İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/537 E. 2026/425 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/537
- Karar No
- 2026/425
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/537 KARAR NO : 2026/425
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/01/2025 KARAR TARİHİ : 04/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA; Davacı vekili Küçükçekmece Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine vermiş olduğu 27/01/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ;Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden, davalı ..... tarafından, 100.000,00 Euro bedelli bonoya dayalı olarak müvekkili ... aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını; Davacı ile davalı arasında, Türkiye Cumhuriyeti Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından davalıya verilen izin belgesi kapsamında, dava dışı ... ve ilgili taraflar arasında 18.12.2023 tarihli bir sözleşmenin akdedildiği; söz konusu sözleşme çerçevesinde davacı ...'ın keşideci sıfatıyla bu ilişkiye dahil edildiğini; sözleşmede belirlenen tüm ödeme yükümlülüklerinin davacı tarafından eksiksiz ifa edildiğini, davalının ise tüm borcunu aldığını, başka herhangi bir alacağının kalmadığını kendi imzası ve parmak izi ile birlikte yazılı olarak teyit ettiğini; Senedin düzenlenme tarihi ile alacaklıya ödeme borcunun aynı güne tekabül ettiği ve bu nedenle davacının davalıya herhangi bir borcunun kalmadığını; buna rağmen davalının aynı senedi icra takibine koyarak kötü niyetli biçimde hareket ettiğini; ayrıca dava konusu bononun 'malen' kaydını içermesi karşısında davalının, malı teslim ettiğini yazılı delille ispat etmesi gerekeceğini, bu yönüyle de davacının borçlu olmadığının açık olduğu ileri sürülerek; Müvekkilinin Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı takibine konu 100.000,00 Euro bedelli bono ve 102.234,25 Euro tutarındaki toplam takip alacağından dolayı borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin durdurulmasına ve tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. SAVUNMA; Davalı vekilinin 20/08/2025 havale tarihli mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; davacının aynı takibe dayalı olarak aynı dilekçe ile Küçükçekmece ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında borca itirazda bulunduğunu ve bu itirazının mahkemece reddedildiğini; davacının, aralarındaki temel borç ilişkisine dayandırdığı üçüncü kişi (...) ile davalı arasındaki sözleşme veya yazışmaların bu davada delil olarak ileri sürülmesinin ve kabul edilmesinin mümkün olmadığını; borcu ödediğini iddia eden davacının bunu senet niteliğinde bir belge ile ispat etmesi gerektiğini, salt söze dayalı ve soyut iddiaların dayanaksız kaldığını belirterek davanın reddine, takibin durdurulmasına karar verilmesi hâlinde ise %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE Dava, kambiyo senedine (bonoya) dayalı bedelsizlik iddiasıyla açılan menfi tespit istemine ilişkindir (İİK m. 72; HMK m. 106). Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri ile yargılama ön şartları denetlenmiş, uyuşmazlık konuları resen belirlenmiş ve taraflarca gösterilen deliller toplanmıştır. Dava kıymetli evraktan kaynaklandığından TTK m. 4/1-d ve m. 5 uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olup mahkememiz görevlidir. Takibe konu icra takibi yargı çevremizde faaliyet gösteren Küçükçekmece İcra Müdürlüğü nezdinde başlatıldığından İİK m. 72/8 uyarınca menfi tespit davasının takibin yapıldığı yer mahkemesinde açılması mümkün olup mahkememizin yetkisi bulunmaktadır.(Davanın açılış tarihi itibariyle) A) UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacı ...'ın, davalı .... tarafından başlatılan Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası kapsamındaki kambiyo takibine konu 100.000,00 Euro bedelli bono nedeniyle borçlu olup olmadığı; taraflar arasındaki 18.12.2023 tarihli sözleşme ve ödeme mekanizması çerçevesinde borç ilişkisinin sona erip ermediği; ibra belgesi niteliğinde olduğu ileri sürülen yazılı beyanın gerçekliği ve hukuki geçerliliği ile söz konusu beyanın bonoya dayalı kambiyo borcunu da kapsayıp kapsamadığı noktalarında toplanmaktadır. Yargılama kapsamında; Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı icra dosyası, dava konusu bono ve dayandığı sözleşme ile ödeme belgeleri, Küçükçekmece .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin .... Esas sayılı dosyası ve tarafların beyanları ile davacının dayandığı ibra belgesi celp ve tespit edilmiştir. Tahkikat aşamasının tamamlanmasının ardından, 04/06/2026 tarihli celsede davalı .... huzurda bizzat yemin etmiş ve yemin beyanı tutanağa geçirilmiştir. B) BONONUN HUKUKİ NİTELİĞİ, SOYUTLUK İLKESİ VE BEDELSİZLİK KAVRAMI Bono, TTK m. 776 ve devamı maddelerinde düzenlenen, keşidecinin belirli bir kişiye veya emrine belirli bir bedeli ödeyeceğini taahhüt ettiği, hukuki niteliği itibarıyla kanunen emre yazılı sayılan bir kambiyo senedidir. Kambiyo senetleri, üzerinde yer alan hakkın temel borç ilişkisinden bağımsız olduğu, soyut (mücerret) nitelikteki kıymetli evraktandır. Bu ilke uyarınca senedin geçerliliği herhangi bir sebebe bağlı olmayıp, kambiyo taahhüdü TBK m. 18 anlamında soyut bir borç ikrarı niteliğindedir. Hamil, alacağını yalnızca senet metnine dayanarak talep edebilir ve taahhüdün sebebini (temel ilişkiyi) açıklamak yahut ispatlamak zorunda değildir; alacağın varlığı kanun gereği bir karine olarak kabul edilir (YHGK 29.04.2021 tarih, 2017/40 E. - 2021/542 K.). Bonoda bedelsizlik, kambiyo senedinin düzenlenmesine neden olan temel hukuki ilişkinin hiç doğmamış olması, geçersizliği veya sona ermesi nedeniyle bu ilişkiden kaynaklanan temel alacağın hukuken mevcut olmaması hâlini ifade eder. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasında esas alınan husus, soyut nitelikteki kambiyo senedinin varlığı değil, senedin ihdasına neden olan temel alacağın hukuken mevcut olup olmadığıdır. Davacı, davalının alacağını ibra belgesi ve sözleşmeye dayalı ödemeler suretiyle sona erdirdiğini ileri sürdüğüne göre, iddianın özü temel borç ilişkisinin ifa yoluyla sona erdiğine ilişkindir. Ayrıca davacı tarafça dava konusu bononun 'malen' kaydını içerdiği ileri sürülmüştür. Bu çerçevede şunu belirtmek gerekir: Bonodaki bedel kaydı (malen, nakden v.s.) soyutluk ilkesini bertaraf etmez; senedin geçerliliğini ve hamilin kambiyo alacağını ortadan kaldırmaz. Zira senet metnindeki bedel kaydı, hamilin borçluya karşı olan kambiyo alacağının varlığını değil, senedin dayandığı temel ilişkinin niteliğini gösterir. Dolayısıyla 'malen' kaydının varlığı, davacının bedelsizlik iddiasını ispat etmek zorunda olmadığı anlamına gelmemekte; aksine, bedelsizliği ispat yükü soyutluk ilkesinin sonucu olarak yine davacı üzerinde bulunmaktadır. C) İSPAT YÜKÜNÜN DAĞILIMI VE BEDELSİZLİK DEF'İNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak davalı alacaklıdadır (HMK m. 190; TMK m. 6). Ne var ki kambiyo senedinde borçlu davacı, borcun temel ilişkisinin hiç doğmadığını ya da sona erdiğini ileri sürerek bedelsizlik savunmasında bulunduğunda, kambiyo senedinin yarattığı borç karinesini çürütmek bizatihi davacının üzerine düşer. Diğer bir anlatımla, bedelsizlik iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat yükü, soyutluk ilkesinin kanuni sonucu olarak borçlu davacıya geçmiştir. Bu husus Yargıtay'ın yerleşik içtihadıyla da sabittir (Yargıtay 15. HD 21.09.1989 tarih, 1989/1254 E. - 1989/3739 K.). Somut olayda davacı keşideci sıfatıyla bonoya dahil olmuş olup, davalı .......'nin hamil konumundaki alacaklısıdır. Davacıların ileri sürdüğü bedelsizlik (18.12.2023 tarihli sözleşme kapsamındaki ödeme yükümlülüklerinin eksiksiz ifa edildiği ve davalının kendi imzası ile parmak iziyle ibra beyanında bulunduğu) iddiası, niteliği itibarıyla temel borç ilişkisinden kaynaklanan kişisel (şahsi) bir def'idir. Davalı ile davacı arasında senedin temelinde doğrudan bir borç ilişkisi bulunduğu taraflarca da kabul edildiğinden, bedelsizlik def'i doğrudan hamile karşı ileri sürülebilir; bu açıdan TTK m. 687/1'in kötü niyet istisnasına ayrıca başvurulmasına gerek bulunmamaktadır. Bununla birlikte ispat yükü yine davacı üzerindedir. D) SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU VE İSTİSNALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME (HMK m. 200, 201, 202) Bir hakkın doğumu, devri, değiştirilmesi, sona ermesi veya ifası amacıyla yapılan ve yapıldığı tarihteki değeri kanunda öngörülen sınırı aşan hukuki işlemlerin kural olarak senetle ispatı zorunludur (HMK m. 200). Senede bağlı bir hukuki işleme karşı ileri sürülen ve onun hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldıracak yahut azaltacak nitelikteki hukuki işlemler de, değerine bakılmaksızın senetle ispat olunmalıdır (HMK m. 201). Somut olayda davacıların dayandığı vakıalar -sözleşme kapsamında ödeme yapıldığı ve ibra beyanı alındığı- niteliği itibarıyla birer hukuki işleme dayanmakta olup, gerek bono bedeli (100.000,00 Euro karşılığı TL) gerekse toplam takip miktarı (102.234,25 Euro), dava tarihinde geçerli olan senetle ispat sınırının çok üzerindedir. Bu itibarla bedelsizliği doğuran ödeme ve ibra ilişkisinin kural olarak yazılı delille ispatı gerekmektedir. Özellikle 18.12.2023 tarihli sözleşmenin aslının ibrazı için davacı vekiline ön inceleme tutanağında iki haftalık kesin süre verilmiş; ancak 09/04/2026 tarihli celsede davacı vekili müvekkilinin yurt dışında bulunduğunu belirterek ibraz edemediğini, süre uzatımı talep etmediğini açıklamış ve verilen kesin süreye riayet edilmemiştir. Bu sonucun yarattığı ispat boşluğu aşağıda ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Davacı tarafından ayrıca davalının ibra beyanını içerdiği ileri sürülen yazılı belge dosyaya sunulmuştur. Ne var ki bu belgenin içeriği ve imzası davalı tarafından kabul edilmemiş; belgenin hangi borç ilişkisine yönelik düzenlendiği, dava konusu bonoya dayalı kambiyo borcunu kapsayıp kapsamadığı ve belgenin hukuki geçerliliği tartışmalı kalmıştır. Senetle ispat kuralı çerçevesinde, ibranın dava konusu bonoya dayalı kambiyo borcunu da sona erdirdiğinin belge içeriğinden ve hukuki yorumdan açıkça anlaşılabilecek şekilde ortaya konulması gerekirken, mevcut belge bu ölçütü karşılamamaktadır. HMK m. 202 uyarınca, senetle ispat zorunluluğu mutlak değildir; delil başlangıcı bulunması hâlinde tanık da dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemi tamamen ispata yeterli olmamakla birlikte onu muhtemel gösteren ve aleyhine ileri sürülen tarafça verilmiş ya da gönderilmiş bir belgedir. Dosyada ibra niteliğinde olduğu ileri sürülen belge mevcut olmakla birlikte, davalınca içeriği inkâr edilen bu belge, bedelsizliği açık ve kesin biçimde ortaya koyar nitelikte güvenilir bir delil başlangıcı işlevi görmemektedir. Nitekim ön inceleme tutanağında belirlenen ve mahkemece belgelerin asıllarının ibrazı için verilen kesin süreler kullanılamamış; tahkikat aşamasında da bağımsız ve destekleyici yazılı delil sunulamamıştır. E) YEMİN DELİLİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ (HMK m. 225-241) Yemin, medenî yargılamada yasal delil sıralamasının son halkasını oluşturmakta; taraflardan birinin aleyhine kesin delil niteliği taşıyan bir edim olarak kabul edilmektedir (HMK m. 225). Bir tarafça teklif edilen ve karşı tarafça eda edilen yemin, teklife konu vakıaları ispat yönünden kesin hüküm oluşturur; yeminden kaçınma ise o vakıaların doğru kabul edilmesi sonucunu doğurur (HMK m. 229). Somut olayda, tahkikatın tamamlanmasının ardından 09/04/2026 tarihli celsede davacı vekiline HMK m. 192 ve m. 227 uyarınca yemin deliline dayanıp dayanmayacağını ve yemin metnini ibraz etmesini için iki haftalık kesin süre verilmiş; kesin süreye riayet edilmemesi hâlinde yemin deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağı ihtar edilmiştir. Davacı vekili süresi içerisinde yemin metnini hazırlayarak mahkememize sunmuş; Mahkemece usulüne uygun bulunan yemin metni davalıya tebliğ edilerek yemine davet edilmiştir. 04/06/2026 tarihli duruşmada, Mahkememize bizzat gelen davalı .... huzura alınmış ve kendisine HMK m. 228 uyarınca yemin teklif edilmiştir. Davalının İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, ancak Türkçeyi anlayabildiği anlaşılmış; yemin teklif edilmeden önce yeminin anlamı, önemi ve yalan yere yemin etmesi hâlindeki hukuki ve cezai sorumlulukları kendisine açıkça anlatılmıştır. Davalı ..., namusu, şerefi ve kutsal saydığı tüm inanç ve değerleri üzerine yemin etmeyi kabul etmiş; ardından yemin metnini yüksek sesle okuyarak şu beyanda bulunmuştur: 'Huzurda bulunan davacıdan ben alacaklıyım; bu borç herhangi bir şekilde tarafıma ödenmediği gibi benim adıma ya da bana verilmek üzere üçüncü bir kişi tarafından da ödeme yapılmamıştır; icradan bana bir miktar para ödenmiştir; davacı bana hâlen borçludur; namusum, şerefim ve kutsal saydığım tüm inanç ve değerler üzerine yemin ederim.' Davalı bu beyanında ısrar etmiş; yemin tutanağa geçirilmiş ve imzası alınmıştır. HMK m. 229/1 uyarınca, tarafça teklif edilen yemin karşı tarafça eda edildiğinde, yemin konusu vakıalar lehine yemin eden taraf bakımından kesin biçimde ispat edilmiş sayılır; bu vakıalara ilişkin hüküm yemini eda eden taraf lehine kurulur. Karşı tarafın ise yeminin içeriğine itiraz imkânı bulunmamakta; yalan yere yemin etmenin hukuki ve cezai sonuçlarına katlanma yükümlülüğü yemin edene aittir. Davalı ....'nin 04/06/2026 tarihli duruşmada usulüne uygun biçimde eda ettiği yemin karşısında; dava konusu 100.000,00 Euro bedelli bonoya ilişkin alacağın ödenmediği ve davalının davacıdan hâlâ alacaklı olduğu vakıası HMK m. 229/1 gereğince kesin delil niteliğiyle ispat edilmiş olmaktadır. Davacı tarafının yemine diyeceklerinin bulunmadığını beyan etmesi de bu sonucu pekiştirmektedir. Dolayısıyla yemin delili, davacının bedelsizlik iddiasını çürütmekte; davalının kambiyo alacağının varlığına ilişkin karineyi güçlendirmektedir. F) DAVALININ TAZMİNAT TALEBİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ (İİK m. 72/5) Davalı vekili, davacının kötü niyetle dava açtığını ileri sürerek alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. İİK m. 72/5 uyarınca, menfi tespit davasının alacaklı (davalı) lehine sonuçlanması hâlinde tazminata hükmedilebilmesi; davacı lehine bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş olmasına ve alacaklının bu tedbir nedeniyle alacağını geç almaktan doğan bir zarara uğramasına bağlıdır. Somut olayda, davacıların talebine rağmen yargılama sırasında davacı lehine herhangi bir ihtiyati tedbir kararı verilmemiş, icra takibi durdurulmamıştır. Tedbir kaynaklı bir gecikme ve buna bağlı bir zarar doğmadığından, İİK m. 72/5'in uygulanma koşulları gerçekleşmemiştir. Ayrıca davacının iddialarını kısmen belgeler ve ibra beyanıyla desteklemiş olması, davanın savunulabilir nitelikte açıldığına işaret etmekte; davanın reddedilmiş olması tek başına kötü niyet veya ağır kusurun varlığını kanıtlamamaktadır (HMK m. 329). Bu itibarla davalının tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddi gerekmiştir. G) DOSYA BÜTÜNÜ - DESTEKLEYİCİ KARİNELER VE EMARELER (HMK m. 192) Davacının ispat yükünü yerine getirememiş olması ve davalının eda ettiği yemin tek başına davanın reddi için yeterli olmakla birlikte; gerekçenin pekiştirilmesi amacıyla aşağıdaki olgular mahkememizce değerlendirilmiştir: - Davacı ...'ın keşideci sıfatıyla borç ilişkisine dahil olduğunu ve borç nedeniyle bono imzaladığını bizzat kabul etmesi, aralarında gerçek bir temel borç ilişkisinin varlığını doğrulamaktadır. - Küçükçekmece .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin .... Esas sayılı dosyasında aynı takibe yönelik borca itirazın reddedilmiş olması, aynı senede dayalı borcun başka bir yargı merciinde de varlığının teyit edildiğine işaret eden önemli bir emare niteliğindedir. - Davacı tarafından ibra beyanını içerdiği ileri sürülen yazılı belgenin davalı tarafından içerik ve imza bakımından inkâr edilmesi ile belgenin dava konusu kambiyo borcunu kapsadığına dair açık ve ikna edici bir hukuki bağın kurulamamış olması, söz konusu belgenin belirleyici delil değerinden yoksun kaldığını ortaya koymaktadır. - Sözleşmenin aslının ibrazı için verilen kesin süreye uymayan davacının, yargılamanın hiçbir aşamasında sözleşme kapsamındaki ödemeleri belgeleyen makbuz, banka dekontu, mahsuplaşma belgesi veya ibraname niteliğinde tek bir yazılı delil sunamamış olması; bedelsizlik iddiasını destekleyen güvenilir ve nesnel bir delil başlangıcının dosyada bulunmadığını açıkça göstermektedir. - Nihayet, davalı .....'nin huzurda bizzat eda ettiği yemin; alacağın ödenmediğini, davacının borçlu olmaya devam ettiğini ve icradan yapılan kısmi ödeme dışında başka herhangi bir ödeme alınmadığını kesin biçimde ortaya koymaktadır. Tüm bu emareler, davacının ispat yükünü yerine getirememiş olması ve davalının yemin delili ile birlikte değerlendirildiğinde, davanın reddi yönündeki kanaati güçlü biçimde pekiştirmektedir. SONUÇ Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanan tüm vakıalar, dosya kapsamındaki deliller ve 04/06/2026 tarihli duruşmada usulüne uygun biçimde eda edilen yemin bir arada değerlendirildiğinde; (i) Dava konusu bononun soyut (mücerret) bir kambiyo senedi olduğu ve hamili lehine alacağın varlığına ilişkin bir karine oluşturduğu; (ii) ispat yükünün soyutluk ilkesinin yasal sonucu olarak bedelsizliği ileri süren borçlu davacı üzerinde bulunduğu; (iii) davacının, 18.12.2023 tarihli sözleşme aslını süresi içinde ibraz edemediği ve ödemeyi ispata elverişli herhangi bir yazılı delil sunamadığı; (iv) davalıya ait olduğu ileri sürülen ibra beyanını içeren belgenin davalıca inkâr edildiği ve kambiyo borcunu kapsadığına dair açık hukuki bağın kurulamadığı; (v) davalı ... ....'nin 04/06/2026 tarihli duruşmada HMK m. 225 ve devamı uyarınca teklif edilen yemini usulüne uygun şekilde eda ederek alacağın ödenmediğini ve davacının borçlu olmaya devam ettiğini beyan ettiği, bu beyanın HMK m. 229/1 uyarınca kesin delil niteliği taşıdığı; (vi) davalının yemin beyanı ile Küçükçekmece .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin önceki kararı ve dosyadaki diğer emareler bir arada değerlendirildiğinde davacı iddiasının aksinin güçlü biçimde desteklendiği; sonuç olarak davacının çekin bedelsiz olduğunu ve davalıya borçlu olmadığını herhangi bir delil ile ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine, davacı lehine ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması nedeniyle İİK m. 72/5'in tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davalının tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalı vekilinin kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE, 3-Alınması gereken 732,00-TL karar ve ilam harcının peşin yatırılan 615,40-TL peşin harç ile 64.828,01-TL tamamlama harcından mahsubu ile fazla alınan 64.711,41-TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen (16/07/2025 tarihli ara karar 3.832.142,16-TL HARCA ESAS DEĞER) 535.535,64,00-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA, 6-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 7-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan 710,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.04/06/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır