Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/524 E. 2026/1494 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/524
- Karar No
- 2026/1494
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/524
KARAR NO: 2026/1494
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/12/2022
NUMARASI: 2018/403 Esas - 2022/831 Karar
DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketinin, müvekkili şirketin sektöründe lider acenta olmasından faydalanarak çok sayıda poliçe yapıp büyük bir portföy elde ettikten sonra 10/05/2017 tarihinde .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesini feshettiğini, davalı şirketin fesih ihtarnamesinde 8 yıldır çalıştığı acenta hakkında hedef primlere ulaşamadıkları iddiasında bulunduğunu ve söz konusu hedef bildirimini 21/02/2017 tarihinde tebliğ ettiğini iddia etmiş ise de, müvekkili şirkete 2017 yılı için konulan hedefe ilişkin hiçbir bildirim tebliğ etmediğini, bu şartlar attında feshin hukuki dayanaktan uzak olduğunu, müvekkili firmanın portföy kazançlarının 01/01/2009-31/12/2009 tarihleri arası brüt 25.702,55-TL, 01/01/2010-31/12/2010 tarihleri arası brüt 442.082,49-TL, 01/01/2011-31/12/2011 tarihleri arası brüt 797.487,17-TL, 01/01/2012-31/12/2012 tarihleri arası brüt 373.188,58-TL, 01/01/2013-31/12/2013 tarihleri arası brüt 231.884,16-TL, 01/01/2014-31/12/2014 tarihleri arası brüt 154.915,14-TL, 01/01/2015-31/12/2015 tarihleri arası brüt 348.929,74-TL, 01/01/2016-31/12/2016 tarihleri arası brüt 702.504,50-TL ve 01/01/2017-21/02/2017(fesih tarihi) tarihleri arası brüt 197.444,36-TL olduğunu, tazminata esas tutar hesaplanırken bu ödemelerin dışında yapılan ödemelerin de dikkate alınması gerektiğini, fesih tarihine kadar ödenen diğer komisyon ve son 5 yıl içinde ödenen diğer ücretlerin bu hesapta görünmediğinden taraf defterlerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile son 5 yılda ödenen tüm komisyon ve ücretlerin belirlenmesi ve tazminatın bu şekilde hesaplanması gerektiğini, davalı sigorta şirketinin bu haksız fesih nedeni ile bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edeceğini, acentanın, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak davacı tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti ve kazancı elde etme hakkını kaybettiğinin açık olduğunu, uğranan bu zararların tazmini konusunda denkleştirme-portföy tazminatının brüt prim üretimi ve acenta komisyonu alacakları ve bunun yanı sıra acentaya yapılan diğer ödemeler de dikkate alınarak bilirkişi vasıtasıyla hesaplanıp ödenmesi gerekmekte olduğunu belirterek, davalı şirketin tek taraflı olarak acentalık sözleşmesini feshetmesi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 362.284,00-TL denkleştirme-portföy tazminatının, değişen oranlarda ticari temerrüt faizi ile davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacın da belirttiği üzere taraflar arasında 23/08/2010 tarihinde bir yıl süreyle acentelik sözleşmesi düzenlendiğini, ancak bir yılın sonunda feshedilmediğinden belirsiz süreli sözleşme haline geldiğini, taraflardan her birinin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla sözleşmeyi feshedebileceğini, sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman feshedilebileceğini, her ne kadar davacı taraf, bir takım iddialar ile sözleşmesinin feshedilmesinin haksız olduğunu iddia etmişse de; müvekkili şirket açısından haklı sebepler ile sözleşmenin devam etmesi mümkün bulunmadığın dan davacının sözleşmesinin feshedildiğini, davacı acentenin iddiasının aksine, müvekkili şirketçe davacıya hedefler gönderildiğini, ancak davacının hedefleri tutturamadığını, ...'nın 2017 yılı hedef mektubu ile bildirilen yıllık hedefin ilk çeyrek dönem üretimi için beklenen hedef primin 189.160,75-TL iken, davacı acentenin bu hedefin oldukça uzağında kalmış ve 9639 hedef gerçekleştirme ile 74.000,00-TL prim üretimi yaptığını, acenteye gönderilen hedefler ve üretim raporu göz önünde bulundurulduğun -da, müvekkili şirketin hiçbir koşul aranmaksızın sözleşmeyi derhal feshetme hakkı bulunduğunu, diğer yandan davacı acentenin, müvekkili şirkete karşı olan yükümlülüklerini ihlal ettiğini, müvekkili şirketin menfaatlerini korumak yerine menfaati aleyhine işlem tesis ettiğini, davacı acentenin münhasıran müvekkili şirketin acenteliğini yapmadığını, birçok sigorta şirketinin de acentesi olduğunu, müvekkili şirkete haber dahi vermeden diğer sigorta şirketleri adına poliçe tanzim ettiğini, aslında müvekkili şirket portföyünde bulunan müşterilerin başkaca sigorta şirketlerine kaydırıldığının tespit edildiğini, sözleşmenin haksız olarak feshedilmediğini, dolayısıyla davacı şirketin denkleştirme tazminatına hak kazanmadığını, denkleştirme talep eden acentenin, müvekkili şirketin sözleşmenin feshinden sonra acente sayesinde önemli menfaat elde ettiğini ve ücret kaybına uğradığını ispat etmek zorunda olduğunu, davacı acentenin 10/05/2017 fesih tarihi itibariyle 767 adet vadesi gelen poliçesi bulunmakla birlikte bu poliçelerin yalnızca 42 tanesinin; yani %5'inin yenilendiğini, ayrıca davacı şirketin münhasır bir acente olmamasından ötürü müvekkili şirketin sözleşmeyi feshetmesi sebebiyle ücret kaybına uğradığından da bahsedilemeyeceğini, davacı acentenin, müvekkili şirkete karşı yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve müvekkili şirketin fesihten sonra da acentenin müşteri çevresinden menfaat elde etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Mahkememiz ce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre, taraflar arasında 06/11/2009 tarihli "Acentelik Sözleşmesi" başlıklı sözleşme düzenlendiği, ilgili sözleşmenin 26. maddesi ile sözleşme süresinin 1 yıl olarak belirlendiği, yine sözleşmenin taraflarca herhangi bir nedenle feshedilmemesi halinde sürenin birer yıllık süreler için uzamış olacağının kabul edildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen .... Noterliği'nin 10/05/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin feshedildiği, davacı tarafça da sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme-portföy tazminatı talebiyle eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı taraf, sözleşmenin feshi nedeni olarak davacının 2017 yılı hedef mektubu ile bildirilen yıllık hedeflere ulaşamamasını göstermektedir.
Dosyada bulunan yazışmalardan, davalı tarafından 20/02/2017 tarihli e-mail ile 2017 yılı acentelik hedefi olarak belirlenen hedeflerin davacı tarafa iletildiği, ancak acentelik sözleşmesinin 2017 yılı henüz bitmeden 10/05/2017 tarihi itibariyle davalı tarafça feshedilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı tarafın, davacı acenteye 2017 yılı hedefini bildirdikten yaklaşık 3 ay sonra ve henüz 2017 yılı bitmeden hedefin gerçekleştir-ilemediğinden bahisle sözleşmeyi feshetmesi karşısında, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmiş olduğu açıktır. 6102 Sayılı TTK'nun "Denkleştirme İstemi" başlıklı 122. maddesi; "(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve
c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
(2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.
(3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.
(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." hükmünü içermektedir. Söz konusu madde gereğince denkleştirme-portföy tazminatına hükmedilebil-mesi için maddedeki tüm şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Dosya kapsamında toplanan deliller, temin edilen bilirkişi raporları birlikte dikkate alındığında, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi de göz önünde bulundurulduğunda, davacı açısından tazminat talep etme şartlarının oluştuğu görülmektedir. Bilirkişi heyetince düzenlenen 11/03/2011 tarihli rapor ile 07/05/2022 tarihli ek rapor ve 23/08/2022 tarihli ek raporlar ile, davacı tarafın talep edebileceği tazminat miktarı 50.916,59-TL olarak tespit edilmiştir.
Davacı tarafça, bilirkişiler tarafından sadece komisyon ödemeleri dikkate alınarak değerlendirme yapıldığı, diğer ödemelerin dikkate alınmadığı belirtilmiş, Mahkememizce davacı taraf bu husustaki delilerini ibraz etmesi için bir kaç kez süre verilmişse de, davacı tarafça bu yöndeki iddiasını ispat edecek delillerin dosyaya sunulamadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, bilirkişi heyetince belirlenen miktar üzerinden davanın kısmen kabul kısmen reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin, davacının sektöründe lider acenta olmasından faydalanarak çok sayıda poliçe yapıp büyük bir portföy elde ettiğini, ... Mayıs 2017 tarihinde .... Noterliğinin ... yev nolu ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesini haksız şekilde feshettiğini, kararın hukuka uygun olduğunu, ancak karar ile hükmedilen tazminat miktarının düşük hesaplandığını, sadece komisyon ödemeleri dikkate alınarak hesaplama yapıldığını, davacı tarafça 5 yıl içinde ödenen tüm komisyon ve ücretlerin belirlenerek hesap yapılması gerektiği yönünde rapora itiraz edildiğini, uğranan zararların tazmini konusunda denkleştirme-portföy tazminatının brüt prim üretimi, acente komisyonu alacakları ve bunun yanı sıra acenteye yapılan diğer ödemelerin de dikkate alınarak bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması gerektiğini, ancak bilirkişilerce yapılan eksik inceleme neticesinde karar verildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında tanzim edilen acentelik sözleşmesi müvekkil şirket tarafından haksız feshedilmediğini, yalnızca ticari defterler üzerinde yapılan incelemeye dayalı bilirkişi raporunun eksik inceleme ürünü olduğunu, acentelik sözleşmesinin feshi sonrası davacı acentenin davalı şirketten kaynaklanan bir portföy kaybı bulunmadığını ve davalı şirketin önemli menfaat elde etmediğini, davacı acentenin ağırlıklı olarak ZMMS poliçesi ürettiğini, bu poliçelerin ise sürekliliği olmadığı gibi davalı şirketin bu poliçeler sebebi ile önemli menfaat elde edemediğini, davacı acentenin fesih tarihinden sonra zarara uğradığını ispatlayamadığını,
Yüksek Mahkemeler nezdinde de acentenin denkleştirme tazminatına hak kazanabilmesi için sözleşmenin haksız nedenle fesih edilmiş olmasının tek başına yeterli görülmediğini, TTK’ nun 122. maddesinin 1. fıkrasında ya da Sigortacılık Kanunu’ nun 23. maddesinin 16. fıkrasında belirtildiği üzere “önemli menfaat” , “hakkaniyetin gerektirmesi” ve ‘’acentenin ücret kaybına uğraması’’ hususlarının da somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılması gerektiğinin vurgulandığını, ayrıca yine acentenin davalı şirkete önemli menfaat elde ettirdiğini ispat etmesi gerektiğini, davanın kabulü halinde uygulanması gereken hakkaniyet indiriminin de Yerel Mahkemece değerlendirilmediğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava, acentelik sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Taraflar arasında 06/11/2009 tarihli "Acentelik Sözleşmesi" düzenlendiği, ilgili sözleşmenin 26. maddesi ile sözleşme süresinin 1 yıl olarak belirlendiği, sözleşmenin taraflarca herhangi bir nedenle feshedilmemesi halinde sürenin birer yıllık süreler için uzamış olacağının kabul edildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen .... Noterliği'nin .../05/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile " şirketimizin 20/02/2017 tarihinde düzenlediği ve tarafınıza 21/02/2017 tarihinde tebliğ edilmiş olan yazıda belirtilen hedef primlere ulaşamamanız sebebi ile şirketimiz tarafından haklı nedene istinaden tek taraflı olar feshedilmiştir" şeklindeki fesih bildirimi ile feshedildiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.
Davalı taraf, sözleşmenin feshi nedeni olarak davacının 2017 yılı hedef mektubu ile bildirilen yıllık hedeflere ulaşamamasını göstermekte ise de: Dosyada bulunan yazışmalardan, davalı tarafından 20/02/2017 tarihli e-mail ile 2017 yılı acentelik hedefi olarak belirlenen hedeflerin davacı tarafa iletildiği, ancak acentelik sözleşmesinin 2017 yılı henüz bitmeden 10/05/2017 tarihi itibariyle davalı tarafça feshedildiği, davalı tarafın, davacı acenteye 2017 yılı hedefini bildirdikten yaklaşık 80 gün sonra sonra ve henüz 2017 yılı bitmeden yıllık hedefin gerçekleştirilemediğinden bahisle sözleşmeyi feshetmesinin haklı neden olarak kabul edilme imkanı yoktur.
Prim üretimi ölçütleri önceden belirlenmeksizin üretim yetersizliği sebebiyle veya bağlı bulunan sigorta şirketince belirlenen riziko kabul esaslarına uygun biçimde acentelerce aracılık edilen sigorta sözleşmelerinden elde edilen prim gelirleri ile tazminat ödemeleri arasındaki dengesizlik nedeniyle portföyün verimli olmasının gerekçe gösterilmesi gibi hallerin 'acentenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması” kapsamında değerlendirilemez.
Buradan hareketle Prim gelirleri ile tazminat ödemeleri arasındaki dengesizlik veya üretim yetersizliği gibi nedenlerle yapılan fesih haklı fesih sayılamaz. Bu durumda davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğu sonucuna ulaşılmakla davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde değildir.
Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulmaktaydı.
Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.
Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2016 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.
Eldeki uyuşmazlık sigorta acenteliği sözleşmesinden kaynaklanmakla TTK ve Sigortacılık Kanunu kapsamında davacının portföy tazminatı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda 6102 sayılı Kanun sonrası getirilen değişiklikle m. 23/16 da, " Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." denilmektedir.
6102 sayılı TTK m. 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 23/16'da belirtilen koşulların varlığı halinde, davacı sigorta acentesinin, acentesi bulunduğu davalı sigorta şirketinden portföy zararını talep edebilecektir. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir.
Dava konusu olayda, fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK.nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir.
Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.
Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.
Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir.
Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır.
Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.
Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır.
Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.
İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.
Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır.Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.
Somut olayda: Dosyada toplanan deliller, davacı ve davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği, sözleşmenin feshinin haklı oluğu veya davalının herhangi bir kusuruna dayandığı husussun davalı tarafça ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedilmiş olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca müvekkilin acentenin kazandırdığı yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde etmesi, acentenin ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması gerekmektedir.
Bu şartların tümünün birlikte bulunması gerekir. Bu kapsamda yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü davacı acente üzerindedir.
Davacı acentenin münhasıran davalı şirketin acentesi olmayıp başka sigorta şirketlerinin de acentesi olduğu, davalı tarafça sunulan verilerden davacının sözleşme fesih tarihndeki 721 adet vadesi gelen poliçenin yenilenmediği, 168 poliçenin iptal edildiği, poliçelerin ağırlıklı olarak ZMSS poliçesi olduğu, sadece 60 adet poliçenin yenilendiği, bu poliçelerden 14 adedinin ZMSS poliçesi, 7 adedinin kasko poliçesi ve 39 adedinin sağlık sigorta poliçesi olduğu anlaşılmaktadır.
Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu az yukarda açıklanan yönteme göre hesap yapılmamış, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. Maddesindeki üst sınırı belirlemiştir.
Mahkemece 10/06/2021 tarihinde oluşturulan ara karar ile tazminatın hesaplanması için "1-Davacı şirkete müzekkere yazılarak, davacı acentenin müşteri çevresi listesi, acenteliğini yaptığı diğer sigorta şirketleri adına düzenlendiği sigorta poliçeleri ile müşteri çevresi listesi, davacının davalı ... AŞ adına düzenlediği ve sonraki dönemde yenilenmeyen poliçe listelerinin istenilmesine. 2-1 nolu ara kararı yerine getirildiiğinde, dosyanın dosyaya rapor sunan bilirkişi heyetine tevdii ile ek rapor düzenlenmesinin istenilmesine,' şeklinde ara karar kurulduğu, davacı vekilince 04.11.2021 tarihli dilekçe ile 1.Mahkemenize sunulan poliçelerin tamamı davalı şirketten düzenlenmiştir, başka sigorta şirketinden düzenlenen poliçe Mahkemenize sunulmamıştır.
2.Poliçe lehdarlarının tam isimlerinin basımda görülmediği söylenmişse de, dosyaya sunulan listeler özel bir programda düzenlenmekte excelle çevrilememektedir, ancak basılı olarak sunulanlar ayrıca CD olarak Sayın Mahkemeniz gerekli gördüğü takdirde sunulacaktır. 3.Yenilenmeyen poliçelerin ayrı sunulması istenmiştir, ancak poliçelerin tamamı yenilenmemiştir.
Dolayısıyla ayrı sunulacak yenilenmeyen poliçe listesi yoktur. 4.Sonraki dönemde diğer sigorta şirketlerinden yapılan poliçe listesinin ayrı sunulması istenmişse de, müvekkil diğer sigorta şirketlerinden poliçe yenilememiştir, dolayısıyla başka bir poliçe listesi yoktur. 5.Fesihten önceki ve sonraki müşteri çevre listesinin ayrı ayrı sunulması istenmişse de, fesihten sonra, sözleşmesi sona eren müşteriler ile yeni poliçe yapılmamıştır. Dolayısıyla böyle bir liste sunulması mümkün değildir." şeklinde beyanda bulunması üzerine bilirkişi heyeti ek raporunu tanzim ederek ilk rapordaki görüşlerini değiştirecek bir husus olmadığı yönünde rapor sunmuşlardır.
İspat yükü kendisine olan acente tarafından Türk Ticaret Kanunu'nun 122/1 maddesi ve Sigortacılık Kanunu 23/16 maddelerinde yer alan "sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi" kriterinin yenilenen poliçelerin sayısı, niteliği, brüt prim tutarları ile sözleşme devam ediyor olsa idi davacıya tahakkuk edecek komisyon miktarı birlikte değerlendirildiğinde kanıtlanamamış olmakla ilk derece mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararda isabet görülmemiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
3-Davanın REDDİNE ,
4-Alınması gereken 732,00 TL peşin harçtan, davacı tarafından yatırılan 6.186,91 TL harcın mahsubu ile fazla yatırılan 5.454,91 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan 102,00 TL posta ve tebligat masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 13/4 maddesi gereğince hesap olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine,
9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 179,90 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL'den mahsubu ile kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 492,00 TL istinaf başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026