Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/863 E. 2026/917 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/863
- Karar No
- 2026/917
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/863 - 2026/917 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-a.3 Maddesi Uyarınca Kararın Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi)
ESAS NO : 2026/863 KARAR NO : 2026/917
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/07/2026 NUMARASI : 2026/556 Esas - 2026/599 Karar
DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALILAR : 1- VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkin davada mahkemece davanın görevsizlik dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde; İDDİA : Davacı vekili; taraflar arasında aktedilen 19/10/2025 tarihli sözleşme ile, ... ilçesinde bulunan ve İdare ... ile İşveren ....Şti. - ... arasında düzenlenen “... Yapım İşi” Ana Sözleşmesi kapsamında ; İşveren ...Şti. - ... ile Yüklenici... arasında 19.10.2025 tarihli düzenlenmiş olan “... İşleri Sözleşmesi” ile taraflar arasında imza altına alındığını, Öncelikle, taraflar arasında 19.10.2025 tarihli "... İşleri " konulu sözleşme aktedildiğini, müvekkilinin yapmış olduğu işte herhangi bir eksik bulunmamasına ve işin olağan akışında ilerlemesine rağmen, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını, sözleşme maddeleri içerisinde yer alan, taraflar için belirlenmiş herhangi bir fesih koşulunun gerçekleşmemesine rağmen, davalı tarafça sözleşmenin sebepsiz yere feshedildiğini, sözleşmenin feshi nedeniyle müvekkilinin zarara uğratıldığını, müvekkilinin anlaşmış olduğu işi neredeyse bitirmek üzere olduğunu ve hakedişlerinin verilmemesi için davalı tarafça sözleşmenin feshedildiğini, müvekkilinin şantiyeden uzaklaştırıldığını, bu hususa ilişkin Kahramankazan 1. Noterliği'nden çekilmiş olan ihtarname bulunduğunu, yapılmış olan işin karşılığı olarak müvekkile şu ana kadar belirli ödeme yapıldığını, Müvekkili tarafından 29.12.2025 tarihinde kesilmiş olan faturada alınmış olan toplam bedelde eksiklik bulunduğu, ancak ödemenin eksik olduğunu, bu eksik ödeme nedeniyle icra takibi başlatıldığını, takibe davalı tarafça haksız ve mesnetsiz olarak itiraz edildiğini, müvekkilinin kesmiş olduğu fatura üzerinden 432.942,53 TL eksik ödeme bulunduğunu, dava konusu takip dosyasının yetki itirazı sonucunda Elazığ İcra Dairesi 2026/4918 Esas sayılı dosyası ile görüldüğünü, müvekkilinin fatura mal hizmet toplam tutarı olarak 3.376.734,40 TL olarak belirlendiğini, bilirkişice yapılan hesaplamada açıkça görüleceğini, müvekkilinin şuana kadar yapmış olduğu işin hakediş karşılığının 6.968.997,06TL+KDV olduğunu, eksik ödeme nedeni ile müvekkilinin zarara uğradığını, bu zararın tazmini için huzurdaki davanın açılması zorunluluğunun hasıl olduğunu, arabuluculuğa başvurulduğunu ancak, olumsuz sonuçlandığını ileri sürerek, davanın kabulüne, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00.TL'ye ilişkin alacaklarının haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek olan faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı taraf bir savunma yapmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; "Somut olayda uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davasına ilişkin olup Mahkemenin görevi HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olup, davacı tarafın gerçek kişi olarak 1.000,00.TL alacak davasına ilişkin olup Türk Borçlar Kanununda düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı tarafın gerçek kişi olup tacir olmadığı, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğüne ve Sincan Vergi Dairesine yazılan müzekkereye verilen 16/07/2026 tarihli 403283 sayılı yazısında, davacı...'nin ''faaliyetini yürüttüğü ve işletme hesabı usulüne göre defter tuttuğu, ve ticaret sicil kaybı sulunmadığı tespit edilmiş olup davalı tarafın iş ortaklığını oluşturan ... şirketinin ise tacir olup buna göre iki tarafta birlikte tacir konumunda olmadığı gibi dava mutlak ticari dava olmadığından Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesine olanak bulunmamaktadır. Dava konusu uyuşmazlık iki tarafın Türk Ticaret Kanununda belirtilen ve tanımı yapılan ticari işletmesini ilgilendirmediği, davacının alacağının Türk Borçlar Kanununda düzenlenen eser sözleşmesine dayandığından, davanın ticari dava olarak da kabul edilmesi mümkün değildir. Genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. (Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 2005/13153 Esas, 2005/13421 Kararı benzer mahiyette) Bu durumda, uyuşmazlığın Türk Borçlar Kanununda düzenlenen Eser sözleşmesinden hükümlerinden kaynaklandığından yukarıda değinilen nedenlerle genel mahkemelerin görevine girdiği" gerekçesi ile, davanın HMK'nın 114/c, 115/2.maddelerine göre dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, dosyanın Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; müvekkilinin üstlendiği işin hacim ve nitelik olarak esnaf sınırlarını aştığını, yerel mahkemece müvekkilinin tacir sıfatını yalnızca ticaret sicil kaydının olmaması ve vergi dairesindeki defter tutma usulü gibi şekli unsurlara dayanarak reddettiğini, oysa taraflar arasında aktedilen 19/10/2025 tarihli sözleşme kapsamında devasa bir inşaat projesinin betonarme kalıp, radye temel, perde duvar, saha betonu ve istinat perdeleri gibi ağır ve büyük çaplı kaba inşaat işlerinin üstlenildiğini, dosya kapsamında bulunan Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/165 D. İş sayılı delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere, müvekkilinin yalnızca o güne kadar yaptığı imalatların hak ediş bedelinin 6.968.997,06 TL + KDV olduğunu, sadece bu bedelin dahi müvekkilin ticari faaliyetinin esnaf sınırlarını aştığının göstergesi olduğunu, ticaret siciline kayıtlı olmamanın tacir sıfatını ortadan kaldırmayacağını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsenin tacir sayılacağının hükme bağlandığını, tacir sıfatının kazanılması, ticaret siciline tescil gibi şekli bir şarta bağlanmadığını, tescilin, kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğunu, tarafların ticaret siciline kaydı yahut vergi mükellefiyet kaydının olmaması, tacir olmadığını, esnaf olduğunu göstermeyeceğini, işletme hesabına göre defter tutuyor olmasının da esnaf olduğunu göstermediğini, davalı tarafın tacir olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığını, müvekkilinin tacir sıfatına haiz olduğunu, uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren eser sözleşmesinden kaynaklandığından, eldeki dava 6102 sayılı TTK madde 4/1 kapsamında nispi ticari dava niteliğinde olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı taşeron, davalılar yüklenicidir. Mahkemece davanın görev dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı tarafça istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünden düzenleme olması gerekmektedir. Anılan kanunun 5.maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunun şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve 2007/7851 E., 2008/10258 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez. TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; a-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, b-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Davanın taraflarından davacı gerçek kişi olup, görev hususu re'sen araştırılması gereklidir. Mahkemece her ne kadar vergi dairesi müdürlüğüne bu konuda bir müzekkere yazılmış ise de, müzekkere cevabı yukarıda anlatılan hususları kapsamamaktadır. İşletme hesabına göre ticari defter tutulması başlı başına tacir o kişinin tacir olmadığını göstermez. Yukarıda a ve b bentlerinde yazılı hususların açık ve net bir şekilde tespit edilmesi gereklidir. Mahkemece davacının tacir olup olmadığı açık ve net bir şekilde ortaya çıkarılmadan görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.3 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/556 Esas, 2026/599 nolu kararının HMK'nın 353/1-a.3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip, karara bağlanmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafça yatırılan, istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf başvuru harcının ilk derece mahkemesince verilecek yeni kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 7-Dosya kapsamında icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi için yatırılan bir teminat bulunması halinde, İİK. 36/5 maddesi uyarınca ilgili icra müdürlüğünce teminatın yatıran tarafa iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan E-imzalıdır
Üye E-imzalıdır
Üye E-imzalıdır
Katip E-imzalıdır