İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1686 E. 2026/36 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1686
Karar No
2026/36
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1686 Esas KARAR NO : 2026/36 Karar

DAVA : Menfi Tespit- İstirdat DAVA TARİHİ : 20/07/2026 KARAR TARİHİ : 09/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit -İstirdat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde; ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı ve konusu "Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımsız)" olan davası kapsamında verilen 09/06/2026 tarihli ara karar gereğince "... Bankası A.Ş'nin 08/06/2026 tarihli yazısı ile, dava konusu çekin, 02/09/2025 tarihinde takas merkezine gönderildiği, söz konusu çekin ...Şirketi tarafından ibraz edildiğini beyan ettiği görülmüştür" denildiğini, dava konusu çekin, hiçbir zaman müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkili şirketin, uzun süredir faaliyet göstermekte olan köklü ve güvenilir bir ticari işletme olduğunu, davalı borçlu ...Şirketi (V.K.N.: ...), keşideci konumunda bulunduğu, 16.04.2025 basım tarihli, 02.09.2025 ödeme tarihli, 3.500.000,00 TL bedelli ve ... seri numaralı çeki, ticari ilişkiler çerçevesinde müvekkili şirkete ulaştırılması amacıyla ... aracılığıyla gönderdiğini, ancak, sevkiyat esnasında kargo poşetlerinin alt kısmı açılmak suretiyle çalınan çekin, kargo zarfından alınmış olduğu, müvekkili tarafından hiçbir zaman teslim alınamadığını, olayın öğrenilmesinin ardından, çalınan çeklere ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde ...soruşturma dosyası üzerinden diğer borçlu şirket tarafından gerekli suç duyurusunda bulunulduğunu, bunun yanı sıra, söz konusu çeklerin hukuka aykırı biçimde tedavüle sokulmasının engellenmesi, haksız kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesi ve müvekkili şirketin daha fazla zarara uğramasının önlenmesi amacıyla, müvekkil şirket tarafından çek iptali talepli dava açıldığını, bu kapsamda ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamanın yürütüldüğünü, anılan dosyanın hâlen derdest olduğunu, mahkeme tarafından 30.05.2025 tarihinde ödeme yasağı kararının verilmiş olduğunu, bu karar üzerine ödeme yasağı konulmuş olduğunu, çeke şerh düşüldüğünü, icra takibine konu olan çekte müvekkili şirkete ait görünen imza ve kaşelerin sahte olduğunu, diğer borçlu şirket tarafından kargo aracılığıyla gönderilen söz konusu çekte, müvekkil şirkete ait herhangi bir kaşe veya imza bulunmadığını, müvekkili şirkete çek teslim edilmeden kargo şirketinde kaybolmuş olduğunu, derhal çek iptali davası ikame edildiğini, keşideci tarafından müvekkili şirkete gönderilen çekin müvekkili tarafından imza edilmediğini, tedavüle sokulmadığını, müvekkili şirkete çek teslim edilmeden, ciro silsilesi kurulmadan sahte imza ile tedavüle sokulduğunu, takibe konu edilen çekin ...’nden çalınmasının ardından, çek üzerine müvekkili Şirkete ait sahte imza ve kaşe tatbik edilmiş olduğunu ve akabinde haksız şekilde ... İnşaat A.Ş.’ye ciro edildiğini, lehtar müvekkili şirket ile sahte olarak ciro işlemini gerçekleştirldiği ... Şti ile arasında herhangi bir gerçek ve geçerli ticari ilişki bulunmadığını, tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde de açıkça görüleceği üzere, aralarında böyle bir işlemin olmadığının açıkça anlaşılacağını, sahte ciro sebebiyle ceza soruşturmaları bulunduğunu, söz konusu çeki hakkında ödeme yasağı olmasına rağmen takip dosyasına konu edilmiş olması nedeniyle, çekin sahte ciro ile takibe konulduğunun anlaşıldığını, bu nedenle, keşideci diğer borçlu şirket tarafından ...Cumhuriyet Başsavcılığına, Hırsızlık, Nitelikli Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik ve Güveni Kötüye Kullanma suçları yönünden ceza şikayetinde bulunulduğunu, çekin ciro silsilesi hukuka ve ticari teamüllere aykırı şekilde bozulmuş olduğunu, imzanın sahte olarak atıldığını, davanın kabulü ile dava konusu çekin müvekkili açısından bedelsiz kaldığının ve dava konusu çekteki imzanın müvekkili şirkete ait olmadığının (sahte olduğunun) tespitine, ... şubesine ait, keşidecisi...Şti., lehtarı müvekkili şirket olan,... vade tarihli, ... seri numaralı 3.500.000,00-TL bedelli çek aslının istirdadına, dava konusu çekin davalılar veya üçüncü kişiler nezdinde bulunması halinde, yargılama sonuna kadar muhafaza altına alınmasına, yargılama giderinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, 6102 sayılı TTK' nın 792. maddesi uyarıncan çek istirdadı ve menfi tespit istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK' nın 114/1 nci maddesinde dava şartları tahdidi olarak sayıldıktan sonra anılan maddenin ikinci fıkrasında da "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmü ile diğer kanunlarda dava şartlarına ilişkin düzenlemelerinde dikkate alınması gerekliliğine vurgu yapılmıştır. 6100 sayılı HMK 115 nci maddesi hükmü de "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder." şeklinde olup buna göre mahkemenin dava şartı noksanlığı hâlinde yapacağı işlemler düzenlenmiştir. Ayrıca, arabuluculuk dava şartı, 6100 sayılı HMK m. 115/3 kapsamında yargılama aşamasında tamamlanabilir nitelikte bir dava şartı da değildir. 7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklene 5/A maddesinde ise "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü uyarınca Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülecek olan bazı davalarda,dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı hâline getirilmiştir. 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md.5.A /1 de "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." denilmiştir. Söz konusu kanun hükmü 01/09/2023 tarihinde yürürlüğe girmiş, iş bu dava 20/07/2026 tarihinde açılmıştır. Dolayısıya davacının menfi tespit ve istirdat talepleri bakımından arabuluculuk dava şartı başvurusunun gerçekleşmesi dava şartı niteliğindedir. Davacının menfi tespit talebi bakımından dosya incelendiğinde; Dolayısıyla davacının menfi tespit talebi arabuluculuk dava şartına tabidir. Mahkemenin 28/07/2026 tarihli tensip zaptı uyarınca verilen sürede 25/09/2025 tarihli arabuluculuk tutanağı sunulmuştur. Tutanak incelendiğinde başvuranın davacı, karşı tarafın davalılardan ... Şirketinin olduğu ancak başvuru konusunun aralarındaki kambiyo senetlerinden kaynaklı olduğunun yazdığı, dava konusu çek bakımından yapılıp yapılmadığının belirli olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer davalı bakımından ise arabuluculuk başvurusu bulunamamaktadır. Davacının çek istidadı talebi bakımından dosya incelendiğinde; Öncelikle çek istirdadı davasının arabuluculuğa tabi olup olmadığı, 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md.5.A /1 maddesine eklenen " itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında," hükmün 6102 sayılı TTK madde 792 uyarınca açılan çek istirdat davalarını kapsayıp kapsamadığının öncelikle çözüme kavuşturulması gerekmektedir. İstirdat davası, İİK m. 72/7’de tanımlanmakta olup davanın şartları ve genel hükümleri 2004 sayılı İİK m. 72/6-8’de yer almaktadır hukuki niteliği; bir eda davasıdır ve dayanağını icra hukukundan alır. İstirdat davası borçluya maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ispat etme imkanı tanımaktadır. Türk Ticaret Kanununda istirdada ilişkin dava senet, poliçe ve çeke ilişkin hükümlerin düzenlendiği bölümlerde ayrı başlıklar altında düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir. 6102 sayılı TTK madde 792' de "elden çıkan çek" başlığı ile düzenlenmişken, yürürlükten kaldırılan 6762 sayılı TTK madde 704' te "kaybedilen çek" şeklinde düzenlemiştir. Poliçeler bakımından ise benzer bir düzenleme 6102 sayılı TTK madde 763' te "iade davası" başlığı ile düzenlenmişken yürürlükten kaldırılan 6762 sayılı TTK madde 675' te "istirdat davası" şeklinde düzenlemiştir. Senetler bakımından ise 6102 sayılı TTK m. 665 ve yürürlükten kaldırılan 6762 sayılı TTK madde 557 de "senedin ibrazı halinde" başlığı altında düzenlemiştir. Poliçeye ilişkin düzenlemeye göre poliçenin kimin elinde olduğu biliniyorsa istirdat davası, poliçenin kimin elinde olduğu bilinmiyorsa iptal davası açılır (TTK m. 758 – 759). İptal davası sırasında poliçenin kimin elinde olduğu tespit edilir veya poliçe elinde bulunduran kişi, mahkemeye sunarsa bu durumda iptal davasına bakan mahkeme davaya bakmaya devam edemez. Mahkemenin davacıya poliçeyi elinde bulunduran kişiye karşı iade davası açmak için süre vermesi gerekir (TTK m. 758). Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’ nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221). Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268). Bir başka deyişle çek, hukuki mahiyeti itibariyle bir ödeme aracıdır. Poliçenin bir kredi vasıtası olmasına karşı çek, nakit para yerine ödeme amacıyla kullanılır. Çekin şartlarından da anlaşıldığı üzere kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içermektedir. Çek, bir bedelin ödenmesi amacıyla düzenlenebilir. Ancak havalenin aksine çekin konusunu para dışında, herhangi bir misli eşya ya da kıymetli evrak oluşturamaz. (Öztan Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku,2. Bası,Ankara 1998, s.1042) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 757/1. maddesine göre, iradesi dışında çek elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatap bankayı çeki ödemekten menedilmesini isteyebilir. Aynı Kanun’un 759. maddesi uyarınca, çeki eline geçiren kişi bilinmiyorsa, çekin iptaline karar verilmesi istenebilir. İptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 764. maddesi uyarınca elden çıkan çek, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, mahkemece çekin iptaline karar verilir. Çekin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, iptal talebinde bulunan keşideciye karşı çekten doğan istem hakkı ileri sürebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. Maddesinde de çekin herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md.5.A /1 de değişiklik yapılmadan önce itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarının arabuluculuk hükümlerine tabi olup olmadığına ilişkin farklı yargı kararları ve doktrinde tartışmalar bulunmaktaydı. Tartışmanın çıkış noktası ise, açılan davalarda kanunun aradığı “alacak” ve “paranın ödenmesi” şartlarının arandığı, dava türleri bakımından bu şartların gerçekleşmiş olup olmadığı noktasında idi. Özellikle Menfî tespit davası bakımından, davanın konusu bir alacak talebi olmadığı, borcun bulunmadığını tespiti olduğu, davacı borcunun olmadığının tespitini talep ediyorsa da bu talebin tersinden davalının alacağının olduğu, bu sebeple de kanunun aradığı “alacak” ve “paranın ödenmesi” gibi hususların gerçekleşmiş sayılacağı kabul edilemeyeceği, bu nedenle de arabuluculuğa tabi olmadığı yönünde menfi tespit davasının arabuluculuğa tabi olduğuna ilişkin verilen kararlar eleştirilmiştir. (Özekes, Muhammet/Çiftci, Pınar; Menfî Tespit Davalarını Zorunlu Arabuluculuğa Dahil Saymanın Gereksizliği Üzerine(İstanbul BAM Kararları Örneğinden Bir Bakış),TBB Dergisi 2020, s. 129.) Gelinen noktada ise, 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md.5.A /1 de değişiklik ile "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." denilmiştir. Söz konusu "istirdat" davasından yalnızca İİK 72 /7 de düzenlenen istirdat davası mı düzenlenmiş yoksa TTK'nın 792. maddesi uyarıncan çek istirdadı davasını da kapsayıcı bir düzenleme mi içerdiği bakımından sarih bir düzenleme değildir. Şöyle ki, yapılan bu değişiklik ile anlaşılıyor ki yasa koyucu artık konusu bir miktar para olan alacağı olan tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuk dava şartını aramaktadır. Menfi tespit tipik bir tespit davası olmasına rağmen ve arabuluculuk kapsamına alınmışken hukuki mahiyeti itibariyle bir ödeme aracı olan çeke ilişkin açılan çekin istirdadı davasının bu kapsamda açıkça yasa maddesinde sayılmadığından bahisle arabuluculuğa tabi olmadığını söylemek ancak "sözel(lafzı)"yorum yolu ile mümkündür. Bir başka deyişle yapılan bu düzenleme lafzı yorum yöntemi ile yorumlandığında, "çekin istirdadı" ayrıca yasa hükmünde yer almadığından arabuluculuk dava şartına tabi değildir denilecektir. Ancak bu durumda şöyle bir çelişki ile karşılaşılabilecektir. Çeke dayalı icra takibi sonrasında, borçlunun takip öncesinde veya sonrasında menfi tespit davası açması durumunda ya da icra dosyasına çek bedeli kadar ödeme yapıldıktan sonra İİK 72/7 uyarınca istirdat davası açtığında, bu davalar para alacağının tahsili olarak kabul edilip arabuluculuk dava şartı olarak aranacakken, çekin iadesi (çekin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içermesine rağmen) talebini içeren çek istirdatı davasında arabuluculuk dava şartı olarak aranmayacaktır. Şu hususa da belirtmek gerekir ki, yasa hükmü yorumlanırken öncelikle temel mantık ilkelerine uyulmalı ve yorum yöntemlerinden sadece birine değil, tümüne dikkat edilmeli ve bunlar birbirine tezat etmeyecek şekilde birlikte uygulanmalıdır. Yorumda dikkat edilecek temel mantık kuralları ise; kıyas, aksi ile kanıt, evleviyet, örnekseyici sayımın benzerleri arasında olması, absürt ile kanıt olarak sayılabilecektir. (Özekes, Muhammet; Temel Hukuk Bilgisi, Eylül 2023, s. 113 vd.) Dolayısıyla temel mantık kuralları çerçevesinde düşünüldüğünde, yukarıda da belirtildiği gibi çek bir bedelin ödenmesi amacıyla düzenlenebilir ve ancak havalenin aksine çekin konusunu para dışında, herhangi bir misli eşya ya da kıymetli evrak oluşturamaz. Dava konusu çekin de üzerinde yazılı meblağ kadar (somut olayda 562.950,00 TL) parasal değer içerdiği ve çek istirdadı davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu da göz önünde bulundurulduğunda "paranın ödenmesi" kapsamında olmadığını düşünmek de mümkün değildir. Kaldı ki Menfi tespit davasını dahi arabuluculuk kapsamına dahil eden yasa koyucunun istirdat ibaresinin içerisinde çekin istirdadı davasını da evleviyetle bu kapsama aldığı kabul edilmelidir. Neticeten, her ne kadar uygulamada çek istirdatı davasının "konusu bir miktar para alacağı olmadığından" bahisle arabuluculuğa tabi olmadığı (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 14/03/2024 Tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı ilamı; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 17/01/2025 Tarih ve ...Esas ... Karar sayılı ilamı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 20/03/2025 Tarih ve ...Esas - ... Karar sayılı ilamı ) şeklinde kararlar mevcutsa da; yukarıda da bahsedildiği gibi çekin ödeme aracı olması, çekin konusunun para dışında, herhangi bir misli eşya ya da kıymetli evrak oluşturamayacağı, istirdat davasının parasal değeri olan bir şeyin aynen iadesi talebini içerdiği, dava konusu çekin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği ve çek istirdadı davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu hususları dikkate alındığında "paranın ödenmesi" kapsamında olmadığını düşünmenin mümkün olmayacağı mahkememizce kabul edilmiştir. Kaldı ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.12.2024 Tarih ve ...Esas - ... Karar sayılı ilamı da aynı doğrultudadır. Tüm bu hususlar dikkate alınarak, menfi tespit talebi yönünden dava konusu çeke ilişkin dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmadığı, her ne kadar davacı mahkeme yetkisi ile dava açılmış olması nedeni ile arabuluculuk aranamayacağı beyan edilmiş ise de mahkeme yetkisi verilmesinin yasanın açık hükmü ile dava şartı olarak kabul edilen hususu ortadan kaldıramayacağı anlaşılmakla istirdat talebi yönünden de davacı tarafça dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmadan iş bu dava açıldığından, 6102 sayılı TTK m. 5/A(1) ve 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükümleri uyarınca sonradan tamamlanabilir nitelikte olmayan arabuluculuğa başvuru dava şartı noksanlığı nedeniyle açılan çek istirdatı davasının özel dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK m. 114/2 ve 115/2 hükümleri gereğince arabuluculuk özel dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 732-TL harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, -Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacı tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına) Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden tarafların yokluğunda oy birliği ile karar verildi. 09/09/2026

Başkan ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Katip ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1686, K. 2026/36, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1686-e-2026-36-k-71777bccfcde