02.2021 tarihli ek raporunda, davacının söz konusu sponsorluk ilişkilerine aracılık etmiş olması hâlinde yapacağı masrafların hesabının uzmanlık alanları dışında olduğunu bildirmesine rağmen, ilk derece mahkemesi dosyayı konusunda uzman bir bilirkişiye tevdi etmek yerine 20.05.2021 tarihli celsenin 1 numaralı ara kararıyla "01.09.2015 tarihinde ... ile davalının yaptığı sponsorluk sözleşmesinden davacının yapması muhtemel masrafın, 31.10.2013'de ise ... ile yapılan sözleşmede yapılan masraflara kıyasen tespiti" için aynı heyetten ek rapor almıştır. Bilirkişi kurulu 17.06.2021 tarihli ek raporunda kıyaslama yapmamış; yalnızca davacının 2013 yılı defter kayıtlarından çıkardığı 182.188,89 TL'lik gider toplamını (maaş gideri, damga vergisi, temsil-ağırlama, kira, danışmanlık vs.) hesaplamıştır. Bu tutarın tek bir sözleşmeye özgülenmiş olmayıp şirketin genel giderleri niteliğinde olduğu, ayrıca mahsubun yalnızca 01.09.2015 tarihli sözleşme yönünden yapıldığı, hükme dâhil edilen ... ... sözleşmesi ile gerekçede kabul edilen ... sözleşmesi yönünden hiç hesaplanmadığı, davacının, hesaba dâhil edilen tutarın 91.629,38 TL'lik kısmının yönetim kurulu üyesine yapılan huzur hakkı ödemesi olduğu ve ... sözleşmesiyle ilgisi bulunmadığı yönündeki itirazı ile bu dönemde yalnız davalıya hizmet verilmediği yönündeki itirazının karşılanmadığı, davacının istinaf nedeninin bu yönden yerinde olduğu görülmüştür.

Davacı yan; haksız feshedilmiş bir sözleşmenin 6.1 maddesinin, o feshin doğurduğu tazminat talebini reddetmekte kullanılamayacağını; alacağın haksız fesihle birlikte tazminat niteliği kazandığını ve sözleşmenin yalnızca tazminatın miktarının hesabında dikkate alınabileceğini ileri sürmektedir.

Sözleşmenin 6.1 maddesinin son paragrafının ikinci cümlesiyle taraflar, davacının bu sözleşme yönünden ücret hakkını Pazarlama Sözleşmesinin yürürlük süresiyle sınırlandırmış ve davalıya bu sözleşmeyi herhangi bir tazminat yükümlülüğü olmaksızın sona erdirme yetkisi tanımışlardır. Nitekim davacının da atıf yaptığı Prof. Dr. ... mütalaasında, tarafların açıkça öngördükleri bir hususta iradelerine aykırı yorum yapılamayacağı ve 01.09.2015 tarihli sözleşmedeki ikalenin TBK m.175/2 anlamında şartın gerçekleşmesine kasten engel olmayı amaçlayan hareket olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

İçeriği itibariyle 01.09.2015 tarihli Reklam Hakları Sözleşmesi 31.10.2013 tarihli sözleşmenin yerine geçen sözleşme niteliğinde olup aynı kulüp, aynı sponsorluk ilişkisi ve büyük ölçüde aynı dönemi kapsadığı, davacının bu ilişkiden doğan zararı ya eski sözleşmenin kalan sezonlarından yoksun kaldığı ücret (420.000,00 EUR), ya da yerine geçen yeni sözleşmeden yoksun kaldığı ücret (588.000,00 EUR) olup, iki kalemin birlikte hüküm altına alınması, aynı sponsorluk ilişkisinin aynı sezonları için mükerrer tazminat sonucunu doğuracağından bu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacı yan, sözleşmenin münhasırlık ve devamlılık hükümleri karşısında tazminatın üç aylık feshi ihbar süresiyle sınırlanamayacağını, 22.03.2017 tarihli ... ve ... sözleşmelerinin de kapsama alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Davacının münhasırlık ihlaline dayanan talebinin feshi izleyen üç aylık önel süresiyle sınırlı olmaması nedeniyle istinaf sebebi yerinde olmakla birlikte, münhasırlık yetkisinin sınırı sözleşmenin sona erdiği 09.10.2015 tarihi olup, sona ermiş bir sözleşmeden doğan münhasırlık yetkisi, sona ermeden sonra akdedilen sponsorluk sözleşmelerini kapsamaz. Davacının kapsama alınmasını istediği 22.03.2017 tarihli ... sözleşmesi ile 25.09.2016 ve 01.09.2017 tarihli ... sözleşmeleri bu tarihten sonraya ait olup, sözleşme sonrası döneme ilişkin talepler ancak TTK m.122 anlamında denkleştirme tazminatına konu olabilir; bu yönde usulüne uygun biçimde ileri sürülmüş bir talep de bulunmamaktadır. Bu nedenle istinaf sebebi, anılan sözleşmelerin hesaba dâhil edilmesi istemi yönünden yerinde değildir.

2. Davalı...A.Ş.'nin istinaf sebepleri

Davalı yan, davacıya farklı zamanlarda iki kez ıslah/talep artırımı için süre verildiğini, bu hakkın bir kez kullanılabileceğini, dava TL üzerinden açıldığı ve mahkemenin 03.12.2020 tarihli ara kararıyla TL üzerinden ıslah için süre verdiği hâlde talebin dövize çevrilip döviz üzerinden hüküm kurulmasının TBK m.99 ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, dava dilekçesinde yasal temerrüt faizi istenmişken talep aşılarak 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki faize hükmedildiğini ileri sürmüştür.

Dava, dava dilekçesinde HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası olarak açılmış olmakla, HMK m.107/2, tahkikat sonucu alacağın belirlenebilir hâle gelmesi üzerine talebin iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tam ve kesin olarak belirlenmesine imkân tanımaktadır. Davacının 04.12.2019 tarihli dilekçesi, HMK m.107/2 uyarınca talebin tam ve kesin olarak belirlenmesi niteliğinde olup ıslah değildir. 17.12.2020 tarihli dilekçe ise mahkemenin 03.12.2020 tarihli ara kararı gereği taleplerin kalemlere ayrıştırılmasına ilişkin olup davanın ıslahı mahiyetinde bulunmamaktadır. Somut olayda davacının zararının kaynağı, davalının dava dışı kulüplerle akdettiği ve dava açıldığında davacı tarafından bilinmeyen EUR ve USD cinsinden sponsorluk sözleşmeleri olup, alacak doğduğu andan itibaren yabancı para alacağı niteliğindedir. Dava dilekçesinde asgari değerin Türk Lirası üzerinden gösterilmesi, TBK m.99/2-3 anlamında bir seçimlik hak kullanımı olarak değerlendirilemez. Davacı dava dilekçesinde "yasal ticari faiz" talep etmiş, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi, sözleşmede daha yüksek akdî veya gecikme faizi kararlaştırılmayan hâllerde yabancı para borcunun kanuni temerrüt faizini düzenlemekte olup mahkeme, yabancı para alacağı bakımından kanunun öngördüğü faiz türünü uyguladığından davalının bu istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Davalı yan, sözleşmenin konusunun yalnızca ... ve ... ... ile kurulacak sponsorluk ilişkileri olduğunu, sözleşmenin 09.10.2015 tarihinde değil 01.09.2015 tarihinde sona erdiğini, sözleşmede olağan feshin önele bağlanmadığından önel tanınmadığı gerekçesiyle haksız fesih sonucuna varılamayacağını ileri sürmüştür.

Sözleşmenin 3. maddesi konuyu "... sponsorluk alanında yeni fırsatların araştırılması ... Banka'ya gelen sponsorluk/reklam tekliflerinin değerlendirilmesi" biçiminde tanımlamakta; 4. maddesi davalıya sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olarak başka kişiyle "doğrudan veya dolaylı" çalışmama borcu yüklemekte; 6.1 maddesi ücreti "imza altına alınan her bir" sözleşmeye ait bedelin %7'si olarak belirlemekte; 7. maddesi süreyi "Sözleşme'ye konu her bir" sözleşmenin yürürlüğüne bağlamaktadır. TBK m.19 uyarınca bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde sözleşme kapsamının ... ve ... ... sözleşmeleriyle sınırlı olmadığı, nitekim davalının ibraz ettiği Prof. Dr. ... mütalaasında da 23.10.2013 tarihli sözleşmenin kapsamı içerisinde ... ile ... arasında yapılmış olan sözleşme olmakla birlikte sözleşmenin konusu sadece bu sözleşmelerle sınırlı olmadığı sonucuna varılmış olup bu istinaf sebebi yerinde değildir.

Fesih, sürekli borç ilişkisini sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir hak olup hüküm ve sonuçlarını muhataba ulaştığı anda doğurur. Davalı tacir olup sözleşmenin 8. maddesinde tüm ihbarların yazılı yapılacağı kararlaştırılmış, fesih ihbarı da noter aracılığıyla yapılmıştır. ... 11. Noterliği'nin ihtarnamesi davacıya 09.10.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacının taraf olmadığı 01.09.2015 tarihli Reklam Hakları Sözleşmesi'nin 3.2 maddesiyle üçüncü kişiler arasında yapılan ikalenin, davacıya bildirilmeksizin ve davacı aleyhine sonuç doğurması mümkün olmadığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Sözleşme belirsiz süreli olup sürekli borç ilişkisi doğurmaktadır. Sözleşmede fesih başlığını taşıyan bir madde bulunmaması, olağan fesih hakkının önelsiz kullanılabileceği anlamına gelmez; aksine, sürekli borç ilişkilerinde olağan fesih hakkının sözleşmenin niteliğine uygun bir önel tanınarak kullanılması gerekir. Davalı önel tanımadığı gibi ihtarnamede haklı bir fesih sebebi de göstermemiştir. Kaldı ki ilk derece mahkemesinin benimsediği 3 aylık önel davalının 02.07.2019 tarihli dilekçesinde de yer almış, davalı anılan dilekçesinde TTK m.121'e dayanarak "acentelik sözleşmeleri için uygun feshi ihbar süresinin 3 ay olduğu"nu belirtimiştir. İlk derece mahkemesinde önel gerekliliğini ileri süren davalının, istinaf aşamasında bunun aksini savunması çelişkili davranış oluşturup TMK m.2 karşısında dinlenemeyeceğinden bu istinaf sebebi yerinde değildir.

Davalı yan, haksız fesih kabul edilse dahi tazminatın ancak feshi izleyen üç aylık dönemde akdedilen sözleşmelerden kaynaklanan ücret alacağından ibaret olabileceğini ileri sürmüştür.

Davacının talebi iki ayrı hukuki temele dayanmaktadır: 1. sözleşmenin haksız feshi nedeniyle tanınması gereken önel süresince yoksun kalınan kâr; 2. sözleşme yürürlükteyken 4. maddedeki münhasırlık borcunun ihlali nedeniyle yoksun kalınan kâr. Birincisi, niteliği gereği feshi izleyen önel süresiyle sınırlıdır. İkincisi ise feshe değil sözleşmenin yürürlükte bulunduğu döneme bağlı olduğundan bu süreyle sınırlı değildir; bunun sınırı, yukarıda açıklandığı üzere sözleşmenin sona erdiği 09.10.2015 tarihi olup, bu tarihten sonra akdedilen sponsorluk sözleşmeleri kapsam dışındadır.

Dosya kapsamına göre, ilk derece mahkemesinin benimsediği üç aylık önel süresi 09.10.2015 tarihinde başlayıp 09.01.2016 tarihinde dolmuş; bu süre içinde akdedilmiş hiçbir sponsorluk sözleşmesi bulunmadığı gibi, 25.02.2021 tarihli ek raporda da aynı tespit yapılmıştır. Hükme esas alınan ... ..., ... ve ... sözleşmelerinin tamamı bu sürenin öncesine ait olduğundan, anılan kalemlerin tek dayanağı sözleşme yürürlükteyken gerçekleştiği ileri sürülen münhasırlık ihlalidir. İlk derece mahkemesi ise bu iki temeli birbirine karıştırmış; 01.09.2015 tarihli ... sözleşmesi bakımından sözleşmenin fesihten önce yapıldığını ve münhasırlık yetkisi kapsamında kaldığını belirtmişken, aynı hukuki konumda bulunan ve tarihleri de fesihten önce olan ... ... ve ... sözleşmeleri bakımından "fesih ihbar süresi içinde kaldıkları" ifadesini kullanmıştır.

Açıklanan nedenlerle davalının, tazminatın yalnızca feshi izleyen üç aylık dönemde akdedilen sözleşmelerin ücretinden ibaret olduğu yönündeki iddiası yerinde değil ise de; ilk derece gerekçesinin tazminatın hukuki temeli yönünden kendi içinde çelişkili olduğu ve maddi hata içerdiğini ortaya koyması bakımından bu istinaf sebebi kısmen yerinde görülmüştür.

Davalı yan, müvekkili ile dava dışı ... arasında sözleşme veya acentelik ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle münhasırlık yetkisinin ihlalinin söz konusu olmadığını ileri sürmüştür.

Sözleşmenin 4. maddesi davalıya, sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olarak başka bir gerçek veya tüzel kişiyle "doğrudan veya dolaylı olarak" çalışmama borcu yüklemektedir. Bu borcun ihlali için davalı ile üçüncü kişi arasında yazılı bir sözleşme veya acentelik ilişkisi bulunması şart değildir; davalının davacıyı devre dışı bırakarak bir aracı vasıtasıyla sponsorluk ilişkisi kurması yeterli olup, bu yönüyle istinaf sebebi yerinde değildir.

Bununla birlikte maddenin lafzı karşısında, hükme esas alınan kalemler bakımından bir ayrım yapılması gerekir. 01.09.2015 tarihli ... sözleşmesi bakımından ihlalin dayanağı, davalının üçüncü bir kişiyle çalışması değil; davacının münhasır yetkisi kapsamında bulunan bir sponsorluk sözleşmesini, davacıyı hiçbir aşamada dâhil etmeksizin bizzat akdetmesidir. Nitekim davalının ibraz ettiği Prof. Dr. ... mütalaasında da davacının bu sözleşme özelinde münhasır yetkisi nedeniyle ücret alacağına hak kazandığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle anılan kalem bakımından üçüncü kişi aracılığının ayrıca ispatı gerekmez. Buna karşılık 09.02.2015 tarihli ... ... ve 11.03.2015 tarihli ... sözleşmeleri, davalının taraf olduğu ancak davacının hiçbir aşamada sürece dâhil edilmediği sözleşmeler olup, bu kalemler bakımından ihlalin varlığı ancak davalının üçüncü bir kişiyle çalıştığının tespitiyle ortaya konabilir; bu husus aşağıda ayrıca değerlendirilmiştir.

Öte yandan davalı, cevap dilekçesinde davacının aynı sözleşmeye dayanarak kendisine karşı İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1254 E. sayılı dosyası ile haksız rekabetin tespiti ve meni, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1278 E. sayılı dosyası ile haksız rekabet nedeniyle tazminat davalarını ikame ettiğini, eldeki davanın taraflar arasındaki üçüncü dava olduğunu bildirmiş, dosya kapsamından bu iki dosyanın birleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece getirtilmesine karar verilen bu dosyaların akıbeti ve içeriği ise dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Aynı fiile dayanılarak açılmış bir tazminat davasının bulunması hâlinde, eldeki davada hüküm altına alınacak zararın o davada talep edilen zararla örtüşüp örtüşmediğinin ve mükerrer tazmin sonucuna yol açılıp açılmadığının denetlenmesi zorunlu olmakla anılan dosyaların getirtilmesi, bu yönüyle olduğu gibi münhasırlık ihlalinin ispatı yönünden de gereklidir.

Davalı yan, sözleşmenin kapsamının yalnızca ... ve ... ... ile kurulacak sponsorluk ilişkilerinden ibaret olduğunu, bu nedenle 09.02.2015 tarihli ... ... ve 11.03.2015 tarihli ... sözleşmelerinden kaynaklanan kazanç kayıplarının her hâlükârda hesaplama dışında tutulması gerektiğini; dosyaya ibraz ettiği hukuki mütalaada da davacının bu sözleşmelere aracılık edeceğinin ispatlanamadığı ve zararın üst sınırının 23.10.2013 tarihli sözleşmeden elde edilecek kâr kaybından ibaret olduğu sonucuna varıldığını ileri sürmüştür.

Sözleşmenin ilgili hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kapsamın ... ve ... ... sözleşmeleriyle sınırlı olmadığı sonucuna varıldığından 23.10.2013 tarihli sözleşme yürürlükteyken akdedilen anılan iki sözleşmenin, sözleşmenin 4. maddesiyle davacıya tanınan münhasırlık yetkisinin kapsamı dışında kaldığı söylenemez.

Buna karşılık Sözleşmenin 4. maddesi davalıya sözleşme süresince sözleşme konusu hizmetlere ilişkin olarak başka bir gerçek veya tüzel kişiyle doğrudan veya dolaylı olarak çalışmama borcu yüklemektedir. Buna göre bir sponsorluk sözleşmesinin sözleşme yürürlükteyken akdedilmiş olması, tek başına münhasırlık ihlalini ortaya koymaz; davalının o sponsorluk ilişkisini kurarken üçüncü bir kişiyi devreye soktuğunun ayrıca tespiti gerekir. Dosya kapsamında 09.02.2015 tarihli ... ... ve 11.03.2015 tarihli ... sözleşmelerine ilişkin ihlalin varlığını gösteren bir delil bulunmamakta, yalnızca sözleşmelerin tarihlerinden hareketle ihlalin varlığının kabul edildiği görülmüştür. Davacı bu iddiasını İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1254 E. sayılı dosyasında dinlenen tanık beyanlarına dayandırmış ise de, bu dosyanın getirtilip incelenmediği görülmüştür. Münhasırlık borcunun ihlal edildiğini ispat yükü, bu olgudan kendi lehine sonuç çıkaran davacıya ait olmakla, davacı delillerinin usulünce toplanmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, anılan iki kalem bakımından İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1254 E. ve bununla birleşen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1278 E. sayılı dosyaları getirtilerek burada dinlenen tanık beyanları ile davalının bu beyanlara yönelik itirazları birlikte değerlendirilmeli, 09.02.2015 ve 11.03.2015 tarihli sponsorluk sözleşmelerinin akdedilme sürecinde davalının üçüncü bir kişiden aracılık, danışmanlık veya benzeri hizmet alıp almadığı ile bu kapsamda yapılmış ödemelere ilişkin taraf delilleri toplandıktan sonra, her bir kalem için davalının o sponsorluk ilişkisini kurarken üçüncü bir kişiyi devreye soktuğu, ispat yükünün davacıda bulunduğu gözetilerek ayrı ayrı tespit edilmeli; ihlalin sabit görüldüğü kalemde zarar, gerekçesi gösterilerek benimsenecek bir yöntemle ve o kaleme özgülenen gider indirimi yapılarak net kâr kaybı olarak hesaplanmalı; ayrıca anılan dosyalarda talep edilen zarar ile eldeki davada hüküm altına alınacak zararın örtüşüp örtüşmediği mükerrer tazmin yasağı yönünden denetlenmelidir.

Davalı yan, 20.05.2021 tarihli ara kararla istenen kıyasen uyarlamalı hesabın yapılmayıp yalnızca davacının 2013 yılı masraflarının esas alındığını; mahsubun yalnızca 01.09.2015 tarihli sözleşme yönünden istenip ... ve ... sponsorlukları yönünden istenmediğini, yapılan mahsubun usulüne uygun olmadığını ileri sürmüştür.

Bu husus, davacının masraf mahsubuna ilişkin istinaf sebebi incelenirken ayrıntılı olarak değerlendirilmiş olup; 20.05.2021 tarihli ara kararla istenen kıyaslamanın yapılmadığı, mahsuba esas alınan tutarın şirketin genel giderleri niteliğinde olup somut sözleşmeye özgülenmediği, mahsubun yalnızca 01.09.2015 tarihli sözleşme yönünden yapıldığı ve huzur hakkına ilişkin itirazın karşılanmadığı yönlerinden davalının istinaf nedeni de yerinde görülmüştür.

Davacı yan, manevi tazminat ile TBK m.58 uyarınca saldırının kınanması talebinin reddedilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Tüzel kişilerin de kişilik hakkı bulunduğu ve ticari itibarın bu kapsamda korunduğu tartışmasızdır. Ancak manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişilik hakkına yönelmiş hukuka aykırı bir fiilin varlığı gerekir; sözleşmeye aykırılık ve malvarlığına yönelen bir ihlal, tek başına kişilik hakkı ihlali oluşturmaz. Somut olayda davalının, davacının ticari itibarını zedeleyen ya da üçüncü kişiler nezdinde küçük düşüren bir eylemi ortaya konulmamıştır. TBK m.58 uyarınca saldırının kınanması kararı ise kişilik hakkı ihlalinin varlığına bağlı olduğundan, bu talep de dayanaksızdır. İlk derece mahkemesinin bu yönde verdiği ret kararı sonucu itibarıyla isabetli olup, davacının bu istinaf sebebi yerinde değildir.

Bu durumda; yukarıda açıklanan hukuki nitelendirme esas alınarak hükme esas alınacak her bir kalem bakımından talebin haksız fesih nedeniyle tanınması gereken önel süresine mi yoksa sözleşme yürürlükteyken münhasırlık borcunun ihlaline mi dayandığının ayrı ayrı belirlenmesi ve feshi izleyen üç aylık önel süresi içinde akdedilmiş bir sponsorluk sözleşmesi bulunmadığının gözetilmesi; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1254 E. ve bununla birleşen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1278 E. sayılı dosyalarının getirtilerek burada dinlenen tanık beyanları ile davalının bu beyanlara yönelik itirazlarının birlikte değerlendirilmesi, anılan davalarda talep edilen zarar ile eldeki davada hüküm altına alınacak zararın örtüşüp örtüşmediğinin mükerrer tazmin yasağı yönünden denetlenmesi, 09.02.2015 tarihli ... ... ve 11.03.2015 tarihli ... sözleşmelerinin akdedilme sürecinde davalının üçüncü bir kişiden aracılık, danışmanlık veya benzeri hizmet alıp almadığına ilişkin taraf delillerinin toplanması ve münhasırlık borcunun ihlalinin, TMK m.6 ile HMK m.190 uyarınca ispat yükünün davacıda bulunduğu gözetilmek suretiyle her bir kalem yönünden ayrı ayrı tespiti, 01.09.2015 tarihli ... sözleşmesine ilişkin kalem bakımından ise ihlalin dayanağının davalının üçüncü bir kişiyle çalışması olmadığı ve bu nedenle üçüncü kişi aracılığının ayrıca ispatının gerekmediğinin kabulü; tazminat tutarına katma değer vergisi eklenip eklenemeyeceği hususunun, eklenmesi gerektiği sonucuna varıldığı takdirde 588.000,00 EUR ana paraya %18 oranındaki 105.840,00 EUR ilave edilmek suretiyle toplamın 693.840,00 EUR olduğunun gözetilmesi, yabancı para cinsinden kalemler arasında bu yönden aynı esasın uygulanması, tasarruf edilen masraf mahsubunda benimsenecek yöntemin gerekçesi gösterilerek belirlenmesi, mahsuba esas alınacak tutarın şirketin genel giderleri üzerinden değil somut sözleşmeye özgülenerek hesaplanması, mahsubun hükme esas alınacak kalemlerin tamamı yönünden ayrı ayrı yapılması, davacının hesaba dâhil edilen tutarın 91.629,38 TL'lik kısmının huzur hakkı ödemesi olduğu ve aynı dönemde yalnız davalıya hizmet verilmediği yönündeki itirazlarının karşılanması, bu hususta gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, 11.03.2015 tarihli ... sözleşmesinden kaynaklanan kalem hakkında kabul veya ret yönünde gerekçeli bir karar verilmesi ve tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle; tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı KABULÜ ile, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2021 tarihli ve 2016/1237 Esas - 2021/1013 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,

3-Davacı ve davalı tarafından yatırılan başvuru harçlarının ayrı ayrı Hazineye gelir kaydına, davacı ve davalı tarafından ayrı ayrı yatırılan karar harçlarının istemi halinde taraflara iadesine,

4-Davacı ve davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/501, K. 2026/1182, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-501-e-2026-1182-k-c4b94db3f6d9