Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1099 E. 2026/2099 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1099
- Karar No
- 2026/2099
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1099 KARAR NO : 2026/2099
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/02/2023 NUMARASI : 2021/719 Esas 2023/130 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 01/10/2026
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/719 Esas ve 2023/130 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı tarafından İzmir 20. İcra Müdürlüğünün 2019/10480 E. sayılı dosyası tahtında müvekkili hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu icra takibi başlatılmış olup takibin kesinleştiğini, müvekkilinin alacaklıya hiçbir borcu olmadığını, müvekkili hakkında açılan icra takibinin haksız ve yersiz olduğunu, müvekkilinin ...–... unvanı altında temizlik ürünleri ticareti ile iştigal ettiğini, davalının Denizli Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı ... Şti. unvanlı şirketin eski ortağı ve temsilcisi olduğunu, takibe konu senet incelendiğinde; senet üzerinde “malen” kaydının bulunduğunun görüldüğünü, müvekkilinin alacaklı ile hiçbir ticareti olmadığını, müvekkilinin alacaklıdan mal almadığını, senedin tanzim tarihi 16.04.2018 tarihi olup bu tarih öncesinde ve sonrasında müvekkilinin davalıdan mal almadığını, davalı tarafından müvekkiline fatura kesilmediğinin ticari kayıt ve belgeler üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile anlaşılacağını, Yargıtay 19.HD 2020/85E. 2020/454 K. sayılı kararı gereğince ticari nitelikteki menfi tespit davalarında arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak aranmadığı için bu hususa yönelik olarak davanın usulden reddi yönünde yapılabilecek itirazların haklı olmadığının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek davanın kabulüne, müvekkilinin İzmir 20. İcra Müdürlüğünün 2019/10480 E. sayılı icra takip dosyasından davalı tarafa borçlu bulunmadığının tespitine, alacağın % 20’sinden az olmamak üzere müvekkil lehine tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı yanın dava dilekçesinde, müvekkili ...'un ...Şti'nin eski ortağı ve yetkilisi olduğunu, müvekkili ile aralarında her hangi bir alışverişin olmadığını, müvekkili ile hiç bir ticaretinin olmadığını, senette malen kaydının bulunduğunu, bu nedenle müvekkiline borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş ise de her hangi bir ticaretinin bulunmadığı, mal alışverişi yapmamış olduğu müvekkiline hangi amaç ve saik ile söz konusu bonoyu keşide ettiğini açıklayamadığını, aslında müvekkilinin gerek eski yetkilisi olduğu .... isimli firma adına, gerekse de asaleten, davalı ve eşine bir çok araç sattığını, satılan araçlar neticesinde taraflar arasındaki alışveriş neticesinde, senetteki miktar konusunda anlaşmaya vardıklarını ve davacının senedi keşide ederek müvekkiline teslim ettiğini belirterek davanın reddine; davacı tarafın %20 tazminata mahkum edilmesini; vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT: Mahkememizce 15/03/2021 tarih ve 2020/344 Esas, 2021/169 Karar Sayılı kararı ile davanın Türk Ticaret Kanunu 5/A maddesi ile 6100 Sayılı HMK 114 ve 115. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE karar verilmiş, Davacı vekili tarafından karar istinaf edilmiş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 2021/1150 esas, 2021/1363 karar sayılı kararı ile "...Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/03/2021 tarih ve 2020/344 Esas, 2021/169 Karar sayılı hükmünün dava dosyasının esası incelenmeksizin HMK’nın 355 ve 353/(1)-a-4 ve 6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA," karar verilerek dosya mahkememize gönderilmiş ve mahkememizin 2021/719 esasına kaydı yapılmıştır. İzmir 20. İcra Dairesinin 2019/10480 sayılı dosyası celp edilerek incelenmesinde; takip alacaklısının ..., takip borçlusunun ... olduğu, bono alacağı, işlemiş faiz ve komisyon olmak üzere toplam 48.202,67 TL alacak için Örnek No 10 ile kambiyo senetlerine özgü ilamsız takip yapıldığı anlaşılmıştır. Yapılan yargılamada taraf delilleri toplanmış, dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi raporunda; *Davacı tarafın 2017-2018 ve 2019 yıllarına ait ticari defterlerinden incelenmek üzere ibraz edilmiş olanların açılış kapanış tasdiklerinin yapıldıkları, TTK'na göre usulüne uygun olarak tutuldukları, ancak ibraz edilmeyen ticari defterler görülmediğinden inceleme yapılamadığı için defter kayıtlarının birbirini doğruladıklarının tespitinin yapılamadığı, bu nedenle de takdiri Mahkemeye ait olmak üzere, ticari defterlerinin sahibi aleyhine delil olma özelliği taşıdıkları, *Tarafına incelenmek üzere ibraz edilmiş bulunan davacı tarafın ticari defterlerinin incelenmesinde; icra takip ve dava konusu olan 16.04.2018 tanzim ve 30.09.2018 vade tarihli 41.780,00 TL tutarlı bononun davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı taraf ile davalı taraf ... arasında ticari ilişkiye ait herhangi bir kayıt bulunmadığı, takip tarihi itibarıyla davacı tarafın davalı tarafa borçlu olduğuna ilişkin olarak herhangi bir kayıt bulunmadığı, *Dava dosyasında taraflar arasında akdi ilişki bulunduğuna ve yazılı sözleşme olduğuna dair herhangi belge bulunmadığı gibi inceleme esnasında da tarafıma böyle bir belgenin sunulmamış olduğu, *Dava konusu bono bedelinin tamamen veya kısmen ödenmesine ilişkin olarak davacı tarafın ticari defterlerinde herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığı, *Davacı tarafin ticari defterlerinde; dava ve takip konusu senedin kayıtlı bulunmadığı, davacı tarafın davalı tarafa senetten dolayı borçlu olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, *Davalı tarafın 23/09/2021 tarihli cevap dilekçesindeki iddialar ile ilgili olarak yapılan incelemede; dilekçedeki “davalı ... tarafından davacı ve davacının eşi olan....'ye araçlar attığı, hatta davacı, vergi mükellefi olduğunu, bu nedenle araçlardan bazılarını kocası ... adına tescil edilmesini talep ettiği, bu araçlardan bir tanesi .... plakalı araç olduğu, yine .. marka ... plakalı aracın devrinin müvekkil tarafından yapıldığı” şeklindeki iddiası ile ilgili olarak, davacı tarafın 2017-2018-2019 yıllarına ait ticari defterlerinde .... plakalı aracın kayıtlı bulunmadığı, ancak davacı tarafın 2017 yılına ait ticari defterlerinde; davacı tarafından davalının ortak ve yetkilisi olduğu iddia edilen dava dışı ...Şti.den18.04.2017 tarih ve 51750 nolu kdv dahil 25.000,00 TL tutarlı açık fatura ile.... plakalı aracın satın alınmış olduğu ve 18.04.2017 tarih ve 36 nolu yevmiye maddesinde nakden ödeme şeklinde kayıtlı bulunduğu, *Ayrıca, dava dışı .... Şti.den 20.04.2017 tarih ve 51341 nolu kdv dahil 8.000,00 TL tutarlı açık fatura ile satın alınmış bulunan .... plakalı aracın 20.04.2017 tarih ve 38 nolu yevmiye maddesinde nakden ödeme şeklinde kayıtlı bulunduğu, 1-) Davalı taraf ...'un ortağı ve yetkilisi olduğu iddia edilen dava dışı şirket ile davacı taraf arasındaki ticari ilişkinin, 2-) Davacı tarafın kocası.... ile davalı taraf ... arasında yapılmış olduğu bildirilen araç satış sözleşmelerinin hukuki yönden değerlendirilmesinin Mahkemenin takdirinde olduğu hususları tespit edildiği rapor edilmiştir. Dava, bonodan kaynaklı alacağa ilişkin davacı aleyhinde başlatılan takipte borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin menfi tespit davasıdır. Tüm dosya kapsamı birlikte incelenmekle; tarafların uyuşmazlık noktalarının İzmir 20 İcra Müdürlüğünün 2019/10480 Esas sayılı dosyasındaki alacaktan dolayı davacının borçlu olup olmadığının tespiti ile tazminat talebine ilişkin uyuşmazlık bulunduğunun tespiti noktalarında toplandığı anlaşılmakla, toplanan deliller, tarafların beyanları, ayrıntılı ve gerekçeli karar yazmaya yarar bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli kambiyo senedinden kaynaklandığından TTK'nun 4. maddesi uyarınca ticari mahiyetteki uyuşmazlıkların çözümünde görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğu; dava konusunun bir miktar alacağa ilişkin olarak borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkin olduğu, Tarafların sıfatlarının tespiti amacıyla İzmir Ticaret Sicil İl Müdürlüğü, Kadifekale Vergi Dairesi Müdürlüğü, Gökpınar Vergi Dairesi Müdürlüğü,Pamukkale Vergi Dairesi Müdürlüğü ile Denizli Ticaret Sicil İl Müdürlüğü’ne yazılan müzekkere cevaplarından davacının birinci sınıf tacir, davalının da ikinci sınıf tacir olduğu bildirilmiş, taraflara Mahkememizin 20/06/2022 tarihli oturumunda ticari defter ve kayıtlarını ibraz yönünden HMK 220/1 maddesi uyarınca iki haftalık kesin süre verilmiş, her iki tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi vasıtasıyla inceleme yaptırılmış, alınan bilirkişi raporu Mahkememizce yeterli ve hükme esas almaya elverişli mahiyette değerlendirilmiş, Raporda davacı tarafın ticari defterlerinin incelenmesinde; icra takip ve dava konusu olan 16.04.2018 tanzim ve 30.09.2018 vade tarihli 41.780,00 TL tutarlı bononun davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı taraf ile davalı taraf ... arasında ticari ilişkiye ait herhangi bir kayıt bulunmadığı, takip tarihi itibarıyla davacı tarafın davalı tarafa borçlu olduğuna ilişkin olarak herhangi bir kayıt bulunmadığı, taraflar arasında akdi ilişki bulunduğuna ve yazılı sözleşme olduğuna dair herhangi belge bulunmadığı gibi inceleme esnasında da tarafıma böyle bir belgenin sunulmamış olduğu, dava konusu bono bedelinin tamamen veya kısmen ödenmesine ilişkin olarak davacı tarafın ticari defterlerinde herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığı, davacı tarafin ticari defterlerinde; dava ve takip konusu senedin kayıtlı bulunmadığı, davacı tarafın davalı tarafa senetten dolayı borçlu olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmadığının tespitinin yapıldığı; Bu bağlamda davacı taraf iddiaları ve delilleri bağlamında gerçek kişi tacir davacı ve tüzelkişi şirket tacir davalı arasında dava konusu bono ile sair akdi ilişkilere dair borç bulunmadığı, senedin ticari defterlere kayd edilmediği görülmekle beraber, Sened üzerindeki malen kaydı ve davalı taraf savunması itibari ile senedin araç alım satımına istinaden verildiği iddiaları bağlamında, takip ve dava konusu senette ihdas nedeni olarak malen kaydının bulunduğu hallerde temel ilişki anlamında da ispat yükününü kıymetli evrakın mücerretliği bağlamında yine davacı tarafta olacağı, davalı tarafın aralarında gerçekleşen araç alım satımlarına dair anlatımları ile bilirkişi raporunda da; ".... ancak davacı tarafın 2017 yılına ait ticari defterlerinde; davacı tarafından davalının ortak ve yetkilisi olduğu iddia edilen dava dışı...Şti.den18.04.2017 tarih ve 51750 nolu kdv dahil 25.000,00 TL tutarlı açık fatura ile .... plakalı aracın satın alınmış olduğu ve 18.04.2017 tarih ve 36 nolu yevmiye maddesinde nakden ödeme şeklinde kayıtlı bulunduğu, ...." "... dava dışı ...Şti.den 20.04.2017 tarih ve 51341 nolu kdv dahil 8.000,00 TL tutarlı açık fatura ile satın alınmış bulunan .... plakalı aracın 20.04.2017 tarih ve 38 nolu yevmiye maddesinde nakden ödeme şeklinde kayıtlı bulunduğu,..." Şeklinde 2 ayrı tespitin yer aldığı, bu manada temel ilişkiye dair noter araç satım sözleşmeleri, ifa ve tediyeye dair para hareketleri doğrultusunda, 16.04 tanzim 30.09.2018 ödeme günü olan dava konusu bono kaynaklı malen kaydını derpiş eden sened keşide eden davacı tarafın ispat mükellefiyetini mütehammil olup bu noktada ispat vasıtası ibraz edemediği..." gerekçesi ile, davacının davasının REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında müvekkilinin davalıya senet vermesini gerektirecek ticari ilişki olmadığının bilirkişi raporu ile ispatlandığını, müvekkilinin 2 adet araç alımı dava dışı .... Şti.'nden yapıldığını ve bedelinin nakden ödendiğini, yerel mahkemenin yorumunun hatalı olduğunu, .... Şti.'nden satın alınan araçların bu dava ile ilgisinin bulunmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def'î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def'înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def'î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Öte yandan, kişisel (şahsi) teminat sözleşmesinin alt kavramını oluşturan kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. Öncelikle kefalet sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 484. maddesi hükmü uyarınca, geçerliliği yazılı şekle tabi olup; bu sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktar gösterilmesi gerekir. Bunun yanında, BK'nın 497. maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait def'îleri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahiptir. BK'nın 492. maddesi gereğince kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. Kefalet borcu, temin ettiği asıl borcun fer'î olup, asıl borç herhangi bir sebeple düşerse, kefil de borçtan kurtulabilir. Kefil, kanunun kendisine tanıdığı bu ve diğer hakları kullanmaya yetkilidir. Asıl borç tediye (ödeme) ile vesair surette düşerse, kefalet gibi fer’î haklar da düşer. Kefil asıl borçludan daha fazla mükellefiyet altına giremez (11.06.1969 tarihli ve 1969/4-6 sayılı YİBK'nın Gerekçesi). Türk hukuk öğretisinde de, kefilin borcunun, fer'î (bağımlı) bir borç olduğu benimsenmiş; asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kefaletin fer'î nitelik taşımasının sonuçlarından biri de, kefilin sorumluluğunun, asıl borçludan daha ağır olamayacağıdır. Asıl borçluya karşı yapılan iyileştirmeler (faizin düşürülmesi gibi) kefil için de etkili olur (Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, İstanbul 2010, s.695 vd.; Ayan, Serkan: Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu, Ankara 2013, s.21 vd.; Gümüş, Mustafa Alper: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, Cilt: II, İstanbul 2014, s.322 vd.; Yavuz, Cevdet/Acar, Faruk/ Özen, Burak: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2013, s.1366 vd.; Özen, Burak: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.79 vd.; Elçin Granssınger, Gülçin: Borçlar Kanunu'na Göre Kefilin Alacaklıya Karşı Sahip Olduğu Savunma İmkanları, İstanbul 1996, s.13; Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s.22 vd., 208, 211; Aydoğdu, Murat / Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s.703; Zevkliler, Aydın/Gökyayla, K.Emre:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2013, s.654 vd.; Aral, Fahrettin /Ayrancı, Hasan: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2012, s.418 vd.)...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı) ''...İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu bonoda tarafların keşideci ve lehtar olduğu, bu nedenle senedin sebepten mücerret olduğu ilkesinin uygulanamayacağı, kural olarak menfi tespit davalarında, ispat külfetinin davalıda olduğu, davacı ile aralarında ne tür ticari ilişki olduğu, senedin hangi sebepten verildiğinin davalı tarafından kanıtlanamadığı, bu nedenle davacının iddiasının haklı görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya 25/07/2013 ödeme tarihli 83.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2014/70770 esas sayılı takibin iptaline, asıl alacak miktarının % 20' si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya göre, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğü davacı borçluya ait olduğu, davacının bononun teminat bonosu olduğu yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının gerektiği, ancak davacının, dava konusu senedin teminat senedi olduğu ve senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını yazılı ve kesin delil ile ispatlayamadığı, bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken ispat külfeti konusunda yanılgıya düşülerek menfi tespit talebinin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/01/2018 tarih ve 2015/705 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2021 tarih ve 2020/4500 Esas 2021/6797 Karar sayılı İlamı) Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin geçerli kesin delillerle ispatlanmasının gerekmesine, elinde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir bir bono bulunan davalının ayrıca alacağının nereden kaynaklandığını açıklama mecburiyeti bulunmadığı gibi bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de bulunmamasına, davacı tarafından yapılan takibe dayanak senedin bedelsiz olduğu ve senet karşılığında mal teslim edilmediği iddialarının kesin delillerle davacı tarafından ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/02/2023 tarih ve 2021/719 Esas 2023/130 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 01/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.