Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1214 E. 2026/1673 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1214
- Karar No
- 2026/1673
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1214 KARAR NO : 2026/1673
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/07/2026 NUMARASI : 2025/1195 Esas - 2026/725 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 21/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/10/2026
Taraflar arasındaki davadan dolayı İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİnin 20/07/2026 tarih 2025/1195 Esas 2026/725 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili ve davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ..... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davacı ..., 26.11.2023 tarihinde, kendi sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile... Mah. ... Sokaktan no:...'de bulunan ikametine girmek istediği esnada... meydan istikametine seyir halinde olan ... plakalı araç sürücü davalı ...' motosikleti ile çok yüksek hızlar seyir etmesi nedeniyle kaza yaptığını, ...' ın kullanımında olan motosiklet ile ... kullanımında olan motosikletin çarpışması sonucu müvekkili ...'in yaralandığını ve ambulans ile hastaneye kaldırıldığını, olay yerine gelen polis memurları yanlış ve eksik değerlendirme sonucu, müvekkilin ve olay yerinde olan kişilerin beyanını almaksızın tutanak düzenlemesi nedeniyle müvekkilinin hak kaybına uğradığını, müvekkil ...'in vaki olayda kazanın meydana gelmesinde kusuru olmadığından öncelikle kusur tespiti yapılması gerektiğini, müvekkilin %100 kusurlu olmadığı, karşı tarafın da mevcut kaza nedeniyle kusurlu olduğunu, Müvekkil ..., kazada %100 kusuru olmamasına rağmen %100 kusurlu gibi kaza tespit tutanağı düzenlenmesi nedeniyle tüm maddi zararlar kendisinden karşılandığını, müvekkilin hastane masrafları, fizik tedavi ücretleri ve sağlık ulaşım giderleri müvekkil tarafından karşılandığını, bunların yanında maaşını alamadığını ve işten çıkarıldığını, maaş alamayan müvekkil şimdi de iş gücü kaybı nedeniyle daha az maaşla çalışmak zorunda kaldığını, henüz evli dahi olmayan müvekkilinin yaşanan kaza nedeniyle ekonomik refahında eksilme meydana geleceğini, bu nedenle mevcut kazada zarar tespiti yapılamadığından şimdilik ve fazlaya ilişkin dava ve ıslah hakkı saklı kalmak kaydı ile 50.000-TL' Maddi tazminatın tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve 300.000 TL manevi tazminatın ise davalılardan ... ve..... dan Tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı ... A.Ş. vekili; Davacı tarafın müvekkiline mevzuata uygun bir başvuruda bulunmadığını, davanın usulden reddini, Talep ettiklerini aksi halde ise davacı tarafa dava şartı eksikliğini tamamlaması için süre verilmesini, huzurdaki dava mutlak ticari nitelikte olduğundan dava şartı (zorunlu) arabuluculuğa tabi Olduğunu davacının dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurduğunu gösterir herhangi bir tutanağı dava dilekçesine eklemediğinden Davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu kazanın; sigortalı araç 26.11.2023 tarihinde, "İzmir İli, Menderes İlçesi, ... Mahallesi, ... Sokak, ... Meydan" istikametinde seyir hâlindeyken, ...no'lu binanın bahçesinden tedbirsiz ve kontrolsüz bir şekilde yola çıkmasıyla davacı sürücü idaresindeki ... plakalı aracın ön kısımlarıyla sigortalı araca sağ yan kısımlarından çarpması şeklinde meydana geldiğini, Sigortalı araç sürücüsünün kazada kusurunun bulunmadığını , dosyada kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuata (Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik) uygun, denetime elverişli ve kesin nitelikte bir maluliyet raporu bulunmadığını, dava dilekçesinde Katip Çelebi Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen bir maluliyet raporunun dilekçe ekinde yer aldığı ifade edilmişse de dilekçe ekinde böyle bir rapor sunulmadığını, Kazanın iş kazası olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini gerçek zararın tespiti için davacıya davaya konu kaza nedeniyle SGK veya bakanlıklardan bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmasını istediklerini, hükmedilecek tazminattan müttefik kusur indiriminin yapılması gerektiğini ,Davanın kabulü halinde dahi müvekkili aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini müvekkilin ancak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle sorumlu olabileceğini belirterek davanın geçerli bir başvuru yapılmadığından , arabuluculuk şartının yerine getirmediğinden , sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminat taleplerinin belirlenemediğini den ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili; Davacı vekilinin dava dilekçesinde hangi alacak kaleminden ne istediğini açıklamadığını talep sonucunu açıklaması gerektiğini HMK madde 31 gereğince mahkemenin davayı aydınlatma görevi bulunduğunu toplam bir zarar kaleminin talep edilemeyeceğini aksi halde davanın açılmamış sayılması gerektiğini , yine Dava şartı eksikliği Bakımından ise çocuk olan müvekkili ...'ın, huzurdaki davada temsil kabiliyeti yönünden de geçerli olduğunu, müvekkili ..., kaza tarihinde ve halihazırda reşit olmayan bir çocuk olduğunu, HMK m. 52 uyarınca, dava ehliyeti olmayan küçüğe karşı açılan davanın, kanuni temsilcisi (velisi) vasıtasıyla yürütülmesi zorunlu olduğunu, davacı taraf, müvekkil ...’ın yaş küçüklüğünü ve temsil durumunu dava dilekçesinde tam ve doğru bir şekilde karşılamadığını, ve ...'a yönelik talebini, doğrudan davalı çocuğun kendisine (yasal temsilcisine değil) yöneltildiğini, işbu sebeple de huzurdaki davanın, müvekkilim çocuk ... yönünden reddine karar verilmesini, dava şartı eksikliği hususunun müvekkili ...’ın hukuki sıfatının belirlenmemiş olması yönünden de geçerli olduğunu, dava dilekçesinde, müvekkil ...’ın hangi hukuki nedene dayalı olarak huzurdaki davanın tarafı yapıldığı açıklanmadığını, müvekkilinin hangi gerekçe ve hukuki sıfat ile işbu yargılamada davalı konuma getirildiği, davacı tarafça açıklanmak zorunda olduğunu, bu sıfatların neler olabileceği ve hangisini seçtiğini bildirmek, davacı yükümlülüğünde olan bir husus olduğunu, öncelikle mahkeme muhtırasındaki kesin süreye rağmen talep sonucu somutlaştırılmadığından davanın HMK M. 119/2 uyarınca açılmamış sayılmasına, Davanın süresinde açılmadığını kazanın 26 11 2023 tarihinde meydana geldiğini KTK madde 109 uyarınca iki yıllık zaman aşımı süresinin 9 12 2025 tarihinde yani dava tarihinde dolduğunu Bu nedenle zamanaşımı itiraz /def'ilerinin kabulü ile davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise; davalı ... yönünden pasif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle davanın reddine, esasa girilmesi halinde; müvekkillerinin kusursuzluğu sabit olduğundan davanın reddine, kabul anlamına gelmemek kaydı ile dava neticesinde müvekkillerime kusur izafe edilmesi halinde; davacı tarafın kendi kusuru (müterafik kusur) nedeniyle olası tazminattan indirim yapılmasına, kabul anlamına gelmemek kaydı ile; dava neticesinde müvekkili ...'a bir kusur izafe edilmesi halinde; müvekkil çocuk ... lehine hakkaniyet indirimi uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 09.03.2026 tarihli replik dilekçesiyle arabuluculuk görüşmelerinin yapıldığını arabuluculuk zaptını dosyayı ibraz ettiklerini kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurlu olmadığını belirterek ... ve ...'dan 500.000 TL manevi tazminat talep ettiğini belirtmiştir . İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davaya bakmanın Aile Mahkemesi'nin görev alanı içerisinde kalıp, mahkemenin görev alanı içerisinde olmadığı, görev hususunun kamu düzeni ile ilgili dava şartı niteliğinde olup, yargılamanın her safhasında ve resen nazara alınmasının ve 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış olup mahkemenin görevsizliğine görevli mahkemenin İzmir Aile Mahkemeleri olduğunun tespitine karar verilmiştir. Karara karşı Davacı ... vekili ve Davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davanın temeli TMK m. 369 anlamında bir aile hukuku uyuşmazlığı değil, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri çerçevesinde araç işleteninin KTK m. 85 uyarınca hukuki sorumluluğu ve sürücünün TBK m. 49 uyarınca haksız fiil sorumluluğu olduğunu, küçüğün vermiş olduğu zarardan dolayı anne ve babasının sorumluluğunun davanın temel niteliğini değiştirmediğini, Davalı ...'ın kazaya sebebiyet veren aracın "İşleteni" sıfatına haiz olup, KTK çerçevesinde tehlike sorumluluğu ilkesi gereğince meydana gelen tüm zararlardan sürücü ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, sürücünün yaşının küçük olması, işletenin KTK m. 85 ve m. 86 uyarınca doğan bu hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, ayrıca davalılar arasında, zarara neden olan motorlu aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı (ZMSS) olan ... A.Ş. yer aldığını, KTK m. 91 vd. maddeleri uyarınca sigorta şirketinin sorumluluğu mutlak anlamda ticari iş niteliğinde ve KTK'dan kaynaklı olup TTK m. 4 ve KTK m. 108/110 hükümleri gereğince, sigorta şirketinin davalı olduğu zarar tazmin davalarında Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğunu, tüm davalılar bakımından haksız fiil ve zarara sebebiyet verme noktasında müteselsil sorumluluk (TBK m. 61) söz konusu olduğundan, davanın tefrik edilmeden Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesinin zorunlu olduğunu, bir trafik kazasından doğan bedensel zarar ve maddi tazminat isteminin Aile Mahkemesi tarafından çözümlenmesinin hukukla bağdaşmadığını hususlarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili, davacı tarafa çıkarılan ''kesin süreli muhtıra''nın gereğinin süresi içerisinde yerine getirilmediğini, mahkemenin; bu durum karşısında ''davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi gerekirken'', davacıya ikinci kez kesin süre vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, uyuşmazlığın maddi hukuki sebebi; haksız fiil iddiası ve işletenin tehlike sorumluluğu iddiası olduğunu TMK m. 369 (ev başkanı sorumluluğu) ile ilgisi olmadığını, bu hususun davacı tarafça da dile getirildiğini, uyuşmazlığın Aile Hukuku veya Aile Mahkemesi görev alanı ile hiçbir illiyet bağının bulunmadığını, davalılar arasında ZMSS sigorta şirketinin yer aldığınını; davanın mutlak/nispi ticari iş niteliğinde olup, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu hususlarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava haksız fiile dayalı tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren Yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda davalılar arasında sigorta şirketinin bulunması durumunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 4/1-a uyarınca, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın bu kanunda düzenlenen hususlar "mutlak ticari dava" sayılacaktır. Zorunlu sigortalar da TTK'nın 1483 ve devamı maddelerinde düzenlendiğinden, sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası ticari nitelik taşıyacak ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, davalılar arasında ZMMS de yer alıyorsa, davanın tüm davalılar (sürücü, işleten veya TMK m. 369 uyarınca sorumlu olan aile reisi) yönünden de ortak görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerekecektir. Kaldı ki bu konuda Yargıtay Yargıtay .... Hukuk Dairesi'nin E. 2015/19195 K. 2018/11539 sayılı ve T. 29.11.2018 kararında reşit olmayan küçüğün sebebiyet verdiği ölümlü trafik kazasından kaynaklanan tazminat davalarında, TMK m. 369'a dayalı olarak açılmadığı takdirde aile hukukundan kaynaklanarak bu mahkeme tarafından görülen bir dava türü olmadığı belirtilmektedir . Bu kararda yer aldığı üzere ölümlü bir trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasında verilen görevsizlik kararının incelenmesinde 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.1 e göre Amaç ve kapsamı başlığı altında "Bu kanunun amacının aile mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerini düzenlemek" olduğu ve 4. maddesinde aile mahkemelerinin görevlerinin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun (Ek ibare: 14/04/2004-5133 S.K. 2.mad.) Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 03/12/2001 tarihli ve 4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler, 2.20/05/1982 tarihli ve 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, olduğu belirtilmekte olup, reşit olmayan küçüğün haksız eylemi nedeniyle açılan davanın Aile Mahkemesinde görülebilmesi için davanın 4721 sayılı TMK'nun 369. maddesine dayalı olarak açılması gerekmektedir. Somut olayda böyle bir talep bulunmamaktadır . Yine Yargıtay HGK'nun 2008/4-153 Esas,2008/139 Karar sayılı kararında;"ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle, ev başkanının MK.369/1'den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur. Hemen belirtmelidir ki, bu düzenleme hukuk sistemimiz içinde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden birisidir. Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları da korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul etmiş, söz konusu istisnai düzenlemeye de aile hukukuna ilişkin hükümler arasında özel olarak yer vermiştir. Zira, ev başkanlığı, aile halinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına, hizmet eder. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç, gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri de korumaktır. Yani ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur. Bu nedenledir ki, ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişilerin uğradığı zararı tazminle sorumludur ve bu sorumluluk hukuksal nitelikçe kusursuz sorumluluktur. Dolayısıyla, ev başkanının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle küçüğü gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmesi ile mümkündür. Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, ev başkanının sorumluluğu yasal dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukukunu düzenleyen ikinci kitabında yer alan 369.maddeden almakta; aynı zamanda hukuksal nitelikçe de aile hukuku hükümleriyle sıkı sıkıya bağlantılı bulunmaktadır." Gerekçesinde de yer aldığı üzere ev başkanının sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup TBK'da düzenlenen diğer kusursuz sorumluluk halleriyle (TBK m.66 vd.) birlikte değerlendirildiğinde sigorta şirketinin davalı olmadığı hallerde genel mahkeme sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinin bu davalara bakması gerekmektedir. Ancak somut olayda olduğu üzere davalı sigorta şirketinin bulunduğu hallerde Artık TTK hükümleri gereğince zorunlu olarak ticaret mahkemesi görevli olacaktır. Bu nedenle mahkemenin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. Bu durumda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının istinafa gelen tarafın diğer istinaf talebinin incelenmeksizin resen kaldırılmasına, davanın esası hakkında karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi mütalaa olunur. H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20.07.2026 tarih 2025/1195 Esas 2026/725 Karar sayılı kararının RESEN KALDIRILMASINA, 2-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre, istinaf yoluna başvuran davacı vekilinin esasa yönelik istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf harcının istek halinde istinaf yoluna başvuranlara iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-3 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.