Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/345 E. 2026/1439 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/345
- Karar No
- 2026/1439
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/345 - 2026/1439 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/345 KARAR NO : 2026/1439
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20.12.2024 NUMARASI : 2023/85 Esas 2024/891 Karar
ASIL DAVA DOSYASINDA; DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALILAR : 1- VEKİLİ : Av.
2 - VEKİLİ : Av.
3 - VEKİLİ : Av.
4 -
5 -
6-
BİRLEŞTİRİLEN ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2023/179 E. 2023/140 KARAR SAYILI DOSYASINDA;
DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALILAR : 1- VEKİLİ : Av.
2 - VEKİLİ : Av.
3 - VEKİLİ : Av. 4 -
5 -
6- DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 18.09.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 27.09.2026
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı asıl ve birleşen davada; davacı vekili, davalı ...AŞ vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Şirketi vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Asıl davada, davacı vekili dava dilekçesinde; 01.12.2017 tarihinde ...Şti. adına kayıtlı, ...Ltd. Şti tarafından işletilen ve ... idaresinde bulunan ... plakalı araç ile, ... Şti. adına kayıtlı, ... idaresinde bulunan ... plakalı aracın çarpıştığını ve kaldırımda yürümekte olan davacıya çarparak yaralanmasına neden olduklarını, davacının çalışma gücünde azalma meydana geldiğini, bakıcı tuttuğunu, ulaşım gideri yapmak zorunda kaldığını, her iki aracında davalı ... AŞ'ye Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan, 75.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen, tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında talebini iş gücü kaybı tazminatı da dahil olmak üzere davalı sigorta şirketi 63.868,24 TL'den sorumlu olmak üzere, 71.001,23 TL olarak artırmıştır. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davaya konu kazada yaralanan davacının, asıl davada sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilmediğini, sürekli iş gücü kaybına da uğradığını, davalıların bu zararlarından da sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 01.12.2017 kaza tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiş, yargılama aşamasında sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin 324.216,14 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı ... AŞ vekili; davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde davalının kusuru olmadığını, kaza krokisinin yanlış olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davalıya ait araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını, kaza tespit tutanağında, davalıya ait araç sürücüsünün ters yola girdiği belirtilmiş ise de yolun ters yön olduğuna dair işaret levhası bulunmadığını, kamera kayıtlarından da yol kenarında bekleyen davacıya hangi aracın çarptığının görülmediğini, savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı .... Şirketi temsilcisi, davalıya ait araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını ve talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi tarafından daha önce asıl davada verilen 03.07.2020 tarihli, 2018/565 Esas 2020/359 Karar sayılı kararın, davalı ... AŞ vekili, davalı ... Şti. vekili, davalı ... vekili ve davalı ...Ltd. Şti. Temsilcisi, tarafından istinaf edilmesi üzerine, Dairemizce kaldırılması sonrasında, davacı tarafından sürekli iş görmezlik tazminatına ilişkin olarak aynı davalılar hakkında açılan dava da birleştirilmek suretiyle, yapılan yargılama neticesinde, mahkemece; Davanın, 01.12.2017 tarihinde meydana gelen kazada davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu iki aracın çarpışması sonucunda araçta yolcu olan davacının yaralandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu; daha önce yapılan yargılamada alınan maluliyet raporunda, davacının 6 ay iş göremez kaldığı ve %8 maluliyetinin meydana gelmiş olmasına ve kusur raporunda kazanın meydana gelmesinde, davalı ...'nın kavşaklarda geçiş önceliğine uymaması nedeniyle asli % 85 oranında, ...'ın hızlı ve dikkatsiz olması nedeniyle tali % 15 oranında kusurlu olduğunun tespit edilmiş olmasına göre; davalının geçici iş gücü kaybı tazminatı, sürekli iş gücü kaybı tazminatı ve bakıcı gideri zararları yönünden sigorta şirketi 63.681,24 TL ile sınırlı, diğer davalıların ise 70.814,23 TL sorumlu olduğu kabul edilerek, bu miktar üzerinden maddi tazminata ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği verilen bu karara karşı gidilen kanun yolu incelemesi neticesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 08.12.2022 tarih, 2020/1619 Esas-2022/2326 Karar sayılı ilamı ile, hükmün HMK’nın 297. maddesinde uygun tesis edilmediği, kabule göre de, dava konusu edilmeyen sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden de karar verilerek, talebin aşıldığından bahisle kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılamada, davacı vekilinin sürekli iş göremezlik tazminatına yönelik dava açtığı ve davanın asıl dava ile birleştirilerek yargılamaya devam edildiği, asıl ve birleşen dosya bakımından talep edilen alacak kalemleri yönünden hesaplama yapılması için dosyanın aktüer bilirkişiye tevdii edildiği ve bilirkişinin 20.11.2023 tarihli raporunu dosyaya sunduğu, taraf vekillerinin bu rapora itirazlarının değerlendirilmesi için de aynı bilirkişiden 05.04.2024 tarihli ek rapor alındığı; gelinen aşamada asıl dava dosyasının konusunun; 01.12.2017 tarihinde meydana gelen trafik kazası kapsamında, davacının geçici iş göremezlik; refakatçi ve hasta bakıcı gideri, ulaşım bedeli ve muayene, tahlil, ameliyat ve acil müdahale giderleri kalemlerinden oluşan maddi ve ayrıca manevi tazminat taleplerinden oluştuğu, Birleşen dosyada ise davacı sürekli iş göremezlik tazminatı talep ettiği, yapılan incelemeler sonucu dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporunda; kusur ve maluliyet raporu değerlendirilmek suretiyle yapılan hesaplamada geçici iş göremezlik zararı 8.525,30 TL, sürekli iş göremezlik zararının 344.371,97 TL bakıcı giderinin 11.925,00 TL olmak üzere toplam 352.897,27 TL olarak hesaplandığı, bilirkişi raporları sunulduktan sonra davacı-birleşen dosya davacısı vekiline, asıl dava dosyası bakımından alacak kalemlerine konu dosyaya sunduğu 01.03.2019 tarihli dilekçesinde adı geçen alacak kalemlerine ilişkin olarak bakıcı gideri ( 300,00 TL) , ulaşım gideri ( 200,00 TL), tedavi gideri (100,00 TL) ve geçici iş göremezlik ( 400,00 TL) kalemleri bakımından, dosyaya sunduğu 21.11.2019 tarihli ıslah dilekçesinde talep ettiği toplam alacak tutarı ( 71.001,23 TL) esas alınarak, bu alacak kalemlerini toplam alacak tutarı üzerinden ne kadar tutarlara kadar ıslah etmiş olduğunu ayrı ayrı gösterir açıklayıcı beyan dilekçesi sunması için 2 hafta süre verildiği ve davacı vekili bu doğrultuda dosyaya 30.09.2024 tarihli beyan dilekçesini sunduğu, hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu sonucuna varılan bilirkişi kök ve ek raporunda tespit edilen alacak kalemlerine yönelik tutarlar dikkate alınarak, asıl davadaki maddi tazminat talebinin kabulü ve manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile birleşen dava dosyasındaki davacının sürekli iş göremezlik talebine yönelik maddi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle;“Asıl dosya bakımından; Maddi tazminat isteminin kabulü ile toplam 71.001,23 TL tutarındaki alacağın ( davalı sigorta şirketi için 63.868,24 TL) ilk 1.000,00 TL ‘sinin, 300,00 TL’si refakatçi ve hasta bakıcı gideri olarak, 200,00 TL’si ulaşım bedeli olarak 100,00 TL’sinin muayene, tahlil, ameliyat, acil müdahale giderleri olarak ve 400,00 TL’si ise geçici iş göremezlik gideri olarak davalı sigorta şirketinden dava tarihi diğer davalılar bakımından ise kaza tarihi olan 01.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen ile davacıya verilmesine, kalan tutarın ise 11.6625,00 TL’si refakatçi ve hasta bakıcı gideri olarak ve 58.389,23 TL’si ise geçici iş göremezlik gideri olarak ıslah tarihi olan 21.11.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, Birleşen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/179 Esas sayılı dosya bakımından; davanın kabulü ile toplam 324.216,14 TL tutarındaki sürekli iş göremezlik tazminatının ( davalı sigorta şirketi için 63.868,24 TL) 1.000,00 TL’sinin davalı sigorta şirketi bakımından dava tarihi, diğer davalılar bakımından ise kaza tarihi olan 01.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 323.216,14 TL’sinin ise ıslah tarihi olan 22.11.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiş hüküm davacılar vekili ile davalılar ...AŞ vekili, .... Şirketi vekili ve ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Sigorta şirketinin kaza tarihinde poliçe kapsamında sorumlu olduğu teminat limitinin 330.000,00 TL olduğu, sigorta şirketinin bu miktarla sınırlı sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken 63.868,24 TL ile sınırlı olarak sorumluluğa karar verilmesinin hatalı olduğunu, faiz başlangıcının kaza tarihi olması gerekirken her iki davada da dava ve ıslah tarihinin esas alındığını, bu nedenle de kararın hatalı olduğunu, sigorta şirketinin KTK’nın 99. maddesi kapsamında belirlenmesi gereken temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, asıl ve birleşen davada tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesince takdir edilen manevi tazminatın da yetersiz olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı .... Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın hatalı olduğunu, birleşen dosyada davalı hakkında arabulucuya başvurulmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dosyada %15 kusurlu kabul edilen ...’ın davalıya ait aracı kullandığını, sürücünün kazada kusuru bulunmadığını, buna rağmen kusur izafe ederek tazminattan sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, davalının %15 kusura rağmen tüm zarardan sorumlu tutulmasının da hatalı olduğunu, hakkaniyete uygun olmadığını, davacının asıl davada taleplerini açıkça beyan etmediğini, iş bu nedenle taleple bağlılık ilkesi de göz önüne alınarak, davacının dava ve ön inceleme aşamasına kadar beyan etmediği talepleri hakkında taleple bağlılık ilkesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf kaldırma kararından sonra verilen kararda, usul kurallarının esastan önce gelmesi gerektiğini, davacının istinaf kaldırma kararından sonra açtığı ek davanın usule aykırı olduğunu, her ne kadar davacı sürekli iş göremezlik tazminatının asıl davada unutulduğundan bahisle ek dava açtığını beyan etmiş ise de, söz konusu davada asıl dava ile derdestlik bulunduğunu, davacı asıl davada, dava dilekçesini açıklama dilekçeleri ile sürekli iş görmezlik tazminatı talebi olduğunu belirtmemiş iken, bilirkişi raporundan sonra 02.03.2020 tarihli dilekçe ile dava değerine sürekli iş göremezlik tazminatı da dahil ıslah ederek, bu alacak kalemini de davaya dahil etmeye çalıştığını ve alacak miktarını 71.001,23 TL’ye çıkardığını, bilindiği üzere davada birkez ıslah dilekçesi verilebileceğini, davacının beyan dilekçesi ile kalıcı iş göremezlik zararını da talep ettiğini açıkça belirttiğini, ancak sonrasında, bu alacak kaleminin sehven unutulduğundan bahisle ek dava açıldığını iddia ediliği gibi sehven unutulan bir alacak talebinin olmadığını, usulen yanlış talep edilen bir alacak kaleminin mevcut olduğunu, mahkemece asıl davada sürekli iş göremezlik talebi yönünden hüküm kurulduğunda, bu davanın birleşen dava yönünden kesin hüküm oluşturacağını, bu sebeple aynı alacak kalemi yönünden dava açılmayacağını, Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını iki sebeple kaldırdığını, bunların ıslah dilekçesinin kalem kalem hüküm altına alınması ve yanlış talep edilen kalıcı maluliyet tazminatı yönünden ret kararı verilmesi olduğunu, bu nedenle kaldırma kararı sonrasında verilen istinafa konu kararın tümden hatalı olduğunu, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda; Asıl dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat, birleşen dava ise, asıl davanın bir kısım davalılar tarafından istinaf edilmesi sonrasında (asıl davada verilen ilk karara yönelik bir kısım davalıların ve davacının istinaf yoluna başvurusu bulunmamaktadır), Dairemizce, davacının dava dilekçesinde sürekli iş göremezlik talebi olmadığından ıslah yolu ile de olsa, dava dilekçesinde talep edilmeyen zarar hakkında karar verilmeyeceği de belirtilerek kaldırılması sonrasında, asıl davadaki davalıların tamamı yönünden ( ilk kararı istinaf eden etmeyen ayrımı yapılmaksızın) sürekli iş göremezlik tazminatı istemidir. Mahkemece, kaldırma kararı sonrasında; davacının asıl davaya yönelik tanzim edilen bilirkişi raporunda sürekli iş göremezlik zararı olarak hesaplanan tazminatı, bu defa geçici iş göremezlik tazminatı olarak talep ettiğini (bu miktarda geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanmadığı halde) beyan ettiği açıklamaya da itibar ederek, ilk kararda sürekli iş göremezlik tazminatı olarak hükmettiği miktarı geçici iş göremezlik tazminatına, 100 TL'sini de tedavi giderine ilave ederek, asıl ve birleşen davada maddi tazminatın kabulüne, manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm bu defa davacı vekili ile davalılar ...AŞ vekili, .... Şirketi vekili ve ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. Hukuk Mahkemelerinde yapılan yargılamada, davaların HMK hükümlerine göre yürütülmesi, usul hükümleri çerçevesinde dava edilen taleplerin, iddia ve savunmaların değerlendirilmesi, davanın esası hakkında da usul hükümleri esas alınarak karar verilmesi esastır. Anayasa 36/1 maddesinde " Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilerek, adil yargılanma hakkı güvence altına alınmış iken, bu güvencenin temini açısından yargılamanın HMK hükümlerine uygun şekilde yürütülmesi ve usul hükümlerine uygun karar verilmesi gerekir. Söz konusu kurallar sadece şekle yönelik, esasa müessir olmayan kurallar olarak görülemez. Bu çerçevede; HMK'nın 24. Maddesinde "Tasarruf İlkesi" düzenlenerek maddede "(1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. (2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder." denilmiş, HMK'nın 26. Maddesinde ise "Taleple Bağlılık İlkesi" düzenlenerek maddede " (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.", denilerek, ilgili yasal düzenlemelerde, Hâkimin, dava konusu edilmeyen hususta kendiliğinden karar veremeyeceği yanı sıra, dava konusu olan uyuşmazlıkta da tarafların talep sonuçları ile bağlı olduğu kabul edilerek, adil yargılama hakkının sağlanması açısından, yargılamanın taraflar açısından da öngörülebilir şekilde yürütülmesi sağlamak istemiştir. Nitekim, HMK'nın 141. ve HMK'nın 319. maddesinde "iddia ve savunmasının değiştirilmesi ve genişletilmesi" belirli kurallara bağlanması da yargılamanın, dava konusu iddia ve savunmalar esas alınarak tamamlanması gerektiği öngörülerek getirilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunda, sadece yargılamanın hangi ilkeler çerçevesinde ve ne şekilde yapılacağı değil, Anayasal bir hak olan adli yargılanma hakkı (Anayasa m. 36/1) ve "gerekçeli karar hakkının" sağlanması açısından, mahkemece verilecek kararlarda, asgari gerekliliklerde düzenlenmiştir. Bu çerçevede; 297/1-2. maddesinde; “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar;… c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri….. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi mevcuttur. Anayasa ve 6100 sayılı yasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde, mahkeme kararlarının içermesi gereken gerekçenin ilgili ve yeterli olması, çelişki, tereddüt ve şüphe içermemesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bunun yanın sıra hükümde, karar çerçevesinde sorumluluklarına karar verilen kişiler ile hak ve borçları tereddüte neden olmayacak şekilde açık olarak gösterilmelidir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve denetim mahkemelerinin hukuka uygunluk incelemesi yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Yargılama, belirtilen usul ve şekilde yapılarak karar verilirken göz ardı edilmemesi gereken diğer bir husus ise Usul Kanunumuzda, "Dava Arkadaşlığı" da ayrıca düzenlenmek suretiyle, zorunlu olmadığı halde belirli durumlarda birden fazla kişinin birlikte dava açabileceği gibi, birden fazla kişiye karşı dava açılabileceği düzenlenerek "İhtiyari dava arkadaşı" olarak kabul edilen bu durumda, ihtiyari dava arkadaşlarının hukuki durumu HMK'nın 58. Maddesinde "(1) İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder." denilerek değerlendirilmiştir. Dolayısı ile ihtiyari dava olarak açılan bir davada, dava arkadaşlarının birbirinden bağımsız hareket edeceğinin kabul edilmiş olmasına göre, yerleşik yargı içtihatları ile de, davacı veya davalı ihtiyari dava arkadaşı olacak şekilde açılan davada, davaların birbirinden bağımsız olması nedeniyle, ihtiyari dava arkadaşlarından birisi ya da bir kısmı tarafından kanun yoluna gidilmesi halinde, istinafa gitmeyen taraflar açısından, kanun yolu neticesinde verilen kararın, davası bağımsız olan dava arkadaşına sirayet etmeyeceği nazara alınmalı, hakkındaki karar istinaf edilmeyen ihtiyari dava arkadaşı hakkındaki ilk kararın, diğerleri açısından karar kaldırılmış ya da bozulmuş olmasında hak ve borçlarına etkisi değerlendirilmelidir. Tüm bunların yanında; maddi hukuk açısından da, TBK'da "Müteselsil sorumluluk" düzenlenmiş olduğundan, müteselsil sorumlular hakkında ayrı ayrı ya da ihtiyari dava arkadaşı olarak birlikte dava açılmış ise TBK'nın 166 maddesindeki, "(1)Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. (2)Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. (3) Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. " düzenlemesi ile, TBK'nın 168 maddesindeki "(1)Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur. (2)Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır." düzenlemesine yer verildiğinden, ihtiyari dava arkadaşları hakkında açılan bir davada, ihtiyari dava arkadaşlarından bir kısmına yönelik karara karşı kanun yoluna gidilmemiş ise, bu davalılar hakkındaki kararın akıbetinin HMK hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi yanı sıra, bu davalılar (karara karşı kanun yoluna gitmeyen ve haklarındaki karara karşı kanun yoluna gidilmeyen davalılar) hakkındaki kararın, davacı tarafından istinaf edilmeksizin diğer davalılar tarafından istinaf edilmesi durumunda, davacıların bu davalılardan talep edebileceği tazminat miktarı açısından sirayeti değerlendirilmelidir. Tüm bunlarla birlikte, taraflardan birinin kanun yoluna müracaat etmesi halinde, kanun yoluna başvuran taraf açısından kanun yoluna müracaat neticesinde, karşı tarafın ya da istinaf etmeyen taraflar açısından, kaldırma kararının usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı yanı sıra istinafa gelmeyen taraflar açasından ilk karar ile kesinleşen yönler olup olmayacağı değerlendirilerek, kaldırma kararı üzerine aleyhe hüküm verme yasağı gözetilerek karar verilmelidir. Somut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından daha önce asıl davada verilen karar ile, davacının, iş göremezlik tazminatı (geçici ve sürekli olmak üzere hesaplanan), tedavi gideri zararlarını ve bakıcı giderini, davalılardan talep edebileceği kabul edilerek, maddi tazminat yönünden 71.001,23 TL'nin (sigorta şirketi 63.868,24 TL ile sınırlı olamak üzere) tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 10.000.00 TL manevi tazminatın ise sigorta haricinde davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemelerinin ise reddine karar verilmiş, bu karara karşı tazminatın yetersiz olduğuna yönelik, davacı istinaf yoluna başvurmadığı gibi, davalılardan ise ...Ltd Şti, ...Taşımacılık, ...AŞ ve ... dışındaki davalılar da istinaf kanun yoluna müracaat etmemiş, Dairemizce, bir kısım davalıların istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede, kararın HMK'nın 297. maddesine uygun verilmediğinden kaldırılmış, kabul şekline göre de, davacının dava dilekçesinde sürekli iş göremezlik tazminatına yönelik talebi olmadığından, bilirkişi tarafından hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatının, dava dilekçesindeki talep aşılarak hüküm altına alınmasını doğru olmadığı belirtilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra, asıl davaya yönelik istinaf kanun yoluna başvurmayan davacı vekili, asıl davada taraf olan, ilk karara karşı istinaf yoluna başvuran ve vurmayan tüm davalılar hakkında ek dava açarak, sürekli iş göremezlik tazminatı talep etmiş, ayrıca mahkemece asıl davaya ilişkin beyanda bulunması için verilen sürede ise, kaldırma kararı öncesinde, bilirkişi tarafından hesaplanan 8.525,30 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 50.363,93 TL sürekli iş görmezlik tazminatı, 11.925,00 TL bakıcı gideri ve 187,00 TL ulaşım gideri üzerinden toplam 71.001,23 TL olarak ıslah ettiği davada ( sigorta şirketi yönünden ise hesaplama farklılığı nedeniyle 63.681,24 TL üzerinden), Mahkemece, dairemiz kaldırma kararı sonrasında, asıl davaya ilişkin yeniden açıklatılması üzerine, bu defa ıslah dilekçesindeki taleplerini 30.04.2024 tarihli dilekçesi ile değiştirerek, kaldırma öncesinde bilirkişi tarafından sürekli iş göremezlik tazminatı olarak hesaplanan 50.363,93 TL'nin de diğer tazminat kalemlerine ilavesi ile öncesinde 8.525,30 TL olarak hesaplanan geçici iş görmezlik zararının, 58.789,23 TL olarak ve bakiyesi 100,00 TL'sinin de tedavi gideri olarak hüküm altına alınmasını istemiş, ilk derece mahkemesi tarafından yukarıda açıklanan yasa hükümleri, usuli kazanılmış haklar, ilk derece mahkemesi kararındaki kesinleşen hususlar değerlendirilmeksizin, öncesinde sürekli iş göremezlik tazminatı olarak hesaplanan miktarın, geçici iş göremezlik ve tedavi gideri kapsamında talep edilebileceği sonucuna gelecek şekilde, ayrıca birleşen ek dava ile mükerrerlik oluşturacak şekilde karar verilmiştir. Bu haliyle asıl davada verilen karar denetime elverişli olmadığı gibi, HMK'nın 297. maddesinde uygun görülmemiştir. Birleşen dava yönünden ise; her ne kadar, asıl davaya yönelik olarak daha önce verilen Dairemiz kararında, sürekli iş göremezlik tazminatının dava dilekçesinde talep olmadığı durumda, kısmi ıslah yolu ile de olsa talep edilemeyeceği belirtilmiş ise de, ilk karara yönelik olarak, davacı ve bir kısım davalılar istinaf kanunun yoluna başvurmamıştır. Bu durumda, davalıların ihtiyari dava arkadaşı olması da gözetilerek, davacının ve bir kısım davalıların kararı istinaf etmemiş olmasının, usuli kazanılmış haklar, asıl davada kesinleşen yönler, TBK'nın müteselsil sorumlulukta borcun sona ermesine yönelik yukarıda açıklanan hükümleri değerlenmek suretiyle, davacının, tüm davalılar hakkında birleşen davada sürekli iş göremezlik tazminatı talep edip edemeyeceği, talep edemeyecek olması halinde TBK'nın müteselsil sorumluluk hükümleri de gözetildiğinde, ne miktarda ve hangi davalılardan talep edebileceği, asıl kararın bir kısım davalıların istinaf başvurusu üzerine kaldırılmış olmasının, eldeki davada talep edilen tazminat miktarına etkisi değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ayrıca daha önce asıl davada sürekli iş göremezlik zararı olarak hesaplanan ve kapsamda talep edilen, sürekli iş göremezlik tazminatı da, hukuki ve kabul edilebilir maddi sebep olmaksızın, taleple bağlılık ilkesi gereğince hükme esas alınma ihtimali dahi bulunmayan davacının beyanı gereğince, geçici iş göremezlik tazminatı ve tedavi gideri sayılarak, yapılan hesaplamanın da üzerinde sürekli iş görmezlik tazminatına karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Kabule göre ise; her ne kadar birleşen davada, davacının ne miktarda sürekli iş göremezlik tazminatı talep edebileceği ve hangi davalılardan talep edebileceği değerlendirilmesi gerekiyor ise de; gerek asıl davada, gerekse de birleşen davada, haksız fiilden kaynaklanan zarar verenin temerrütü açısından TBK'nın 117. Maddesi, sigorta şirketinin temerrütü açısından ise KTK'nın 99. Maddelerine aykırı şekilde temerrüt başlangıçlarının belirlenmesi doğru olmadığı gibi, asıl davada daha önce verilen tazminat miktarını aşan zararın varlığı durumda, sigorta şirketinin, zararın tamamından sigorta limiti/leri ile sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, asıl davada daha önce davacı tarafından istinaf konusu edilmeyen 63.868,24 TL sorumluluk yanında, birleşen davada da 63.868,24 TL ile sorumlu tutulmuş olması da doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, tüm istinaf edenlerin istinaf başvurularının kabulüne, ilk derece mahkemesi tarafından uyuşmazlığın çözümüne etki eden deliller değerlendirilmeden karar verilmiş ve kararın denetime elverişli olmayacak şekilde HMK'nın 297. Maddesine aykırı verilmiş olması nedeniyle, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-(4).(6) maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, asıl davada daha önce Dairemiz tarafından, bir kısım davalıların istinaf başvurusu üzerine kaldırma kararı verildiğinden, söz konusu kaldırma kararının yeniden yapılan yargılamaya etkisi yukarıda belirtilen düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle, ayrıca davacı tarafından istinaf edilmeyen ilk kararın, birleşen davaya etkisi de değerlendirilerek, yine davacının sürekli iş göremezlik tazminatı olarak hesaplanan zararını, geçici iş görmezlik zararı olarak talep etmesi hukuk hükümleri gereğince mümkün olmaması yanı sıra, maddi açıdan gerçek zarar ilkesinde uygun olmadığından, sürekli iş göremezlik tazminatı hüküm altına alınırken bu hususta nazara alınarak, davanın esası hakkında, denetime elverişli, gerekçeli, HMK'nın 297. maddesine uygun karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre, istinaf edenlerin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekili, davalı ...AŞ vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre taraf vekillerinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
2-Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf edenlerin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf edenlere iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 18.09.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.