İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2019/1199 E. 2020/198 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2019/1199
- Karar No
- 2020/198
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/1199 Esas KARAR NO : 2020/198 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/11/2019 KARAR TARİHİ : 18/06/2020 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin...hesap hareketlerinden ve cari hesap defterlerinden de görüleceği üzere davalı yandan alacağı bulunmakta olduğunu, davalı yan söz konusu borcunu ödemediğini, davalı tarafın müvekkilinin ödemesini yaptığı ürünleri müvekkiline göndermediğini ve zarara uğramasına sebep olduğunu, bunun üzerine müvekkilinin yapmış olduğu ödemeyi geri istemesi üzerine alacağını tahsil edemeyen müvekkilinin borçlu aleyhine İzmir... İcra Müdürlüğü'nün...sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, borçlunun 24/07/2019 tarihinde haksız ve kötü niyetli olarak takibe ve borca itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalı borçlunun takibe itiraz etmesinin takip aşamasını ve yargılama sürecini uzatmak olduğu ve mal kaçırma ihtimalinin bulunması sebebiyle davalı borçlu hakkında borca yeter tutarda menkul, gayrimenkul ve 3. Kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını, davalı borçlunun itirazının iptali ile İzmir... İcra Müdürlüğü'nün...Esas sayılı takibin, takip tarihinden itibaren takip dosyasında belirtilen faiz oranı uygulanmak suretiyle icra dosyasında belirtilen şartlarla aynen devamına, haksız ve kötü niyetli olarak takibin durmasına neden olduğu için borçlunun alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hüküm edilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı cevap dilekçesinde,... Gazipaşa Antalya adresinde ikamet ettiğini, icra takibine ilişkin tebligat, arabuluculuk sürecine davet tebligatı da dahil olmak üzere hepsinin belirtilin adrese yapıldığını, ikamet ettiği yerin Antalya ili yargı çevresinde bulunduğunu, İzmir Mahkemeleri'nin yetkili olmadığını, herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığını bu nedenle tacir olmadığını, bu nedenle mahkemenin görevli olmadığını, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduğunu, cari hesap sözleşmesinin imzalanan yazılı bir sözleşme düzenlenip imzalanmadıkça geçerli olmayan bir sözleşme türü olduğunu, karşı taraf ile herhangi bir sözleşme imzalanma durumunun söz konusu olmadığını bu nedenle davanın reddine, İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne yapılan yetki ve göreve itiraza yönelik taleplerimizin kabulüne, haksız ve kötü niyetli olarak açılan icra takibi ve dava nedeniyle dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: 1-İzmir ...İcra Dairesi'nin... Esas sayılı dosyası, 2-Taraflara ait ticaret sicil kayıtları, 3-Taraflara ait vergi sicil kayıtları, 4-Davalıya ait esnaf sicil kayıtları, 5-Davacı şirkete ait ...Bankası Türk Anonim Ortaklığı nezdinde bulunan hesaba ilişkin hesap hareketlerini gösterir evrak ve kayıtlar, 6-Sair deliller. DAVA KONUSU: Açılan dava, taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde davacı tarafından satın alınarak ödemesi yapılan ürünlerin davalı tarafından teslim edilmemesi neticesinde davacı tarafça davalıya ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında davalıdan tahsili amacıyla davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalının süresinde yapmış olduğu itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsili taleplerine ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67.maddesinde İcra Takibine İtirazın İptali; ''Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.'' şeklinde düzenlenmiştir. Geçerli şekilde kurulmuş bir sözleşmede, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkansız hale getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesinde; ''Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.'' hükmü yer almaktadır. Borçlunun edimin ifasını kusuruyla imkansız hale getirmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi anlamında borca aykırı bir davranıştır. Borçlu bu durumda alacaklının uğradığı tüm zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür (Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, Ankara 2012, s. 636- 643). Bu aşamada, müspet ve menfi zarar kavramlarına ilişkin şu genel açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426- 427). Örneğin, davacı davalının sözleşme gereği kabul ettiği fiyattan malı alamayınca başkasından ve daha fazla fiyatla almak zorunda kalması halinde bu iki fiyat arasındaki fark onun müspet zararıdır. Davacının mamelekinde, sözleşme yerine getirilseydi bulunacağı duruma göre bir azalma olmuştur. İşte müspet zarar bu iki bedel arasındaki farktan ibarettir. Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı olmaktadır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcunun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir. Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar. (Hâluk Tandoğan, age., s. 427). Bu husus Borçlar Kanunu'nun 108. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada alacaklı sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Diğer bir söyleyişle, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder. (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 482). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak, sonradan hükümsüz hale gelen sözleşmede zararı ''Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansız hale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talep edebilmelidir.'' şeklinde belirlemiştir. Burada benimsenen ilkeye göre; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka deyişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/09/2010 gün ve 2010/14-386 Esas, 2010/427 Karar; 15/12/2010 gün ve 2010/13-618 Esas, 2010/668 Karar ve 05/03/2003 gün ve 2003/19-152 Esas, 2003/125 Karar sayılı ilamları). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanun'un 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanun'da düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar. (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı-İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde davacı tarafından satın alınarak ödemesi yapılan ürünlerin davalı tarafından teslim edilmemesi neticesinde davacı tarafça davalıya ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında davalıdan tahsili amacıyla mahkememizde ikame edilen iş bu dava açısından mahkememizin görevli olup olmadığının değerlendirilmesi çerçevesinde davalı...'ın 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesi kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin bulunup bulunmadığı, tacir olup olmadığı, ticari işletmesinin bulunmadığı ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığının belirlenmesi amacıyla mahkememizce Gazipaşa Vergi Dairesi'ne yazılan müzekkereye verilen cevapta yer alan vergi sicil kayıtlarında davalının 06/01/2017 tarihinde Taze Sebze ve Meyve Toptan Ticareti işine başladığının, davalının faaliyetlerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinde esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar nitelikte olmadığı, davalının işletme defteri tuttuğunun mahkememize bildirildiği, bu nedenle davalının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesi kapsamında kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin olmadığının belirlendiği ve belirtilen çerçevede davalının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Keza, davalı tarafından mahkememize sunulan cevap dilekçesinde de davalı tarafından tacir olmadığı, herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığı mahkememize bildirilmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 08/10/2019 tarih ve 2019/4302 Esas 2019/5615 Karar sayılı ilamında aynen; ''.....Dosya kapsamında, her ne kadar davacı tacir ise de, davalının gerçek kişi olduğu ve tacir olmadığı ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı, takibinin cari hesap extresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.....'' denilerek davalının tacir vasfının bulunmaması durumunda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu belirtilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi'nin 12/04/2017 tarih ve 2017/194 Esas, 2017/262 Karar sayılı ilamında da aynen; ''....uyuşmazlık konusu davalı şirkete ait taşınmazlardaki kaba, ince sıva, alçı sıva ve şap dökülmesi işinin davalı şirketin ticari işletmesi ile ilgili olduğu hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak davacı gerçek kişi olup, işletmesinin ticari işletme vasfında olup olmadığının ve bu itibarla davacının tacir sayılıp sayılmayacağının tespiti için 6102 Sayılı TTK'nın 11. maddesi kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için Konak Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne Dairemizce yazılan yazıya verilen yanıtta, davacının bina inşaatı yapımı ve sıva işi faaliyetini 30/11/2010 tarihinde terk ettiği, bu nedenle bu belirlemelerin yapılamadığı bildirilmekle, davacının işletmesinin ticari işletme vasfında olduğunun tespiti yapılamadığından, davacının işletmesinin ticari işletme olarak kabulü mümkün bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, eldeki davaya bakma görevi 6100 HMK'nın 2.maddesi uyarınca Asliye Hukuk mahkemesine ait olup mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken görevsiz mahkemece davanın görülerek sonuçlandırılmış olması nedeniyle davacı avukatının istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin HMK'nın 355/(1) ve 353/(1)-a-3 maddeleri doğrultusunda kabulü ile; İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/11/2016 tarih ve... Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur..." ibarelerine yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesinde; ''Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.'' hükmü düzenlenmiştir. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m.303) (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesinde mahkemenin görevli olması da dava şartları arasında sayılmıştır. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesinde ise; ''Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' hükmü yer almaktadır. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir... İcra Dairesi'nin...Esas sayılı dosyası, taraflara ait vergi sicil kayıtları, taraflara ait ticaret sicil kayıtları, davalıya ait esnaf sicil kayıtları, davacıya ait...Bankası Türk Anonim Ortaklığı nezdinde bulunan hesaba ait hesap hareketlerini gösterir evrak ve kayıtlar ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu uyuşmazlığın taraflar arasındaki alım satım ilişkisi çerçevesinde davacı tarafından satın alınarak ödemesi yapılan ürünlerin davalı tarafından teslim edilmemesi neticesinde davacı tarafça davalıya ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında davalıdan tahsili amacıyla davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalının süresinde yapmış olduğu itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsili taleplerine ilişkin olduğu, Gazipaşa Vergi Dairesi'ne yazılan müzekkereye verilen cevapta yer alan vergi sicil kayıtlarında davalının 06/01/2017 tarihinde Taze Sebze ve Meyve Toptan Ticareti işine başladığının, davalının faaliyetlerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinde esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar nitelikte olmadığı, davalının işletme defteri tuttuğunun mahkememize bildirildiği, bu nedenle davalının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesi kapsamında kapsamında esnaf işletmesi için ön görülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin olmadığının ve belirtilen çerçevede davalının tacir sıfatının bulunmadığının belirlendiği, ayrıca davalının 05/03/2020 havale tarihli cevap dilekçesinde tacir olmadığını ve herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığını beyan ettiği, belirtilen çerçevede taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari olduğundan bahsedilemeyeceğinden mahkememizin iş bu dava açısından görevsiz olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığı mahkemece re'sen gözetileceği, dava şartı noksanlığını belirleyen hakimin davayı usulden reddetmekle yükümlü olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlendiği üzere dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunması durumunda asliye hukuk mahkemesi olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğu anlaşılmakla, usul ekonomisi ve yargılamanın süratle bitirilmesi ilkeleri nazara alınarak ve takdiren dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesi yollamasıyla 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle açılan davanın usulden reddine vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Açılan davanın USULDEN REDDİ İLE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 115/2. maddesi gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20.maddesi gereğince, tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep edebileceklerinin, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına, ( davacı vekiline ihtar edildi.) 3-Tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri durumunda dosyanın görevli İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, 4-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece dikkate alınmasına, Dair, davacı vekillinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/06/2020
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır