Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/356 E. 2026/1237 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/356
- Karar No
- 2026/1237
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/356 KARAR NO : 2026/1237
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/12/2024 NUMARASI : 2024/590 Esas - 2024/881 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 10/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/12/2024 tarih 2024/590 Esas 2024/881 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 14/04/2023 tarihinde sürücü .... 'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın ani şerit değişikliği yaparak sağ şeride geçiş yapacağı sırada, aynı yolun gerisinden sağ şeridi takiben gelmekte olan müvekkilinin desteği....'un idaresindeki .... plakalı motosiklet ile çarpıştığını ve müvekkilinin oğlu ... .'un bu kazada vefat ettiğini, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/354 Esas - 2024/310 Karar sayılı kararıyla 100,00 TL tazminata hükmedildiğini ve kararın kesinleştiğini, anılan dosyaya sunulan bilirkişi raporunda 583.435,52 TL zarar hesaplandığını, mahkeme kararında da toplanan deliller, kusura ilişkin değerlendirmeler ve müterafik kusur indirimi sonrasında davacının toplamda 466.748,45 TL destekten yoksun kalma zararı talep edebileceğinin hükme bağlandığını, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ve dava belirtilen miktar üzerinden karara bağlanmış olduğundan fazla kısmın daha sonra dava edilebileceğini belirterek, 466.738,45 TL destekten yoksun kalma tazminatının 26/05/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hakkında kesin hüküm bulunan bir konuda yeni bir dava açılamayacağını, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/354 Esas - 2024/310 Karar sayılı dosyasında davacının 100,00 TL üzerinden belirsiz alacak davası açtığını, 04/04/2024 tarihli celsede davacı vekiline değer artırım dilekçesi ve harç makbuzunu ibraz etmek üzere iki haftalık kesin süre verilmesine rağmen değer artırım dilekçesinin kesin süre geçtikten sonra 07/05/2024 tarihinde sunulduğunu, bu nedenle davanın 100,00 TL üzerinden kabul edilerek kesinleştiğini, belirsiz alacak davasında alacağın tamamı dava konusu edildiğinden belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağını ve davacının alacak tam ve kesin olarak belirli hale gelmesine rağmen fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmasının usulen mümkün olmadığını, davacı tarafından müvekkili şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığını, ölü muayene otopsi raporu iletilmeden dava yoluna gidildiğini, sigortalı araç sürücüsünün uyuşturucu madde etkisi altında olduğunun soruşturma aşamasındaki kusur raporundan anlaşıldığını ve bunun rücu nedeni olması karşısında davanın sigortalı araç maliki ...'e ihbarının gerektiğini, kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine, kaza ile ölüm arasındaki illiyet bağının tespiti için Adli Tıp Kurumuna sevkinin gerektiğini, müteveffanın kusurunun müterafik kusur indirimi olarak gözetilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davanın, trafik kazasında vefat eden murisin desteğinden yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin ek dava olduğu, davacının mahkemenin 2023/354 Esas - 2024/310 Karar sayılı dosyasıyla açtığı belirsiz alacak davasında bedel artırım dilekçesi sunmayarak davanın harçlandırılan bedel üzerinden karara bağlanıp 21/06/2024 tarihinde kesinleştiği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, anılan dosyanın taraflar arasında ve aynı maddi ve hukuki sebebe dayalı açılmış ve sonuçlanmış dava olduğu, kesinleşen ilamın gerekçesinde davacının 466.748,45 TL talep edilebilir zararının mevcut olduğunun, bedelin belirli hale gelmesi nedeniyle HMK'nın 107. maddesi uyarınca bedel artırım dilekçesi sunulması için kesin süre verildiğinin ancak davacının verilen kesin sürede bedel artırım dilekçesi sunmadığının tespit edilerek davanın açılışındaki bedel üzerinden nihayete erdirildiğinin belirlendiği, davacının mahkemece belirlenen zarar bedeli üzerinden eldeki ek davayı açtığı, yapılmayan/yapılamayan hukuki işlem nedeniyle hakkın artık ileri sürülemeyeceğinin kabul edilmesinin hak sahibi açısından geri dönülemez zararlar ortaya çıkaracağı ve toplumsal adalet düşüncesinin temelini sarsacağı, aksinin düşünülmesinin irade beyanı dahi olmadan terk edilen hakta maddi gerçeğin şekle feda edilmesi sonucunu doğuracağı gerekçesiyle davanın kabulüne, 466.738,45 TL destekten yoksun kalma tazminatının 26/05/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hakkında daha önce belirsiz alacak davası açılıp sonuçlanmış bir konuda yeniden açılan davanın şartları oluşmadığı halde hukuki gerekçe gösterilmeksizin salt vicdani kanaatle kabul edildiğini, kararın gerekçeli karar hakkını, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiğini, belirsiz alacak davasında alacağın tamamı dava konusu edildiğinden belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağını ve önceki davanın kesinleşmesiyle kesin hüküm engelinin doğduğunu, bu yönde Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2021/5275 E. - 2021/11008 K. ve 2021/5273 E. - 2021/11010 K. sayılı kararları ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/13861 E. - 2023/6619 K. sayılı kararının mevcut olduğunu, davacı tarafından müvekkili şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığını ve ölü muayene otopsi raporu iletilmeden dava açıldığından davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davanın sigortalı araç maliki ...'e ihbarı talebinin yerine getirilmediğini, kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine sevk edilmesi gerektiğini, savcılık aşamasında yokluklarında alınan kusur raporuna dayalı aktüer hesabının kabulünün mümkün olmadığını, kaza ile ölüm arasındaki illiyet bağının tespiti için otopsi raporu değerlendirmesi yapılması gerektiğini, destekten yoksun kalanların ve SGK ile ilgili kurumlarca yapılan ödemelerin araştırılmadığını, 1,65 iskonto oranı uygulanması gerektiğini, temerrüt şartları oluşmadığından faiz başlangıcının hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir GEREKÇE :Dava, trafik kazasında desteğin ölümü nedeniyle, daha önce açılıp kesinleşen belirsiz alacak davasında hüküm altına alınmayan bakiye destekten yoksun kalma tazminatının tahsili istemine ilişkin ek dava olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davalı vekilinin kesin hüküm ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağına yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; 6100 sayılı HMK'nın "Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" arasında yer alan 24. maddesinde tasarruf ilkesi düzenlenmiş olup, hakimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyip karara bağlayamayacağı, kanunda açıkça belirtilmedikçe hiç kimsenin kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamayacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkilerinin devam edeceği hükme bağlanmıştır. İlgili düzenleme sadece dava açmayı değil, davanın belirsiz alacak davası olması halinde dava değerini belirlemeyi, kısmi dava ise ıslah ile dava değerini artırmayı da kapsar. Dolayısıyla kanunda açıkça belirtilmedikçe davacı, kısmen talep ettiği hakkının tamamını talep etmeye zorlanamaz. Öte yandan kanun ile öngörülen ve taraflara yüklenen bir usuli işlemin yerine getirilmemesi halinde ancak kanunda açıklanan şekilde işlem yapılabilir; usuli işlemin yapılmaması, kanunda öngörülmeyen sonuçlara bağlanamaz. Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK'nın 107/2. maddesinde, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebileceği, aksi takdirde davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı düzenlenmiştir. Yasal düzenleme ile dava değerinin artırılmasına tarafın zorlanamayacağı açıkça öngörülmüş olup, dava değerinin mahkemece belirlendiği durumda dahi çeşitli nedenlerle davacı tarafından artırılmaması halinde davanın talep sonucuna göre görülüp karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla, kesin süre içinde talep sonucu artırılmadığında dava yalnızca talep edilen miktar üzerinden karara bağlanacağından, verilecek hükmün ve bu hükmün kesinleşmesiyle oluşacak kesin hükmün maddi kapsamı da hüküm altına alınan bu miktarla sınırlı kalır. Hukuki ilişkinin ve husumetin varlığı gibi hususlar bakımından önceki davada verilen hüküm sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturursa da, zararın bir kısmı hüküm altına alındığından tüm zarar değil, sadece hükmedilen tutar kesinleşir. Nitekim Yargıtay 4.Hukuk Dairesi uygulamasında da, belirsiz alacak davası olarak açılan ilk davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ve kalan kısımdan feragat edilmediği hallerde, davacının kalan kısmı ek dava açarak isteyebileceğinin gözetilmesi ve işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiği, davanın kesin hüküm nedeniyle reddinin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme teşkil edeceği kabul edilmektedir. Somut olayın incelenmesinde, davacının Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/354 Esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100,00 TL üzerinden belirsiz alacak davası açtığı, anılan dosyada alınan aktüer bilirkişi raporu ve mahkemenin kabulüyle davacının müterafik kusur indirimi sonrasında toplam 466.748,45 TL destekten yoksun kalma zararı talep edebileceğinin belirlendiği, davacı vekilince verilen iki haftalık kesin süre içinde bedel artırım dilekçesi sunulmadığından HMK'nın 107/2. maddesinin açık ve emredici hükmü uyarınca davanın talep sonucunda belirtilen 100,00 TL üzerinden görülüp kabulle sonuçlandırıldığı ve kararın 21.06.2024 tarihinde kesinleştiği, davacının bu davada hüküm altına alınmayan bakiye 466.738,45 TL zararının tahsili istemiyle eldeki ek davayı açtığı, kalan kısımdan feragat edilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, kesinleşen ilk davada hüküm altına alınan miktarın 100,00 TL ile sınırlı olması ve kesin hükmün maddi kapsamının da yalnızca bu miktara ilişkin bulunması karşısında, hüküm altına alınmayan bakiye zarar bakımından kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden ve belirsiz alacak davasında kesin sürede talep sonucunun artırılmamış olması, hüküm dışı kalan bakiye alacağın ek dava yoluyla istenmesine engel oluşturmayacağından(Bkz: Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 25.03.2025 tarih, 2025/336 Esas 2025/4971 Karar sayılı ilamı), ilk derece mahkemesince işin esasına girilerek karar verilmesinde sonucu itibariyle bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin kesin hükme yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin sair istinaf sebeplerine gelince; haksız fiildeki tazminat sorumluluğunun kapsamı gerçek zarar ile sınırlı olup, gerçek zararın belirlenmesi bakımından kusur durumu ile zarar miktarının saptanması, daha önce açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasındaki, bir başka deyişle davacının gerçek zararının belirlendiği Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/354 Esas sayılı asıl davadaki yargılama için söz konusudur. Önceki davada mahkemece taraf itirazları da değerlendirilmek suretiyle kusur durumu ve gerçek zarar saptanmış ve karar kesinleşmiş olduğundan, husumetin ve hukuki ilişkinin varlığı ile belirlenen gerçek zarara ilişkin bu tespitler ek davada tarafları ve mahkemeyi bağlar. Eldeki davanın önceki davada hüküm altına alınmayan kısım için açılmış ek dava niteliğine göre, ilk derece mahkemesince kesinleşen dosyadaki kusur ve aktüer bilirkişi raporundaki hesaplamalar esas alınarak hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından(Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 04.11.2024 tarih 2024/5473 Esas 2024/10373 Karar sayılı ilamı), davalı vekilinin kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumuna sevki, illiyet bağının araştırılması, destekten yoksun kalanların ve kurum ödemelerinin tespiti ile iskonto oranına yönelik istinaf itirazları yerinde değildir. Dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuruyu düzenleyen 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması gerektiği belirtilmiş olup, davacı tarafından 12.05.2023 tarihinde davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığı sabit olduğu gibi eldeki davanın kesinleşen davada hüküm altına alınmayan kısım için açılan ek dava niteliği karşısında davalı vekilinin başvuru şartına ve buna bağlı olarak temerrüde yönelik istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Davanın ihbarına ilişkin istinaf sebebine gelince, HMK'nın 61. maddesi uyarınca taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde üçüncü kişiye rücu edebileceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye kendisi de ihbar edebileceği, davalının ihbar talebinin yerine getirilmemesi hatalı ise de mahkemenin kabul kararının kesinleşen davada hüküm altına alınmayan tazminata yönelik ek davadan kaynaklanması nedeniyle ihbar olunan davalı yanında davaya müdahil olsa dahi hükmedilecek tazminat miktarına etkisinin bulunmayacağı gibi bu durum ihbar edenin üçüncü kişiye karşı rücu hakkını ortadan kaldırmadığı gözetilerek bu yöndeki istinaf itirazı sonuca etkili görülmediğinden reddi gerekmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekilinin dilekçesinde yer verdiği istinaf itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının netice itibariyle yerinde olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 31.882,90 TL'den peşin alınan 7.971,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 23.911,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 10/07/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.