İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/96 E. 2026/377 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/96
- Karar No
- 2026/377
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2026/96 KARAR NO :2026/377
DAVA:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:04/02/2026 KARAR TARİHİ:15/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... gıda toptancılığı işi ile iştigal etmekte, restoran, fırın, pastane türü işletmelere un, susam, tahin, çikolata gibi ham madde tedarik ettiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında yaklaşık 20 yıla yakın dostluk ve ticari ilişkisi olduğunu, bBu ticari ilişki çerçevesinde taraflar birbirinden mal satın almakta, zaman zaman cari olarak zaman zaman çek ve bono keşide etme suretiyle ticaretlerini sürdürdüklerini, davaya ve davaya konu icra takibine konu iki adet çek de bu ticari ilişki çerçevesinde keşide edildiğini ve davalıya verildiğini, müvekkili .... İcra Dairesi 2025/... Esas sayılı icra takibi ve takibe konu ... seri numaralı, 30/06/2025 tarihli 235.000 TL bedelli ve ... seri numaralı, 15/07/2025 tarihli 130.000 TL bedelli çeklerden borçlu olmadığına karar verilmesini talep etmiştir. Davalıya usulüne uygun olarak tebliğ yapılmış ancak davalı taraf cevap dilekçesi sunmamıştır. DELİLLER : .... İcra Dairesi 2025/... Esas sayılı icra dosyası ve tüm dosya kapsamı. .... İcra Dairesi 2025/... Sayılı icra dosyasının incelemesinde; davalı tarafından 13.10.2025 tarihinde ... seri numaralı, 30/06/2025 tarihli 235.000 TL bedelli ve ... seri numaralı, 15/07/2025 tarihli 130.000 TL bedelli çeklerin tahsili için kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlattığı görülmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE: Dava, .... İcra Dairesi 2025/... Esas sayılı icra dosyasında takibe konu ... seri numaralı, 30/06/2025 tarihli 235.000 TL bedelli ve ... seri numaralı, 15/07/2025 tarihli 130.000 TL bedelli çeklerden borçlu olmadığının tespiti talebiyle İcra ve İflas Kanunu ("İİK") m. 72 hükmüne göre icra takibinden sonra açılmış menfî tespit davasıdır. İncelenen icra dosyasından tarafların dava ve taraf ehliyeti vardır. Öncelikle, menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. HMK 190. maddesinde: İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. Şeklinde hüküm bulunmaktadır. Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Davacı taraf, davaya konu senetlerden dolayı davalıya borçlu olmadığını, 20 yıla yakın ticari ilişkilerinin olduğunu, davaya konu icra takibine konu iki adet çek de bu ticari ilişki çerçevesinde keşide edildiğini, davacının çeklerin vadesinde ödenemeyeceğini anladığında, davalı şirket yetkilileriyle görüştüğünü, kendisine ait bir taşınmazı sattığını ve karşılığında sıralı bono aldığını; bu bonolardan 400.000'er TL bedelli, 30/04/2026 ve 30/05/2026 vadeli iki adet bonoyu çek ve cari hesap borcu karşılığı ciro etmek istediğini, karşılığında da davaya konu çekleri geri almak istediğini ilettiğini, davalının kabul ettiğini 30/04/2026 ve 30/05/2026 vadeli 400.000'er TL bedelli iki adet bonoyu ciro yoluyla teslim aldıklarını, çeki bir sonraki ziyaretinde müvekkile iade edeceklerini beyan etmiştiklerini ve çeki iade almadığını iddia etmiştir. Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı (alacaklı) tarafa aittir. Ancak, dava konusu somut olayda menfi tespit davasını açan davacı (senet borçlusu) takibe konu kambiyo senedindeki imzayı inkar etmemekte, bilakis imzanın kendisinden sadır olduğunu kabul ederek 30/04/2026 ve 30/05/2026 vadeli 400.000'er TL bedelli iki adet bonoyu çeklerin yerine verdiğini, çeklerin bedelsiz geldiğini savunmuştur. Senet metninde senedin "nakden" verildiği yazılı olduğu; davalı tarafın beyanlarında da senedin karşılığının "malen" alınarak verildiğine dair bir talil beyanının da bulunmadığı ve ispat yükünün yer değiştirmediği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın senet metnindeki imzaya bir itirazının olmadığı ve beyanlarında senedin davacı (borçlu) tarafından imzalanıp davalı (alacaklı) tarafa verildiğinin kabul ve ikrar edildiği; her ne kadar menfi tespit davalarında ispat yükü davalı (alacaklı) tarafa ait ise de, davanın kambiyo senedine ilişkin olması sebebi ile kambiyo senetlerinde menfi tespit davasında ispat yükü borçludadır. Borçlu, senedin gerçekte bir borca dayanmadığını, borcun ödenmiş olduğunu veya geçersiz olduğunu yazılı ya da kesin delillerle kanıtlamak zorundadır. Davacı tarafın iddiasını yazılı delillerle ispat etmesi gerektiği, davanın miktar ve değeri itibari ile tanıkla ispat edilemeyeceği, dosyada ispata yarar yazılı bir delil sunulmadığı, davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça "yemin" deliline de dayanmadığı, bu nedenle de davacı tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılmadığı; neticeten davacı (senet borçlusu) tarafın borçlu olmadığını ispat edemediği anlaşıldığından, davanın ve koşulları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince 732,00-TL nispi karar harcından peşin yatırılan 6.233,29-TL harcın mahsubu ile artan 5.501,29TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşamamaları nedeniyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri ve vekalet ücretinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı.15/05/2026
Katip ...
Hakim ...