Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1710 E. 2026/1371 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1710
Karar No
2026/1371
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/1710

KARAR NO: 2026/1371

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 17/09/2025

NUMARASI: 2021/691 Esas - 2025/579 Karar

DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı mirasçılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ...'in 25/11/2009 tarihli acentelik sözleşmesi ile davalı ... A.Ş adına poliçe düenlemeye ve sigortalardan prim tahsil etmeye yetkilendirdiğini, davalı tarafından müvekkiline noter aracılığıyla 10/07/2012 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarname gönderildiğini, sözleşmenin fesih edileceğinin bildirildiğini, bunun akabinde ise 09/08/2012 tarihli ve ... yevmiye nolu azilnamenin gönderildiğini, 09/08/2012 tarihli azilname ile herhangi bir haklı sebep bildirilmeden yapılanı feshin müvekkilinin zararına sebep olduğunu, bu nedenle de TTK 121 ve 122 uyarınca zararın tazmini (denkleştirme) için iş bu davanın açılma zorunluluğunun hasıl olduğunu, ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 500 TL'nin davacıya ödenmesine vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili bu talebini 29/09/2018 tarihinde ıslah ederek ile 30.305,77 TL 'ye yükseltmiştir.

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkili sigorta şirketi ile davacı ... arasında 25/11/2009 tarihli acentelik sözleşmesi aktedildiğini, acentelik sözleşmesine istinaden davacıya.... Noterliğinin 25/11/2009 tarih ve ... yevmiye nolu acentelik vekaletnamesi verildiğini, davacının 25/11/2009 tarihinden sonra müvekkili şirket adına sigorta poliçesi tanzim etme ve tanzim ettiği poliçelerin primlerini tahsil edip, şirkete intikal ettirme yetkisine sahip olarak ... acente partaj ile şirket adına poliçe tanzim etmeye başladığını, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesinin 21 maddesi " Taraflar herbiri 15 gün evvel Noter aracılığı ile veya taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi herzaman feshedebilir, ancak sözleşme hükümlerine, kanun ve nizamlara ve şirketçe verilecek talimatlara uymazsa, sigorta acenteleri için ... tutulan levhadan kaydı silinirse veya diğer herhangi bir haklı sebep varsa şirket sözleşmeyi 15 günlük ihbar müddeti aranmaksızın fesih edebilir." hükmüne dayanarak....Noteriğinin 10/07/2012 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşmeyi fesih ettiğini bildirdiğini, 09/08/2012 tarihli ve.... Noterliğinin ... yevmiye nolu Azilname düzenlendiğini, sözleşmenin 21 maddesine göre Acentenin herhangi bir hak ve tazminat talep etmeyeceğini kabul ettiğini, acentelik sözleşmesinin yeni TTK'un yürürlüğe girmeden önce akdetilmesi nedeniyle TTK 122/4 "... denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez..." maddesi yürürlükte olmadığını, acentenin sözleşmenin 6/d maddesini ihlal ettiğini ve gerekli özeni göstermediğini, basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini, tanzim ettiği poliçelerin hasar oranlarının yüksek olduğunu, Riziko Kabul Yönetmeliğinde belirtilen uygulamalara riayet etmediğini, sigortalı seçiminde gerekli özeni göstermediğini, sigortacılık kriterlerine göre de acentenin hasar prim oranının olması gerekenin çok üzerinde olduğunu, acente portföyü nedeniyle müvekkili şirketin zarar ettirildiğini, hasar prim oranının 2012 yılında %137,15 olduğunu, acentenin sözleşmesinde bahsedilen portföy geliştirme borcunu yerine getirmediğini, acentenin kuruluştan bu yana portföyünü geliştirmesi gerekirken poliçelerde azalma olduğunun gözüktüğünü böylece sözleşmenin 6/h maddesini ihlal ettiğini, sözleşmenin fesih edilmesi nedeniyle acentenin herhangi bir kar kaybının olmadığını, acentenin bugüne kadar aracılık ettiği işler nedeniyle tüm komisyonlarını aldığını, acentenin başlamış işlerin tamamlanmaması şeklinde bir kaybı olmadığını, davacının aracılık ettiği işlerde yenilemeyi gerektiren uzun süreli inşaat, yangın mühendislik branşlarında poliçelerinin bulunmadığını, acentenin üretimlerinin trafik sigortası poliçesi ağırlıkta olduğunu, bu poliçelerin yenilenmesinin ve sürekliik arzetmesinin mümkün olmadığını, bu nedenlede ileride kazanma ihtimali olacak komisyonların bulunmadığını, acente diğer sigorta şirketleri (...A.Ş, ... A.Ş, SS... Kooperatifi) ile iş yapmakta olup o şirketlerden poliçe tanzim etmesi nedeniyle herhangi bir maddi kaybının olmadığını, TTK 122/1 maddede belirtilen şartların oluşmadığını, bunu davacının ispat etmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :

İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Dosyada toplanan deliller, davacı ve davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği, sözleşmenin feshinin haklı oluğu veya davalının herhangi bir kusuruna dayandığı hususun davalı tarafça ispatlanmadığı anlaşılmaktadır.

Davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedilmiş olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca müvekkilin acentenin kazandırdığı yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde etmesi, acentenin ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması gerekmektedir. Bu şartların tümünün birlikte bulunması gerekir.

Bu kapsamda yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda, Dosyada ki belgelere göre, Davacı acentenin faaliyetlerine bakıldığında; portföyün davalı şirket uhdesinde kaldığı, davacı tarafından getirilen müşterilerin davalı şirket portföyünde kalarak davalının önemli menfaatler elde ettiği yönünde yönünde delil sunulmadığı,Davacı acentenin, başka sigorta şirketleri ile de acentelik sözleşmesi akdettiği ve üretimini diğer şirketlere de yönlendirdiği, Dolayısı ile davalı şirketin acentelik sözleşmesinin feshi akabinde davacı acentenin portföyünde yer alan müşterilerin acenteliğini yaptığı diğer sigorta şirketlerine yönlendirilebileceğinin değerlendirildiği görülmüştür.

Tüm dosya kapsamı değerlendirilmekle, Türk Ticaret Kanunu'nun 122/1 maddesi ve Sigortacılık Kanunu 23/16 maddelerinde yer alan sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi kriterinin, yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini davacı tarafın ispat edemediği anlaşılmış olup davanın reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı mirasçılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı mirasçılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararında açıkça davacının denkleştirme tazminatı ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu sonucuna varılmış ancak istinaf neticesinde alanında uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet tarafından daha detaylı bir rapor aldırılması kanaatine varıldığını, davacıların müteveffa ...'in mirasçıları olduğunu, taraflarda herhangi bir ticari defter, belge kaydı bulunmadığını, bilirkişi raporunun eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler ihtiva ettiğini, bilirkişi raporunda; söz konusu acentelik ilişkisindeki poliçelerin her yıl yenilenen poliçeler olduğunu ve başka şirkete devir hakkının kullanılmaması halinde devam edeceğinin karine olduğunun açıkça belirtildiğini, ancak raporun kendi içerisinde çelişerek karinenin aksini iddia etme külfetini davacı tarafa yüklediğini, yerel mahkemenin açıkça dayanaktan yoksun ve soyut isnatlarla hüküm tesis ettiğini, bilirkişi heyetince yapılan tahmine dayalı yorumların yerel mahkemece de aynı şekilde değerlendirildiğini ve dosyadaki mevcut tüm bilgi ve belgeler incelenip dikkate alınmaksızın yalnızca raporda belirtilmiş olan tahmini bir kanaat esas alınarak davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya açıkta aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :

Dava, acentelik sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İlk derece mahkemesince davanın kabulüne dair 2014/114 E. 2018/1367 K sayılı kararının istinfı üzerine dairimizin 2020/427 e. 2021/1067 K. Sayılı ilamı ile: İlk derece mahkemesince hükme esas alınan ve bankacı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, hangi müşterilerin, davacı acentenin acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra da devam ettiği ve davalı ... şirketinin de bu müşterilerden menfaat temin ettiği konusunda bir tespit yapılmadan davacı tarafından dosyaya sunulan belgelerle sınırlı olarak davacı acentenin talep edebileceği denkleştirme tazminatının üst sınırı belirlenmiş, hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır.

Buna göre, sigorta konusunda uzmanlığı bulunmayan bilirkişi tarafından düzenlenen yetersiz bilirkişi raporuna göre, denkleştirme tazminatının üst (tavan) sınırından tazminata hükmedilmesi de doğru değildir." gerekçesiyle kaldırılmıştır.

Davacılar murisi acentenin davalı şirket dışında ..., ... ve ... şirketlerinin de acenteliğini üstlendiği, bu şirketler adına davacı adına düzenlediği poliçeler ile aynı mahiyette poliçeler düzenlediği anlaşılmaktadır.

Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulmaktaydı. Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2016 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; portföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.

Eldeki uyuşmazlık sigorta acenteliği sözleşmesinden kaynaklanmakla TTK ve Sigortacılık Kanunu kapsamında davacının portföy tazminatı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanununda 6102 sayılı Kanun sonrası getirilen değişiklikle m. 23/16 da, " Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." denilmektedir.

6102 sayılı TTK m. 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 23/16'da belirtilen koşulların varlığı halinde, davacı ... acentesinin, acentesi bulunduğu davalı ... şirketinden portföy zararını talep edebilecektir.

Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir.

Dava konusu olayda, fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK.nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir.

Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.

Dosyada toplanan deliller, davacı tarafın ticari defter ve belgelerini ibraz edemediği, ancak dosyaya "üretim raporu" olarak bir listenin sunulmuş olduğu, davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği, sözleşmenin feshinin haklı oluğu veya davalının herhangi bir kusuruna dayandığı husussun davalı tarafça ispatlanmadığı anlaşılmaktadır.

Davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedilmiş olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca müvekkilin acentenin kazandırdığı yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde etmesi, acentenin ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması gerekmektedir. Bu şartların tümünün birlikte bulunması gerekir. Bu kapsamda yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir.

Kaldırma kararı sonrası mahkemece yerinde inceleme yetkisi de verilerek bilirkişi heyetine dosya verilmiş, bilirkişiler dosya üzerinden inceleme yaparak raporlarını hazırlamışlardır. Ancak sunulan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir.

Davanın özü olan davacının oluşturduğu portföyün ne olduğu, davacının oluşturduğu portföyden fesih tarihinden sonra hangi poliçelerin yenilendiği ve bu yenilmeden elde edilen gelir belirlenmemiştir. Mahkemece verilen yetki kararı gereği bilirkişinin davalı ... kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaparak bu hususları belirleyip liste halinde ve denetime elverişli şeklide rapora kaydetmesi gerekir. Denetime elverişsiz ve uyuşmazlık konusunda aydınlatıcı olmayan rapor ile hüküm kurulması isabetli olmamıştır.

İlk derece mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek, bilirkişi heyetine yerinde inceleme yetkisi de verilerek davalı kayıtları üzerinde yapılacak incelenme ile davacının oluşturduğu portföy, fesih tarihinden sonra hangi poliçelerin yenilendiği ve bu yenilmeden elde edilen gelir belirlenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetli olmamıştır.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,

2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,

3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1710, K. 2026/1371, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1710-e-2026-1371-k-906eaf315e8a