Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/513 E. 2026/1503 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/513
- Karar No
- 2026/1503
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/513
KARAR NO: 2026/1503
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/01/2023
NUMARASI: 2021/771 Esas - 2023/62 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri aleyhine davalı tarafından ....İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasından kambiyo senetlerine özgü takip başlatıldığını, yapılan takibin açıkça usule aykırı olduğunu, icra takibine konu alacaklarının hiçbir hukuki dayanaklarının olmadığını, müvekkillerinin böyle bir borcunun bulunmadığını, davaya konu icra takibinin 20.01.2020 keşide tarihli, ... seri numaralı çekin dayanak gösterilerek .... Şti. tarafından başlatıldığını ancak çekte davalının cirosunun tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıkça iptal edildiğini, cirosu iptal edilen hamilin yetkisiz hale geleceği için çeke dayalı herhangi bir talepte bulunamayacağını, takibe konu çekin şirket cirosu iptal edildikten sonra ... isimli şahsa ciro edildiğini ve bu çekin ... tarafından bankaya ibraz edildiğini ancak icra takibinin ... tarafından yapılmadığını ve cirosu iptal edilen şirketin yaptığını, müvekkillerinin ... isimli şahısla herhangi bir ticari ilişkisinin olmadığını, takibe konu çekte bulunan imzaların da müvekkillere ait olmadığını, haksız icra takibi nedeniyle müvekkillerinin kişilik haklarının zedelendiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı tarafın takibe konu çekle ilgili müvekkili şirkete borçlu olduğunun ve bu borcun ödenmediği hususunun dosyaya sundukları deliller ile sabit olduğunu,müvekkili şirket ile davacı ... şirketi arasında 05.09.2019 ve 26.09.2019 tarihli toplam 5 adet plastik enjeksiyon makinesinin satışı konusunda 2 adet makine satış sözleşmesi imzalandığını, davacının makinelerin satış bedeli olarak müvekkili şirkete 7 adet çek teslim ettiğini, davacı ... şirketinin verdiği çeklere şirket yetkilisi diğer davacı ...'ın kefil olacağı yönünde konulan hüküm uyarınca ...'ın gerek takibe konu gerekse diğer 6 çeki ciro ederek müvekkili şirkete teslim ettiğini, müvekkili şirketin sözleşmeler uyarınca 5 adet plastik enjeksiyon makinesini davacı şirkete teslim ettiğini ve kurulumunu gerçekleştirdiğini, davacıların makineleri eksiksiz olarak teslim almalarına rağmen makineleri aldıkları gün kurulumunun yapıldığı adresten kaçırarak muvazaalı işlemlerle işbirliği içinde hareket ettikleri firmalara satışını gerçekleştirdiklerini, satış bedeli olarak verdikleri 7 adet çek bedelini de ödemediklerini ve çeklerin tamamının karşılıksız kaldığını, davacı tarafların çekteki cirosunun iptal edildiği hususuna dayalı olarak takibin iptali için İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/1045 Esas sayılı dosyasında itiraz olarak ileri sürdüğünü açılan davanın reddedildiğini, takibe konu çekin bankaya ibraz edildiğinde müvekkili şirketin cirosunun iptal edilmemiş şekilde bulunduğunu, ciro iptalinin müvekkili şirketin muhasebe servisinde çalışan deneyimsiz bir personeli tarafından çekin çalınma vb. bir durumda şirketin sorun yaşamaması düşüncesi ile gerçekleştirildiğini, takipteki son cironun müvekkili şirket çalışanı ...'a ait olduğunu, bu cironun şirket adına gerçekleştirilmiş olmakla tahsil cirosu niteliğinde olduğunu ve müvekkili şirketin yetkili hamil durumda olduğunu, bu nedenlerle davanın reddi ile davacı aleyhine tazminata mahkum edilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılar aleyhine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Takibe konu çek, davalı cirosunu içermekle birlikte şirketin cirosu çizilmek suretiyle iptal edilmiştir. Çizilmiş ciro yazılmamış hükmündedir. Diğer bir anlatımla iptal edilen ciro yokmuş gibi ciro silsilesinin değerlendirilmesi gerekir. İptal edilen cirodan sonra ...'a ait ciro, sonrasında muhatab bankaya ibraz yer almaktadır.
Davalı şirkete yapılan cironun iptal edilmesi nedeniyle geriye dönüş cirosundan bahsedilemeyeceği gibi en son ciranta ...'un, cirosu iptal edilen şirket yetkilisi olması da bu sonucu doğurmaz. (Ankara BAM., 18.HD., 2021/834E., 2022/1666K.) Bu durumda takip alacaklısı davalı şirketin yetkili hamil olmadığı, cironun iptali nedeniyle davalı şirket tarafından temsilci vasıtasıyla çekin yeniden tedavüle çıkarıldığı kabul edilemeyeceğinden davacıların davalı alacaklıya bu çek kapsamında kambiyo senedine dayalı bir borçlarının bulunmadığı, çekin kambiyo vasfından dolayı şirket temsilcisinin hatalı işlemine dair savunmaya itibar edilemeyeceği anlaşılmakla menfi tespit istemi yönünden davanın KABULÜNE karar vermek gerekmiştir.
Menfi tespit kapsamında davalının davaya konu çeki, takibe koymasında haksız olduğu tespit edilmiş ise de İİK 72/5 maddesi kapsamında birlikte aranan kötüniyetli olma şartının yerine gelmediği, davalının açıkça kötüniyetli olduğunun davacılar tarafından ispat olunamadığı anlaşılmakla davacıların kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Somut olayda manevi tazminatın gündeme gelmesi için davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğini taşıyan, davalıdan sadır kusurlu bir eylemin varlığı şarttır. Davacı yanca bu eylemin varlığı ve ne suretle kişilik haklarının ihlal edildiği bildirilmemiştir. Halihazırda salt davacıların mal varlığına yönelik bir takip başlatılmasından dolayı kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahsedilemeyecektir. Bu kapsamda davacılara takipten dolayı ileri sürülen bir haksız ve orantısız eylemli haciz işleminin varlığından veya başkaca bir etkili eylemden bahsedilmediğine göre manevi tazminat şartları oluşmadığı kanaatiyle bu taleplerin de reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların, davalıya borçlu olmadığının tespit edilmesinin bile tek başına icra takibinin haksız olduğunu ortaya koyduğunu, Borçlar Kanunu madde 58'de, " kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir." denildiğini, tacir olan davalının, kendi cirosu olmayan çeki 2020 yılında icraya koyması ve icra dosyasından 3 yıl boyunca sürekli fiili ve kaydi haciz işlemleri yapmasının, davacıları haciz baskısı altına alması ve haciz işlemlerine dava süresince de ısrarlı şekilde devam etmesinin kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, ayrıca davalı tarafından başlatılan haksız icra takibi ile davacıların kişilik hakları ve ticari itibarlarının saldırıya uğradığını,
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre sadece haksız icra takibinin varlığının dahi kişilik haklarına saldırı olarak kabul edildiğini, davalı şirketin sadece icra takibi açmak ile yetinmediğini, davacılara karşı birçok fiili ve kaydi haciz işlemi yaptığını, davacıların ticari itibarlarına ve kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, kararın kısmi ret yönünden düzeltilerek, davacılar lehine ayrı ayrı kötü niyet tazminatı ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararda esası etkileyen usul hataları bulunduğunu, vakıa tespitlerinin tam ve doğru yapılmadığını, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulanmadığını, mahkeme gerekçelerinin taraflar arasındaki somut uyuşmazlığa uygun olmadığını, davacı - borçlu tarafların makineleri eksiksiz olarak teslim almalarına rağmen makineleri aldıkları gün kurulumun yapıldığı adresten kaçırdıklarını, muvazaalı işlemlerle işbirliği içinde hareket ettikleri firmalara satışını gerçekleştirdiği ni, satış bedeli olarak verdikleri 7 adet çek bedelini de ödemediklerini ve çeklerin tamamının karşılıksız kaldığını, menfi tespit davalarında temel borç ilişkisi bakımından borçluluk hususu esas alınarak hüküm verilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda davacı tarafın takibe konu çek ile ilgili müvekkil şirkete borçlu olduğu ve bu borcun ödenmediği hususu dosyaya sunduğumuz delillerimiz ile sabit olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından usul ve yasaya aykırı şekilde karar verildiğini, takibe konu çekin bankaya ibraz edildiğinde davalı şirketin cirosunun iptal edilmemiş şekilde bulunduğunu, ciro iptalinin davalı şirketin muhasebe servisinde çalışan deneyimsiz bir personeli tarafından çekin çalınma vb bir durumda şirketin sorun yaşamaması düşüncesi ile gerçekleştirildiğini, takipteki son cironun davalı şirket çalışanı ...'a ait olduğunu, bu cironun şirket adına gerçekleştirildiğini, tahsil cirosu niteliğinde olduğunu, ...'un cirosunun davalı şirket nam ve hesabına ibraz için gerçekleştirdiğini ve tahsil cirosu nedeniyle davalı şirketin yetkili hamil durumunda olduğunu, isticvap için mahkemeye davet edilen tarafın, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkar etmiş olduğu belgedeki yazı ve imzayı ikrar etmiş sayıldığını, dolayısıyla davacı tarafın imza incelemesi delilinden vazgeçmiş olmasının imzayı ikrar ettiğinin en açık göstergesi olduğunu, davacı tarafların TTK 732. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalı şirkete borçlu bulunduklarından davanın reddi gerektiğini, çekin hataen muhasebe çalışanı tarafından iptal edilmediğini, iptale yetkisinin olmadığını, yetkili hamilin iptale ilişkin herhangi onay veya imza/parafının olmadığını, ayrıca davacı tarafından huzurdaki davaya ödemeye ilişki her hangi bir yazılı evrak sunulmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini, davacıların %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; İİK.72 maddesi gereği takipten sonra açılan menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne, davalının kötü niyet tazminatı ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa konu uyuşmazlık temelde ilk derece mahkemesince verilen kararda delillerin takdirinde hata edilip edilmediği noktasındadır.
Davalı takip alacaklısı tarafından, davacılar ve dava dışı ...,.Şti hakkında .... İcra Müdürlüğü'nün ...dosyası ile 20/01/2020 tarihli, ... bankası, ... seri nolu 300.000 TL bedelli çek borcun sebebi gösterilerek toplam 352.715,75 TL alacağın tahsili için kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, davalı takip alacaklısının çek üzerinde alacaklı sıfatının bulunmadığı ve davacıların çek üzerinde imzalarının bulunmadığı gerekçeleri ile davacıların davalı şirkete icra takibine konu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin davacılar yönünden iptaline, haksız icra takibi nedeniyle kötü niyet tazminatı ve davacıların uğradıkları manevi zararın karşılanması için tazminat istemine ilişkin işbu davanın açıldığı görülmektedir.
Davacı taraf uyuşmazlık konusu çekin üzerindeki takip alacaklısı şirketin cirosunun iptal edildiğini, bu haliyle yetkili hamil olmadığını, çekin yetkili hamili görünen ...isimli şahıs ile bir ilişkileri bulunmadığını, çek üzerindeki imzanın kendilerine ait olmadığını iddia etmektedirler.
Davalı taraf ise davacıya mal sattıklarını karşılığında çeklerin verildiğini ancak ödenmediğini, çekin bankaya ibraz anında şirket cirosunun iptal edilmiş olmadığını, ciro iptalinin muhasebe servisinde çalışan deneyimsiz personel tarafından çekin çalınma ve benzeri bir durumda şirketin sorun yaşamaması düşüncesi ile gerçekleştirildiğini, çekin bankaya şirket yetkilisi ... tarafından ibraz edildiğini, alacakları bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Takibe konu edilen çek incelendiğinde; 20/01/2020 keşide tarihli, 300.000,00-TL bedelli, ... seri numaralı ... bankasına keşide edildiği, dava dışı ....Şti.'nin keşideci, davacı ... şirketinin lehtar/ciranta olduğu, takip eden cironun davacı ..., takip eden ve iptal edilen cironun davacı ....Şti., takip eden cironun ... olduğu çekin bu haliyle 22/01/2020 tarihinde bankaya ibraz edilip karşılıksız işlemi gördüğü, banka kanuni sorumluluk bedelinin ...'a ödendiği, ciroların tamamının beyaz ciro olduğu, ciroların tahsil cirosu olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, ... tarafından çekin bankaya ibrazında sonra davalı şirkete yapılmış TTK'nın 793/1. Maddesince alacağın temlikinin sonuçlarını doğuran bir ciro da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Aynı çek ve takibe yönelik aynı davacılar tarafından İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/1045 E. Dosyası ile İİK 170/a maddesinde düzenlenen şikayet yolu ile takibin iptaline ilişkin dava açıldığı eldeki dava ile aynı iddiaların ileri sürüldüğü, mahkemece davacı ...'a çıkarılmış bir ödeme emri olmadığından hukuki yarar yokluğundan davanın reddine, davacı ....Şti. yönünden ise şikayetin yasal 5 günlük sürede yapılmadığından reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmektedir.
Davacıların çek üzerindeki imzalarını inkar etmeleri nedeniyle İlk Derece Mahkemesince bu hususta araştırmaya başlanmış, HMK 211 hükmünce imza inkar edenlere isticvap davetiyesi çıkarılmış, davacı tarafça imza incelemesi delilinden vazgeçtiklerine ilişkin dilekçe sunulması üzerine, artık çek üzerinde davacıların imzasının bulunduğu hususu çekişmeli olmaktan çıkmış mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmamıştır.
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar.
Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK’nin 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir.
Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır.
Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Eldeki uyuşmazlıkta davacıların iddiası takip konusu çekte davalı alacaklının yetkili hamil olmadığına yöneliktir. Takibe konu çek, davalı cirosunu içermekle birlikte şirketin cirosu çizilmek suretiyle iptal edilmiştir. Çizilmiş ciro yazılmamış hükmündedir. Diğer bir anlatımla iptal edilen ciro yokmuş gibi ciro silsilesinin değerlendirilmesi gerekir. İptal edilen cirodan sonra ...'a ait ciro, sonrasında muhatap bankaya ibraz yer almaktadır
Davalı şirketçe yapılan cironun iptal edilmesi nedeniyle geriye dönüş cirosundan bahsedilemeyeceği gibi en son ciranta ...'un, cirosu iptal edilen şirket yetkilisi olması da bu sonucu doğurmaz. Bu durumda takip alacaklısı davalı şirketin yetkili hamil olmadığı, cironun iptali nedeniyle davalı şirket tarafından temsilci vasıtasıyla çekin yeniden tedavüle çıkarıldığı kabul edilemeyeceğinden davacıların davalı alacaklıya bu çek kapsamında kambiyo senedine dayalı bir borçlarının bulunmadığı, çekin kambiyo vasfından dolayı şirket temsilcisinin hatalı işlemine dair savunmaya itibar edilemeyeceği anlaşılmakla menfi tespit istemi yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Somut uyuşmazlıkta asıl borç ilişkisi yönünden borçlu olunmadığına yönelik bir talep ve yargılama yapılmamıştır. Mahkemece verilen karar da davalı takip alacaklısının yetkili hamil olmadığı gerekçesiyle davacıların dava konusu çekten dolayı borçlu olmadığına karar verilmiş olmakla davalının davacılardan alacağı bulunduğu, mahkemenin bu hususları incelemediğine ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir.
Davalı çekin bankaya ibraz anında şirket cirosunun iptal edilmiş olmadığını, ciro iptalinin muhasebe servisinde çalışan deneyimsiz personel tarafından çekin çalınma ve benzeri durumda şirketin sorun yaşamaması düşüncesi ile gerçekleştirildiği iddia edilmiş ise de ... Bankası'ndan gönderilen ve çekin ibraz anında alınan görüntüsünde davalı şirket cirosunun iptal edildiği görülmektedir.
Çek üzerideki cironun hataen iptal edildiği savunması kambiyo hukuku açısından dinlenebilecek bir savunma değildir. Tacir olan davalının basiretli bir tacir gibi davranması TTK 18/2 emridir. Gerek kendi gerek çalıştırdığı kişilerin eylemlerinden davalı sorumludur. ...'un şirketin yetkilisi olması nedeniyle cironun tahsil cirosu olduğu bu nedenle davalının yetkili hamil olduğu yönündeki savunmada bulunulmuş ise de ciro üzerinde tahsil cirosu olduğuna dair bir kayıt bulunmamakla davalının bu yönlere ilişkin istinaf istemleri de yerinde değildir.
Menfi tespit kapsamında davalının davaya konu çeki, takibe koymasında haksız olduğu tespit edilmiş ise de İİK 72/5 maddesi kapsamında birlikte aranan kötüniyetli olma şartının yerine gelmediği, davalının açıkça kötüniyetli olduğunun davacılar tarafından ispat olunamadığı anlaşılmakla davacıların kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğini taşıyan, davalıdan sadır kusurlu bir eylemin varlığı ve kişilik haklarının ihlal edildiği ispatlanmış değildir. Salt davacıların mal varlığına yönelik bir takip başlatılmasından dolayı kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahsedilemez Bu kapsamda davacılara takipten dolayı ileri sürülen bir haksız ve orantısız eylemli haciz işleminin varlığından veya başkaca bir etkili eylemden bahsedilmediğine göre manevi tazminat şartları oluşmadığından bahisle istenin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacılar ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacılar ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 6.023,50 TL harcın, alınması gerekli olan 24.094,01 TL harçtan mahsubu ile bakiye 18.070,51 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacılar ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026