Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1387 E. 2026/1971 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1387
Karar No
2026/1971
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1387 KARAR NO : 2026/1971

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MUĞLA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/05/2026 NUMARASI : 2026/6 Esas 2026/301 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 17/09/2026

Davacılar vekili ile davalı ... vekili ve davalı ... vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Takibe konu senedin karşılıklı edimler içeren sözleşmenin teminatı olarak verildiğini, senet borçluları ile takibe konu senet lehtarı davalı ... arasında 23.01.2017 tarihli “ sözleşme” başlıklı belge imzalandığını, söz konusu belgede, müvekkilleri tarafından 20.12.2017 ve 20.12.2018 tarihli iki adet teminat senedi verildiğinin açık olduğunu, davalı tarafça vade tarihi 20.12.2017 olan teminat senedinin daha önce Maçka İcra Müdürlüğü'nün 2018/8 İcra Dosyası ile işleme konulduğunu ve taraflarından yapılan itiraz üzerine Maçka İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/2 esas ve 2018/4 karar sayılı dosyasından verilen karar ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, bu kararın kesinleşmekle müvekkili davacılar ... Şti. ve ... bakımından davalı ...'in takibe koyduğu 20.12.2017 tarihli 500.000,00 $ tutarındaki senedin teminat senedi olduğunu hukuken tespit edildiğini, diğer müvekkili muris ...'ın mirasçısı ... hakkında Yargıtay'ın bozma kararı sonrası bozmaya uymakla Maçka İcra Mahkemesi'nin reddine karar verdiği, 27.12.2017 tarihli ilk senet ile ilgili sadece müvekkili .... yönünden bu defa genel hükümler dairesinde Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/642 esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açıldığını ve davanın devam etmekte olduğunu, Yargıtay'ın bozma kararında da ifade edildiği gibi bu dava ile muris ....'ın 20.12.2017 tarihli 500.000,00$- USD tutarındaki senedin teminat senedi olduğunun bu defa genel hükümler ve ispat kuralları dairesinde ortaya koyarak takip konusu senetten dolayı müvekkili ....'ın borçlu olmadığının tespit edilmesinin amaçlandığını, ilk senet nedeniyle takibin tedbiren durdurulması ve nihayetinde takibin durdurulmasına dair karar verilince davalı ... ikinci senet olan 20.12.2018 tarihli senedi takip durdurulmasın diye kötü niyetli olarak kendi kuzeni diğer davalı ...'e ciroladığını, davalı ...., Ortaca İcra Müdürlüğü'nün 2018/3873 sayılı takip dosyasında 28.12.2018 tarihinde 20.12.2018 tarihli senede dayanarak müvekkilleri aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlattığını, taraflarınca takibe itiraz edildiğini, Ortaca İcra Hukuk Mahkemesi'nin E.2019/2 ve 2022/11 sayılı dosyada görüldüğünü ve yargılama sonucunda yerel mahkeme takip alacaklısı ...'in takip konusu senedi ciro yoluyla devralan üçüncü kişi olması ve dolayısıyla da davalı takip alacaklısına kötü niyetli olduğunu yazılı delille ispat edilememesi sebebiyle davanın reddine karar verdiğini, Ortaca İcra Hukuk Mahkemesi'nin E.2019/2, K.2022/11 sayılı kararına istinaf kanun yoluna başvurulduğunu ve istinaf incelemesinin yapıldığı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 18.10.2022 tarihli kararıyla (E.2022/793, K.2022/2300) takip dayanağı senedin 23.01.2017 tarihli sözleşme ile uyumlu olduğu, bu nedenle takip konusu bonoların teminat senedi olarak verildiğinin kabul edilmesi gerektiği, takip borçlularından ....'ın 23.01.2017 tarihli sözleşmede imzasının bulunmadığı, takip alacaklısının 23.01.2017 tarihli sözleşmeye göre üçüncü kişi olduğundan takip borçlularının ona karşı şahsi defiyi (teminat senedi iddiasını) ileri sürmelerinin davalı takip alacaklısı hamil üçüncü kişi ...'in kötü niyetli olması durumunda mümkün olduğunu, icra mahkemesinin kötü niyetin ispatı konusunda tanık dinleyemeyeceğini, davalı alacaklının yakın akraba olduklarını, sadece senede karşı şahsi defi ileri sürülmesin diye getirildikleri iddiasının ispat elverişli araçlarla sunmadıklarını, davalı takip alacaklısının kötü niyetinin dar yetkili icra mahkemesinde ispat edilemediğini belirterek istinaf talebinin esastan reddine karar verdiğini, verilen kararın Yargıtay'da temyiz incelemesinde olduğunu, ayrıca başlatılan takip nedeniyle davalılar ve dava dışı kişiler hakkında Ortaca Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları suç duyurusu neticesinde 2019/1043 soruşturma sayılı dosyadan yapılan araştırma sonucunda ....'in 18.12.2018 tarihinde Türkiye'ye gelerek vergi kaydı açtırdığı ve aynı gün avukata vekaletname verdiğinin tespit edildiğini, borcu kabul ettikleri anlamına gelmemek ile birlikte henüz senedin ödenip ödenmeyeceği dahi belli olmadan yabancı uyruklu davalı ....'in Türkiye'ye gelip doğrudan vergi kaydı açtırıp noterden avukat vekaletnamesi vermesi kötü niyetle hareket ettiğinin açık bir kanıtı olduğunu, zira senet üzerinde "malen" ibaresi yer almakta olup senet işleme konulmadan önce protesto dahi edilmediğini, protesto edilmeyen senet nedeniyle cirantanın lehtara karşı takip yapma hakkı ortadan kalkmasına rağmen davalı senet lehtarı ..., kendi aleyhine açılan takibe bu yönden itiraz etmediğini aksine taraflarınca Ortaca İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/2 esas sayılı dosyasına yaptıkları itiraz dosyasına sunduğu cevap dilekçesinde borcu kabul ettiğini ikrar ettiğini bildirdiğini, bu da davalıların birlikte hareket ettiklerinin başka bir kanıtı olduğunu, müvekkilleri ile sözleşme yapıldıktan sonra davalı ...'in sözleşme gereğince devredeceğini iddia ettiği depoları 16.08.2017 tarihinde yaptığı başvurular ile 213 numaralı depoyu .... ŞTİ. ( ...'in kendi ) şirketine ve 212 numaralı depoyu yine aynı tarihte.... A.Ş. ( akrabasının eşi olan ....'in) şirketine devrettiğinin tespit edildiğini, bu nedenle Serik Cumhuriyet Başsavcılığına davalı ... hakkında bedelsiz senedi işleme koymak ve dolandırıcılıktan 2018/1383 soruşturma numaralı dosyasından suç duyurusunda bulunulduğunu ve soruşturma neticesinde davalı hakkında Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/393 esas sayılı dosyasından tacir ve şirket yetkililerinin dolandırıcılığına dayalı kamu davası açıldığını, davaya konu takibe dayanak senet için yaptıkları şikayet üzerine Ortaca Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/1043 soruşturma sayılı dosyasından soruşturma yapıldığını yapılan soruşturma aşamasında davalı .... hakkında yakalama kararı çıkarılmasına rağmen yakalama infaz edilemediğini ve soruşturma neticesinde açılacak olan kamu davası ile Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/393 esas sayılı dosyasından görülen dava arasında bağlantı olduğundan ve yargılama aşamasında dosyaların birleşme durumu söz konusu olacağından Ortaca Cumhuriyet Başsavcılı dosyayı yetkisizlikle Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiğini, Ortaca Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/1043 esas sayılı dosyasından verilen yetkisizlik kararı gereğince dosya Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/20929 soruşturma esasına kaydedildiğini ve soruşturmanın devam etmekte olduğunu, davalı senet lehtarı ...'in .... isimli şirketi olduğunu defalarca dosyalarda dile getirmelerine rağmen müvekkillerinin bağlantılı olduğu ya da olmadığı tüm gerçek veya tüzel kişilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderen davalı takip alacaklısı diğer davalının adına kayıtlı şirkete yönelik bir kere dahi işlem yapmadığını, bu durumun tarafların ortak hareket ettiğinin başka bir göstergesi olduğunu, davalıların akraba olup ...., ...'in kuzeni olduğunu, bu husus ilgili kuruma müzekkere yazılarak mahkeme tarafından teyit ettirilebileceğini, davalı .... yurt dışında bulunmakta olup Türkiye'ye gelmemekte olduğunu, Takip konusu senedin teminat senedi olduğunu, davacı müvekkillerin temel borç ilişkisinden dolayı borçlu olmadıklarının tespiti, ...'in takip konusu bonoyu ciro yoluyla devrettiği takip alacaklısı ...'in senedin teminat senedi olduğunu ve temeldeki borç ilişkisinde gerçekte borç bulunmadığını bildiği veya bilecek durumda olduğunu, bu suretle kötü niyetli olduğunu ortaya koymakta olduğunu, Takibe konulan 20.12.2018 vade tarihli bononun teminat senedi olduğunu, davacı müvekkillerinin temel borç ilişkisinden dolayı borçlu olmadıklarını, 23 Ocak 2017 tarihinde ... ile davacı müvekkilleri arasında akdedilen ve konusu Antalya İli .. İlçesi ... Halinde ve Muğla İli ... İlçesi ...Halinde bulunan depoların devrinin kararlaştırıldığını, bu sözleşmeye göre ... adına keşide edilen bonolar ödendiği gün ... de..... Şti.'ye ait olan söz konusu depoları müvekkillerine devredeceğini, ... 16.08.2017 tarihinde söz konusu depolardan birini ... . Şti'ye ve diğerini de aynı tarihte .... A.Ş.'ye devrettiğini, ... şirketten aldığı temsil yetkisi ile bonoların vade tarihlerini beklemeden depoları elden çıkararak sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal ettiğini, davaya konu takibe dayanak yapılan senedin sözleşme nedeniyle teminat senedi olduğunu, sözleşmenin taraflarına karşılıklı edim yükleyen her iki taraflı bir sözleşme olduğunu, davalının üzerine düşen edimi yerine getirmeden senedi kendi kuzenine kötü niyetli cirolayıp işleme koyarak tahsil etmeye çalıştığını, sözleşmeye konu edimin yerine getirmesinin davalı senet lehtarı açısından imkansız olduğunu ve davalıların fikir ve eylem birliği içerisinde suç işleyerek müvekkillerini zarara uğratmaya çalıştıklarını ve bu nedenle müvekkilinin takibe dayanak senet nedeniyle Ortaca İcra Dairesinin 2018/3873 Esas sayılı dosyasında boçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline, kötüniyetli alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Gerçekleşmeyen bir ticarete konu teminat senedi ve asıl amacı dolandırmak olan kişiler tarafından..." ibaresi , davacıların dayanmış oldukları o sözleşme açısından esasen gülünç ifadeler olduğunu, "gerçekleşmeyen bir ticaret" ifadesini sözleşmeye göre incelenirse gerçekleşmeyen tek şeyin , sözleşmede açıkça kabul ve ikrar edilen ve esasen sözleşmenin tek düzenlenme amacı olan, bir milyon dolarlık borcun ödenmediği hususu olduğunu, sözleşme sadece ve sadece bu bir milyon dolarlık borcun ödenmesinin senede bağlanmasını ve "ödendiği gün " de bir takım depoların devrinin 3.kişi tarafından devir taahhüdünü içermekte olduğunu, ana gayenin bu borcun ödenmesi olduğunu, davacı tarafın dayandığı sözleşme incelendiğinde ; İlk paragrafta , çok açık ve net şekilde toplam 1.000.000 ( Bir milyon ) USD lik 2 adet senet verildiğinin belirtildiğini, ikinci paragrafın hemen başında ise “ bu senetler ödendiği gün “ ifadesinin mevcut olduğunu, açık bir borç ikrarının olduğunu, davanın menfi tespit davası olduğu düşünüldüğünde , ya ortada bir borç olmamalı – ya ödenerek ortadan kalkmış bir borç olmalı ya da iddia edildiği gibi "gerçekleşmeyen bir ticaret"olması gerektiğini, sözleşmenin amacı bir ticaret yapmak olmadığını, bir borcun ödenmesini senede bağlamak ve bu borcun teminatı olarak görülen depoların da borç ödendikten sonra iadesini sağlamak olduğunu, o dönem....Şirketine ait olan bu depoların , şirketin yetkilisi ... tarafından – ortada hiçbir dava yokken - tüm yetki belgelerinin kontrolü ile devredildiğini, Ortaca’daki deponun ise ancak davalar sırasında ticaret sicildeki usulsüz yetki değişimi ile yine bir kısım davacıların içinde bulunduğu kişiler tarafından devredildiğini, sunulan “sözleşme” başlıklı belge incelendiğinde , ortada 1.000.000 ( bir milyon ) dolarlık bir borç olduğunun, bu borca istinaden senetler verildiğinin ve bir anlamda “senetlerin teminatı olarak” 3.kişi elinde bulunan depoların varlığının ve ancak bu borç ödendiği gün 3.kişi elindeki bu depoların devrinin mümkün olacağı – talep edilebileceği ve bunun da senet alacaklısı tarafından sağlanacağının çok açık ve net şekilde anlaşılmakta olduğunu, varlığı kabul edilen – borç olduğu için senede bağlanan bu borç ile ilgili ödeme olmadığını, borcun varlığı apaçık ortada iken davanın esasına dahi girilmemesi gerektiğini, sözleşmenin yapıldığı anda depoların 3.kişi üzerinde olduğunu, ve 3.kişinin edimini taahhüt ettiğini, bu aşamada , borç ödenene kadar depoların kimin - kimlerin üzerinde olduğunun bir önemi olmadığını, borç ödendiğinde ve/veya ödemeye hazır olduklarına dair bir ihtar/tevdi mahalli tayini gibi bir durumda depoların devredilemez ise bir suç oluşacağını ve /veya akde aykırılık oluşacağını, aksi halde tüm iddiaların ancak borcu ödememek için nafile bir çaba olduğunu, bunun dışında , davacılar tarafıın , varlığı açıkça kabul ve ikrar edilen bir borca ilişkin olarak dahi onlarca dava açarak inkar yolunu seçtiklerinden , bunun olması gereken bir şey olduğu inancı ile müvekkilin de borcunu inkar etmesi gerektiğini , borcu sebebiyle ciro ettiği bir senede karşı hukuki yollara başvurması gerektiğini, yapmadığı için de suçluymuş gibi gösterilerek alacaklı ile muvazaa iddiasında bulunarak bu borcu kabulü davanın sanki en büyük deliliymiş gibi göstermekte olduklarını, borç olduğu kabul ediliyorsa o borcun ödenmesi gerektiğini, inkar edilmemesi gerektiğini müvekkili hakkında Manavgat 2.Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın da halen devam etmekte olduğunu, bu davanın açılmış olması müvekkilinin suçlu olduğu anlamına gelmeyeceğini, tüm bu nedenlerle dava şartı bulunmayan davacının kendi dayandığı belgede kabul ve ikrar edilen borç nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle: Dava dilekçesinde yer alan beyanlarının kabul etmediklerini, davacıların iddialarını ispata elverişli yazılı delil mevcut olmayıp HMK uyarınca davacıların iddialarının soyut nitelikte olduğunu, davacılar tarafından açılan iş bu davayı ve ileri sürülen iddiaları kabul etmediklerini, davacılarca yine aynı iddialar ile Ortaca İcra Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını ve iş bu davanın Ortaca İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/2 E. 2022/11 K. Sayılı ilamı ile davacıların açmış olduğu davanın reddine karar verildiğini, davacılar tarafından iş bu ilama karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğunu ve bu başvuruları neticesinde İzmir Bölge Adliyesinin 18/10/2022 tarihli kararı ile (2022/793 E. -2022/2300 K. ) davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğini, bu durumda davacıların iddialarının hukuken bir geçerliliğinin bulunmadığını göstermekte olduğunu, davada davacılar borçlu olmadıklarının tespitini talep etmekte olup öncelikle çözülmesi gereken konu sözleşme tarafları arasındaki borç ilişkisinin tespiti olduğunu, vekil eden hakkında ileri sürülen iddiaların soyut nitelikte beyanlar olup bu hususta daha önce yapılan yargılamada da bu iddiaların gerçek dışı olduğunun tespit edildiğini, davacılar ile diğer davalı arasında varlığı iddia edilen hususlara ilişkin hukuki değerlendirmeleri ve dava konusu hususların hukuki niteliğini değerlendirme yönünde HMK md. 293 Hukuki Uzman Görüşünü (Akdeniz Üniversitesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr.Selin SERT SÜTÇÜ ) sunduklarını, uzman görüşü raporunda yapılan hukuki değerlendirme çerçevesinde diğer davalı/borçlu ile davacılar/borçlular arasında tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğunu ve tarafların bu sözleşme ile karşılıklı olarak yerine getirmeleri gereken edimleri üstlendiği sözleşmenin 3.kişinin edimini taahhüt edilmesi niteliği taşımakta olup ,taahhüt yerine getirilmezse edim borcunun para borcuna dönüşeceği ve sözleşme ile tarafların var olan bir borcu ikrar ettiğini ,borcun varlığının ikrar edildiği durumlarda menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı davacılar ile diğer borçlu/davalı tarafça imzaları ikrar edilmiş geçerlilik şartlarını taşıyan bir bono mevcut olup iş bu bonodan dolayı alacaklı vekil edene karşı ileri sürülen iddialar vekil eden dışında hususlar olduğunu, ortada imzaları ikrar edilmiş geçerlilik şartlarını taşıyan bir bono nedeniyle icra takibinin mevcut olduğunu, taraflar arasındaki hususların vekil edene karşı ileri sürülemeyeceğini, HMK ve Yerleşik Yargıtay İçtihatları uyarınca davacılar yazılı delille ispat zorunluluğuna tabi olup senede karşı senetle ispat yükümlülüğü dolayısıyla mevcut davada tanık dinletme taleplerine de muvafakatlerinin olmadığını, İhtiyati Tedbir kararına itirazımızın duruşmalı olarak değerlendirilmesine ve verilen İhtiyati Tedbir kararının kaldırılmasına ; davacılarca açılan haksız davanın reddine ; davacılar aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "..., Dava, kambiyo senedine dayalı menfi tespit talebine ilişkindir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Serik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2022/214 E. 2023/131 K. Sayılı dosyasının incelenmesinde; Uyuşmazlığın, davacı .. ile davalı ... arasında akdedilen Trabzon 1. Noterliğinin 30/12/2013 tarih ve 22830 yevmiye numaralı pay devri sözleşmesi uyarınca davalı ...'in davacı ... Şirketini temsil yetkisine haiz olup olmadığı, davalı ... tarafından davacı ... Şirketine ait, Antalya ili, .. ilçesi, ... Toptancı Halindeki .. ve .. numaralı tacir ardiyelerinin davalılar ... Şirketi ve ...Şirketine devrine ilişkin işlemlere davacı şirket tarafından onay verilip verilmediği, 06/01/2014 tarih ve 2014/1 karar sayılı ortaklar kurulu kararı şirket müdürlüğü görevine son verilen ancak ahara Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmeyen davalı ...'ın şirketi temsil yetkisinin sona ermesine rağmen, davalılar ile elbirliği içinde davacı şirketin mamelikine dahil kiracılık sıfatını devrine ilişkin yaptığı sözleşmelerin davacı şirketi bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplandığı, Mahkemece davacıların davasının kabulü ile; Antalya ili, ...ilçesi,... Toptancı Hali içindeki ..numaralı tacir ardiyesinin davalı.. . .Şirketine devir işleminin davacı ... Şirketi yönünden geçersiz olduğunun tespitine, Antalya ili, .. ilçesi, .. Toptancı Hali içindeki .. numaralı tacir ardiyesinin davalı .... Şirketine devir işleminin davacı ... Şirketi yönünden geçersiz olduğunun tespitine, Davacı ...Şirketi'nin davalı ...'e yönelik davasının pasif husumetten reddine, Davacı....Şirketi'nin davalılara yönelik maddi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine, karar verildiği anlaşılmıştır. Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/642 E. 2023/583 K. Sayılı dosyasının incelenmesinde; Mahkememizin iş bu dosyası ile aynı hukuki nedene dayalı, vadesi farklı olan 2. bir senet için dava açıldığı, Mahkemece; TTK 702 maddesi ile birlikte irdelendiğinde, davacı murisinin dava konusu senette (bonoda) aval veren konumunda bulunduğu, senedin tarafımızca yapılan incelemesi sonucunda bononun zorunlu tüm unsurlarını taşıdığı gibi aksi yönde yani senette şekle ait bir noksanlık olduğu yönünde herhangi bir iddianın da olmadığı, dolayısı ile davacı murisinin dava konusu bonodan kaynaklı borçtan aval veren sıfatı ile davalıya karşı sorumluluğunun devam ettiği gerekçesi ile davanın Reddine karar verildiği, Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2023/2477 E. 2025/531 K. Sayılı ilamı ile; ..Dava konusu bonoda davacılar murisi ... .ın aval olduğunu gösteren bir ibareye yer verilmediği, dava dışı ... Şti'nin kefil olarak yazıldığı, davacılar murisi ...'ın kefil kısmına yazılmadığı görülmektedir. Ayrıca senedin düzenleyeninin sadece dava dışı ....olduğunu, muris ...'ın keşideci olmadığını gösteren herhangi bir ibare de bulunmamaktadır. Bu haliyle dava konusu senette ...'ın dava dışı ... ile birlikte müşterek keşideci olarak kabul edilmesi gerektiği...uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin usulünce toplanıp değerlendirilmediği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda, 2025/189 E. ve 2025/257 K. Sayılı ilamı ile, Davanın Kabulüne ve davacının, Maçka İcra Müdürlüğü'nün 2018/8 Esas sayılı takip dosyasından borçlu olmadığının Tespitine, karar verildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı, yukarıdaki açıklamalar ve yasal mevzuat gereğince, Dava ve takip konusu senet incelendiğinde; 23/01/2017 tanzim tarihli ve 20.12.2018 vade tarihli 500.000,00 $ (USD) bedelli senedin ilk lehtarının ... olduğu, borçluların..., .... ve... Şti olduğu ve lehtar ... senedi diğer davalı ...'e ciro ettiği ve davalı... tarafından Ortaca İcra Müdürlüğünün 2018/3873 Esas sayılı dosyası ile davalılar aleyhine takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan Sözleşme incelendiğinde ise, dava konusu edilen bono ile tanzim tarihlerinin aynı olduğu, sözleşmenin içeriğinde tarafların edimlerin belirtilmiş olduğu ve dava konusu senedin iş bu sözleşme için düzenlendiği anlaşılmıştır. İş bu sözleşme, ...., ... Şti ve davalı ... tarafından imzalanmış olup, dava konusu bonolar karşılığında davalı ...'ın, Antalya ili ... ilçesindeki .. Halinde bulunan ve Muğla ili .. ilçesindeki...Halinde bulunan, dava dışı ... Şti.'ye ait depoları ... ve ... Şti.'ye devretme borcu altına girdiği anlaşılmıştır. Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/642 E. 2023/583 K. Sayılı dosyası ile getirtilen, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı Toptancı Halleri Şube Müdürlüğü'ne ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı Toptancı Halleri Şube Müdürlüğü yazı cevaplarına göre, Muğla'daki deponun 15/12/2022 tarihinde dava dışı .... Şti.'ne devredildiği, Antalya'daki deponun ise 17/08/2017 tarihinde dava dışı .... Şti.'ye devredildiği anlaşılmıştır. Davalı ...'in dava konusu bononun tanzimine neden olan sözleşmedeki (depoların devri) edimlerini yerine getirmediği gibi, depoların dava dışı farklı şirketlere devredilmiş olmaları sebebi ile bundan sonrada yerine getiremeyeceği anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı... vekili dava konusu sözleşmede belirtilen depoların bedellerinin kendilerine ödenmesi karşılığında, yani sözleşmede "ödendiğinde" ifadesinden kaynaklı devir işlemlerini yapmadığını belirtmiş ise de, 23/01/2017 tanzim tarihli bu sözleşme yapıldıktan sonra Antalya'daki deponun 17/08/2017 tarihinde, Muğla'daki deponun ise 15/12/2022 tarihinde 3. Kişilere devir edildiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Karşılıklı edim yükleyen bu sözleşmeye göre, davalı ...'in dava tarihi itibariyle (19/12/2022) sözleşme konusu her iki depoyu devir yükümlülüğünü yerine getiremeyecek olması, davalı ...'in Türkiye'de ikametgahının olmadığı ve her ne kadar davalı ...'in takipte borçlu gösterilmesine rağmen, hakkında hiç bir haciz işleminin yapılmamış olması, taraflar (...- ...) arasındaki alacak-borç ilişkisine dair dosyaya hiçbir delil sunulamadığı sadece göstermelik olarak davalı ...'ın takipte borçlu gösterildiği hususunda Mahkememizde kanaat hasıl olduğu, Mahkememizce davalı ....'e yemin delilinin hatırlatıldığı ve kesin süre verildiği ancak davalı tarafça kesin süre içerisinde yemin deliline dayanılmadığı anlaşılmakla, takip konusu senedin karşılıksız olduğu anlaşıldığından, davanın kabulü ile davacıların Ortaca İcra Müdürlüğünün 2018/3873 Esas sayılı takip dosyasından borçlu olmadıklarının ayrı ayrı tespitine karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı icra iflas Kanunun 72/5 maddesi gereğince; Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Ancak alacaklının kötüniyet tazminatına mahkûm edilebilmesi için, takibin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması ve alacaklının icra takibini kötü niyetli olarak yaptığı hususunun, borçlu tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta "sözlemede" adı olmayan ve dava konusu senedin sonradan lehtarı olan davalı ... .. hakkında, davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir," gerekçesi ile; "Davanın KABULÜ ile 1-Davacı borçluların Ortaca İcra Müdürlüğünün 2018/3873 Esas sayılı takip dosyasından borçlu olmadıklarının ayrı ayrı TESPİTİNE, 2-Şartları oluşmayan Kötüniyet Tazminatı Talebinin REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; zayi nedeniyle çek iptali davalarında yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, yerel mahkemenin gerekçeli kararında, müvekkilinin çekler üzerinde hak sahibi olduğuna dair ispatın tam olarak sağlanamadığını belirterek davayı reddettiğini, oysa zayi nedeniyle çek iptali davaları, niteliği gereği hasımsız açılan ve maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen davalar olduğunu, bu davalarda davacıdan beklenen, mutlak ve kesin bir ispat değil, çekin kendi zilyetliğindeyken rızası hilafına elinden çıktığına dair mahkemede yaklaşık bir kanaat uyandırdığını, iptal davalarında ispat aranmayıp, çekin kaybolduğunun 'kuvvetle muhtemel' olduğunun gösterilmesinin yeterli olduğunu, dava ve beyan dilekçelerinde çeklerin varlığı ve müvekkilinin zilyetliğinin yeterince delillendirmiş olup, yerel mahkemenin ispat külfetini ağırlaştıran yaklaşımının hukuka aykırı olduğunu dosyaya sunulan çek çıkış bordrolarının zilyetliğin ve zayi olgusunun ispatı için yeterli olduğunu, gerek dava dilekçelerinde gerekse, beyanlarında açıkça belirttikleri üzere, dava konusu zayi olan çeklerin bir kısmının müvekkilinin babasının, şahsi bir kısmının ise şirket çekleri olduğunu, çeklerin düzenlendiği tarihte müvekkilinin hem babasından hem de şirketten alacağı olup, aile içi ilişkiler olması sebebiyle çeklerin düzenlendiğini, yerel mahkemenin, çeklerin davacıya teslim edildiğine dair kanıtlayıcı belge sunulmadığına dair hüküm kurmuşsa da, bu tespitin dosya kapsamındaki delillerle açıkça çeliştiğini, dosyaya çek çıkış bordroları sunulduğunu, sunulan bu detaylı bordroların, müvekkilinin yetkili hamil olduğunu tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterdiğini, yerel mahkemenin, üzerinde müvekkilinin "teslim alan" sıfatıyla imzası bulunan resmi bordroları görmezden gelerek davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zayi nedeniyle açılan çek iptali davalarında çek görüntüsü sunma zorunluluğunun bulunmadığını, mahkemece verilecek iptal kararının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini, üçüncü kişilerin haklarının, yapılacak ilanlarla korunduğunu, dolayısıyla, yerel mahkemenin, davanın niteliğiyle bağdaşmayan kesin ispat külfeti yükleyen gerekçelerle davayı reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı olarak borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. ''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı emsal ilamı) İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacının üzerindedir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, dava ve takip konusu 23/01/2017 tanzim tarihli ve 20/12/2018 vade tarihli 500.000,00 (USD) bedelli "malen" kayıtlı senedin 23/01/2017 tanzim tarihli sözleşme kapsamında verildiğinin, iki tarafa borç yükleyen sözleşmede bonolar karşılığında davalı senet lehdarı ...'ın, .. ilçesindeki .. Halinde bulunan ve ...ilçesindeki .. Halinde bulunan, dava dışı .. Şti.'ye ait depoları .. ve ... Şti.'ye devretme borcu altına girdiğinin, depoların icra takibinden önce dava dışı kişilere devredilmiş olduğunun, davaya konu bononun bedelsiz kaldığının anlaşılmasına, sözlemede yer almayan ve dava konusu senedin devralan icra takibi alacaklısı davalı ... yönünden davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olmasına göre davacılar vekili ve davalılar vekillerinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Muğla 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/05/2026 tarih, 2026/6 Esas ve 2026/301 Karar sayılı kararına karşı davacılar vekili ile davalı ... ve davalı ... vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı ...'tan adli yardım nedeniyle alınmayan 732,00 TL başvurma harcı ile 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının davacı ... mirasçılarından tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı...'tan adli yardım nedeniyle alınmayan 732,00 TL başvurma harcı ile 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı ...Şti.'nden adli yardım nedeniyle alınmayan 732,00 TL başvurma harcı ile 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ...'den alınması gereken 636.990,75 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 160.000,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 476.990,75 TL'nin bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ...'den alınması gereken 636.990,75 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 160.000,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 476.990,75 TL'nin bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 7-Taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 8-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 9-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 10-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1387, K. 2026/1971, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1387-e-2026-1971-k-8851792a98e7