Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1094 E. 2026/813 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1094
Karar No
2026/813
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/1094

KARAR NO:2026/813

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:11/04/2025

NUMARASI:2015/176 Esas, 2025/220 Karar

DAVANIN KONUSU:Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)|Alacak (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan)

Birleşen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/670 Esas 2018/675 Karar sayılı dosyası yönünden;

DAVA:Alacak (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:16/06/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava; alacak talebine ilişkin olup,mahkemece davacı vekilinin asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı taraflarca istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili, davalı şirket ile müvekkil şirket arasında 01/01/2013 taihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşme doğrultusunda tarafların ...-... yolu inşaatı işi ve ...-... yolu işlerinin ortak yapılması konusunda anlaştıklarını, müvekkil şirketin taşeron olarak kazı, dolgu, nakliye, serme ve sıkıştırma işlerini dava dışı ...firmasından aldığını, davalı ... firmasınında aralarında yaptıkları sözleşme doğrultusunda işe ortak ettiklerini, yapılan iş neticesinde 1 nolu hak ediş doğrultusunda 30/09/2013 tarih ve 25.000,00 TL bedelli ve 30/10/2013 tarih ve 31.331,00 TL bedelli iki adet çek alındığını ve bedellerin tahsil edildiğini, ilk hakediş yapılıp işler belli bir aşamada devam ederken müvekkili şirket yetkilisi ve sahibi ...'ın geçirdiği bir trafik kazası neticesinde işlerden uzak kalması sebebiyle ... firması ... ile olan sözleşmesini ... yetkililerinin elinde bulunan işçilerle ilgili sözleşme yapmaya ve feshetmeye ilişkin vekaletnameye dayanarak müvekkile herhangi bir şekilde bildirimde bulunmadan müvekkilinin sözleşmesini fesh ettiğini, ancak müvekkiline ait eleman, ekipman ve makineleri çalıştırmaya devam ettiğini, buna rağmen yapılan tüm işi ... firmasına fatura edip tüm ödemelerin bu firmaya yapıldığını, ... firmasına Ankara ... Noterliği 02/10/2014 tarih ve ... yevmiye nolu, ... firmasına Ankara .... Noterilği 31/10/2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname gönderilerek durumun izahı ve kesin hesaba davet edilmelerine rağmen her iki firmanında olumsuz karşılık verdiklerini, ... yapı aleyhine İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını ve halen dosyanın derdest olduğunu,İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29/06/2016 tarihli ara kararı uyarınca dosyasının birleştirilmesi talepli olarak dava açılması hakkında taraflarına kesin süre verildiğini belirterek öncelikle birleştirme talebiminin kabulü ile dosyanın İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesi ve fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı yandan alınarak müvekkil şirkete verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı vekili; dava konusu alacağın bir an için var oludğu düşünüldüğünde söz konusu alacağın 2013 yılının Ekim-Aralık ayları arasında doğduğunun iddia edildiğini, ancak davanın 03/08/2016 tarihinde müvekkil aleyhine açıldığını, işbu davanın İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 esas sayılı ile birleştirmesinin müvekkil açısından olumsuz sonuçlar doğrucağını, müvekkili şirketinin Ankara merkezli olduğunu, görevli ve yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, birleştirmeyi hiçbir surette kabul etmediklerini, davacı ile dava dışı ... firması arasında taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, davacı şirket ile müvekkil şirket aralarında kurdukları 01/01/2013 tarihli protokol ile bahsi geçen yol yapım işinin davacı şirket üzerindeki kısmını birlikte yapacaklarının akdedildiğini, her iki tarafta da çalışmalar düzenli olarak giderken davacı yetkilisi ...'ın Ankara'dan gelerek davalı şirket yetkililerini çeşitli bahaneler göstererek çalışma sahasından uzaklaştırdığını, yaşanan gelişmeler akabinde ... inşaat ile olan sözleşme, davacının izni ve bilgisi dahilinde yine davacının vermiş olduğu vekaletnameye dayalı olarak ... tarafından fesh edildiğini, müvekkil şirket ortağı ... kendisine verilen vekaletnameye dayanarak ... ile ... şirketleri arasındaki sözleşmeyi feshettiğini, ... ve ... şirketleri arasında yeni bir sözleşme kurulduğunu, davacı şirketin tüm bu aşamalardan haberinin olduğunu, müvekkil şirket ile ... şirketin işin yapımı ile ilgili sözleşme imzaladığı düşünüldüğünde hakedişlerin müvekkil şirkete ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu belirterek müvekkili aleyhine açılan işbu davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, davacı şirket ile davalı .... Şti. arasında **01.01.2013** tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşme uyarınca ... yolu inşaatı ile ... yolu işlerinin ortak yapılmasının kararlaştırıldığını, davacının dava dışı ... ... Şti.'nden taşeron olarak kazı, dolgu, nakliye, serme ve sıkıştırma işlerini üstlendiğini, ilk hakediş kapsamında 30.09.2013 tarihli 25.000,00 TL ve 30.10.2013 tarihli 31.331,00 TL bedelli iki çekin tahsil edildiğini, davacı şirket yetkilisinin trafik kazası geçirmesi sonrasında davalı şirket yetkililerinin ellerindeki vekâletnameye dayanarak davacı ile ... arasındaki sözleşmeyi davacının bilgisi dışında feshettirdiklerini, buna rağmen davacıya ait işçi, ekipman ve makinelerin çalıştırılmaya devam edildiğini, yapılan işlerin ... adına faturalandırılarak ödemelerin bu şirkete yapıldığını, gönderilen ihtarnamelere rağmen sonuç alınamadığını, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 Esas sayılı dosyasında açılan dava nedeniyle mahkemenin ara kararı uyarınca işbu davanın açıldığını belirterek, davanın anılan dosya ile birleştirilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL alacağın ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, dava konusu alacağın doğduğunun kabulü hâlinde dahi zamanaşımına uğradığını, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin **...** sayılı dosyası ile birleştirme talebini kabul etmediklerini, yetkili mahkemenin Ankara mahkemeleri olduğunu, davacı ile dava dışı ... arasında taşeronluk sözleşmesi bulunduğunu, davacı ile davalı arasında **01.01.2013** tarihli protokol kapsamında yol yapım işinin birlikte yürütülmesinin kararlaştırıldığını, davacı şirket yetkilisinin çalışma sahasından davalı şirket yetkililerini uzaklaştırdığını, ... ile davacı arasındaki sözleşmenin davacının bilgisi ve verdiği vekâletnameye dayanılarak ... tarafından feshedildiğini, daha sonra ... ile ... arasında yeni sözleşme kurulduğunu, davacının tüm gelişmelerden haberdar olduğunu, hakedişlerin ...'a ödenmesinin olağan bulunduğunu ve davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece; asıl dava yönünden davacı taraf davalı ... yapıdan hakediş alacağının olduğu iddia etmiş dosyaya kazandırılan 23/05/2022 tarihli bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere davacının sigortalı olarak çalışan işcilerinin sözleşmenin fesih tarihinden itibaren çalışmaya devam ettiği ve ayrıca ekstra yeni işçinin işe alındığı ve işin davacı tarafından devam ettirildiğinden kabul edileceği ve davacının ...'ya ödemiş olduğu 80.132,58-TL tutarındaki zararın davacıdan isteyebileceği anlaşılmış ancak taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu ve yukarıda bahsettiğimiz üzere alacağın Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 147/6. maddesine göre “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.” 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu anlaşıldığından ve davacının ıslah dilekçesine karşı süresi içinde zamanaşımı defiinde bulunduğundan davacı asıl dava da davalı ... yapıdan dava açarken talep etmiş olduğu 1000-TL alacağı talep edebileceği 1000-TL dışında kalan alacağın ise zamanaşımına uğradığı anlaşılmış ayrıca davacı tarafın davadan önce davalı ... yapıyı temerrüde düşürecek herhangi bir ihtarnamesi bulunmaması sebebi ile davacının 1000-TL'lik alacağı dava tarihi olan 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile talep edebileceği kanaatine varılmıştır. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır ( 6100 sayılı HMK m.187/1). TMK 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." denilmiştir. HMK'nun "İspat yükü" başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Kendisine ispat yükünün düştüğü taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Birleşen dava yönünden ise ispat külfeti davacı taraf üzerinde olup davacı taraf birleşen dosya davalısı küptaştan alacağının olduğunu ispatlamak durumundadır. dosyaya sunulan tüm bilirkişi raporları ve 07/02/2022 tarihli rapor da davacının birleşen dosya davalısı ... Şti'den talep edeceği bir alacağının bulunmadığı şeklinde rapor ibraz edilmesi karşısında davacının birleşen dosya davalısı ...'tan bir alacağının olduğunu ispatlayamadığı anlaşıldığından, asıl dava yönünden; davanın kısmen kabül kısmen reddi ile, 1.000,00 TL'nin dava tarihi olan 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin zamanaşımı nedeniyle reddine, birleşen dava yönünden; ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili Av.... istinaf dilekçesiyle, anılan karar, dosya kapsamındaki maddi ve hukuki olgulara, delillerin bütüncül değerlendirilmesine ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, mahkeme, temsil yetkisinin kötüye kullanılmasını, sözleşmenin muvazaalı şekilde feshedildiğini, işin fiilen müvekkil tarafından yürütülmeye devam edildiğini ve bu süreçte doğrudan ...’a aktarılan kazancın gerçekte müvekkilin emeği ve malzemesiyle elde edildiğini göz ardı ettiğini, taraflar arasında görünürdeki fesih iradesinin arkasındaki kötü niyet ve hukuka aykırılık yeterince araştırılmadan, şekli değerlendirmelere dayanılarak hüküm kurulduğunu, işte bu nedenlerle; işbu dilekçemiz ile, süresi içinde kanun yoluna başvurulduğunu, aşağıda detaylı şekilde izah ettiğimiz sebeplerle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, müvekkil şirket ... ile davalı .... arasında 05.04.2013 tarihli sözleşme ile, ...-... geçişi dahil yol yapım işi (kazı, dolgu, nakliye, serme ve sıkıştırma işleri) kapsamında alt taşeronluk ilişkisi tesis edildiğini, bu kapsamda; müvekkil şirket tarafından 0+000 ile 1+460 km arasında, askeri birlikler ve lojmanlar önü, ... üst geçit köprüsü bağlantıları ve ... yönü istikametinde detaylı kazı ve dolgu çalışmaları yapıldığını, işbu faaliyetler, 05.04.2013 – 30.06.2013 tarihleri arasındaki hak ediş raporlarında da yer aldığını, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmadığını, ancak, ne var ki; 20.09.2013 tarihinde, müvekkil şirketin bilgisi ve onayı dışında, müvekkil şirket adına vekâlet verilen ... isimli kişi, davalı ... ile tek taraflı olarak bir “fesihname” imzaladığını, müvekkil şirket bu hususu öğrendikten hemen sonra bahsi geçen şahsı azlettiğini,..., müvekkil şirket adına kendisine verilen güveni kötüye kullanmış, işbu fesih işlemini muvazaalı şekilde gerçekleştirmiş ve akabinde ortak olduğu ... İnşaat üzerinden işi devraldığını, ancak iş fiilen ve fiili ekipmanlarla müvekkil şirket tarafından yapılmaya devam edilmiş, çalışan işçiler ve makineler aynen sahada kaldığını, mahkeme bu önemli hususu göz ardı etmiş, sözleşmenin görünürdeki feshiyle yetindiğini, iş devam etmiş, müvekkil şirketin çalışanları ve makineleri çalışmayı sürdürmüş, ancak müvekkil şirketin alacağı ödenmemiş, ödeme ... firmasına aktarıldığını, ...’ın elde ettiği tüm gelir, müvekkilin malzeme ve personeliyle gerçekleştirilmiş faaliyetlerin ürünü olduğunu, bu kazanç, hukuken müvekkil şirkete ait olması gerekirken, muvazaalı şekilde ...’a aktarıldığını, sebepsiz zenginleşme hükümleri ve temsilcinin sadakat borcunun ihlali dikkate alınmadan hüküm tesis edilmesi hukuka aykırı olduğunu, müvekkil, ...’ya karşı açtığı davanın ardından gelişen olaylar ışığında ... aleyhine de dava açmış, her iki dava mahkemece birleştirildiğini, ancak birleştirilen dosyalarda sunulan bilgi ve belgeler bütüncül şekilde değerlendirilmediğini, mahkeme, sadece formal olarak sözleşmenin feshine odaklanmış, feshin arka planındaki irade sakatlığı ve vekilin kötü niyeti göz önünde bulundurulmadığını, gerekçeli kararda, vekaletin varlığı kabul edilmekle birlikte, bu vekaletin kötüye kullanıldığına, hileli fesih işleminin müvekkilin zararına sonuç doğurduğuna ve doğrudan ...’ın bu işlemden haksız kazanç sağladığına dair delillerin yeterince değerlendirilmediğini, gerek birleştirilen dosyadaki delil durumu, gerekse feshin şekli ve sonrasındaki işlerin nasıl, kim tarafından ve ne şekilde yürütüldüğüne dair tanık beyanları, faturalar, iş makinesi kayıtları ve ... bildirimleri gibi belgeler, açıkça ...’un işgücü ve kaynaklarının kullanılmaya devam ettiğini ispat ettiğini, ancak mahkeme bu bulguları takdir ederken, soyut yorumlarla yetinmiş, taraflar arasındaki ilişkinin görünmeyen kısmını görmezden geldiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı vekili Av.... istinaf dilekçesiyle, asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, hatalı olarak ortak vekalet ücretine hükmedilmesi Kanuna aykırılık teşkil ettiğini, yerel mahkemece müvekkil şirket açısından verilen alacak taleplerinin kısmen reddine dair karar son derece isabetli olmakla birlikte, vekalet ücretine ilişkin ''AAÜT uyarınca 238.081,00-TL üzerinden hesaplanan vekalet ücreti olan 38.092,66-TL'nin davalılar arasında 1/2 oranında olmak üzere 19.046,33'er TL olarak davacıdan alınarak davalılara verilmesine...' şeklindeki hüküm müvekkil şirket yönünden eksik ve hatalı olduğunu, bu nedenle kararın bu kısmının düzeltilmesini talep ettiklerini, yerel mahkeme dosyasında da müvekkil aleyhine alacak davası ikame edildikten sonra ... Şti. aleyhine birleştirme talepli alacak davası ikame edildiğini, her ne kadar birleştirme kararı verilmiş olsa da asıl dava yalnızca müvekkil şirket aleyhine ikame edilmiş olup asıl davanın tek davalısı müvekkil şirket olduğunu, birleştirme kararı verilen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/670 Esas sayılı dosyasının davalısı ise ... Şti.'dir. Belirtilen sebeplerle yerel mahkeme tarafından vekalet ücretine ilişkin olarak tek bir hüküm kurulması ve ücretin ikiye bölünmesi kanuna ve hukuk ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, davalının ıslah dilekçesi ile taraf artırması usulen mümkün olmayacağı için vekalet ücretinin iki davalıya bölünmesinin hatalı olduğunu, somut olayda da davacının talebi açıkça asıl dava açısından, davanın 239.081 TL olarak ıslah edilmesi olduğunu, asıl davanın tek davalısı olan müvekkil şirket açısından hükmedilecek vekalet ücretinin ikiye bölünmesi ise hatalı olduğunu, aksi kanaat hakim olsa bile ret sebebi ayrı olan davalılar için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmolunması gerektiğini, avukatlık asgari ücret tarifesinin 3. maddesi; ''Birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.'' hükmünü ihtiva ettiğini, yerel mahkemece düzenlenen gerekçeli kararda ise, davalı müvekkil açısından davanın zamanaşımı nedeniyle kısmen reddine, birleşen dava davalısı ... Şti. yönünden ise davanın ispatlanamaması sebebiyle reddine karar verildiğini, görüleceği üzere her iki davalı açısından farklı sebeplerle ret kararı verilmiş olup davalılar açısından tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı vekili Av.... istinaf dilekçesiyle,11.04.2025 tarihinde asıl ve birleşen dava hakkında nihai hüküm kurulmuş olup, birleşen dava davacının alacağını ispatlayamamış olması sebebiyle red edildiğini, esasa ilişkin kurulan ret kararının yerinde olduğunu, ancak yerel mahkeme tarafından vekalet ücretine ilişkin hüküm açıkça hukuka aykırılık içerdiğini, öncelikle yerel mahkemenin tarafımıza asıl dava yönünden vekalet ücreti hükmetmesinin hatalı olduğunu, asıl dava yönünden hükmedilen vekalet ücretini ise asıl dava ve birleşen dava davalısı arasında paylaştırması ve birleşen dava yönünden fark vekalet ücreti çıkararak hüküm kurmasının hatalı olduğunu, yapılması gereken asıl dava ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi olduğunu, zira AAÜT 8. Maddesi "Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur." şeklinde olup yeterince açık olduğunu, yerel mahkeme vermiş olduğu karar ile açıkça hukuka aykırılık yarattığını, müvekkilin davalısı olduğu reddedilen birleşen davanın değeri 239.081,00 TL olduğunu, dava tümüyle reddedilmiş olup dava değeri üzerinden hesaplanan vekalet ücreti 38.252,96 TL olduğunu, bu itibarla, lehimize hükmedilmesi gereken vekalet ücreti 19.046,33 TL+160,30 TL=19.206,63 TL olarak kabul edilmemeli ve yerel mahkeme tarafından vekalet ücreti yönünden usul ve yasaya aykırı olarak verilen karar kaldırılarak müvekkil lehine 38.252,96 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuşturTaraflar arandaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı asıl yüklenici, asıl davada davalı alt yüklenici, birleşen davada davalı davalı ... şirketi ilişkili şirket Asıl davada davacı, taralar arasında 05.04.2013 tarihinde ... geçişi dahil yol yapım işi kapsamında kazı, dolgu, nakliye, serme ve sıkıştırma işlerine ilişkin taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında çeşitli yol yapım işlerinin davacı tarafından yerine getirildiğini, ilk hakedişe ilişkin olarak iki adet çek bedelinin tahsil edildiğini, çalışmalar devam ettiği halde davalı tarafından herhangi bir fesih bildirimi yapılmaksızın davacıya ait işçi, araç ve ekipmanların kullanılmaya devam edildiğini, buna karşın yapılan ödemelerin dava dışı ... şirketine yapıldığını, gönderilen ihtarnamelere rağmen alacağın ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı, davacı ile aralarında 05.04.2013 tarihli taşeronluk sözleşmesi bulunduğunu, 30.06.2013 tarihine kadar yapılan işlere ilişkin hakediş raporunun düzenlendiğini ve hakediş bedelinin davacıya ödendiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 20.09.2013 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiğini, davacının fesih sözleşmesi ile davalıyı ibra ettiğini, ... tarafından düzenlenen faturanın fesih sonrasında gerçekleştirilen işler nedeniyle düzenlendiğini, ...’ın davacı şirket vekili sıfatıyla fesih işlemini gerçekleştirdiğini, davacının tüm hakedişlerini tahsil ettiğini ve herhangi bir alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Birleşen davada davacı, davacı ile .... Şti. arasında 01.01.2013 tarihli sözleşme bulunduğunu, ... yolu yapım işinin birlikte yürütülmesinin kararlaştırıldığını, davalı ... yetkililerinin ellerinde bulunan vekâletnameye dayanarak davacı ile ... arasındaki sözleşmenin davacının bilgisi dışında feshedilmesini sağladıklarını, buna rağmen işin davacıya ait işçi, araç ve ekipmanlarla devam ettiğini, yapılan ödemelerin ise ... şirketine aktarıldığını, ihtarnamelere rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek alacağın davalı ... şirketinden tahsilini talep etmiştir. Birleşen davada davalı .... Şti. vekili, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı şirket tarafından ... ve ...’ya geniş yetkiler içeren vekâletnameler verildiğini, davacı ile dava dışı ... arasında taşeronluk sözleşmesi bulunduğunu, davacı ile ... arasında yapılan protokol kapsamında işin ortak yürütüldüğünü, davacı şirketin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirememesi üzerine ... ile olan sözleşmenin davacının bilgisi ve verdiği vekâletnameye dayanılarak feshedildiğini, sonrasında ... ile ... arasında yeni sözleşme kurulduğunu, işin ... tarafından tamamlandığını, hakedişlerin ...’a ödenmesinin olağan olduğunu ve davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında davacının işçilerinin fesih tarihinden sonra da çalışmaya devam ettiği ve bu kapsamda 80.132,58 TL tutarında somut zarar bulunduğunun belirtildiği, ancak hakediş alacağına ilişkin somut ve denetlenebilir bir hesaplama yapılamadığı, eser sözleşmesinden doğan taleplerin TBK’nın 147/6 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davacının talebini 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile artırdığı, davalı tarafından süresinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, bu nedenle asıl davada dava tarihindeki 1.000,00 TL’lik talep dışındaki kısmın zamanaşımına uğradığı, birleşen dava yönünden ise davacının ... şirketinden alacaklı olduğunu ispatlayamadığı gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulü ile 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalı ...’dan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin zamanaşımı nedeniyle reddine, birleşen davanın ise ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verilmiştir.Dava dosyasında bulunan 01.01.2013 tarihli ... ile .... Şti. arasındaki sözleşmede, ...'ın ... yolu ile ... yolu inşaat işlerinin taraflarca ortak olarak yürütülmesi, ... yolu işinde ortaklığın eşit oranda olması, çalışan makine ve ekipmanlara günün koşullarına göre aylık ücret ödenmesi, makine ve ekipmanların işletme giderlerinin çalıştıkları şantiyelerce karşılanması ve şirket ortaklarının herhangi bir ücret almayacağının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Yine dava dosyasında bulunan 05.04.2013 tarihli ... .... Şti. ile ... arasındaki taşeronluk sözleşmesinde, ... kapsamında kazı, dolgu, nakliye, serme ve sıkıştırma işlerinin birim fiyat esasına göre taşeron tarafından yerine getirilmesi, hakedişlerin aylık imalat miktarlarına göre düzenlenmesi ve sözleşmede belirlenen usulle ödenmesi, işin en geç 15.11.2013 tarihine kadar tamamlanması, işverenin sözleşmede öngörülen hallerde fesih yetkisinin bulunması ve sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklarda İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Dava dilekçesinde, davacı şirket ile davalı ... arasında 05.04.2013 tarihli taşeronluk sözleşmesi bulunduğunu, yapılan işlere rağmen hakediş ve iş bedellerinin eksik ödendiğini, davacıya ait işçi, araç ve ekipmanlarla sözleşme/fesih sonrasında çalışmaların devam ettirilmesine karşın ödemelerin dava dışı şirkete yapıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle şimdilik 1.000,00 TL alacağın, daha sonra 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam 239.081,00 TL alacağın ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 110 uncu maddesine göre davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Davacının birden fazla davasını aynı dava dilekçesi ile açması hâlinde, bu durum “objektif dava birleşmesi” olarak tanımlanır ve davacının, her davaya ait talep sonucunu açıkça ve ayrı ayrı göstermesi gerekir. Davaların yığılması söz konusu olduğunda, görünüşte tek dava, gerçekte ise talep sayısınca dava mevcuttur. Her bir talep için dava dilekçesinde vakıaların ayrı ayrı belirtilmesi ve ispat edilmesi gerekir. Mahkeme, taleplerin tümü hakkında ayrı ayrı karar vermek ve bunları hüküm fıkrasında göstermek zorundadır.Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar sayılırken dava dilekçesinin diğer unsurları yanında "açık bir şekilde talep sonucunu" içermesi gerektiği "ğ" bendinde hüküm altına alınmıştır.. Dava dilekçesinin en önemli unsuru olan talep sonucu açık olmalı, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde davacının mahkemeden hangi konuda hukuki koruma istediğini ve varsa dava değerini açıkça belirtmelidir. Talep sonucunun yahut talebe ilişkin dava değerinin açık olmaması durumunda mahkeme, 6100 sayılı HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında açıklattırmalıdır. Hakimin davayı aydınlatma ödevi, hakim açısından bir yetki olduğu kadar zorunlu olarak yapılması gereken bir görev olarak yorumlanmalıdır. .Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde, hakediş ve iş bedelleri ile sözleşme/fesih sonrası işçi, araç ve ekipman kullandırılmasından doğan bedellerin tahsilini talep ettiği, şimdilik 1.000,00 TL üzerinden harç yatırdığı, 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 239.081,00 TL'ye yükselttiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde her bir kalem yönünden talep ettiği miktarı ayrı ayrı belirtmek suretiyle tahsilini istemiş, ıslah dilekçesi ile de toplam miktarı yükseltmiştir. Her ne kadar mahkemece toplam miktar üzerinden zamanaşımı değerlendirmesi yapılmış ise de ıslah dilekçesinde başlangıçta dava dilekçesine konu edilen alacak kalemlerinden her birinin ne miktar arttırıldığı ayrıntılı belirtilmediği gibi mahkemece de bu hususta davacı vekiline açıklama yaptırılmamıştır. Hangi kalemleri kapsadığı açıklanmaksızın ve talep kalemleri hususunda olumlu olumsuz bir karar verilmeksizin karar verilmesi hatalı olmuştur. .O halde mahkemece yapılacak iş; HMK'nın 31. maddesindeki hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde davacıya talep ettiği alacak kalemlerinin (hakediş bedelleri ile sözleşme harici işçi ve ekipman bedelleri) her biri yönünden talep ettiği alacak miktarını (dava dilekçesindeki 1.000,00 TL ve ıslah dilekçesi ile artırılan miktar yönünden) ayrı ayrı açıklattırılması, sonrasında davacının hakediş alacakları ile vekâletsiz iş görme niteliğinde olabilecek sözleşme dışı talepleri ayrıştırılarak, her bir talep kalemi yönünden inceleme yaparak karar vermesi gerekmektedir. Mahkemenin asıl dava yönünden kısmen kabul kararı itibariyle dosya incelendiğinde; Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) Özel Hükümler kısmında düzenlenen tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşmeden dönme veya fesih nedeniyle taraflar birbirlerine verdiklerini karşı taraftan isteyebileceklerdir. Kural olarak, eser sözleşmesinden doğan alacaklar TBK'nın 147/6. maddesi (mülga BK 126/4) hükmünce beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi de TBK 149. (mülga BK 128) maddesi uyarınca alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Sözleşmeden dönme veya fesih hâlinde, tarafların dönme iradelerinin birleştiği ya da fesih iradesinin karşı tarafa ulaştığı tarihte alacak muaccel olur ve zamanaşımı bu tarihlerden itibaren işlemeye başlar.Taraflar arasındaki sözleşme kapsamı dışında yapılan ve sözleşme dışı olduğu anlaşılan ilave imalatların bedeli, vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca istenebilir. Bu durumda eser sözleşmesi için geçerli olan 5 yıllık zamanaşımı süresi değil, TBK’nın 146. maddesinde (mülga BK 125) belirtilen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre fazla işin/imalatın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.TBK m. 147/6: Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Kitap yazarı, sözleşme içi imalatlarda fesih ve teslim halinde bu sürenin uygulanacağını vurgulamıştır.TBK m. 149: Zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Kitapta belirtilen sınır uyarınca, muacceliyet fesih bildirimi ile veya sözleşme dışı işlerde işin fiilen yapıldığı anda doğar.TBK m. 146: Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Kitap yazarının dayandığı içtihatlara göre, fesih sonrası devam eden çalışmalar sözleşme dışı (vekâletsiz iş görme) niteliğinde olduğundan, uygulamadaki işlevi gereği 10 yıllık süreye tabi tutulur.Taraflar arasındaki sözleşme 20.09.2013 tarihinde feshedilmişse de davacı yanın işçi, araç ve ekipmanlarıyla çalışmaya devam ettiği, 21.09.2013 - 30.11.2013 dönemi için ... bildirimlerinin bulunduğu ve bu hususun 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporuyla da tespit edilerek 80.132,58 TL somut zararın belgelendiği görülmektedir. Fesih tarihinden sonra gerçekleştirilen bu imalatlar ve çalışmalar, sözleşme dışı ilave iş / vekaletsiz iş görme mahiyetindedir. Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacaklarda TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre işin fiilen yapıldığı/bittiği tarihten (somut olayda 30.11.2013) itibaren işlemeye başlar. 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi, fiili bitiş tarihi olan 30.11.2013'ten itibaren 10 yıllık süre dolmadan sunulmuştur. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin tüm alacağı 5 yıllık süreye tabi tutması usul ve yasaya aykırıdır.Davacı yanın istinaf itirazları yerindedir. Gerek fesihten sonraki çalışmaların vekâletsiz iş görme sayılarak 10 yıllık süreye tabi olması yönünden, gerekse 24.05.2019 tarihli ... doğrultusunda ıslah edilen miktarın zamanaşımı başlangıcının ilk dava tarihi kabul edilmesi gerektiği yönünden; davacı tarafın ıslah ile artırdığı bedelin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmış olup, mahkemece fesih sonrası yapılan işler sebebiyle yapılan masraflar yönünden davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. 09.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda .... Şti.’nin ticari defter ve kayıtları incelenerek defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve çeşitli yıllar itibarıyla davacıdan alacak bakiyeleri bulunduğu değerlendirilmiş, 07.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının ... ve ... şirketlerinden talep edebileceği bir alacağının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş, 20.08.2020 tarihli ek bilirkişi raporunda kök rapordaki görüşleri değiştirmeyi gerektiren bir husus bulunmadığı belirtilmiş, 08.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda ... kayıtları incelenerek fesih sonrasında da davacı işçilerinin çalışmaya devam ettiği ve 21.09.2013-30.11.2013 dönemine ilişkin ... bildiriminin 80.132,58 TL olduğu tespit edilmiş ancak önceki raporların değiştirilmesini gerektiren bir durum bulunmadığı değerlendirilmiş, 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise davacının fesih sonrasında işin bir kısmını sürdürdüğünün kabul edilebileceği, bu kapsamda 80.132,58 TL tutarında somut zararının bulunduğu, ancak hakediş ve ödeme kayıtlarıyla davacı zararının somut olarak hesaplanamadığı yönünde görüş bildirilmiştir.Davacı vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL alacak talebinde bulunduğunu, dosyada alınan 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda davacının 80.132,58 TL zararının tespit edildiğini, ayrıca davalılar arasında 239.081,00 TL tutarında faturalaşma bulunduğunun belirlendiğini, ... kayıtları ve sigorta evraklarının davacı şirket işçilerinin işte çalıştırıldığını gösterdiğini, davacı şirkete ait araçların da işin yapımında kullanıldığını ancak bu hususlarda bilirkişiler tarafından hesaplama yapılmadığını, dava dilekçesindeki talep miktarlarının tenzili sonucunda davacının 239.081,00 TL bakiye alacağının bulunduğunu ileri sürerek, 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını 239.081,00 TL çıkartmıştır. Dosya kapsamındaki 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesinin İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/176 Esas sayılı dosyasına sunulmuş olması, dilekçede birleşen davaya ilişkin herhangi bir ayrım veya açıklamaya yer verilmemesi ve talep artırımının tek dava değeri üzerinden yapılmış bulunması karşısında, söz konusu ıslahın asıl davaya yönelik olarak gerçekleştirildiğinin kabulü gerekmektedir.Davacı vekili 08.02.2023 tarihli ikinci ıslah dilekçesinde, asıl davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL alacak talebinde bulunduklarını, birleşen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/670 Esas sayılı dosyasında da fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL alacak talep ettiklerini, dosya kapsamında alınan 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda müvekkilin 80.132,58 TL zararının tespit edildiğini, aynı raporda davalılar arasında 239.081,00 TL tutarında faturalaşma bulunduğunun belirtildiğini, ... kayıtları ve dosyaya sunulan sigorta belgelerinin davacı şirkete ait işçilerin işin yapımında çalıştırıldığını gösterdiğini, ayrıca davacı şirkete ait araçların da işte kullanıldığı halde bu hususta bilirkişilerce hesaplama yapılmadığını, dava dilekçelerinde talep edilen alacak miktarlarının tenzili sonucunda davacının 239.081,00 TL bakiye alacağının bulunduğunu ileri sürerek davayı 239.081,00 TL üzerinden ıslah ettiklerini, bu tutarın 31.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Bu ıslah dilekçesi tamamen birleşen dava dosyasına yönelik yapıldığı görülmektedir. Dosya kapsamındaki 08.02.2023 tarihli ıslah dilekçesinde davacı vekilince hem asıl dava hem de birleşen dava dosyasına açık şekilde atıf yapılarak davanın 239.081,00 TL üzerinden ıslah edildiğinin bildirildiği, buna karşın ilk derece mahkemesince söz konusu ıslah dilekçesinin birleşen dava yönünden kapsamı, hukuki sonuçları ve talep sonucuna etkisi hususlarında herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulduğu, mahkemece öncelikle 08.02.2023 tarihli ıslah dilekçesinin hangi dava veya davalara yönelik olduğunun, gerekli ise harç kayıtları ve usuli işlemler de incelenmek suretiyle tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre birleşen dava bakımından da açık bir değerlendirme yapılması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 11/04/2025 tarih ve 2015/176 Esas, 2025/220 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-İstinafa başvuran taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,

5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 16/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1094, K. 2026/813, T. 16.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1094-e-2026-813-k-270c2a3c8cdc