İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1266 E. 2026/890 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1266
- Karar No
- 2026/890
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1266 Esas KARAR NO : 2026/890
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/07/2026 KARAR TARİHİ : 06/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalıların işleteni/sürücüsü olduğu ....plakalı aracın 21.03.2026 günü müvekkile ait ... plakalı ticari taksiye çarpması sonucu müvekkilinin aracında hasar oluşturduğunu, kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğunu, trafik kazasında, hasara uğrayan aracın onarım/tamir süresi boyunca kullanılamaması ya da işletilememesi sebebiyle ortaya çıkan zararın ticari kazanç kaybına sebebiyet verdiğini, hasarıın niteliği olay sonrası aracın fotoğrafları ve dosyadaki diğer bilgilerden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin aracının en az 8 gün süreyle tamiri gerektiğini, müvekkilinin aracının günlük en az 5.000,00-TL net kazanç elde ettiğini, ticari aracından mahrum kalarak kazanç kaybına uğrayan müvekkilinin alacağının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ...Vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle usule ilişkin itirazlarımız kapsamında davanın usulden reddini talep ettiklerini, mahkemenini aksi kanaate olması halinde davalı müvekkili şirketin taraf sıfatı bulunmadığından öncelikle müvekkili şirket yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ve davanın ... A.Ş.'ye ihbar edilmesini, aksi kanaatte ise müvekkili şirkete ait aracın kasko sigortacısı olan ...'ya huzurdaki davanın ihbar edilmesini, yargılama neticesinde ise ispat vasıtalarından yoksun ve hukuka aykırı olarak haksız kazanç elde etme maksadı ile ikame edilen işbu davanın tüm talepler yönünden esastan reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı asil ...cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, yetki ve görev itirazında bulunduğunu, davanın arabuluculuk dava şartının sağlanmadığını reddi gerektiğini, mahkemenin aksi kanaate olması halinde meydana gelen kazanın kendi kusurundan kaynaklanmadığını, davacının ağır hız ihlali ve sürücü belgesi eksikliklere göz önüne alınarak davanın esastan reddi gerektiğini, davacının fahiş gerçek dışı ve ... şartlarına bağdaşmayan kazanç kaybı taleplerinin gerçeği yansıtmadığını ve reddi gerektiğini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; meydana gelen trafik kazasından kaynaklı olarak kazanç kaybı talebine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir: "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur. Davaya konu somut olayda; tazminat talebine konu meydana gelen haksız fiilin 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan meydana gelip gelmediği bu suretle davanın ticari dava olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gereklidir. Mahkememizce davacı araç malikinin gerçek kişi olduğu görülmekle davacının işletmesinin ticari işletme olup olmadığını bu suretle davacının tacir sıfatına haiz olup olmadığına yönelik araştırma yapılmış, deliller toplanmıştır. İTO tarafından verilen müzekkere cevabına göre davacının herhangi bir kaydı bulunmadığı tespit edilmiştir. Davacının adresine göre; Mahkememizce ... Ticaret ve Sanayi Odası sicili de resen sorgulanmış davacının ... Ticaret ve Sanayi Odası'nda da gerçek kişi tacir olarak ticaret sicil kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacıya ait vergi kayıtları vergi dairesinden celp edilmiş olup; davacının 09.07.2026 tarihli müzekkere cevabındaki vergi kayıtlarına göre; davacının taksi ile yolcu taşımacılığı ile iştigal ettiği, Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince işletme hesabına göre defter tuttuğu belirtilmiştir. Vergi Dairesi'nden gelen Davacının taksi taşımacılığına yönelik faaliyetinin ise Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince vergi kayıtlarına göre davacının taksi taşımacılığı işinden elde ettiği gelirin esnaf işletmesi parasal sınırları içerisinde olduğu vergi dairesinin müzekkere cevabından ve ekindeki vergi beyannamelerinden anlaşılmaktadır. Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere gerçek kişiler yönünden tacir sıfatı ticari işletme kavramı merkez alınarak belirlenmekte olup gerçek kişinin tacir sayılabilmesi için esas kriterlerin devamlılık ve süreklilik arz edecek şekilde esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi olduğu gözetildiğinde; davacının dava tarihi itibariyle iştigal konusunun da taksi taşımacılığı işi olduğu ve vergi kaydı ve işletmesinin de taksi taşımacılığı işine yönelik olduğu, nitekim davaya konu somut olayda da davacının talebinin taksiye ilişkin olduğu, davacının tacir olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Davacının mevcut taksi ile yolcu taşımacılığı işletmesi yönünden ise davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; Vergi Dairesi'nden gelen vergi kayıtlarına göre davacının söz konusu işten elde ettiği gelirin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırında kaldığı 09.07.2026 tarihli müzekkere cevabında Mahkememize bildirilmiştir. Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere esnaflık ve esnaf işletmesi ile ticari işletme ve tacir sayılmanın elde edilen gelir yönünden ayrımı esas olarak... sayılı Bakanlar Kurulu kararında belirtilmiş Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerine göre yapılmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirtilen sınırları aşan düzeyde gelir elde eden işletmeler ticari işletme ve tacir olarak kabul edilirken, Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddesinde belirtilen gelir düzeyini aşmayan işletmeler ise esnaf işletmesi olarak kabul edilmektedir. Nitekim davacı tarafından ticari işletmelerin bilanço esasına göre defter tutması zorunlu olmasına rağmen, davacı tarafından iş hacmine göre işletme defterinin tutulduğunun belirtildiği, tacirler için zorunlu olan bilanço defteri tutmakla yükümlü olmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere esnaf işletmesi ve ticari işletme sınırları bakımından 6102 sayılı Kanun'un 11. Ve 15. maddesinde kanun koyucu tarafından esas alınana kriter gelir düzeyi olup, davacının taksi taşımacılığı işinden elde ettiği gelir düzeyinin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirlenen sınırın altında kaldığı ve davacının söz konusu işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. ve 15. maddesinde belirtilen koşullar gereğince esnaf işletmesi olduğunun kabulü zorunludur. Zira Vergi Dairesi'nden gelen yazı cevabına göre davacının işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı, esnaf işletmesi düzeyini aşan gelirin elde edilmediği bu suretle ticari işletme ve esnaf işletmesinin sınırlarını belirleyen emredici kanun hükmü gereğince ticari işletme sayılamayacağı zira esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmediği anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki davacının maliki olduğu aracın taksi olması tek başına davacının tacir olarak kabulü için yeterli değildir. Zira tacir olmanın koşul ve şartları ile gerekli ekonomik kriterler TTK ve TTK'nın 11. Maddesi gereğince çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile belirlenmekte olup, Mahkememizce yapılan araştırmalar neticesinde davacının söz konusu kriterleri taşımadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda davacının yalnızca taksi sahibi olmasının tacir olması sonucuna bağlanamayacağı bu suretle davanın iki tarafın da ticari işletmesininden kaynaklandığından söz edilemeyeceği, davacının işletmesinin esnaf işletmesi düzeyinde olduğu ve bu suretle eldeki davanın ticari uyuşmazlık olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır. Nitekim davacı tarafından bilanço esasına göre defter tutulmadığından ticari defter incelemesi de yaptırılamayacaktır. Nitekim İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacının Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odasına kayıtlı olduğu tespit olunmuşsa da, tacir olup olmadığı konusunda yukarıda belirtildiği gibi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Davalı ...’ün sadece potansiyel vergi mükellefi kaydı bulunduğu, davalı Muzaffer Demir’in taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyeti ile iştigal ettiği kaydı olmakla birlikte basit usulde vergilendirildiği görülmektedir. Bu halde sadece kazaya karışan araçların taksi olmaları , ticari araç kaydı bulunması nedeniyle araçların ticari araç ve dava konusunun ticari iş olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiştir. Dava Asliye Hukuk Mahkemesine açıldığı gibi , niteliği itibarı ile haksız fiilden kaynaklanmış olup mevcut evraklara göre dahi davalıların tacir sıfatının olmadığının anlaşılmasına göre TTK 4/1 maddesinde belirtilen her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili dava kapsamında bulunmayan davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli bulunması nedeniyle uyuşmazlığın çözüm yeri genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesi olduğundan işin esasının incelenerek karar verilmesi gerekirken, Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle , davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinde olduğu halde, “dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine“ karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmadığından, davacı vekilinin görevsizlik kararına yönelik istinaf isteminin kabulüyle 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. Maddesi (a-3) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ise ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan ...'ün sevk ve idaresinde bulunan, kaza tarihinde davalı .... Ltd. Şti. adına kayıtlı bulunan ...plakalı araç ile müvekkil ... adına kayıtlı bulunan ... plakalı araç arasında 01.06.2022 tarihinde ... İli ... İlçesinde Maddi hasarlı trafik kazası gerçekleştiğini, kazada ... plakalı araç sürücüsü ...'ün %100 kusuru ile kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini, araçta oluşan hasar tutarı parça, işçilik ve KDV dahil olmak üzere toplamda 11.301,71 TL olarak tespit edildiğini, müvekkilinin ... plakalı aracını, İstanbul sınırları içerisinde ticari-yolcu taşımacılığında kullandığını ve şekilde geçimini sağladığını, müvekkilinin aracını serviste kaldığı süre boyunca araçta yapılan onarım işlemleri sebebi ile kullanamadığını ve maddi yönden zarara uğradığını, müvekkilinin aracından mahrum kaldığı günlere ilişkin tazminat tutarının (ticari kazanç kaybının/gelir kaybının) bilirkişi marifetiyle tespit ettirilmesi gerektiğini, zararın şu an için tam olarak tespitinin mümkün olmaması sebebi ile davanın HMK'nın 107/1.maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek şimdilik 10,00 TL gelir kaybı/ticari kazanç kaybının haksız fiilin gerçekleştiği 01.06.2022 tarihinden itibaren hesaplanacak olan ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacının tacir yada esnaf kaydı olup olmadığının araştırılması ve varsa kayıtların getirtilmesi ayrıca davacının işletmesinin bağlı olduğu Vergi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının işletmesi bakımından basit usulde vergilendirilenlerden veya işletme hesabı esasına göre deftere tabi tutanlardan veya ticari bilanço esasına defter tutanlardan veyahut vergiden muaf kişilerden olup olmadığı sorularak gelen yazı cevaplarına göre davacının tacir olur olmadığı değerlendirilerek eğer davacı tacir ise davalı ... Şti.'de tüzel kişi tacir olması nedeniyle mahkemenin görevli olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/3. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir." ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dava konusu olay ise haksız eylem iddiasından kaynaklanmakta olup taraflar arasında taşıma ilişkisinden doğan bir uyuşmazlık söz konusu olmadığından mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O halde uyuşmazlığın nispi ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığının tespiti için davanın taraflarının tacir olup olmadığı belirlenmelidir. Bu açıklamalar ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacının ticari taksi işletmesi bakımından tacir olup olmadığı konusunda yukarıda belirtildiği gibi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan, delilleri toplanmadan, mahkemenin görevli olup olmadığı belirlenmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin bu hususa değinen istinaf başvurusu yerinde bulunmuştur. Davalı ... ise, Belediye tarafından kurulan ticaret şirketi olduğundan TTK 16. maddeye göre tacir olduğundan, davalı ... vekilinin bu hususa değinen istinaf nedeni yerinde değilse de; ancak görev ile ilgili eksik inceleme nedeniyle 6100 Sayılı HMK ur 355 inci maddesi kapsamında istinaf başvurusu sonucu itibariyle yerinde bulunmuştur. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesince, davanın esası ve görev yönünden deliller toplanmadan hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması suretiyle ve davacının tacir olup olmadığı usulünce araştırılmadan HMK.'nun 114/1-c maddesi gereğince görevsizlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmakla davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin sonucu itibariyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-3) ve (a-6) bendi gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki gibi haksız fiilden kaynaklanan bir davanın ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince haksız fiilin her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği, buna karşılık davacının işletmesinin gelir düzeyinin Mahkememizce yapılan araştırmalara göre Vergi Usul Kanunu'nun 176. - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırlarını aşmadığı ve davacı tarafından esnaflara özgü işletme esasına göre defter tutulduğu anlaşılmakta olup dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince davacı yönünden ticari işletme koşullarını sağlamadığı bu suretle davacının işletmesinin ticari işletme kabul edilemeyeceği, esnaf işletmesi sınırlarında olduğu ve işbu eldeki davanın da 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacının ticari işletmesinden kaynaklanma koşulunu yerine getirmediği dolayısıyla ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Ticari olmayan haksız fiilden kaynaklanan alacak taleplerine yönelik davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, 3-Mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde dosyanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, 4-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usülen anlatıldı. 06/10/2026
Katip ¸e-İmzalıdır.
Hakim ¸e-İmzalıdır.