Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1061 E. 2026/896 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1061
Karar No
2026/896
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1061 - 2026/896 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/1061 Esas KARAR NO : 2026/896

(İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi HMK 353/1- a-6)

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2024 NUMARASI : 2022/245 Esas-2024/103 Karar

DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. DAVALI : 1 - VEKİLİ : Av. DAVALI : 2 VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 29/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 20/10/2026

Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; davalıların oluşturduğu iş ortaklığının "... İskân Tesisleri Yapım İşi"ni üstlendiğini, müvekkilinin alt taşeron olarak çalıştığını ancak alacak bakiyesinin bugüne kadar ödemediğini ileri sürerek 144.396,52 TL + KDV tutarı kadar olan iş bedeli alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek aylık ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. YANIT: Davalı... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davanın zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin dolduğunu, faturanın kendilerine tebliğ edilmediğini, faturanın tek başına alacağın varlığını ispatlamayacağını, temerrüt koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davanın zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin dolduğunu, faturanın kendilerine tebliğ edilmediğini, faturanın tek başına alacağın varlığını ispatlamayacağını, temerrüt koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/02/2024 tarihli ve 2022/245 Esas ve 2024/103 Karar sayılı kararında özetle; Davalılar zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Alacak talebinin niteliği gözetildiğinde, TBK'nun 147/6 maddesi uyarınca; “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar ...” beş yıllık zamanaşımına tabiidir. TBK'nun 479/1 maddesi uyarınca “İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur.” Dosya kapsamında teslim tutanağı bulunmadığı, 20/11/2015 tarihli ek sözleşme gereği işin teslim tarihi olarak 29/02/2016 tarihinin belirlendiği, ancak davacı yanın hakediş ve ödeme emri tarihi olarak 14/10/2016 tarihini bildirdiği, davacı yanın işi ne zaman teslim ettiğine ilişkin bir belge bulunmadığı gibi işin tamamının 15/10/2016 tarihinde durdurulduğu ve 11/02/2017 tarihinde sulhen tasfiye ile sonuçlandığı, kesin kabul tutanağının bulunmadığı, davalı yanca aksine bir iddia ve delil de bulunmadığından bu hali ile işin en geç 14/10/2016 tarihi itibari ile teslim edildiğinin kabulü gerektiği değerlendirilmiştir. Davalı yan zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. TBK’nun 638. madde hükmü nedeniyle davanın, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan tüm adi ortaklara karşı açılması gerektiği gibi davanın konusu para alacağı olduğunda, ortaklardan her biri borçtan müteselsil sorumlu olduklarından, alacaklı müteselsil borçlulardan birini dahi tercih edebilir. Davacı yan davalılardan ... şirketi aleyhine 15/12/2017 tarihli takip talebi ile Ankara 12. İcra Dairesi'nin 2017/6605 esas sayılı dosyası kapsamında takibe geçmiş, böylelikle bu davalı yönünden zamanaşımı kesilmiştir. Her ne kadar bilirkişi zamanaşımını değerlendirirken takibin itiraz üzerine durduğunu ve süresinde itirazın iptali davası açılmadığından zamanaşımını kesmeyeceğini bildirmiş ise de, itirazın iptaline karar verilmesinin talep edilmemesi halinde takibin yapılmamış sayılması mümkün olmadığından (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/15-169 esas 2013/1365 karar sayılı ilamı) takip tarihi itibari ile zamanaşımının kesildiği ve bu davalı yönünden 31/01/2022 arabuluculuk başvuru tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresi içinde dava açıldığı anlaşılmıştır. Davalı... şirketi yönünden ise, eserin teslim edildiği kabul edilen tarih ile arabuluculuk başvuru tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresini kesen bir husus da bulunmadığından bu davalı yönünden zamanaşımı nedeni ile davanın reddi gerektiği değerlendirilmiştir. Davalı ... şirketi yönünden davanın esasına girildiğinde, dava konusu faturanın sözleşmeye konu işlere ilişkin düzenlenmiş olduğu kabulüne göre, faturanın tek başına işin miktarına ve işin yapıldığına delil olarak kabul edilemeyeceği, asıl işveren tarafından dava konusu işe ilişkin temliken ödeme yapıldığı ve götürü olarak belirlenen bakiye iş bedelinin 214.904,80 TL, davacı yanın dava konusu ettiği 170.387,98 TL bedelli faturanın 114.743,62 TL kısmının bakiye iş bedeli olduğunun bilirkişi raporundan anlaşıldığı, artan kısmın fazla imalat bedeli olduğu, iş bedelinin tamamının tahsil edilebilmesi için işin tam ve eksiksiz olarak teslim edilmiş olması gerektiği, ancak sözleşmenin sulhen tasfiye edildiği ve işin ne kadarlık kısmının tamamlandığının ve bedelinin davacı tarafça ispata elverişli delillerle ispatlanamadığı, davacı tarafça sunulan tutanakların davalı tarafın kabulünde olmadığı gibi tutanaklarda imza ve kaşesinin de bulunmadığı değerlendirilerek davacının, Davalı... şirketi aleyhine açtığı davanın yukarıda belirtilen gerekçelerle zamanaşımı nedeni ile reddine; Davalı ... şirketi aleyhine açtığı davanın sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili tarafından verilen istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından kesilen 01/04/2017 tarihli faturanın davalı ortaklığa tebliğ edilmemiş ise de; 06/04/2017 tarihinde Ankara 12. İcra Dairesi nezdinde başlatılan icra takibi ile davalı ... Tic. Aş'nin dava konusu alacağı takip talebi ile tebellüğ etmiş bulunduğunu, dolayısıyla sözleşme gereği; bir yandan borcun muaccel olduğunu, diğer yandan faturadan sonraki 30 gün içinde ödeme yapılmadığından temerrütün de gerçekleştiğini, ayrıca icra takibinde borca itiraz eden davalı vekilinin, itiraz dilekçesinde; söz konusu faturaya, içeriğine veya kendilerine ibraz edilip edilmediğine, bu nedenle alacağın muaccel olmadığına ve temerrüdün gerçekleşip gerçekleşmediğine itiraz etmediğini; sadece alacağın ihtilaflı olduğunu ve yargılamayı gerektirdiğini ileri sürdüğünü, dolayısıyla davalı yanın, takip talebine karşı itirazında (hakedişin düzenlenmesinden sadece 6 ay sonra) alacağı kabul etmekte ancak ihtilaflı olduğunu beyan ettiğini, işlerin yapıldığının kabul edilmesine rağmen; eseri teslim alıp kullanmaya başlayan, ayıp veya temerrüte ilişkin bir iddiada bulunmayan ve aradan geçen uzun sürede hiçbir dava, takip ve talep ileri sürmeyen iş sahibi açısından teslimin gerçekleşmediğinin iddia edilmesinin hukuka uygun olmadığı gibi hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davalılardan ... A.ş. yönünden davanın zamanaşımı yönünden reddine ilişkin olarak ise; Ankara 12. İcra Dairesi nezdinde, davalılardan ... AŞ aleyhine 06/04/2017 tarihinde başlatılan icra takibi ile alacak yönünden zamanaşımının kesildiğini, bahse konu icra dosyasının, 11/12/2018 tarihinde İcra Dairesince resen kapatıldığını, dolayısıyla kesilen zamanaşımı süresinin 11/12/2018 tarihinde yeniden işlemeye başladığını, bu tarihin değil de alacaklı tarafından son işlemin yapıldığı tarihin dikkate alınacağı kabul edilecek olursa alacaklı dosyada 22/11/2017 tarihinde bir talepte bulunduğundan söz konusu tarihte zamanaşımının yeniden işlemeye başladığını, hatta zamanaşımının, sadece icra takibinin açıldığı tarihte kesildiği kabul edilecek olsa dahi 06/04/2017 tarihi itibariyle zamanaşımının yeniden işlemeye başladığının kabul edileceğini, bu durumda da işbu davanın açıldığı 05/04/2022 tarihinde zamanaşımının dolmadığının anlaşılacağını, ayrıca davadan önce başvurulan arabuluculuk sürecinin zamanaşımı süresini durdurduğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini, usule, mevzuata ve yargı içtihatlarına uygun icra takibi ve devamındaki iş ve işlemlerin zamanaşımını kestiğini, kesilen zamanaşımından sonra yeniden başlayan sürenin eski süre ile aynı olduğu (5 yıl) konusunda ise bir tartışma bulunmadığını, bu durumda 06/04/2017 tarihinde açılan icra takibi ile 5 yıllık zamanaşımı süresi yeniden başladığından 05/04/2022 tarihinde açılan bu davada zamanaşımının söz konusu olmadığını, TBK'nın 155/1 maddesi uyarınca, zamanaşımının müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olacağını, nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/4445 Esas, 2017/1302 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğunu belirterek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın her iki davalı yönünden de kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, taraflar arasında imzalanan " ... İskân Tesisleri Yapım İşi" nedeniyle talep edilen iş bedeli alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili isteğine ilişkin olup, davacı taşeron, davalı yükleniciler ise adi ortaklardır. Mahkemece yapılan yargılama sonucundan yukarıda belirtilen gerekçelerle davalı... Şirketi aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı ... Şirketi aleyhine açılan davanın ise esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf yoluna başvurmuştur. 1-Öncelikle "zamanaşımı" kavramı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır. Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146-161 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125-140.) maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K. sayılı kararı). Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, İstanbul 2001, s.1761 vd; Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat, F.: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.). Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.(BK m.140, TBK m.161) Maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i ve savunma aracı olan zamanaşımının yargılamanın hangi aşamasında ileri sürülmesi gerektiği konusunda ise gerek eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Zamanaşımı, kanunda (HUMK m.187, HMK m.116) sınırlı olarak sayılan ilk itirazlardan olmadığından cevap dilekçesi ile ileri sürülme zorunluluğu bulunmamaktadır. İlk itirazların karşı taraf muvafakat etse bile esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülmesi mümkün değildir. Buna karşın esasa cevap süresi geçirilse bile zamanaşımı def'i ileri sürülebilir. Ne var ki bir savunma aracı olan zamanaşımı def'inin, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar ileri sürülmesi gerekmektedir. Bu ana kadar ileri sürülmeyen zamanaşımı def'inin sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde olacağından, mahkemece dikkate alınabilmesi davacının itirazı ile karşılaşmaması koşuluna bağlıdır. Öğreti ve uygulamada “savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı” olarak adlandırılan bu yasak, davalının savunmasında ileri sürdüğü olgular, istemler ve itirazlarını sonradan genişletmesi ya da değiştirmesinin mümkün olmaması demektir. Kanunda gösterilen istisnalar dışında davacı davasını genişletip değiştiremeyeceği gibi davalı da savunmasını genişletip değiştiremez. Bu yasak, usul hukukunda benimsenen teksif ilkesinin önemli bir sonucu olup bu yasağın hangi anda başladığını belirlemek için yasal düzenlemelere bakmak gerekmektedir. 10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı 141. maddede hüküm altına alınmış olup, anılan maddede; " (1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." düzenlemesine yer verilerek yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır. Bu yeni düzenlemede, yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin teatisi (verilmesi) aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir. Şayet davacı ön inceleme duruşmasına mazeretsiz olarak gelmezse davalı yine savunmasını serbestçe(davacının muvafakati aranmaksızın) değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise iddia veya savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasaktır. Bu yasağın istisnaları yine maddenin son fıkrasında açıklanmış ve karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah suretiyle iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilebileceği kabul edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.06.2017 tarih, 2016/1212 Esas, 2017/1078 Karar sayılı ilamı) Yine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 154/1.maddesinde (eski B.K. 133.md) belirtildiği üzere, davalı adi ortaklardan... A.Ş. Yönünden yapılan icra takibi ile zamanaşımının 15/12/2017 tarihi itibariyle kesildiği mahkemenin gerekçeli kararında da benimsenmiştir. Türk Borçlar Kanunu 155.maddesine göre de, zamanaşımı, müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olacağından, her iki davalının davacıya karşı yüklenici olarak adi ortaklık gereği müteselsilen sorumlu olduklarından davacının, davalılardan biri hakkında yapdtığı icra takibi ile diğeri yönünden de zamanaşımı süresinin kesildiğinin kabulü ile davalı... Şirketi vekilinin yapmış olduğu zamanaşımı definin bu sebeple reddi ile davanın bu davalı yönünden de esas yönünden değerlendirilmesi gerekirken bu davalı yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması sebebiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/5686 Esas, 2017/8072 Karar sayılı ilamı) 2-Yine mahkemece kaldırılan bilirkişi kök ve ek raporu hüküm vermeye yeterli görülerek bu raporlar doğrultusunda davanın ispatlanamadığının kabulü ile reddine karar verilmiş ise de bilirkişi raporunun hüküm vermeye yeterli nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmenin varlığı ile ek sözleşmenin varlığı her iki tarafın da kabulündedir. Yine davacının taşeron kaydının da ilgili kurumlara bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple dava dışı iş sahibi idareden davalı yüklenici ortaklığın iş sahibi idare ile yapmış olduğu sözleşme kapsamındaki tüm ihale dosyası ile hakediş raporları ve tüm tutanak ve belgeler getirtilerek taraflar arasındaki işin tasfiye ile sonuçlandığı da gözetilerek taraflar arasındaki işin tasfiye kesin hesabının yapılarak davacı taşeronun davalı yükleniciden alacağı olup olmadığı, varsa miktarı konusunda hüküm vermeye yeterli şekilde yeni bir uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmasından, varsa tarafların bu rapora itirazlarını karşılayacak şekilde gerekirse ek rapor alınmasından sonra davanın esastan sonuçlandırılması gerektiğinden yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş olması sebebiyle de davacı vekilinin istinaf başvurusu dairemizce haklı görülmüştür. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE, 2-ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 13/02/2024 tarihli ve 2022/245 Esas 2024/103 Karar sayılı kararının, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak esasa ilişkin yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kararın mahiyeti gereği istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 2.465,94 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 5-Davacı tarafça yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa İADESİNE, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 29/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1061, K. 2026/896, T. 29.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1061-e-2026-896-k-3a498b572281