Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/736 E. 2026/1773 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/736
Karar No
2026/1773
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/736 - 2026/1773 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/736 KARAR NO : 2026/1773

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ...(...) ÜYE : ...(...) ÜYE : ...(...) KATİP : ...(...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2025 NUMARASI : 2023/725 Esas - 2025/120 Karar

DAVACI : ... ALÜMİNYUM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - .... Tuzla/İSTANBUL VEKİLİ : Av. ... - ...Kadıköy İSTANBUL DAVALI : ... (T.C. NO:......) - ..... Kartepe/KOCAELİ VEKİLİ : Av. ... - ... Kağıthane/İSTANBUL

DAVA : İtirazın İptali (Rekabet Yasağından Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/07/2022 KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 08/10/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret A.Ş. ("'Müvekkil” veya “... Alüminyum”) global yassı alüminyum sektörünün öncü üreticilerinden olarak, 1500'ü aşkın çalışanı ile rulo, levha, folyo ve boyalı alüminyum ürünleriyle ambalaj, distribütör, inşaat, dayanıklı tüketim, otomotiv ve ısıtma-soğutma gibi birçok sektöre hizmet verdiğini, güvenilirlik, esneklik, yenilikçilik ve sürdürülebilirlik temel değerleriyle birlikte iş ortaklarıyla güvene dayalı ve uzun süreli ilişkiler oluşturmakta ve onlara özel esnek çözümler geliştirmektedir. ... Alüminyum, gerçekleştirdiği ihracat miktarı ve istihdam sayısı ile Türkiye ekonomisine ciddi katkılarda bulunmaya devam ettiğini, davalı ... (“Davalı”) ile Müvekkili arasında 23.11.2009 tarihinde Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi (“İş Sözleşmesi”) akdedildiğini, İş Sözleşmesi'nin 9. maddesinde: “Bu iş sözleşmesinin, işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17.ve 18. maddelerine göre geçerli bir nedenle feshi durumu hariç olmak üzere, herhangi bir suretle sona ermesi halinde, işgören, 6 ay müddetle, aynı konuda iştigal eden rakip firmalarda herhangi bir görev almayacaktır, dolaylı ya da dolaysız faaliyette bulunamayacak ve rekabete girecek bir faaliyette bulunamayacaktır. Bu hükmün ihlal edilmesi halinde işçi, son aldığı aylık üzerinden 10 maaş tutarında tazminatı işverene ödemeyi peşinen kabul eder.” hükmü yer aldığını, davalı ile Müvekkil arasındaki iş ilişkisi Davalı'nın istifası nedeniyle 27.07.2021 tarihinde sona erdiğini, hemen akabinde davalı, davacı ile aynı işkolunda faaliyet gösteren dava dışı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret A.Ş (“..."”) nezdinde çalışmaya başladığını, işbu durum davalının Sosyal Güvenlik Kurumu (“SGK”) nezdindeki kayıtlarıyla da sabit olduğunu, davacı ve dava dışı ..., alüminyum sanayii başta olmak üzere aynı işkolunda faaliyet gösteren ve rekabet halinde olan şirketlerdir. Davalının İş Sözleşmesi'ni sona erdirmesi akabinde ...'ta çalışmaya başlaması İş Sözleşmesi'nin 9. maddesindeki rekabet yasağı düzenlemesine de aykırı olduğunu bu nedenle davalı borçlu ...'ın Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2022/9565 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve mesnetsiz olarak icra takibine itiraz ettiğini, tüm bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz itirazının iptali ile icra takibinin devamına, borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahküm edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret mahkemeleri olduğunu, öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin 01.12.2009-27.07.2021 tarihleri arasında davacı işveren şirket nezdinde 'Arge Projeleri Uzmanı' olarak çalıştığını, davacı taraf, iş akdi feshedildikten sonra, müvekkili tarafından 23.11.2009 tarihli İş Sözleşmesi'nin 9. Maddesinde yer verilmiş olan rekabet yasağına aykırı davranıldığını ileri sürerek ceza-i şart olarak 154.000,00-TL'nin tahsilini talep ettiğini, rekabet yasağı sözleşmesi, genel olarak işçinin işveren nezdindeki işinin sona ermesinin ardından 'sınırlı olarak', işveren nezdinde öğrendiği bilgileri ve ticari sırları işverenin aleyhine onunla rekabet edecek şekilde kullanmasının önüne geçmeyi amaçladığını, rekabet yasağı hükümleri, işçiye iş sözleşmesi sona erdikten sonra işverenle rekabet edici faaliyetleri yasakladığı için, işçinin ekonomik geleceğini ve Anayasal çalışma özgürlüğünü de sınırlandırmakta olduğundan geçerliliği ve uygulanması mevzuat ve Yargıtay içtihatları ile bazı koşullara bağlandığını, Anayasa'nın 48. Maddesinde çalışma ve sözleşme özgürlüğü güvence altına alındığını, işverenin korunması gereken haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğü arasında dengeyi kurabilmek ve özellikle işçiyi korumak adına, rekabet yasağı sözleşmesinin hükümleri belirli bir yer, zaman ve iş türü ile sınırlanmadıkça geçersiz sayıldığını, bu nedenelerle açılan davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE takibin 92.400,00 TL üzerinden devamına, 2-İcra inkar tazminat talebinin reddine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yer şartı bakımından; rekabet yasağının belirli bir yer, çalışma bölgesi ile sınırlandırılmak zorunda iken davacı tarafından, sözleşmede bu koşula uyulmadığını, rekabet yasağının işverene ait işlerden hangileri ile sınırlandırıldığının net biçimde belirlenmek zorunda olduğunu, sözleşme maddesinde, belirli bir görev bazında ve yer bakımından sınırlamanın olmaması işçinin çalışma özgürlüğüne sınırsız bir müdahale niteliği taşıdığından davanın reddinin gerektiğini, davalı tarafından rekabet yasağına aykırı bir eylemin gerçekleşmediğini, davacının %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ile davacı arasında bağlayıcı bir rekabet yasağı sözleşmesinin olduğu, işverenin hiçbir zararı ispatlama yükümlülüğünün bulunmadığı ve işçinin işten ayrıldıktan kısa bir süre sonra rakip şirkette işe başlamasının rekabet yasağı ihlali için başlı başına yeterli olduğunu, davalının maddi ve manevi zarar olmadığı iddialarının huzurdaki uyuşmazlık bakımından bir önemi olmadığı gibi asılsız ve abesle iştigal olduğunu, dosya kapsamındaki bilgi/belgeler, tanık beyanları, davalının görev tanımı vb. çerçevesinde sabit olduğu üzere; davalının çalışmış olduğu pozisyon itibariyle davacının ürün bilgilerine, ticari sırlarına, AR-GE rapor ve projelerine, müşteri çevresi fiyat politikası vb. ticari sırlarına hakim olduğunu, Mahkeme tarafından da açıkça tespit edildiği üzere, taraflar arasında akdedilen rekabet yasağına ilişkin düzenlemelerin kanunun aradığı yasal unsurları ihtiva eden geçerli bir anlaşma olduğunu; davalının, taraflar arasında kararlaştırılan cezai şarttan sorumlu olduğu, cezai şartın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Gebze 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/02/2025 tarih, 2023/725 Esas - 2025/120 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptaline ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 23.11.2009 tarihli “Süresi Belirsiz İş Sözleşmesi” imzalandığı, sözleşmenin 9/q maddesi ile “Bu iş sözleşmesinin, işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunun 17.ve 18.maddelerine göre geçerli bir nedenle feshi durumu hariç olmak üzere, herhangi bir suretle sona ermesi halinde, işgören, 6 ay müddetle aynı konuda iştigal eden rakip firmalarda herhangi bir görev alamayacaktır, dolaylı ya da dolaysız faaliyette bulunamayacak ve rekabete girecek bir faaliyette bulunamayacaktır. Bu hükmün ihlal edilmesi halinde işçi, son aldığı aylık üzerinden 10 (on) maaş tutarında tazminatı işverene ödemeyi peşinen kabul eder.” Şeklinde rekabet yasağı düzenlendiğini, davalının davacıya ait iş yerinden kendi isteği ile 27.07.2021 tarihinde ayrıldığını, 01.09.2021 tarihinde ise davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren ... Alüminyum San. Ve Tic. A.Ş.’de çalışmaya başladığını, davalının davacı nezdinde Ar-Ge uzmanı olarak çalıştığını, davacının üretim sırlarına vakıf olduğunu beyan ederek davalı hakkında rekabet yasağına aykırılık nedeniyle alacak talepli takip başlatıldığı, davalının takibe itirazı üzerine eldeki davanın açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle işçinin rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik şartları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresince işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Dürüstlük kuralı gereğince bu yükümlülük bazı durumlarda sözleşmenin sona ermesinden sonra da belli bir süre devam etmelidir. Zira işçinin çalışması esnasında elde ettiği bazı bilgileri iş akdinin sona ermesinden sonra kullanması işverenin haklı menfaatlerine zarar verebilir. Buna karşılık, Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan işçinin dilediği alanda “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”, onun hayatını kazanması yanında yine Anayasa’da öngörülmüş olan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla (m. 5, 17) doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla iş sözleşmelerinde sözleşme sonrası rekabet yasağı kapsamında işverenin rekabet nedeniyle ortaya çıkabilecek haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünün dengelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle hem 818 sayılı BK’da hem de 6098 sayılı TBK’da bu dengeyi sağlamaya yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır. 6098 sayılı TBK’nin 444/1 maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçinin sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir. Fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması gerekir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus 6098 sayılı TBK’nın 444/2 maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak, rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp, yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olmaktadır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. 6098 sayılı TBK’nın 445/1 maddesi “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğinin ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu (işin türü) bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmış olması gerekir; aksi takdirde rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Aynı husus 818 sayılı BK’nın 349. maddesinde; “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir” şeklinde ifade edilmiştir. Rekabet yasağı sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi fiil ehliyetine sahip değilse, yazılı şekil şartına uyulmamışsa, işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı bulunmuyorsa ya da işverene önemli bir zarar verme ihtimali yoksa rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan 818 sayılı BK’dan farklı olarak 6098 sayılı TBK ile rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürmesi yönünden hâkime kapsamı veya süresi bakımından rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi verilmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 445/2 maddesi; “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir” hükmüne haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından sınırlamalar içermesi ve süresinin de, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşması durumunda uygulanacak hukukî yaptırım, rekabet yasağının hâkim tarafından kapsamı ve süresi bakımından sınırlanması şeklinde olmalıdır. Bu düzenleme ile yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları çok geniş tutulmuş rekabet yasağı sözleşmelerine geçersizlik gibi ağır bir hukukî yaptırım uygulamak yerine, sözleşmenin kanuna uygun hâle getirilmesinin yolu açılmış olmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir” hükmünü haizdir. Buna göre bir sözleşmenin hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu sözleşme hangi Kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Dolayısıyla 818 sayılı BK döneminde yapılan bir rekabet yasağı sözleşmesi Kanun’un aradığı şartları taşımaması nedeniyle geçersiz ve hukuken bağlayıcı değilse bu sözleşmenin ihlâli 6098 sayılı TBK’nın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşse dahi TBK’nın 445/2 maddesi ile düzenlenen hâkimin rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi söz konusu olamaz. Zira 818 sayılı BK’da hâkime bu şekilde bir yetki tanınmadığı için rekabet sözleşmesi yapıldığı an geçersiz olur. Yapıldığı an geçersiz olan bir sözleşmenin ise TBK’nın 445/2 maddesi gereğince geçerli kabul edilip sınırlandırılması mümkün değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/11-447 esas 2022/315 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11-670 esas 2022/1544 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/11-568 esas 2025/526 karar sayılı ilamı) Somut olayda; davalının hakkında başlatılan icra takibinde yetkiye ve borca itirazlarının olduğu görülmüştür. İcra dairesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin olmayıp, alacaklının yetkisiz bir icra dairesinde takip yapması halinde, icra dairesi kendiliğinden yetkisizliğini gözetemeyeceği için borçlunun itiraz yolu ile bunu ileri sürmesi gerekir. İtirazın iptali davalarında; icra dairesinin yetkisine itiraz edilmesi durumunda; İİK'nın 50. maddesi uyarınca; öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın HMK'nın 164. maddesi hükmü uyarınca; ön sorun olarak incelenmesi gerekir. İcra Dairesi'nin bu konuda re’sen inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Eldeki olayda; davalı süresi içerisinde Gebze İcra Müdürlüğünün yetkisine itiraz etmiştir. Davacı vekilinin ve davalının öninceleme duruşmasındaki beyanlarına göre sözleşmeye konu işin yapıldığı yerin Dilovası olduğu anlaşılmakta olup, 2004 sayılı yasanın 50.maddesi atfıyla 6100 sayılı yasanın 10.maddesi gereği sözleşmenin ifa yeri icra müdürlüklerinin de yetkili olduğu, Dilovası’nın Gebze İcra Müdürlüğünün yetki sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakla davalının icra müdürlüğünün yetkisine yaptığı itirazın yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 23.11.2009 tarihinde imzalandığı görülmektedir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir” hükmünü haizdir. Buna göre bir sözleşmenin hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu sözleşme hangi Kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Dolayısıyla eldeki sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle 818 sayılı yasa hükümlerine tabi olduğu, uyuşmazlığa 818 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması gerekmekte olduğu anlaşılmakla, mahkemece uyuşmazlığa sözleşme tarihinde yürürlükte bulunmayan 6098 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması hatalı olmuştur. Taraflar arasında imzalanan 23.11.2009 tarihli “Süresi Belirsiz İş Sözleşmesi”nin 9/q maddesi “Bu iş sözleşmesinin, işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunun 17.ve 18.maddelerine göre geçerli bir nedenle feshi durumu hariç olmak üzere, herhangi bir suretle sona ermesi halinde, işgören, 6 ay müddetle aynı konuda iştigal eden rakip firmalarda herhangi bir görev alamayacaktır, dolaylı ya da dolaysız faaliyette bulunamayacak ve rekabete girecek bir faaliyette bulunamayacaktır. Bu hükmün ihlal edilmesi halinde işçi, son aldığı aylık üzerinden 10 (on) maaş tutarında tazminatı işverene ödemeyi peşinen kabul eder.” Şeklindedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 9/q. maddesinde rekabet yasağına ilişkin olarak zaman ve konu (işin türü) sınırlaması öngörülmesine rağmen yer sınırlaması öngörülmemiştir. Bu itibarla sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 349. maddesi gereğince taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi yapıldığı an geçersizdir. Dolayısıyla davalı ...’ın dava dışı şirkette işe başladığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK hükümlerinin daha başlangıçta geçersiz olan bir sözleşmeye uygulanması mümkün değildir. Başka bir deyişle 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun gereğince 818 sayılı BK döneminde imzalanan rekabet yasağı sözleşmelerine 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanabilmesi için; yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları belirli olan geçerli bir sözleşmenin olması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/11-447 esas 2022/315 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11-670 esas 2022/1544 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/11-568 esas 2025/526 karar sayılı ilamı) Bu itibarla 818 sayılı BK döneminde geçersiz olan bir sözleşmeye 6098 sayılı TBK’nin 445/2 maddesinin uygulanması söz konusu olamayacağından, yer bakımından sınırlama içermeyen rekabet yasağı sözleşmesi geçersiz olup mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 2004 sayılı yasanın 67/2.maddesine göre takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red olan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Davacının takip başlatmakta kötüniyetli olduğuna dair dosyaya bir delil sunulmadığından davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmemiştir. Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin ve davacının adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Gerekçeli karar başlığında; dava türünün "İtirazın İptali" olmasına rağmen, "Tazminat" şeklinde yanlış olarak gösterildiği, karar başlığında dava türü yazılırken gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği anlaşılmakta ise de; bu husus, sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.

Bu nedenlerle; davalının istinaf istemlerinin yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ; 1-Davalının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KABULÜNE, Gebze 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/02/2025 tarih, 2023/725 Esas - 2025/120 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA, YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA, a-Davanın REDDİNE, b-Davalının kötüniyet tazminat talebinin REDDİNE, c-Alınması gereken 732,00.-TL karar ve ilam harcının, başlangıçta alınan 1.859,94.-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 1.127,94.-TL'nin davacıya iadesine, ç-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, d-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan A.A.Ü.T.13/1-2 uyarınca reddedilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 45.000,00.-TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, e-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine, f-Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik, 1.560,00.-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili için Hazineye müzekkere yazılmasına, 2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları; a-İstinaf kanun yoluna başvuru harcının hazineye irat kaydına, b-İstinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, c-Davalı tarafından yapılan 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 447,50-TL posta masrafının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, ç-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, d-Davalının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 3-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine, İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 08/10/2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/736, K. 2026/1773, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-736-e-2026-1773-k-4a11e52c56b8