Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/427 E. 2026/1176 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/427
- Karar No
- 2026/1176
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/427
KARAR NO : 2026/1176
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/11/2021
NUMARASI : 2018/1047 Esas - 2021/856 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 30/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların oluşturduğu adi ortaklık olan “... Ltd. Şti. - ... Ortaklığı” adına yüklenilen ... Devlet Yolu Yapım İşi’nin risklerini teminen davacı ... şirketi tarafından 23/09/2011 tarihinde ... ... Şubesi aracılığıyla toplam 46.386,27-TL. bedelli, ... nolu “İnşaat Bütün Riskler Poliçesi” yapıldığını, davalı ortaklığın talebi üzerine 27/06/2012 tarihinde vade değişimi (uzatma) sebebiyle 31.762,50-TL. bedelle 3 no'lu zeyilin yapılarak poliçe teminatlarının genişletildiğini, davalıların bu zeyile ilişkin olarak davacı şirkete 5.293,75-TL.’lik kısmi ödeme yaptığını, 26.468,75-TL. tutarındaki bakiyenin ise ödenmediğini, davalıların bu konuda defalarca uyarılmasına karşın herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacı şirket tarafından davalı borçu tarafa iadeli taahhütlü ihtar mektubu gönderilerek borcun ödenmesinin istendiğini, ihtar mektubunun davalı karşı yana 13/11/2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davalıların tüm yazılı ve sözlü uyarılara rağmen davacı şirkete olan borçlarını ödemediğini, hatta davalıların işbu poliçe kapsamında 16/04/2012 tarihinde 288609 nolu hasar dosyası ile davacıdan 2 (iki) adet hasar talebinde bulunduklarını, ancak davalıların hasar taleplerinin teminat dışı oldukları gerekçesiyle reddedildiğini, poliçeden kaynaklı prim borcunun ödenmemesi üzerine davacı tarafından davalılar aleyhine İstanbul 31. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlular tarafından takibe borca, faize ve fer’ilerine itiraz edildiğini, davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu, davalılar tarafından icra takibine yapılan haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
1-Davalılardan ... (... İnşaat) vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacının adresinin "... Mahallesi, ... Sokak, No.../İSTANBUL" olduğunu, diğer davalı şirketin adresinin ise dava dilekçesindede belirtildiği üzere; "..., ... Caddesi, No:... ..../İSTANBUL" olduğunu, davacı tarafın alacağının zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, her ne kadar davacı tarafça dava konusu yapılan 3 no'lu zeyilname nedeniyle alacak talebinde bulunulduğu ileri sürülmekte ise de davacının bu iddiasının kesinlikle gerçek dışı olduğunu, dava konusu yapılan poliçenin davacı ... şirketi tarafından dosyaya sunulması gerektiğini, sunulmadığı takdirde ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesini, davacının örnek olarak gösterdiği hasar talep tarihinin ise 16/04/2012 olduğunu, oysa davacının varlığını iddia ettiği zayilname tarihinin 27/06/2012 olduğunu, henüz imzalanmayan bir zeyilnameye istinaden hasar talep edilemeyeceğini, dolayısıyla davanın bu sebeple dahi reddi gerektiğini, davacı tarafın imzalanmayan zeyilnameye istinaden icra takibi başlattığını, imzalandığı öne sürülen zeyilname tarihine göre ... prim alacağı zamanaşımına uğradığı halde dava konusu takibin yapıldığını belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nederlerle; davanın reddine, davacı taraf aleyhine haksız takip nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin ise davacı karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2-Davalılardan ...A.Ş. vekili ise cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin kayıtlarında takibe konu edilen poliçenin bulunmadığını, taraflar arasında buna ilişkin olarak herhangi bir sözleşme imzalanmadığını, yalnızca davacı ... şirketinden teklif alındığını, alınan teklifin davalı şirket ve diğer davalı tarafından kabul edilmediğini, böylece takibe dayanak yapılan ticari ilişkinin yalnızca teklif ve red aşamasında kaldığını, taraflar arasında imzalanmayan poliçe sözleşmesine dayanarak başlatılan haksız takibe bu nedenle itiraz edildiğini, akabinde huzurdaki davanın açıldığını, dosya davalılarının adresinin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi’nin yetki alanında bulunduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın yetki yönünden reddi gerektiğini, kabul etmemekle ... sözleşmesinden doğan tüm alacakların 2 (iki) yıllık zamanaşamına tabi olduğunu, bu nedenle takibe konu edilen alacağın 2012 yılında doğmuş bir alacak olması dikkate alındığında zamanaşımına uğradığını, davaya konu alacağın 27/06/2012 tarihli zeyilnameye dayanmakta olduğunu, gerçekte bu zeyilnamenin hiç imzalanmadığını, ilgili zeyilnamenin davacı tarafça başlatılan takibe ek olarak dahi sunulamadığını, zeyilnamenin huzurdaki dava dosyasında da mevcut olmadığını, davacının daha sonra ibraz edilme ihtimalinde ise imza incelemesi haklarını saklı tuttuklarını ve hiçbir şekilde kabul etmemediklerini, zira “teklif red” aşamasından öteye gitmeyen bu ilişkinin davacı tarafça haksız kazanç elde etmek amacıyla bu noktaya getirildiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde iddia ettiği hasar talebinin ise 16/04/2012 tarihli olduğunu ve 3. zeyilname tarihi olan 27/06/2012 tarihinden çok önce olduğunu, ayrıca ekte sundukları aynı dönem tarihli olan... A.Ş. poliçesinin neden ve niçin aynı dönemde ve aynı kapsamda iki ayrı ... poliçesi yapıldığının da açıklanması gereken bir husus olduğunu belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; davanın öncelikle yetki ve zamanaşımı yönünden reddine, esasa girilmesi halinde ise davanın esastan reddine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; davacı ... şirketi tarafından takip ve dava konusu yapılan 3 nolu zeyilnamenin davalılarca onaylanmış ve/veya imzalanmış aslı veya sureti dosyaya ibraz edilmemiştir. Davalıların dava konusu 3 nolu zeyilnamenin düzenlenmesine yönelik açık bir onayları da dosyada bulunmamaktadır. Davacı sigortacı, davalı sigortalıların bilgi ve onayı dışında tek taraflı olarak zeyilname düzenleyemeyeceğinden ve dosya kapsamına göre davalıların teklif sunma aşamasında kaldığı anlaşılan iradeleri dışında herhangi bir kabulleri de olmadığından, ayrıca davalılarca 29/06/2012 - 31/12/2013 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak bir başka ... şirketi (.... A.Ş.) ile karşılıklı anlaşma sağlanarak düzenlenmiş başka bir ... Poliçesi bulunduğundan ve ticari hayatın seyri içinde basiretli bir tacirin yüklendiği iş ve işin riski için gereksiz yere birden fazla poliçe düzenleterek prim ödemek durumunda kalmak istemeyeceği hususu dikkate alındığında ve aynı riskin aynı dönemleri kapsar şekilde iki ayrı ... şirketinden ... ettirilmesi de hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, eldeki itirazın iptali davasında ispat yükü davalılardan prim alacağı olduğunu iddia eden davacı sigortacıya, bir başka ifade ile başlatılan takibin ve vaki itirazların niteliği gereği takipte talep edilen alacağın varlığını ve miktarını kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafa ait olduğundan, dosya kapsamına ve mevcut delil durumuna göre davalıların dava ve takip konusu yapılan 3. zeyilnameden dolayı davacı ... şirketine herhangi bir prim borçlarının bulunmadığı, davacı ... şirketinin davalılardan prim alacağı olduğunu hukuka uygun ve somut delillerle ispatlayamadığı, sonuç olarak takip konusu alacağın varlığının ve miktarının davacı şirket tarafından somut delillerle ispatlanamadığı anlaşılmakla, ayrıca davacı ... şirketinin takip başlatmakta kötü niyetli olduğunun da davalılarca ispatlanamamış olması karşısında, davacı taraf aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmeksizin davanın reddine" dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde; Davacı ... şirketinin taraflar arasındaki zeyilnamenin davalıların yazılı ve sözlü talimatları üzerine banka aracılığıyla oluşturulduğunu, yani işlemin davalıların bilgisi dahilinde yapıldığını, bilirkişi raporunda davalıların bu zeyilnamenin pahalı olduğu için kabul edilmediği, yerine başka bir şirketten daha ucuz poliçe yaptırıldığı yönündeki beyanlarının yer aldığını ancak diğer şirketten alınan poliçe daha pahalı olup bu savunmanın tutarsız olduğunu, usulüne uygun şekilde düzenlenen zeyilnamenin davalılar tarafından resmi olarak iptal ettirilmediğini, bu durumunda ... şirketini zarara uğrattığını, poliçe metninde; "İlk taksit ödenmediği sürece sigortacı 3 ay içinde cayabilir." hükmünün bir hak olduğunu ancak bu hak kullanılmayarak poliçenin geçerli sayılma tercihinde bulunduğunu, ispat yükünün davacı yanda olduğu gerekçesinin de hatalı olduğunu, davalıların poliçeyi iptal ettirdiklerine dair bir bildirim veya belge sunamadıklarını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, ... sözleşmesine ek olarak düzenlenen vade uzatım zeyilnamesinden kaynaklanan prim alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre; davacı ... şirketince, ... Devlet Yolu yapım işi için 10/08/2011-16/05/2012 süreli İnşaat Bütün Riskler Poliçesinin düzenlendiği, davalı .... A.Ş.'nin, ".... A.Ş....Ortaklığı" taahhüdündeki işin bitmemiş olması nedeniyle ... süresinin uzatılması gerektiğini bildiren, şirket kaşeli ve imzalı, 26/06/2012 tarihli faksla gönderilen yazısı üzerine davacı tarafından 27/06/2012 tarihinde, ... ettiren olarak ".... Ltd. Şti. - ... Ortaklığı" gösterilerek 16/05/2012-31/12/2012 inşaat süresini kapsayan, 31.762,50 TL primli ve aylık 5.293,75 TL tutarında altı eşit taksitli vade uzatım zeyilnamesinin düzenlendiği, ... ... Şubesinin 17/03/2020 tarihli cevabı ekindeki dekont uyarınca 15/08/2012 tarihinde davalının hesabından "... Tahsilatı" açıklamasıyla 5.293,75 TL tahsil edildiği; bakiye taksitlerin ödenmediği; davacının 13/11/2017 tarihinde tebliğ edilen ihtarnamenin ardından 11/12/2017 tarihinde takip başlattığı, davalıların süresinde itirazı üzerine takibin durduğu ve yasal süre içinde davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi Raporları:
Mahkemece alınan 21/05/2021 tarihli kök raporda; davalı Doğusan'ın poliçenin yenilenmesi için yazı yazdığı, .... A.Ş. poliçesinin davacının zeylinden daha pahalı olduğu, davacının otomatik tahsilat talimatına rağmen tahsilat yapmadığı ve poliçeyi iptal etmediği, zamanaşımının hukuki bir mesele olduğu, 16/08/2021 tarihli ek raporda ise zeyile ilişkin prim ödemesine dair belgeye rastlanmadığı ve peşinat ödenmediğinden tarafların sorumluluğunun doğmadığı görüşü bildirilmiştir.
İlk derece mahkemesi, zeyilnamenin düzenlenmesine yönelik bir talimat yazısının bulunmadığı ve zeyilin ilk taksitinin ödenmediği kabulüne dayanarak prim alacağının ispatlanamadığı sonucuna varmıştır. Ne var ki yukarıda belirtildiği üzere dosyada davalı Doğusan'ın 26/06/2012 tarihli uzatma talebi ile 15/08/2012 tarihinde zeyilin ilk taksit tutarının davalının hesabından prim tahsilatı olarak tahsil edildiğine dair banka kaydı birlikte değerlendirildiğinde, 3 numaralı zeyilname ile uzatılan ... ilişkisinin davalı ortaklığın talebi üzerine kurulduğu ve ilk taksitin ödendiği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin davalıların iradesinin teklif aşamasında kaldığına ve ilk taksit ödenmediğinden TTK'nın 1434/2. maddesi uyarınca sözleşmenin ortadan kalktığına ilişkin gerekçesi dosya kapsamına uygun değildir. Bilirkişi ek raporunda zeyile ilişkin ödeme belgesi bulunmadığına dair tespiti de dosya kapsamıyla uyumlu değildir.
Ancak davalılar, süresinde sundukları cevap dilekçelerinde zamanaşımı def'inde bulunmuş, ilk derece mahkemesi bu def'i hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Bu durumda öncelikle, karara bağlanmamış olan zamanaşımı def'inin istinaf incelemesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun çözümlenmesi gerekmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 161. maddesinde "Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında zamanaşımı, resen gözetilen bir itiraz değil, ancak taraflarca ileri sürüldüğünde incelenebilen bir def'i olup kendiliğinden kamu düzenine ilişkin değildir. Nitekim hiç ileri sürülmemiş bir zamanaşımının, ilk derecede veya istinaf aşamasında resen dikkate alınması mümkün değildir.
Somut olayda ise def'i, ilk derece yargılamasında süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmüştür. Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesi uyarınca zamanaşımından önceden feragat edilemez; ileri sürülmüş bir def'iden sonradan vazgeçilmesi ise açık bir irade beyanını gerektirir. Davalıların, lehlerine sonuçlanan karara karşı istinaf yoluna başvurmamaları ve istinafa cevap dilekçelerinde def'i ayrıca tekrarlamamaları, def'iden feragat ettikleri biçiminde yorumlanamaz. Kaldı ki davanın reddine karar verilmiş olması nedeniyle davalıların, karara karşı istinaf yoluna başvurmakta hukuki yararları da bulunmamaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular. Aynı yasanın 297. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesini zorunlu kılar. Süresinde ileri sürülmüş bir def'i hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, kararın gerekçe unsurunu eksik bırakacağı gibi, bu durum Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı ile HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlalini oluşturur. Kararın gerekçe yönünden taşıması gereken bu unsurlar kamu düzenine ilişkin olup, HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf incelemesinde resen gözetilir. Dairemizce resen gözetilen husus, zamanaşımının kendisi değil; usulünce ileri sürülmüş bir def'inin karara bağlanmamış olmasıdır.
... sözleşmesi 27/06/2012 tarihinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğünden önce kurulmuştur. Yürürlük tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1268. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1420. maddesinin birinci fıkrası, ... sözleşmesinden doğan istemleri iki yıllık zamanaşımına tabi kılmaktadır. Prim, ... ettirenin ... sözleşmesinden doğan asli edimi olup (TTK m.1401, 1430) prim alacağı da ... sözleşmesinden doğan bir istemdir. Davacının prim alacağına Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği yönündeki beyanına, anılan özel hükümler karşısında itibar edilmemiştir.
Taksitle ödenmesi kararlaştırılan primde her taksit kendi vadesinde muaccel olup zamanaşımı muacceliyetle işlemeye başlar (TBK m.149/1). Zeyilnamede öngörülen son taksitin vadesi 27/11/2012 olup iki yıllık zamanaşımı süresi en geç 27/11/2014 tarihinde dolmuştur. Bu tarihten önce zamanaşımını kesen bir işlem bulunmadığı gibi, davacının ihtarnamesi 13/11/2017, icra takibi ise 11/12/2017 tarihlidir. Zamanaşımı def'inin icra takibine itiraz aşamasında ileri sürülmemiş olması, itirazın iptali davasında cevap dilekçesiyle ileri sürülmesine engel değildir. Bu durumda takip ve dava konusu prim alacağının zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır. Bu halde, ilk derece mahkemesinin ret gerekçesi dosya kapsamına uygun olmayıp davanın reddine esas alınması gereken sebep zamanaşımıdır.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/11/2021 tarihli 2018/1047 Esas - 2021/856 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK;
a-Davanın ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE,
b-Şartları oluşmadığından davalıların kötü niyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
2-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden,
a-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin yatırılan 318,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 413,30 TL harcın ilk derece mahkemesince davacıdan tahsiline,
b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
c-Davalılar tarafından yapılan bilirkişi, tebliğat ve posta masrafından oluşan 2.298,80 TL toplam yargılama giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
ç-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2/3. maddesi uyarınca takdir edilen 26.468,75 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
d-Yatırılan gider/delil avansından artan kısmın HMK'nın 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine,
3-İstinaf İncelemesi Yönünden;
a-Davacı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvurma harcı ve 80,70 TL istinaf karar harcının ayrı ayrı Hazine'ye gelir kaydına,
b-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcının davacı tarafından peşin yatırılan 80,70 TL harçtan mahsubu ile artan 651,30 TL harcın ilk derece mahkemesince davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline,
c-Davacı tarafça yapılan 220,70 TL istinaf başvurma harcı, 80,70 TL istinaf karar harcı ve 100,00 TL istinaf posta masrafı olmak üzere toplam 401,40 TL istinaf yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iadesine,
d-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, Anayasa Mahkemesi'nin 26/02/2026 tarih ve 2026/49 Esas - 2026/48 sayılı kararı uyarınca Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.30/09/2026