Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/959 E. 2026/1416 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/959
Karar No
2026/1416
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/959 - 2026/1416 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/959 KARAR NO : 2026/1416

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/06/2026 NUMARASI : 2026/300 Esas, 2026/507 Karar

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN : Taraf Vekilleri KARAR TARİHİ : 13/10/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 21/10/2026

Mahkemece verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf talebinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü: TALEP: Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların murisi ... ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş. ile davalı şirket ve bu şirketin yönetim kurulu başkanı olan diğer davalı ... arasında 31.01.2013 tarihli %50'şer pay sahibi olacak şekilde bir şirket kurmak amacıyla "ortak şirket kurma anlaşması" yapıldığını, bu sözleşme uyarınca yurt dışında faaliyet göstermek üzere ... şirketinin kurulduğunu, yeni kurulan şiketin %50 pay sahibinin davacıların murisine ait ... A.Ş.'nin iştiraki olan ... Ltd. ünvanlı şirket, diğer %50 pay sahibinin ise davalı ...'e ait ... A.Ş.'nin iştiraki olan ... ünvanlı şirket olduğunu, taraflarca yeni kurulan şirketin finansmanının sağlanması için sözleşmenin 4. maddesine göre davacıların murisi ...'in 3.500.000,00 USD kredi bulması gerektiğinin hüküm altına alındığını, muris ...'in söz konusu krediyi ... ...'den temin ettiğini, temin edilen bu kredi için taraflarca 14.03.2013 tarihli ayrı bir "borç anlaşması" yapıldığını, bu sözleşmenin de tarafların doğacak borcun yükünü paylaştıkları bir borç üstlenme ve borca katılma anlaşması olduğunu, davalıların muris tarafından sağlanacak finansmanın %50'sinden müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sorumluluk üstlendiklerini, ... şirketinin beklenen geliri elde edememesi ve kredi borcunu ödeyememesi üzerine muris tarafından 02/05/2017 tarihinde ...'a 3.727.864,58 USD ödeme yapıldığını, bu ödeme nedeniyle davalıların sözleşme gereğince borcun yarısı olan 1.863.932,29 USD'den sorumlu olduklarını, davalıların söz konusu borç anlaşmasında bizzat taraf olup anılan borçtan müşterek ve müteselsil sorumlu bulunduklarını, alacağın tahsili amacıyla Ankara 5.İcra Müdürlüğünün 2024/29365 esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek, itirazın iptali ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde; husumet, hak düşürücü süre itirazları ile zaman aşımı def'inde bulunmuş, esasa ilişkin ise; taraflar arasında imzalanan 31/01/2013 tarihli "Ortak Şirket Kurma Anlaşması" ile 14/03/2013 tarihli "Borç Anlaşması" imzalandığını, bu anlaşmalar kapsamında ortak kurulan ... şirketine sağlanan finansmanın geri ödenmesinin şirketin elde edeceği gelirlerden öncelikle muris ... ...'a yapılan borcun ödenmesi suretiyle kararlaştırıldığını, ancak ortak şirketin gelir elde edip etmediğinin, kredinin hangi tutarda kullanıldığının ve geri ödeme yapılıp yapılmadığının araştırması gerektiğini, ... A.Ş. tarafından ortak şirkete sağlanan 3.500.000,00 USD tutarındaki kredi kapsamında davalı ... şirketinin sorumluluğunun borç anlaşmasının 6. maddesi uyarınca fazla 1.750.000 USD ile sınırlı olduğunu, müşterek borçluluk ve müteselsil kefalet hükümlerini birbirinden farklı olduğunu, kefalet sözleşmesinin Türk Borçlar Kanunun 583. maddesinde öngörülen şekil şartlarını taşınmadığından geçersiz olduğunu, davalı şirket tarafından 865.000 USD ödeme yapıldığının ve bu tutarın sorumluluk miktarından mahsup edilmesi gerektiğini, ... şirketine ve murisin diğer misrasçısı ...'a davanın ihbarının yapılması gerektiğini, ilgili şirket ve bankalardan ticari kayıtlar ile kredi ve ödeme belgelerinin celbinin sağlanması gerektiğini, icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEME KARARI: Mahkemece, mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde, yerel mahkeme kararının eksik ve hatalı olduğunu, uyuşmazlığın hukuki niteliği ve uygulanması gereken kanun hükümleri değerlendirilmeden, yalnızca Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünün davacı gerçek kişilerin tacir kaydının bulunmadığına ilişkin yazı cevabına dayanılarak görevsizlik kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, HMK'nın 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku re'sen uygulamakla yükümlü olduğunu, davanın TTK'nın 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava olduğunu, 31.01.2013 tarihli anlaşma ile 14.03.2013 tarihli borç anlaşmasının ... A.Ş. ile ... A.Ş. arasında imzalandığını, bu nedenle davanın ticari dava olarak değerlendirilmesi gerektiği belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın esastan görülüp karara bağlanması için dosyanın görevli ve yetkili Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, uyuşmazlığın iki ticari şirket arasında ortak girişime temin edilen borcun geri ödenmesinden kaynaklanması nedeniyle mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu, yerel mahkemece görevsizlik kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, davacıların murisi ve murise ait şirket ile davalı ve davalıya ait şirket arasında yapılan sözleşme uyarınca ortaklaşa kurulan dava dışı şirkete sağlanan finansman borcunun yine taraflar arasında yapılan borç anlaşması uyarınca davalılardan tahsiline ilişkin başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir. Mahkemece, uyuşmazlığın taraflar arasında yapılan 14.03.2013 tarihli borç anlaşmasından kaynaklandığı, davanın TTK'nın 4. maddesinde sayılı davalardan olmadığı, davacıların murisinin tacir olmadığı, ... A.Ş.'nin yetkilisi olduğu, davanın özü itibarıyla hissedarlar arasında dava niteliğinde olmadığı, ortak şirket kurma anlaşmasının tarafının davacıların murisi olmayıp şirketi temsilen imzalandığı, davacılar tacir olmadığından davanın niteliği ve tarafların vasfı gereği Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Anılan maddenin 1. fıkrasında "her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanunda..." sayılan davaların ticari dava olduğu öngörülmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12.maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir" hükmünü içermektedir. 26/06/2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 6335 sayılı yasanın 2. maddesinde, "6102 sayılı Kanun'un 5.maddesinin başlığı" 2. ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler" şeklinde, 1.fıkrasında yer alan "davalara" ibaresi ise davalar ve ticari nitelikteki "çekişmesiz yargı işlerine" şeklinde 3.ve 4. fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK 16/1.maddesinde : "Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar." ve TTK'nun 19.maddesinde "Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır" hükmü bulunmaktadır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan 14.03.2013 tarihli "borç anlaşması"nın dayanağı olan 31.01.2013 tarihli "ortak şirket kurma anlaşması"nın; davacıların murisi ... tarafından yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş. adına, diğer tarafın ise davalı ... tarafından yönetim kurulu başkanı olduğu davalı ... A.Ş. adına imzalandığı, 14.03.2013 tarihli borç anlaşmasının ise; bir tarafta davacıların murisi ... ve ...'in şirketi ... A.Ş. adına genel müdür ... tarafından, diğer tarafta ise davalı ... A.Ş. adına genel müdür ... tarafından imzalandığı dosya kapsamından sabit olup bu hususta taraflar arasında da uyuşmazlık bulunmamaktadır Her iki sözleşmenin de yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca, tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olduğu kuşkusuzdur. Davacıların murisinin ... A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, kendi nam ve hesabına bir ticari işletmeyi işlettiği bu sebeple Mahkeme kabulünün aksine 6100 sayılı TTK'nın 12. maddesi uyarınca tacir olduğu, davacıların ise tacir olan ve ticari işletmesiyle ilgili bulunan bir sözleşmeden kaynaklı alacağı dava etmeleri karşısında, artık tacir olan murisin halefleri olarak davanın tarafı oldukları ve 6102 sayılı TTK'nın 19. maddesi uyarınca da uyuşmazlık konusu sözleşmenin kendileri için de ticari iş niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda, taraflar arasında görülen davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olmayıp Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, mahkemece; davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın çözümünde görevli olduğunu gözetilerek, işin esasına girmek suretiyle dava konusu talep hakkında bir karar vermesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı vermiş olması isabetli bulunmamıştır. Belirtilen nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile sair tüm istinaf itirazları incelenmeksizin) HMK.'nın 353/1-a,3 maddesi gereğince, mahkeme kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. İnceleme, 6100 sayılı HMK.'nın 355. md. hükmüne göre istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-)Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜ ile, Ankara Asliye 8. Ticaret Mahkemesinin 17/06/2026 Tarih, 2026/300 Esas, 2026/507 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 2-)Dosyanın yukarıda açıklandığı şekilde karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-)Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 4-) Taraflarca yatırılan istinaf peşin harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 5-)Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 13/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/959, K. 2026/1416, T. 13.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-959-e-2026-1416-k-bd3b9e2da6b8