Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1445 E. 2026/1438 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1445
Karar No
2026/1438
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1445 - 2026/1438 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1445 KARAR NO : 2026/1438

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/06/2026 NUMARASI : 2024/485 Esas 2026/408 Karar

DAVACILAR : 1- 2- (Velayeten ) 3- 4- 5- VEKİLİ : Av.

DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 08/10/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 08/10/2026

Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacılar vekili dava dilekçesinde; 05.10.2023 tarihinde, davacıların murisi ve desteği olan sürücünün yönetimindeki aracın, davalı sigorta şirketi nezdinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı olan araçla karıştığı çift taraflı trafik kazası neticesinde desteğin vefat ettiğini, söz konusu kaza sebebiyle doğan destekten yoksun kalma tazminatı ve bedeni zararların tasfiyesi amacıyla taraflar arasında yürütülen Arabuluculuk Daire Başkanlığı 2024/169850 Arb. numaralı dosya ihtiyari arabuluculuk süreci neticesinde, 25.03.2024 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesi ile 900.000,00 TL asıl alacak ve 118.000,00 TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.018.000,00 TL üzerinden mutabakata varıldığını, bu tutarın en geç 26.04.2024 tarihine kadar ödenmesi kararlaştırıldığı halde davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, ödememe üzerine 27/04/2026 tarihinde davacı tarafından Ankara 5. Genel İcra Dairesi'nin 2024/28647 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalı sigorta şirketinin takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz etmesi neticesinde takibin durduğunu belirterek, davacı tarafın haksız itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesini ve alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 24.04.2025 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi tarafından icra dosyasına yapılan kısmi ödemelerin Türk Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi uyarınca öncelikle faiz ve fer’i alacaklara mahsup edildiğini, bu mahsup işlemi neticesinde asıl alacaktan bakiye kalan 227.864,87 TL’nin tahsilinin talep edildiğini, davacı tarafın, davasını bu miktar üzerinden ıslah ederek Ankara 5. Genel İcra Dairesinin 2024/28647 E. sayılı dosyasına yapılan itirazların, asıl alacağın ödenmeyen bakiye kısmı olan 227.864,87 TL için iptaline ve 227.864,87 TL üzerinden takibin devamına, her ne kadar İİK Md. 67'de %20'den az olmamak kaydıyla denilse de davalının açık kötü niyeti dolayısıyla davalı aleyhine %40'tan az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak, davacı tarafta yer alan küçüklerin ... ve ...) davada velileri tarafından temsil edilmedikleri, bu durumun HMK m. 50-54 uyarınca dava ehliyeti yokluğu teşkil ettiğini, ayrıca takibe dayanak arabuluculuk anlaşma tutanağının 6325 sayılı Kanunun m. 18/4 uyarınca doğrudan ilam niteliğinde belge sayılması nedeniyle, alacaklının ilamlı icra yoluna başvurmak yerine ilamsız icra takibi başlatmasında HMK m. 114 kapsamında hukuki yararının bulunmadığını, esas yönünden ise; arabuluculuk anlaşmasında kararlaştırılan tüm asıl alacak ve vekalet ücreti tutarlarının ödendiğini, vekalet ücreti ödemesi yapılırken serbest meslek makbuzuna istinaden yasal stopaj kesintisi yapıldıktan sonra net tutarın davacı taraf vekiline aktarıldığını, dolayısıyla borcun tamamen ifa edildiğini, ödemelerin yapılmış olmasına rağmen icra takibi başlatılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve davacıların kötü niyetle hareket ettiğini bildirerek, davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacı, ilamsız icra takibi başlatmış olup takibe dayanak belge Arabuluculuk Kanunu uyarınca ilam niteliğinde belge olup, yerleşik Yargıtay kararları ve HMK 114/1-h uyarınca elinde ilam bulunan alacaklının ilamsız icra takibine girişmesinde hukuki yarar bulunmadığı kabul edildiğinden; "davanın hukuki yarar yokluğundan reddine" karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; eldeki davaya dayanak teşkil eden arabuluculuk tutanağının ilam niteliğinde belge olmayıp, ilamsız icra takibi yapılmasının önünde hukuki hiçbir engel bulunmadığını, hatta ilamsız icra takibi yapılmasının hukuki bir zorunluluk teşkil ettiğini, eldeki dava şartı arabuluculuk tutanağının ilam niteliğinde belge özelliğini taşımadığını, Yargıtay kararlarında da bu durumun hukuki yarar olarak kabul edilmediğini, kaldı ki ilam niteliğinde bir belge mevcut olsa dahi bu belgeler için ilamsız icra takibine konu olmasını engelleyen bir yasal düzenleme de bulunmadığını ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi zararlara ilişkin olarak ihtiyari arabuluculuk kapsamında anlaşma sağlanan tutarların davalı sigorta şirketi tarafından ödenmemiş nedeniyle başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf edilmiştir. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18. maddesinde “ (1) Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. (2) Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır. (3) İcra edilebilirlik şerhinin verilmesi, çekişmesiz yargı işidir ve buna ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılır. Ancak arabuluculuğa elverişli olan aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda inceleme duruşmalı olarak yapılır. Bu incelemenin kapsamı anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlıdır. Anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi için mahkemeye yapılacak olan başvuru ile bunun üzerine verilecek kararlara karşı ilgili tarafından istinaf yoluna gidilmesi hâlinde, maktu harç alınır. Taraflar anlaşma belgesini icra edilebilirlik şerhi verdirmeden başka bir resmî işlemde kullanmak isterlerse, damga vergisi de maktu olarak alınır. (4) (Ek: 12/10/2017-7036/35 md.) Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır.[6] (5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Yukarıda bahsedildiği üzere 6325 sayılı kanunun 18/4. maddesi uyarınca taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları belgeler (anlaşma tutanakları) ilam niteliğinde belge özelliğini taşımaktadır. 21/07/2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2017/2 Esas ve 2017/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararı ile ilamların genel haciz yolu ile ilamsız takibe konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakta alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gibi borçlunun hukuki durumunu ağırlaştırdığı ve taraflar arasındaki menfaat dengesini bozduğu gerekçesi ile ilama dayalı alacağın ilamsız takibe konu edilemeyeceği yönünde karar verilmiş olup, içtihadı birleştirme kararının bağlayıcı olduğu yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Somut olayda; davalı şirkete sigortalı aracın karıştığı trafik kazası neticesinde davacıların ZMMS poliçesi kapsamındaki maddi zararlarının ödenmesi için gerçekleştirilen ihtiyari arabuluculuk faaliyeti sonunda 25/03/2024 tarih 2024/169850 numaralı belge ile anlaşma sağlandığı, arabuluculuk faaliyetinde anlaşılmasına ilişkin belgeyi taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları, anlaşma belgesine istinaden vadesinde ödenmeyen alacağın tahsili için davacı/alacaklılar tarafından davalı borçlu aleyhinde Ankara 5. Genel İcra Dairesinin 2024/28647 Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, söz konusu takibe itiraz edilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmış olup, dava konusu alacağın dayanağını teşkil eden arabuluculukta anlaşma sağlanılmasına ilişkin belge, ilam niteliğini taşıdığından, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 2017/2 Esas ve 2017/3 Karar sayılı kararı uyarınca ilamların genel haciz yolu ile ilamsız takibe konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakta alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek yerel mahkemece açılan davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; usul ve yasaya uygun olan ilk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerektiği kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Davacılar tarafından yatırılması gereken 732,00 TL istinaf karar ve ilam harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf talebinde bulunan davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 4-Davacılar tarafından yatırılan gider avansından varsa, kullanılmayan kısmın yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın taraflara HMK'nın 359/4 maddesi gereğince usulüne uygun şekilde tebliğine, Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1445, K. 2026/1438, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1445-e-2026-1438-k-faba127a07f3