Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/750 E. 2026/1195 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/750
- Karar No
- 2026/1195
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/750
KARAR NO: 2026/1195
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/01/2026
NUMARASI: 2024/659 Esas - 2026/86 Karar
DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından.... İcra Dairesi ...Esas sayılı dosyası kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, takibin durdurulma kararının hukuka aykırı olduğunu, Davalı/borçlunun müvekkili şirketten, 17/03/2023 tarihinde 18.431,60 TL bedelinde, 27/04/2023 tarihinde 22.136,80 TL bedelinde ve 07/08/2023 tarihinde 14.840,40 TL bedelinde faturalarda belirtmiş olan malları aldığını, malın bedelini ödemediğini ve ödemeyi ret ettiğini, müvekkilinin alacağının tahsili sebebiyle yasal hakkı olan icra takibini başlattığını, Davalı/borçlunun buna rağmen takibe konu 68.176,22 TL tutarındaki borcunu ödemediğini, ve başlatılan icra takibine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu,
Davalı/borçlunun itirazlarının hukuken dayanaksız olduğunu, müvekkili tarafından düzenlenmiş olan faturaların taraflar arasındaki akdi ilişkiye (sözleşme) dayanarak düzenlendiğini, faturalarda yazılmış olan malların da davalı tarafa teslim edildiğini ve bu durumun davacı ve davalı tarafların ticari defter kayıtları ile ispatlanmasının mümkün olduğunu, davalı tarafın temerrüt faizine ve yetkiye yönelik itirazlarının da dayanaktan yoksun olduğunu, davalı ve davacının TTK madde 12 uyarınca tacir olduklarını ve tacirler için TTK madde 9'a göre temerrüt faizinin uygulanmasının hukuka uygun olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesine göre, alacak ve tazminat taleplerine ilişkin davalardan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğunu bu çerçevede, 10.10.2024 tarihinde İstanbul Arabuluculuk Bürosu’na ...... başvuru numarasıyla başvuruda bulunulduğunu ancak yapılan görüşmeler sonucunda anlaşma sağlanamadığını, anlaşma sağlanamadığından dolayı mahkemeye başvuru zorunluluğunun doğduğunu bildirerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; Davalı/Borçlu'nu....İcra Müdürlüğü'nün ...esas numaralı dosyasında gerçekleştirdiği haksız ve kötü niyetli itirazın iptaliyle takibin devamına, takibin durduğu ve alacağın likit olduğu göz önüne alındığında, kötüniyetli davalının lehine olmamak üzere %20 oranında icra inkar tazminatının ödenmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti hususlarında da müvekkilinin lehine bir karar alınması adına, ilgili giderlerin ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketlerin yapmış oldukları iş kapsamında davacı şirket ile ticari ilişki kurmuşsa da, davacının tüm ödemelerinin zamanında ve eksiksiz bir şekilde yapıldığını, buna rağmen davacının, 68.176,22 TL tutarında alacağı olduğunu iddia ederek müvekkili şirketlerin oluşturduğu adi ortaklığa karşı haksız ve hukuka aykırı olarak icra takibi başlattığını, müvekkili şirketlerce icra takibine itiraz edilmesinin akabinde de Sayın Mahkemede derdest olan işbu itirazın iptali davasının ikame ettiğini, işbu davanın taraf ehliyeti yokluğu sebebiyle usulden reddinin gerektiğini,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2018 tarihli 2016/6461 E. ve 2018/777 K. Sayılı kararında da detaylı bir şekilde açıklandığı üzere, adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından, salt adi ortaklık olarak husumet ehliyeti bulunmadığı gibi ortaklardan sadece birinin dava açma hak ve yetkisi ya da birine karşı dava açılmasının da mümkün bulunmadığını, bir başka anlatımla, adi ortaklık şeklinde yürütülen iş ve işlemlerden dolayı oluşacak olan uyuşmazlıklar sonunda açılacak olan davada, ortaklığı oluşturan tüm kişilerin davada taraf olarak gösterilmesinin zorunlu olduğunu, işbu dava bakımından dava dilekçesine bakıldığında ortaklığı oluşturan şirketlerden bağımsız farklı bir vergi kimlik numarası bulunan ... Limited Şirketi & .... Şti. İş Ortaklığı 'nın davalı taraf olarak gösterildiğini; akabinde mahkemece dava dilekçesi ile tensip zaptı da yalnızca ...'ya tebliğ edilmiş ise de adi ortaklığın taraf ehliyeti bulunmadığını, nitekim, taraf ehliyetinin 6100 Sayılı HMK’nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından olup, taraflarca ileri sürülmese dahi, mahkemece re’sen nazara alınması gerektiğini, dolayısıyla davacının dava dilekçesinde taraf olarak göstermiş olduğu adi ortaklığı oluşturan her iki şirketi de davada taraf olarak göstermemesi ve dolayısıyla da taraf teşkilinin sağlanmaması sebebiyle davanın taraf ehliyeti yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, işbu davaya konu icra takibinin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığından ve dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesi talep edilmeden işbu haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali davası ikame edildiğinden, hem icra dairesinin hem de Sayın Mahkemenizin yetkisiz olması sebebiyle işbu davanın reddine ve icra takibinin iptaline karar verilmesi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde her ne kadar adi ortaklığın adresinin "... Mah. .... ...... Cd. No:......./İstanbul" olması sebebiyle İstanbul İcra Dairelerinin yetkili olduğunu ileri sürmüş ise de, adi ortaklığın taraf ve dava ehliyeti olmadığından yetkili icra dairesi ve mahkemenin salt borçlu olduğu iddia edilen şirketin adi ortaklık olması sebebiyle hatalı olarak adi ortaklığın adresi dikkate alınarak belirlenmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, nitekim adi ortaklığın taraf ehliyeti bulunmadığından ve gerek davada gerekse de icra takibinde adi ortaklığı oluşturan her iki şirketin de yer alması gerektiğinden yetkili mahkeme ve icra dairesinin tespitinde adi ortaklığı oluşturan şirketlerin adreslerinin dikkate alınmalısı gerektiğini, buna göre gerek ... gerekse de ......şirketlerinin adreslerinin bulunduğu yerin Bandırma Adliyesi Yargı alanında olması sebebiyle yetkili icra müdürlüğünün Bandırma İcra Müdürlüğü olduğunu yine icra takibi yetkisiz icra dairesinde başlatıldığı gibi Sayın Mahkemenin de işbu dava bakımından yetkili olmadığını, sonuç itibariyle işbu dava ve işbu davaya konu icra takibi bakımından yetkili İcra Dairesi ve Mahkemenin Bandırma İcra Daireleri ve Mahkemeleri olduğunu, fatura alacağının karşılığı olarak müvekkili şirketlere teslim olunan herhangi bir mal veya hizmetin bulunmadığını, fatura alacağının karşılığı olarak müvekkili şirketlere teslim olunan herhangi bir mal veya hizmetin de bulunmadığını, müvekkili şirketlerin davacı tarafından kendilerine sunulmuş olan mal ve hizmetlerin karşılığı olan bedeli davacıya ödediklerini, dolayısıyla müvekkili şirketlerin davacıya herhangi bir borcunun da bulunmadığını, buna rağmen davacının müvekkili şirketlere karşı herhangi bir mal veya hizmet teslimi olmaksızın fatura kesmeye devam ettiğini, davacının faturalarda yer alan alacaklarına dayanak olabilecek, mal ve hizmetlerin teslim edildiğine dair somut hiçbir delil sunmadığını, bir işin karşılığı olduğu iddia edilerek fatura kesilmesinin, faturaya konu edilen malların teslim edildiği yönünde kesin bir delil teşkil etmeyeceğini, diğer bir deyişle, dosyaya ibraz edilen faturaların malın teslim edildiğini göstermediğini, davacının yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmesi gerektiğini, davacının davasını ispat etmekle yükümlü olduğundan müvekkili şirketlere kesmiş olduğu faturalara dayanak mal ve hizmeti kendilerine teslim ettiğini ispatlamasının gerektiğini, ancak davacının müvekkili şirkete ne böyle bir mal ve hizmet teslimi olduğunu ne de ikame etmiş olduğu işbu davada buna dair bir belge sunulduğunu, bu doğrultuda davacının söz konusu malları müvekkili şirketlere teslim edip etmediği, teslim ettiyse kime ettiği gibi sorulara cevap verme yükümlülüğünün bulunduğunu, karşı tarafın müvekkili şirketlere mal satımı yapıldığını ve teslim edildiğini ileri sürmüş ise de öncelikle bu iddiasını ispatlaması gerektiğini bildirerek haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen işbu davanın öncelikle usul yönünden itirazlarının kabulü ile usulden; Sayın Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise esastan reddine, davalı aleyhine alacağın %20‘sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından davalılara karşı .... İcra Müdürlüğü 'nün ...Esas sayılı icra dosyası ile 55.408,80 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlatıldığı, davalılar tarafından süresi içerisinde takibe itiraz edildiği, takibin durdurulmasına karar verildiği, davacı tarafça yasal süresi içerisinde itirazın iptali talepli bu davanın açıldığı, icra dosyası incelendiğinde adi ortaklık yönünden takip başlatıldığı, adi ortaklık belirtilirken adi ortaklığı oluşturan şirketlerin de belirtildiği, icra dosyasında adi ortaklar adına vekaletname sunularak itiraz edildiği, yine bu dava açılmadan önce her bir adi ortak yönünden arabuluculuğa başvurulduğu, yine dava dilekçesinde adi ortaklık adına dava açılmış ise de adi ortaklığın isimlerinin ayrı ayrı belirtildiği, adi ortaklar yönünden vekaletname sunularak cevap dilekçesi sunulduğu, adi ortaklığın tek başına tüzel kişiliği bulunmasa da adi ortaklığı oluşturan ortakların icra dosyasına ve bu dava dosyasına dahil olarak borca itiraz dilekçesi ve cevap dilekçesi sunularak davaya ve icra dosyasına dahil olduğu anlaşılmakla taraf teşkilinin sağlandığı yönünde değerlendirme yapılması gerektiği, icra dosyasında borca itiraz dilekçesinde icra dairesinin yetkisine ve sunulan cevap dilekçesinde mahkememizin yetkisine itiraz edilmiş ise de yukarıda belirtilen 6100 sayılı HMK'nun10.maddesi ve 6098 sayılı TBK'nun89.maddesi kapsamında davacının yerleşim yerinin de yetkili olacağı, davacının yerleşim yerinin Kağıthane/İstanbul olduğu, mahkememizin ve icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın yerinde olmadığı, dosyamız davalıları tarafından Balıkesir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/411 Esas sayılı dosyası ile 23/07/2024 tarihinde konkordato talepli dava açıldığı, Balıkesir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/411 E sayılı dosyasında 26/07/2024 tarihinde 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verildiği, 23/10/2024 tarihli ara karar ile geçici mühlet kararının 2 ay daha uzatıldığı, 25/12/2024 tarihli ara karar ile 26/12/2024 tarihinden itibaren 1 yıllık kesin mühlet kararı verildiği, üç aylık geçici mühlet kararı verilen 26/07/2024 tarihli ara karar ile İİK'nun 294/1 maddesindeki "Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez." düzenleme kapsamında tedbir kararı verildiği, tedbir kararının geçici mühlet kararının uzatılması ve kesin mühlet kararına ilişkin ara kararlarda devamına karar verildiği, İİK'nun 294/1 maddesi kapsamında mühlet kararı içinde borçluya karşı hiçbir icra takip işlemi yapılamayacağı, bu yasağa aykırı olarak başlatılan icra takip işlemlerinin geçersiz olacağı, davaya konu icra takibinin 20/08/2024 tarihinde İİK'nun 294/1 maddesi kapsamında verilen ihtiyati tedbir kararı devam ederken başlatıldığı, yukarıda belirtilen emsal nitelikteki İstinaf ilamında da açıklandığı üzere tedbir kararı devam ederken başlatılan icra takibinin geçersiz olacağı, itirazın iptali davasının icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğu, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça itirazın iptali davasının da dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiği anlaşıldığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının hukuka ve usüle aykırı olduğunu, konkordato mühletinin alacak hakkını ortadan kaldırmadığını, dava itirazın iptali davası olarak açılmış ise de dosyada yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacının davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu durumda mahkemece davanın alacak davası olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğunu, davalı tarafın incelemeye katılmadığını ve ticari defterlerini ibraz etmediğini, bu durumda dosyada mevcut bilirkişi raporu ve davacı ticari defterleri birlikte değerlendirildiğinde davacının davalıdan alacaklı olduğunun açıkça ortaya konulduğunu, mahkemenin fiilen davanın esasına girdiğini, tarafların ticari defterleri ve bilirkişi raporu üzerinden uyuşmazlığın maddi yönünü incelediğini, buna rağmen yargılamanın bu noktaya kadar ilerletildikten sonra davanın dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilmesinin usul hukukunun temel ilkeleri ile bağdaşmadığını, dava şartları ve ilk itirazların usul hukukunda ön sorun niteliğinde olduğunu, bu nedenle mahkemenin öncelikle dava şartlarını ve varsa ilk itirazları incelemesinin bu hususlarda bir eksiklik bulunmaması hâlinde ise uyuşmazlığın esasına girmesi gerektiğini, usul kararlarının maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığını, bu nedenle tespit edilmiş olan alacağın hala tespit edilmiş bir borç olduğunu, usulden ret kararının alacağın var olmadığı anlamına gelmeyeceğini, davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacının davalıdan alacaklı olduğunun tespit edilmiş olmasına rağmen davanın usulden reddedilmesi sonucunda davacının hem alacağını tahsil edemediğini, hem de yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ile sorumlu tutulduğunu, davacının usulî bir değerlendirme nedeniyle hem alacağını tahsil edememesi hem de vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile sorumlu tutulmasının dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmadığını, davanın bekletilmesi veya esasa girilerek karar verilmesi gerekirken doğrudan usulden ret kararı verilmesinin isabetsiz olduğunu, kararın davacının hak arama özgürlüğünü zedeleyen bir sonuç doğurduğunu, alacağın yargı kararıyla belirlenmesinin konkordato sistematiğine aykırı olmadığını, konkordato kurumunun amacına uygun bir hukuki belirleme niteliği taşıdığını, konkordato mühletinin, alacaklıların yargı mercilerine başvurma ve alacaklarını ileri sürme hakkını tamamen ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmasının hukuken kabul edilebilir olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı tarafça davalı hakkında ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile 20/08/2024 tarihinde toplam 55.408,80 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine 01/11/2024 tarihinde itirazın iptaline ilişkin eldeki davanın açıldığı görülmektedir.
Davalı şirketler hakkında Balıkesir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/411 Esas sayılı dosyası ile 23/07/2024 tarihinde konkordato talepli dava açıldığı, 26/07/2024 tarihinde 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verildiği, 23/10/2024 tarihli ara karar ile geçici mühlet kararının 2 ay daha uzatıldığı, 25/12/2024 tarihli ara karar ile 26/12/2024 tarihinden itibaren 1 yıllık kesin mühlet kararı verildiği, üç aylık geçici mühlet kararı verilen 26/07/2024 tarihli ara karar ile İİK'nun 294/1 maddesindeki "Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez." düzenleme kapsamında tedbir kararı verildiği, tedbir kararının geçici mühlet kararının uzatılması ve kesin mühlet kararına ilişkin ara kararlarda devamına karar verildiği, İİK'nun 294/1 maddesi kapsamında mühlet kararı içinde borçluya karşı hiçbir icra takip işlemi yapılamayacağı, bu yasağa aykırı olarak başlatılan icra takip işlemlerinin geçersiz olacağı, davaya konu icra takibinin 20/08/2024 tarihinde İİK'nun 294/1 maddesi kapsamında verilen ihtiyati tedbir kararı devam ederken açıldığı anlaşılmaktadır.
Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur(İİK m. 288/1). Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez(İİK'nın m. 294/1). Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez(İİK'nın m. 295).
İtirazın iptali davası icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olup davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunması dava şartıdır. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece resen dikkate alınır. Bu durumda davanın dava şartı yokluğundan reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. .
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 10/06/2026