Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/369 E. 2026/1379 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/369
- Karar No
- 2026/1379
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/369 - 2026/1379 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/369 KARAR NO : 2026/1379
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03.09.2024 NUMARASI : 2019/527 Esas 2024/475 Karar
DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALILAR : 1 VEKİLİ : Av.
2 - VEKİLİ : Av. Av. Av.
3 -
İHBAR OLUNAN : VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 11.09.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 16.09.2026
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili, davalı ... AŞ vekili, davalı ... vekili ve davalı ... tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 02.09.2017 tarihinde davacı ...'nün yolcu olarak bulunduğunu, davalı ...'nın sürücüsü olduğu motosiklet ile seyir halinde iken davalı ... yönetimindeki, davacı ... AŞ tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalı araç ile karıştığı trafik kazası sonucu yaralandığını, kazanın oluşumunda motosiklet sürücüsü ...ile araç sürücüsü ...'in kusurlu olduğunun tespit edildiğini, uğranılan zararların tazmini için davalı sigorta şirketine davadan önce başvuruda bulunulduğunu, cüzi bir ödeme yapıldığını, arabuluculuk görüşmelerinde de anlaşma sağlanamadığını belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın tüm davalılardan, 25.000,00 TL manevi tazminatın ise davalılar ... ile ...'dan kaza tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili istemiş, 06.12.2021 tarihli dilekçesi ile 100,00 TL'lik maddi tazminat talebinin 20,00 TL'sinin işgücü kaybına, 50,00 TL'sinin çalışma gücü kaybına (maluliyet, efor kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması), 10,00 TL'sinin tedavi giderine, 10,00 TL'sinin yol giderine, 10,00 TL'sinin bakıcı ve refakatçi giderine ilişkin olduğunu açıklayarak, 24.05.2024 tarihli ıslah dilekçesiyle, 20,00 TL iş göremezlik, 50,00 TL çalışma gücü kaybı olarak toplam 70,00 TL olarak talep ettikleri maddi tazminat alacaklarını 334.036,40 TL, 10,00 TL tedavi gideri, 10,00 TL yol gideri olarak toplam 20,00 TL olarak talep ettikleri tedavi/ulaşım gideri alacaklarını 5.525,00 TL, 10,00 TL olarak talep ettikleri bakıcı ve refakatçi giderleri alacaklarını 7.606,34 TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir. Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde, dava dilekçesinde bahsi geçen aracın davalı şirket tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, davacı tarafından davadan önce yapılan başvuru üzerine 05.08.2019 tarihinde 20.812,80 TL ödeme yapıldığını, başkaca sorumluluklarının kalmadığını, kazanın oluşumunda tescilsiz ve ehliyetsiz motosiklet sürücüsü ...'nın asli ve tam kusurlu olduğunu, davacı yanında kask, koruyucu kıyafet vb güvenlik önlemlerini almadan yolculuk yapması nedeniyle müterafik kusurunun bulunduğunu, bu sebeple tazminattan indirim yapılması gerektiğini, SGK tarafından davacıya rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının tespitini talep ettiklerini, geçici iş göremezlik tazminatı ile bakıcı giderlerinin poliçe teminatı kapsamında bulunmadığını, olay tarihinden itibaren faiz talebinin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davalının olayda kusurunun bulunmadığını, kazanın davacının diğer davalıya ait tescilsiz motosiklet üzerinde üç kişi seyir halinde iken geçiş hakkı kendilerine olmamasına rağmen tali yoldan kontrolsüz bir şekilde ana yola çıkmaları sonucu meydana geldiğini, davalının sağ tarafa doğru kaçtığını ancak park halinde birden çok kamyon bulunduğu için kazadan kurtulamadığını, kazadan sonra davalının, davacı ile motosiklette bulunanlarla ilgilendiğini, ceza dosyasında düzenlenen raporların eksik ve yanlış olduğunu, bu raporları kabul etmediklerini, maluliyet durumunun tespiti için yetkin bir hastaneden ya da Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını talep ettiklerini, maddi zararlardan öncelikle sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde kusur ile orantılı olarak hakkaniyete uygun olması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın Ankara Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olmasının kötü niyetli olduğunu, hiçbir hukuki yararının bulunmadığını, davacı ve davalıların yerleşim yerlerinin kazanın meydana geldiği ... ilçesi olduğunu, sigorta şirketinin genel merkezinin de ...'nda bulunduğunu, bu sebeple yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacı ile kazadan önce tanışıklıklarının olduğunu, kuzeni ile birlikte eve gitmek üzereyken davacının kendisini de eve bırakmasını rica ettiğini, ısrarı üzerine kabul etmek durumunda kaldığını, olayda hatır taşıması bulunduğunu, iyi niyetli davranarak evine bırakmayı kabul etmeseydi böyle bir kazanın yaşanmayacağını, kazada asıl kendisinin maddi ve manevi olarak mağdur olduğunu, tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanacağını, davacıda meydana gelen yaralanmanın iddia edildiği gibi kendisinde uzun süreli ve kalıcı hasarlar bırakacak nitelikte bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davanın, trafik kazası nedeniyle davacının sürekli iş göremezlik, bakıcı gideri, tedavi ve yol giderleri ile manevi zararının tazmini istemine ilişkin olduğu, maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; davacının maluliyetinin tespiti için Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nın 18.09.2020 tarihli raporunda, davacı ...’nün iyileşme süresinin 02.09.2017 tarihinden itibaren 9 (dokuz) aya kadar uzayabileceği ve bu süre boyunca %100 (yüzde yüz) oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılması gerektiği, iyileşme sürecinde günlük işlevselliğine kavuşması 2 (iki) ay sürebileceğinden bu süre boyunca bakıcı ihtiyacının olduğu, kişinin Özür Oranının %12 (on iki) olarak saptandığı, bu oranın sürekli olduğu, ömür boyu başkasının bakımına muhtaç olmadığının belirtildiği, rapora itiraz üzerine, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu'nun 30.07.2021 tarihli raporunda ve sonrasında Adli Tıp Kurumu İkici Üst Kurulundan alınan 06.10.2022 tarihli raporda, davacının tüm vücut engellilik oranının % 5 (yüzdebeş) olduğu, İyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 15 (onbeş) aya kadar uzayabileceğinin bildirildiği, Kusur durumunun tespiti açısından alınan raporda; tescilsiz motosiklet sürücüsü ...'nın %75 asli kusurlu olduğu, davalı ...'nın %25 tali kusurlu olduğu, müterafik kusura yönelik olarak ise kaza tespit raporuna göre davacı ... kaza esnasında kask kullanımına ilişkin durumun belirsiz olarak işaretlendiği ancak sürücünün kask kullanmadığına dair herhangi bir bilgi ve belge olmadığından bu konudaki değerlendirmenin mahkemenin takdirlerine sunulduğu, itiraz üzerine bilirkişi kurulundan alınan raporda da, kusur oranı aynı belirlenerek, müterafik kusur açısından davacı yolcu ...'nün olayda kusursuz olduğu, ancak motosiklete sürücü dışında bir yolcu binmesi gerekirken iki yolcu binmesinin davacı yolcunun yaralanması ile illiyetinin bulunduğu bildirildiği; tazminat hesabına ilişkin alınan kurul raporu akabinde; 23.05.2024 tarihli aktüer bilirkişi ikinci ek raporunda, Mahkemece 'hatır taşımasının varlığının ve şartlarının oluşmadığının kabulü durumunda 392.984,01 TL bakiye işgücü kaybı yönünden maddi tazminat, 6.500,00 TL tedavi (ulaşım) gideri ile 8.948,64 TL bakıcı gideri, olacağı, Mahkemece hatır taşımasının varlığının ve şartlarının oluştuğunun kabulü durumunda ise 334.036,40 TL bakiye işgücü kaybı yönünden maddi tazminat, 5.525,00 TL tedavi (ulaşım) gideri ile 7.606,34 TL bakıcı gideri belirlendiği alınan raporların karar vermeye elverişli olduğunu, dosya kapsamı değerlendirildiğinde, 02.09.2017 tarihinde davalı sigorta şirketi tarafından Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçesi ile sigortalı ve davalı ...'nın maliki olduğu aracın, davacının arkasında yolcu olarak bulunduğu davalı ... yönetimindeki tescilsiz motosiklete çarpması sonucunda meydana gelen trafik kazasında, dosya kapsamına uygun, ayrıntılı ve gerekçeli görülerek benimsenen Adli Tıp Kurumu İkici Üst Kurulu'nun 06.10.2022 tarihli raporuna göre davacının tüm vücut engellilik oranının % 5 olacak, iyileşme (iş göremezlik) süresi olay tarihinden itibaren 15 aya kadar uzayabilecek derecede yaralandığı, dosya kapsamına göre davacının kaza esnasında kask kullandığına ilişkin delil bulunmadığından mahkememizce kask kullanmadığının kabul edildiği ve bu nedenle zararın doğumunda veya artmasında etkisi bulunduğundan müterafık kusurunun bulunduğu, ayrıca akrabalık bağı veya gerektirici bir nedeni olmadığı halde davalı ...'nın motosikletine binmesinin hatır taşıması niteliğinde olduğu, bu nedenle tazminattan indirim yapılması gerektiği, bu ilkelere göre hazırlanan, ayrıntılı ve gerekçeli görülerek benimsenen 23.05.2024 tarihli aktüer bilirkişi ikinci ek raporuna göre davacının 334.036,40 TL bakiye işgücü kaybı zararı, 5.525,00 TL tedavi ve yol gideri zararı ve 7.606,34 TL bakıcı gideri zararının olduğu anlaşıldığından bu miktarlar üzerinden hüküm kurmak gerektiği, Müteselsil sorumluluk yönünden yapılan değerlendirmede; davanın haksız fiilden kaynaklanmış olması ve dava dilekçesindeki talebi nazara alındığında, müteselsil sorumluluğa karar verilmesinin uygun olduğu, ayrıca davanın kısmi dava olması nedeniyle ıslah hükümleri çerçevesinde esas hakkında karar vermek gerektiği; Manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; Manevi tazminat miktarının takdirinde, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, davacının kazada tüm vücut engellilik oranının % 5 olacak, iyileşme (iş göremezlik) süresi 15 aya kadar uzayabilecek derecede yaralanması, ancak yukarıda açıklandığı gibi olayda müterafık kusurunun bulunması ve davalı ...'nın motosikletine binmesinin hatır taşıması niteliğinde olması, davalılar ... ve ...'nın kusur durumları dikkate alınarak 15.000,00 TL manevi tazminat miktarının davacının manevi huzurunu doyurmaya yetecek ancak zenginleşmesine de yol açmayacak miktarda olduğu kabul edilerek bu değer üzerinden manevi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerektiği, gerekçesiyle; "Maddi tazminat talebi yönünden davanın kabulü ile, (davalı sigorta şirketi sigorta poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla); 334.036,40 TL iş görmezlik ve çalışma gücü kaybı tazminatının, davalı sigorta şirketi yönünden 70 TL'sinin 08.08.2018 temerrüt tarihinden, 333.966,40 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden, davalılar ... ve ... yönünden 70 TL'sinin 02.09.2017 kaza tarihinden, 333.966,40 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,5.525,00 TL tedavi ve yol giderleri tazminatının, davalı sigorta şirketi yönünden 20 TL'sinin 08.08.2018 temerrüt tarihinden, 5.505,00 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden, davalılar ... ve ... yönünden 20 TL'sinin 02.09.2017 kaza tarihinden, 5.505,00 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine; 7.606,34 TL bakıcı gideri tazminatının, davalı sigorta şirketi yönünden 10 TL'sinin 08.08.2018 temerrüt tarihinden, 7.596,34 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden, davalılar ... ve ... yönünden 10 TL'sinin 02.09.2017 kaza tarihinden, 7.596,34 TL'sinin 24.05.2024 ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine; Manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile, takdiren 15.000,00 TL manevi tazminatın 02.09.2017 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine,” karar verilmiş hüküm tüm taraflarca istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Kusur yönünden raporun eksik ve hatalı olduğunu, Adli Tıp Kurumunun %5 maluliyete ilişkin raporun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının çürüğe ayrılarak askerlikten terhis edildiğini, raporlar arasındaki fahiş farkın çelişki oluşturduğunu, kusur oranını da kabul etmemekle birlikte, ayrıca davacıya müterafik kusur atfı yapılarak, kusur oranın belirlenmesinin da hatalı olduğunu, zarar ile davacının eylemi arasında illiyet bağının olmadığını, zararın meydana gelmesine ve artmasına etkisinin olmadığını, hesap yönünden de alınan raporun uygun olmadığını, bilirkişi tarafından 15 aylık iş göremezlik zararı hesaplanmadığı belirtilmiş ise de, davacının çalışamamış olmasının buna etkisinin olmayacağının %100 maluliyet üzerinden geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanması gerektiğini, davacının kaza nedeniyle 1 yıl okula gidemediği ve okulunu uzattığını, bu nedenle iş hayatına geç başladığını, bu sebeple 15 aylık geçici iş göremezlik zararının hesaplanması gerektiğini; davacı askerlik yapmadığı dosyaya sunulan belgeler ile sabit olduğu halde, davalıların sunduğu mesaj görüntülerinden hareket ile askerlik süresi içerisinde tazminat hesaplanmamasının hatalı olduğunu, hatır taşıması indirimini kabul etmediklerini, davacı ... ile çarşıda ortak işlerini yaparak dönüşleri sırasında kazanın meydana geldiğini, davalı araç sürücüsünün karşılıksız olarak davacı yararına hareket ettiğinin kabul edilmeyeceğini, tedavi gideri, SGK tarafından karşılandığından bahisle hesaplama yapılmamış ise de, dosyaya buna ilişkin faturalar sunulduğunu, nazara alınmaksızın eksik inceleme ile karar verildiğini, sigorta şirketine başvuruya ilişkin, başvuru tarihi sorulmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, kusur durumu alınan raporlar ile sabit olduğu ve belirlendiği halde ayrı müterafik kusur indirimi yapılmasının hatalı olduğunu, hesaplamanın davacının kusursuz olmasına göre yapılması gerektiğini, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... istinaf Başvuru dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde, davalının kusuru bulunmadığını, kazaya davacının yolcu olarak bulunduğu motosikletin neden olduğunu, ayrıca kusuru kabul etmemiş olmakla birlikte, davalının %25 kusurlu olmasına rağmen tam kusurlu imiş gibi sorumlu tutulmasının da hatalı olduğunu, hesaplamanın kusur oranına göre yapılması gerektiğini, zarardan sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, davalının sorumluluğuna karar verilmeyeceğini, ayrıca sigorta şirketi tarafından, davacıya 05.08.2019 tarihinde, 20.812,80 TL ödediğini, ödeme tarihi itibariyle %25 kusura göre sigorta şirketinin sorumluluğunun %25 kusura göre 13.404,12 TL olduğu, dolayısı ile yapılan ödemenin de zararı fazlasıyla karşıladığını, bu sebeple de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ödeme tarihi itibariyle de hesaplamanın progresif ranta göre yapılmasının hatalı olduğunu, Trh 2010 ve 1,8 teknik faize göre yapılması ve ödemenin yeterli olup olmadığının ödeme tarihindeki veriler çerçevesinde değerlenmesi gerektiğini, davalının kusuru ile sorumlu olduğu zararların rakamsal olarak belirlenmesi ve davalının kusuru ile sınırlı sorumlu tutulması gerektiğini, kaza tarihi itibariyle yaşı küçük olan davacıya iş göremezlik ve çalışma gücü kaybı nedeniyle tazminat hesaplanmasının hatalı olduğunu, manevi tazminatın da fahiş olduğunu, yine manevi tazminat nedeniyle vekalet ücreti takdirinin de hatalı olduğunu, yine tazminatın ferileri ve yargılama giderinin kusur nazara alınmaksızın sorumlu tutulmasının da hatalı olduğunu, pasif dönem hesabının gelir vergisi ve damga vergisi düşülmeden hesaplanmasının hatalı olduğunu, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderinden de, sorumluluğunun olmadığını, sorumluluğun SGK’da olduğunu, davacının bakıcı giderine ilişkin alınan raporlarda bir belirleme yer almadığını, belirlemenin adli tıp uzmanı tarafından 6 ay olarak belirlendiğini, belirlenmesinin adli tıptan alınan rapor ile yapılması gerektiğini, bu nedenle kabul etmediklerini, ayrıca davacının bakımdan faydalandığını da kanıtlayamadığını, asla kabul etmemekle birlikte bakıcı giderinin brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmasının da hatalı olduğunu, manevi tazminatın haksız olduğunu, ayrıca müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... AŞ vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davalının müteselsil sorumluluğa dayanmamış olması nedeniyle kusur oranına göre karar verilmesi gerektiğini, ayrıca davalının yapmış olduğu ödeme ile de sorumluluğunun sona erdiğini, bu durumun rapor ile de sabit olduğunu, davacının bakiye alacağı bulunmadığını, hesaplamanın TRH2010 Yaşam Tablosuna göre ve progresif ranta göre yapılmasının hatalı olduğunu, ayrıca ödeme tarihi itibariyle de hesaplamanın teknik faiz uygulanmak suretiyle yapılarak hesaplamaya göre yeterli olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, mahkeme kararında davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu miktarların rakamsal olarak gösterilmemesinin hatalı olduğunu, zira davalı sigorta şirketini bakiye teminat limitinin 309.187,20 TL olduğunu, bu miktarı aşmamak üzere zararla sorumlu tutulabileceğini, hükümde de bu hususun gösterilmesi gerektiğini, yine harçlar ve yargılama giderinden de bu miktarla sınırlı sorumlu tutulabileceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte vekalet ücretinden de ancak 48.159,34 TL ile yargılama giderinden 12.458,33 TL ile harçlardan ise 19.988,53 TL ile sorumlu tutulabileceklerini, pasif dönem hesabında, gelir vergisi ve davga vergisi indirilmesi gerekiğini, bu nedenle gelirin yüksek hesaplandığını, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderinden sorumluluklarının olmadığını, sorumluluğun SGK’da olduğunu, ayrıca alınan raporlarda bakıcı ihtiyacına ilişkin değerlendirme yapılmadığını, adli tıp uzmanı doktor tarafından yapılan değerlendirmenin karar vermeye elverişli olmadığını, raporun Adli Tıp Kurumdan alınması gerektiğini, bununla birlikte davacının, başka birisinin bakımından faydalandığını da kanıtlayamadığından talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, hesaplamanın da brüt asgari ücret üzerinden yapılmasının doğru olmadığını, belirterek kararın kaldırılarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... istinaf başvurusu dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davanın Ankara mahkemelerinde görülmesinde davacının hukuki yararı bulunmadığını, esas yönünden kusur raporunun uygun olmadığını, kendisinin ve kuzenin yolda motosiklet ile seyri sırasında, davacıyı yolda yürürken gördüğünü, davacının kendisini eve bırakmasını istemesi üzerine motosiklete aldıklarını, bu nedenle %20 hatır taşıması, %20 müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken %15 oranında indirim yapılmasının hatalı olduğunu, davacının bakım ihtiyacının araştırılmadığını, dava dilekçesinde askere dahi gidemediğini belirtmiş ise de, davacının askere gittiği hatta fotoğraflarının sosyal medyada paylaştığının dosyaya delil olarak sunulduğu, davacı çalışamadığını iddia etmiş ise de buna ilişkin de araştırma yapılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenlerin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde; Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle, geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı ve tedavi gideri nedeniyle maddi tazminat ile bedensel yaralanma nedeniyle manevi tazminat istemidir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kabulüne karar verilmiş hüküm tüm taraflarca istinaf edilmiştir. 1-Davacı vekilinin geçici iş göremezlik zararı olduğundan bahisle, hesaplamaya yapılmamasının hatalı olduğuna yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Haksız fiilden kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemli davada, davalılar gerçek zarardan sorumludur. Zarar ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından benimsenen ilke ve yöntemlere göre hesaplanır. Bu çerçevede, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 18 Yaşından küçüklerin ancak fiili çalışmasının kanıtlanması durumda, geçici iş görmezlik süresince oluşan zararlarını %100 maluliyet oranına göre talep edebileceklerini, kaza neticesinde ayrıca kalıcı maluliyeti meydan gelmiş ise, bu süre zarfında oluşan zararını, efor tazminatı olarak, sakatlık/özür oranı üzerinden talep edebileceğini kabul etmiştir. Bu durum, zarar görenin geçici iş görmezlik süresi içerisinde fiili çalışmasının olmadığı ya da geçici iş görmezlik süresinin tamamının 18 yaşını ikmal etmediği durumda geçerli olup, fiili çalışması olmasa dahi zarar görenin, geçici iş görmezik süresi içerisinde 18 yaşını ikmal ettiği durumlarda, kaza tarihinden, 18 yaşın ikmaline kadar, zarar görenin efor kaybı olarak, sakatlık/özür oranı üzerinden tazminat hesabı hesaplanır ise de, 18 yaşım ikmalinden sonra geçici iş göremezlik süresinin devam etmesi halinde bakiye geçici iş görmezlik süresinin %100 maluliyeti üzerinden, geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanır. Aksi durumda kazanına 18 yaşını ikmal eden ile ikmaline bir gün kalan kişi arasında, hakkaniyete uygun olmayan neticeler yaratacaktır. Somut olayda, Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan alınan raporda, 06.09.2000 doğumlu olan davacının 02.09.2017 yılında (16 yaş, 11 ay 27 günlük iken) geçirdiği kaza neticesinde, tüm vücut engel oranın %5 olduğu, iyileşme süresinin 15 ayı bulacağı tespit edilmiştir. Davacının 15 ay olarak tespit edilen geçici iş göremezlik süresi 18 yaşın ikmalinden sonra da devam etmektedir. Bu durumda, davacının geçici iş görmezlik tazminatı talebine yönelik olarak, geçici iş görmezlik süresi hesaplanırken, kaza tarihinden 18 yaşın ikmaline kadar, efor kaybı olarak sakatlık/özür oranı üzerinden, 18 yaşının ikmalinden itibaren ise, bakiye geçici iş göremezlik süresi sonuna kadar %100 maluliyet oranına göre tazminat miktarı hesaplanarak, talep hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, davacının geçici iş göremezlik süresi içerisinde 18 yaşını ikmal ettiğinin nazara alınmadığı rapora göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. 2- Tarafların aktüer raporuna yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istemli davada, tazminat belirlenmesi TBK 55. Maddesinde düzenlenmiştir. TBK'nın 55/1 maddesine göre "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz." denildiğinden, tazminatın belirlenmesinde bu ilkeler ve Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları nazara alınır. Yargıtay (Kapatılan) 17 Hukuk Dairesinin içtihatlarında, zarar veren ya da eylemlerinden sorumlu olan kişi ya da kurumlarca yapılan ödemeler, daha önce tazminatın belirlenmesinde nazara alınan ifa amaçlı ödeme kabul edilirken, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafında içtihat değişikliğine giderek, bu tür ödemelerin, tazminat borcunun ifasına yönelik, itfa amacıyla yapılan ödemeler olduğu kabul edilerek, TBK'nın 55. maddesi gereğince, tazminat miktarının belirlenmesinde değil, tazminatın ödemesine yönelik olduğunu kabul etmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da, önceki içtihatlarında, davadan önce yapılan ödeme mevcut ise bu ödemenin tazminatın belirlenmesinde esas alınan bir ödeme kabul ederek, tazminat miktarı belirlenirken, önce bu ödeme mahsup edilerek sonrasında varsa müterafik kusur ve hatır taşıması nedeniyle indirim yapılarak bakiye tazminat belirlenirken, içtihat değişikliği ile tazminat, öncesinde yapılan ödeme nazara alınmaksızın tüm indirim sebepleri uygulanmak suretiyle belirlenmesi, itfaya yönelik davadan önce yapılan ödemenin de güncellenerek düşülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bilirkişi kazanın meydana gelmesinde hatır taşması iddiasını da değerlenmek suretiyle alternatifli hesaplama yaparak ve ayrıca müterafik kusura ilişkin ise takdiri mahkemeye bırakarak yaptığı hesaplamada, 02.09.2017 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle, davalı sigorta şirketinin, eldeki davadan önce 05.08.2019 tarihinde 20.812,80 TL ödemesine yönelik değerlendirmesinde, ödeme tarihine göre yapılan hesaplamada, davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin, tazminatın karşılanması açısından yeterli olmadığını değerlendirerek, yapılan ödemenin sürekli iş görmezlik tazminatına yönelik olduğunu da belirterek, güncelenen değeri 28.295,14 TL olduğu hesaplandıktan sonra; davacının belirlenen 315.074,69 TL sürekli iş göremezlik tazminatından, (varsa önce müterafik kusuru ve hatır için taşıma yapanın kusuruna isabet eden miktardan hatır taşımasını düşerek, toplam bakiye tazminatı belirleyerek, bundan ödemenin güncel değerinin mahsubu gerektiği gerektiği halde) önce ödemenin güncel değerinin düşülerek, sonrasında müterafik kusur ve hatır taşımasına yönelik indirim yapılarak, bakiye tazminat miktarının tespit edilmiş olması doğru görülmemiştir. 3-Davacı vekilinin hatır taşımasına yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; HMK'nın 141. Maddesinde "(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." denilmiştir. Bu nedenle yazılı usule tabi davalarda, usulüne uygun cevap dilekçesi veren davalı ikinci cevap dilekçesine kadar savunmalarını değiştirebilir ya da genişletebilir. Basit usule tabi davalarda ise HMK'nın 319. Madesindeki " (1) İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar." düzenlemesi gereğince, davalı yasal süresi içerisinde vereceği cevap dilekçesi ile savunmasını serbestçe yapabilir. MADDE 319- (1) İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. Ancak davalı cevap dilekçesi vermezse onun bakımından cevap süresinin sona ermesinden sonra yasak başlayacaktır. Bu durumda davacı bakımından da cevaba cevap dilekçesi veremeyeceği için yasak "cevap süresinin sona ermesinden sonra " başlayacaktır. (Pekcanıtez, Pekcanıtez usul cilt II s. 1268-1269) Yargıtay 4. Hukuk Dairesi içtihatlarında, kusur hâkim tarafından res'en değerlendirileceğinden, taraflarca ileri sürülmese dahi, hakimin bu konuda inceleme ve değerlendirme yapması iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi kapsamında görülmemekte ise de, hatır taşıması nitelik itibariyle savunma olarak ileri sürülmesi gereken bir husus olduğundan, taraflarca usulüne uygun olarak ileri sürülmediği durumlarda incelemeyeceği kabul edilerek, hatır taşımasının serbetsçe süresinde verilen cevap dilekçesi ile ya da yazılı usule tabi davalarda, usulüne uygun cevap dilekçesi verilmiş ise cevap dilekçesinde ileri sürülmüş olması gereklidir. Aksi durumda, karşı tarafın açık yazılı muvafakatı olmadıkça, yada öncesinde verilen cevap dilekçesi var ise ıslah edilmedikçe ileri sürülümez. Unutulmamalı ki, ıslah işlemi usulü işlemlere yönelik olduğundan süresinde cevap dilekçesi vermeyen tarafın ıslah yolu ile cevap dilekçesi verme imkanı da bulunmamaktadır. Eldeki dosyada, davacının yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsü ..., dosyaya cevap dilekçesi sunarak hatır taşıması savunmasında bulunmuş ise de, cevap dilekçesinin yasal süresinde olmadığı (davalının beyan dilekçesinde de bu hususu kabul ettiği) süresinde verilmeyen dilekçeye istinaden, davacının açık muvafakatı olmadığı müddetçe değerlendirme yapılmayacak olmasına rağmen, savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ihlal ederek, davanın hatır için taşındığından bahisle hatır taşıması indirimi yapılmış olması da doğru olmamıştır. 4-Davalı Sigorta Şirketinin, hüküm fıkrasında, teminat limitinin ve sorumluluğun hatalı gösterildiğine yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında, sigorta şirketinin sorumluluğu, teminat limiti ve sigortalı araç sürücüsünün kusurlu ile sınırlıdır. Ancak TBK'nın 61. Maddesi gereğince, birden fazla kişinin zarardan sorumlu olduğu durumlarda, zarar görenin açıkça kusur oranında zararının karşılamasını istediği ya da dilekçeden kusur oranında talebin anlaşıldığı durum haricinde sigorta şirketi de zarardan müteselsil sorumlu olur, ancak bu durumda dahi sorumluluk sigorta limiti ile sınırlı olduğundan, ayrıca sigorta şirketi hakkında hüküm altına alınan miktarla sınırlı olarak yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinden sorumlu olacağından, kararda sigorta poliçesindeki teminat limiti değil, sigorta şirketi limitten daha önce ödeme yapmış ise bu ödemelerde nazara alınarak, bakiye limit gösterilmeli, buna göre sorumlu olacağı miktarla sınırlı olarak, yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinden sorumluluğu belirlenmedir. Eldeki dosyada, davalı sigorta şirketinin kaza tarihi itibariyle sakatlık teminatı kapsamında limiti 330.000 TL, Tedavi ve Sağlık Gideri kapsamında teminat limiti 330.000 TL olup, Sakatlık teminatı kapsamında daha önce ödeme yapıldığı da kabul edildiği ve hesaplanan tazminatın da teminat limitini aştığı halde, infazda tereddüt oluşturacak şekilde sigorta şirketinin sorumlu olduğu bakiye limitler kararda gösterilmeksizin, ayrıca sigorta şirketinin hakkında hüküm verilen miktarla sınırlı olarak yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinden sorumlu olacağı nazara alınmayarak, davanın esası hakkında karar verilmiş olması da doğru olmamıştır. İstinaf sebepleri sınırlı olarak yapılan incelemeye istinaden yukarıda açıklanan nedenlerle tüm tarafların istinaf başvurusunun kabulüne, uyuşmazlığın çözümünde etkili deliller toplanılmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklanan eksiklikler giderilerek, davanın esası hakkında, denetime elverişli, gerekçeli olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırıma sebeplerine göre tarafların sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekili, davalı ... AŞ vekili, davalı ... vekili ve davalı ...'nın istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre istinaf edenlerin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf edenlere iadesine, 3-İİK'nın 36. Maddesi gereğince, Ankara 19. İcra Hukuk Mahkemesinin 2024/131 D.İŞ 2024/131 K. Sayılı icranın geri bırakılması kararına istinaden, Ankara 7 . Genel İcra Dairesi 2024/66266 Esas dosyası depo edilen 600.000,00 TL bedelli teminat mektubunun yatırana iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 11.09.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.