İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2020/165 E. 2026/697 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2020/165
- Karar No
- 2026/697
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/165 Esas KARAR NO : 2026/697
DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 14/07/2015 KARAR TARİHİ : 01/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 21/03/2019 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının, 1996 yılında İstanbul'da kurulan ...Tic. Ltd. Şti. ile 2000 yılında İzmir'de kurulan.... Ltd. Şti. şirketlerinde %50-%50 ortak olduklarını, davalının şirket müdürü sıfatıyla hareket ederken şirketlere ait tescilli markaları 28/12/2011 tarihinde kendi üzerine geçirdiğini, müvekkilini darp ve zor kullanma yoluyla şirketten uzaklaştırdığını, ortaklar arasında imzalanan 30/01/2013 ve 28/02/2014 tarihli paylaşım sözleşmelerinin davalı tarafından uygulanmadığını, davalının ortak şirketin malvarlığını, çalışanlarını, araçlarını ve müşteri portföyünü kendi kurduğu şirketlere aktararak şirketin içini boşalttığını, rekabet yasağına, sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, şirketi vergi ve SGK borçları ile yükümlü kıldığını ileri sürerek; şirketin uğradığı zararın bilirkişi marifetiyle tespiti ile tazmini, tazminatın şirkete ödenmesi ve tazminatın ortaklık payı oranındaki yarısının sözleşme hükümleri uyarınca kendisine ödenmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkememizin 01/02/2024 tarihli celsesinde verilen 1 numaralı ara kararla davacı tarafa, iddiaların somutlaştırılması için HMK m.194 kapsamında kesin süre verilmiştir. Davacı vekili 01/03/2024 tarihli beyan dilekçesinde; davanın ....'daki ...Tic. Ltd. Şti.'nin uğradığı zararlara ilişkin olduğunu,...'deki şirket yönünden uğranılan zararların bu davanın konusu olmadığını, ... şirketi ve diğer şirketlere ilişkin beyan ve delillerin davalının kast ve fiillerini ortaya koymaya yönelik destekleyici delil olarak sunulduğunu bildirmiştir. Aynı dilekçede talebin, davalının eylemleri nedeniyle 2015 yılından itibaren ortaya çıkan şirket zararlarının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak ticari avans faiziyle tazmini olduğu belirtilmiş; zarara neden olan eylemler olarak sırasıyla, şirket markalarının davalı üzerine geçirilmesi, davacının şirketten uzaklaştırılması, şirketin vergi ve SGK borcuyla yükümlü kılınması, ortak şirket olanaklarının davalıya ait şirketlere kullandırılması ve mal aktarımı, ... ve ... şubeleri ile ... imalathanesinin işlevsiz bırakılması ve kapatılması, ortak şirketin avukatlarının azlinden doğan vekalet ücreti talepleri ve rekabet yasağına aykırılık sayılmıştır. Davalı vekili 08/04/2019 tarihli cevap dilekçesinde özetle; ortaklık ilişkisinin sulh yoluyla sonlandırılamamasından ve şirketlerin çalışamaz hale gelmesinden asıl sorumlunun davacı olduğunu, markaların kendi üzerine tescil edilmesinin kötü niyetle yapılmadığını, bu markaların üçüncü kişilere devredilmediğini ve dava açıldıktan hemen sonra şirkete devredildiğini, davacının hiçbir zaman şirketten zorla uzaklaştırılmadığını ve kasa anahtarının davacıda bulunduğunu, ... tarihli sözleşmeyle şirketin müşterek imza ile temsil edildiğini, ... şubesinin ortaklar kurulu kararıyla 03/06/2016 tarihinde kapatıldığını, şirket zararının ortaklar arasındaki husumet ve şirketin yönetilememesinden kaynaklandığını, davacının şirketin münferit imza yetkilisi olduğu dönemde zimmet iddiasıyla açtığı davanın ispat edilemediğini, kendi kurduğu şirketlerin ortaklar arası paylaşım düzeni çerçevesinde kurulduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı vekili ayrıca sorumluluğa konu eylemler yönünden zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Davalı vekili, yargılamanın sonraki aşamalarında verdiği dilekçelerde de bilirkişi raporlarına karşı davanın reddi yönündeki savunmalarını sürdürmüş, tazminatın davacıya ödenmesinin mümkün olmadığını, kusur ve illiyet bağının kanıtlanamadığını bildirmiştir. DELİLLER: Dava dilekçesi ve eklerinde ibraz edilen belgeler, cevap dilekçesi ve ekleri, ... 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... E., ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. ve ...E., ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyalarına ilişkin kayıtlar, ... 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası, taraflar arasındaki ceza yargılamalarına ilişkin karar örnekleri, noter ihtarnameleri, vergi ve SGK borç kayıtları, şirket ticari defter ve kayıtları, cari hesap ekstreleri ve bilirkişi raporları incelenmiştir. Dosyada dört ayrı bilirkişi incelemesi yapılmıştır. 13/01/2022 tarihli teknik bilirkişi raporu şirket işyerinde mahallinde yapılan inceleme sonucu stok ve envanter durumuna ilişkindir. Mahkememizce, davanın esasen yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat davası olduğu, önceki incelemenin stok listesi hazırlanmasına yönelik kaldığı ve yeterli görülmediği belirtilerek, 01/02/2024 tarihli ara kararla sorumluluk bakımından yeniden inceleme yaptırılması öngörülmüştür. 20/10/2023 tarihli mali bilirkişi raporunda, şirketlerde zarar bulunduğu, ancak bu zararların davalının kusurlu hareketleri sonucu doğup doğmadığının dosya içeriğinden anlaşılamadığı; 07/04/2025 tarihli heyet raporunda ise şirketin 2012 ve 2013 yılları dışında zarar ettiği, öz kaynakların 2011 yılında 6.150.570,66 TL iken 2019 yılında 2.962.226,05 TL'ye gerilediği, davanın bir sorumluluk davası olduğu ve ödemenin ortağa değil şirkete yapılabileceği belirtilmiştir. Mahkememizin 26/06/2025 tarihli duruşma ara kararı ile, davacı vekilinin itirazları da gözetilerek, sorumluluğa konu eylemler yönünden zamanaşımı itirazları da dikkate alınmak, varsa öğrenme tarihleri belirtilmek ve gerekirse seçenekli olarak TTK m.626, 553 ve 555 kapsamında taraf iddia ve savunmalarıyla sınırlı olmak üzere yeniden rapor alınmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede düzenlenen 28/08/2026 tarihli bilirkişi heyet raporunda; 2015 yılından sonraki döneme ilişkin zarar kalemleri bakımından davacının zarar ve miktarını ispat yükünü yerine getiremediği, bu nedenle kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağının incelenmesine gerek bulunmadığı, ceza zamanaşımının uygulanmasını gerektiren bir eylem tespit edilemediği, bazı kalemler yönünden TTK m.560'daki iki yıllık sürenin dolduğu ve tazminatın yarısının davacıya ödenmesi talebinin organ sorumluluğu rejimi içinde mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı vekili 10/09/2026 tarihli dilekçesinde, 28/08/2026 tarihli raporun görevlendirme kapsamına uymadığını, 01/03/2024 tarihli beyan dilekçesindeki hususların incelenmediğini, dava dışı şirket kayıtlarının incelenmediğini, rapor içeriğinin davalı savunmasının tekrarından ibaret kaldığını, zararın devam eden nitelikte olması nedeniyle zamanaşımının işlemediğini ileri sürerek rapora itiraz etmiştir. Davalı vekili 14/09/2026 tarihli dilekçesinde rapora katıldığını ve davanın reddini istediğini bildirmiştir. 01/10/2026 tarihli celsede tarafların itirazlarını tekrar ettikleri anlaşılmış, rapor mahkememiz ve istinaf denetimine elverişli ve yeterli teknik incelemeyi içerir görüldüğünden itirazların reddine karar verilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, limited şirket müdürü olduğu ileri sürülen davalının, TTK m.644 yollamasıyla uygulanan TTK m.553 ve devamı hükümleri uyarınca, görevini yerine getirirken kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği ve şirkete zarar verdiği iddiasına dayalı sorumluluk davasıdır. Davacı, şirketin %50 pay sahibi olarak, şirketin uğradığı zararın bir yansıması niteliğindeki dolaylı zarara dayanmaktadır. TTK m.553/1 uyarınca yöneticilerin sorumluluğu için; kanuna veya esas sözleşmeye aykırı bir davranış, kusur, zarar ve bu davranışla zarar arasında uygun illiyet bağı birlikte bulunmalıdır. Sorumluluk davalarında, zarar ve miktarı, hukuka aykırı eylem, kusur ve illiyet bağının ispat yükü TMK m.6 ve HMK m.190 gereğince iddia eden davacıya aittir. Zarar bulunmayan yerde, eylem ne kadar ağır eleştirilse de tazminat sorumluluğu doğmaz. Şirketin mali sonuçlarının kötüleşmesi, yani gelirlerin azalması veya bilançonun zararla kapanması, tek başına yöneticinin sorumluluğunu gerektiren zararın ve bu zararın yöneticinin hukuka aykırı eylemlerinden kaynaklandığının kanıtı değildir. TTK m.555/1 uyarınca ortak, şirketin uğradığı zararın tazminini ancak tazminatın şirkete ödenmesi kaydıyla isteyebilir. Dolaylı zararda tazminat şirketin malvarlığına girer. Bu nedenle ortağın şirketin zararından doğan tazminatın kendisine, hatta payı oranında kendisine ödenmesini istemesi, organ sorumluluğu kapsamında mümkün değildir. Davacı, mahkemece verilen kesin süre içinde sunduğu 01/03/2024 tarihli dilekçesiyle davanın kapsamını belirlemiştir. Buna göre dava, yalnızca...'daki ... Tic. Ltd. Şti.'nin 2015 yılından sonraki dönemde uğradığı zararlara ilişkindir. ...'deki şirkete ilişkin zararlar dava konusu değildir. Markaların davalı üzerine geçirilmesi (2011), ortaklar arasındaki ilk anlaşmazlıklar, 2013 yılındaki tadilat harcamaları ve 2011-2012 yıllarındaki prim ödemeleri gibi 2015 öncesine ilişkin olaylar, davacının kendi açıklamasına göre tazminat talebinin konusu olmayıp davalının kötü niyetini göstermek üzere delil olarak ileri sürülmüştür. Taraflarca hazırlama ilkesi gereği (HMK m.24, 25, 26) ve iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı (HMK m.141) karşısında, mahkeme de davayı bu çerçevede inceleyebilir; davacının dava konusu yapmadığını bildirdiği kalemler hakkında tazminat hükmü kurulamaz. Mahkememizce HMK m.282 uyarınca bilirkişi raporları, dosyadaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilmiştir. Davacının 01/03/2024 tarihli dilekçesindeki zarar kalemleri sırasıyla incelenmiştir. Şirketin kesinleşen bilançolarına göre net kar/zarar durumu şöyledir: 2011 yılında 1.766.649,35 TL zarar, 2012 yılında 304.206,50 TL kar, 2013 yılında 3.388.508,66 TL kar, 2014 yılında 2.638.414,09 TL zarar, 2015 yılında 250.318,83 TL zarar, 2016 yılında 2.647.996,93 TL zarar, 2017 yılında 1.408.287,96 TL zarar, 2018 yılında 522.231,08 TL zarar, 2019 yılında 438.262,97 TL zarardır. Bu veriler şirketin 2014 yılından itibaren zarar yazdığını göstermektedir. Ancak 2014 yılı zararı, davacının da şirketin yönetiminde bulunduğu ve davacı beyanına göre henüz şirketten uzaklaştırılmadığı döneme aittir. Dahası şirketin zarar etmesi, bu zararın davalının hukuka aykırı ve kusurlu eylemlerinden kaynaklandığını göstermez. Dosya kapsamı, ortaklar arasındaki yıllara yayılan davalar, kayyum atanması, çift imza sistemi, işyerlerinin kapatılması ve genel olarak ortakların uyuşmazlığının şirketin yönetimini zorlaştırdığını göstermektedir; zararın hangi bölümünün davalının tek başına yaptığı hukuka aykırı eylemlerden kaynaklandığı ise somut verilerle ortaya konulamamıştır. Davacı ise zararı "2015 yılından önce kar, sonra zarar" şeklinde karşılaştırma yaparak ispatlamaya çalışmış, ancak bu karşılaştırmada kendi sunduğu faaliyet karı verileri ile kesinleşen bilançolardaki net kar/zarar verilerinin birbirinden farklı olması ve 2014 yılında zararın bulunması, karşılaştırmanın zarar ve illiyet bağı ispatına yeterli olmadığını göstermektedir. Kalem kalem değerlendirme şöyledir: a) Araçların özel işlerde kullanıldığı iddiası: Olaylar 2012-2015 yıllarına ilişkindir. Araçların kullanımı nedeniyle şirketin ne kadar zarara uğradığına ilişkin dosyada veri bulunmamaktadır. Zarar ispatlanamamıştır. b) Sosyal güvenlik kurumu tarafından kesilen idari para cezası: Davacı, cezanın kendi usulsüz işleminden kaynaklandığını beyan etmektedir. Cezanın şirket malvarlığından ne zaman ve ne kadar ödendiğine dair belge bulunmamaktadır. Bir kimse kendi kusurundan yarar sağlayamayacağından bu kalem sorumluluk davasına konu olamaz. c) Paylaşım sözleşmesine ilişkin açıklamalar: Bu başlık altında herhangi bir zarar iddiası ileri sürülmemiştir. d) İmes ve Gebze şubeleri ile Küçükköy imalathanesi: Gebze şubesinin 03/06/2016 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla kapatıldığı davalı tarafça ileri sürülmüş, davacının da bu kapatma kararını birlikte aldıkları bilirkişi raporunda belirtilmiş, davacı bu tespite karşı bir delil sunamamıştır. Şube kapatılırken malların listelenerek ve sayılarak şirket merkezine taşındığı davacının kendi beyanıdır; mallar şirket dışına çıkarıldığına dair bir kayıt bulunmadığı gibi, 850.000,00 TL değerindeki malın ve yaklaşık 400.000,00 TL tutarındaki alacağın akıbetinin bilinmediği iddiası dayanaksız kalmıştır. ... şubesinin kapanması ve burada doğan zarar ile ... imalathanesinin kapanma tarihi ve oradan merkeze götürülen malların değerine ilişkin dosyada 31/12/2012 tarihli bir değerleme raporuna yapılan atıf dışında belge bulunmamaktadır. Şirket yönetiminde söz sahibi olan ve müşterek imza yetkisi bulunan davacının, bu işlemlerden haberdar olmadığı yönündeki beyanı da kabule şayan değildir. Bu kalem bakımından zarar ve miktarı ispatlanamamıştır. e) Ortak şirketin içinin boşaltılması ve davalıya ait şirketlere mal ve imkan aktarımı: Davacı, 01/01/2016-15/04/2017 tarihleri arasında davalıya ait ... A.Ş.'ye 1.256.093,00 TL, 29/09/2016-15/04/2017 tarihleri arasında...Tic. Ltd. Şti.'ye 1.312.685,00 TL tutarında faturalı mal aktarıldığını, ayrıca faturasız mal çıkışı olduğunu ve şirketin cirosunun gerçek olmadığını ileri sürmektedir. Ancak, ticari ilişkinin varlığı tek başına zarar doğurmaz. Bir malvarlığı azalmasından söz edilebilmesi için bu satışların emsal fiyatlardan düşük bedelle yapıldığının veya bedellerinin tahsil edilmediğinin ortaya konulması gerekir. Dosyada faturaların muhtevası ve birim fiyatları ibraz edilmemiş, bu nedenle bilirkişilerce piyasa fiyatlarıyla karşılaştırma yapılamamıştır. Üstelik 20/10/2023 tarihli raporda şirketler arasındaki cari hesabın 31/12/2019 tarihinde şirket lehine 211.634,13 TL bakiye verdiği, yani satışların bedelinin tamamen ödenmeyen bir mal çıkışı niteliğinde olmadığı belirtilmiştir. Fatura dışı mal çıkışı iddiası ise somut bir delille desteklenmemiş, bu iddianın defter incelemesiyle ortaya çıkarılacağı beyan edilmekle yetinilmiştir. Oysa davacı bu dönemde şirketin müdürü olup bilgi ve belgelere erişme imkanına sahip bulunmaktadır. Ciro tablosu ve işçi giderlerine ilişkin iddialar da zarar ve zarar miktarını ortaya koyan inandırıcı bir delille ispatlanamamıştır. Esasen şirket gelirlerinin azalması tek başına sorumluluk doğuracak bir zarar anlamına gelmez. Öte yandan, mahkememizce davacıya iddiaların somutlaştırılması için kesin süre verildiği, dosyaya delil olarak çok sayıda belge ve kayıt getirtildiği, bu hususta birden fazla bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve en son bilirkişi heyetine gerekirse mahallinde inceleme ve belge temini yetkisi tanındığı da dikkate alındığında, davacının delil toplama imkanından yoksun bırakıldığı söylenemez. f) Şirket avukatlarının azli nedeniyle istenen vekalet ücretleri: Avukatların azlinin davalı tarafından değil kayyum tarafından yapıldığı, vekalet ücretinin şirketçe ne kadar ve ne zaman ödendiğine ilişkin bir belgenin de dosyada bulunmadığı anlaşıldığından zarar ispatlanamamıştır. g) Vergi ve SGK borçları: Davacı, 2016 yılı Kasım ayında yapılandırılan 665.367,00 TL ve yapılandırılmayan 469.628,00 TL olmak üzere şirketin bir milyon TL'nin üzerinde kamu borcuna girdiğini ileri sürmüştür. Kamu borcu şirketin borcu olup, bu borçların davalının hukuka aykırı eylemleri sonucu doğduğu, bunların davalının kendi işletmelerine ilişkin vergi ve prim yükümlülükleri olduğu veya vergi ve prim borçlarının davalının kusuru ile ödenmediği somut olarak ispatlanamamıştır. Bu alacakların vadesinde ödenmemiş olması da şirketin mali durumundan ve ortaklar arasındaki yönetim sorunlarından kaynaklanmış olabileceğinden, sadece borcun varlığı davalının kusurunu göstermez. Üstelik şirket müdürü olan davacı da bu borçlardan 2016 yılı itibarıyla haberdardır. Şirket zararı olarak ancak ödenen faiz, gecikme zammı gibi tutarlar sayılabilecek olup, bunların şirket malvarlığından çıktığı belgelenmemiştir. h) Rekabet yasağına aykırılık (TTK m.626): Davalıya ait şirketlerin bir kısmının, tarafların 2013 ve 2014 tarihli paylaşım sözleşmeleri çerçevesinde kurulduğu, en yeni şubenin ise 09/06/2017 tarihli ... şubesi olduğu, davacının bu şirketlerin varlığından haberdar olduğu halde ihtar, azil veya benzeri bir hukuki girişimde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum rekabet yasağının fiilen ve zımnen kaldırıldığı yönünde bir kabule dayanak olabilecekse de, asıl olarak bu iddia yönünden dosyada zararı ve miktarını gösteren bilgi ve belge bulunmaması nedeniyle bir sorumluluk doğmadığı sonucuna varılmıştır. Sırf rekabet eden işletmenin varlığı, şirketin uğradığı zarar ve illiyet bağını göstermez. Davacının dosyaya sunduğu ceza mahkemesi kararlarından, davacı ile davalı arasında yıllara yayılan ciddi bir husumetin bulunduğu, davalı ve bir yakını hakkında davacıya yönelik tehdit, hakaret ve darp suçlarından mahkumiyet kararları verildiği, davalı yanında çalışanlarca davacı aleyhine yapılan şikayetlerin ise kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat ile sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu kararlar, taraflar arasındaki kişisel husumeti ve davacının şirkete girişinin zaman zaman engellendiği iddiasını destekleyebilirse de, bu eylemlerin şirketin malvarlığında bir azalmaya yol açtığını, şirketin zarara uğramasına neden olduğunu ve zararla uygun illiyet bağı bulunduğunu göstermez. Bu eylemler yönünden ceza kanunundaki uzun zamanaşımının uygulanması da, bu fiillerle ileri sürülen tazminat talebinin şirket zararı bakımından bir dayanağı bulunmadığından söz konusu değildir. TTK m.560 uyarınca sorumlulara karşı tazminat istemi, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar; fiil aynı zamanda ceza kanununa göre daha uzun süreli zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa bu süre uygulanır. Davacı tarafça 2015 yılından önceki eylemler zaten dava konusu yapılmamıştır ve ayrıca davadan beş yıldan fazla önce gerçekleşmiştir. Davacı, davalının zarar verici işlem ve eylemlerinin devamlılık ve süreklilik içeren eylemler olması sebebiyle ve davalı tarafından şirketten zor kullanılarak uzak tutulmasından bahisle söz konusu zararların varlık ve mahiyetinin, unsurlarının, kapsamının kesin olarak öğrenilmesinin mümkün olmadığını belirtmiş olup, davacının zararı ve sorumluları kesin olarak öğrendiği tarih davalı tarafça ispat edilememiş olduğundan iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmayacağı ve dava tarihi itibariyle beş yıllık zamanaşımının da dolmadığı kabul edildiğinden zamanaşımı definin reddine karar verilmiştir. Davacı, hüküm altına alınacak tazminatın ortaklık payı oranında yarısının kendisine ödenmesini de istemiştir. Dava dolaylı zarara dayandığından, TTK m.555/1 gereğince tazminat ancak şirkete ödenebilir. Ortaklar arasındaki paylaşım sözleşmeleri nispi etkili olup, yöneticinin organ sorumluluğunu düzenleyen hükümleri değiştirmez ve davacıya şirketi atlayarak ödeme yapılmasına dayanak oluşturmaz. Yukarıda açıklanan gerekçelerle esas yönünden dava reddedildiğinden, bu talep hakkında ayrıca bir hüküm kurulmamıştır. Davacı vekilinin, 28/08/2026 tarihli raporun görevlendirme kapsamı dışında kaldığı, dilekçesi ve dava dışı şirket kayıtlarının incelenmediği ve içeriğinin davalının savunmasının tekrarı olduğu yönündeki itirazları yerinde görülmemiştir. Rapor, davacının 01/03/2024 tarihli dilekçesindeki zarar kalemlerini aynı sıra ve numaralarla tek tek ele almış, her kalem için zarar, tarih ve ispat durumunu değerlendirmiştir. 20/10/2023 ve 07/04/2025 tarihli raporlar da aynı yönde, zararın mevcut olduğunun veya davalının kusurlu eylemlerinin dosyadan anlaşılamadığı ve talebin şirkete ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bilirkişinin ayrıntılı muhasebe incelemesi yapabilmesi için de, fatura içeriklerinin ve emsal karşılaştırmasına imkan verecek somut verilerin bulunması gereklidir; bu verileri sunmak, zarar kalemlerinin ispat yükü davacıda olduğundan, davacıya düşer. Bilirkişi, davacının yerine delil toplamak veya bulunmayan iddiaları araştırarak ispat yükünü hafifletmekle görevli değildir. Raporlar birbiriyle ve dosya kapsamıyla uyumlu, gerekçeli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizce hükme esas alınmıştır. Tüm bu nedenlerle, davacı taraf; davalının şirket müdürü sıfatıyla kanuna veya esas sözleşmeye aykırı, kusurlu bir eylem gerçekleştirdiğini, bu eylem sonucu şirketin 2015 yılından sonra ölçülebilir bir malvarlığı kaybına uğradığını ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ispatlayamadığından, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın REDDİNE, 1-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu red karar ve ilam harcının, peşin alınan 17.077,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye 16.345,50 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 3-Davalı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 2.750,00 TL (tebliğler ve posta) yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 156.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/10/2026
Başkan ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Katip ¸e-imzalıdır