Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/88 E. 2026/1324 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/88
Karar No
2026/1324
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/88

KARAR NO: 2026/1324

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 29/06/2022

NUMARASI: 2022/263 Esas - 2022/446 Karar

DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/06/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'nın davalı firma... Anonim Şirketi firmasının hissedarı olduğunu, uzun yıllardır aile şirketi olan davalı firmada hem yönetim kurulu üyesi hemde hissedar olarak çalışmalarını sürdürdüğünü, davacının, davalı firmadaki hissedarlığının dışında uzunca bir süre yönetim kurulu üyesi olarak çalışmalarını ifa ettiğini, davacının, davalı firmanın ilk kurulduğu andan bugüne kadar firmanın muhasebesinden üretimine, personel yönetiminden pazarlamasına kadar her kolda davalı firmanın tanınırlığının ve değerinin artması için tüm emeğini dürüstlük ve iş ahlakı kuralları çerçevesinde vermiş olduğunu, ancak davalı firmanın diğer hissedarları olan aile bireylerinin usule ve yasaya aykırı olarak 13.01.2022 tarihinde şirket merkezinde gerçekleştirmiş oldukları olağanüstü genel kurulla almış oldukları karara istinaden, hiçbir haklı gerekçe göstermeden davacının yönetim kurulu üyeliğini sonlandırdıklarını, işbu sebeple 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptalini talep etme gereğinin hasıl olduğunu, davalı firma tarafından 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurul için usulüne uygun çağrı yapılmadığını, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 414. maddesinin genel kurul toplantılarına çağrının ne şekilde yapılacağını göstermekte olduğunu, kanunun 414. maddesinin genel kurulun toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkarılacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektup ile pay sahiplerine bildirilmesi gerekirken, davacı ...'ya 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı iadeli taahhütlü mektup ile bildirilmediğini, davacının 13.01.2022 tarihinde yapılan genel kurul hakkında hiçbir bilgisi olmadığından genel kurula katılım sağlayamadığını, davacının olağanüstü genel kurula katılım sağlayamamış olmasının, davalı firmanın usulüne uygun olarak çağrı yapmamasından dolayı olduğunu, işbu sebeple 6102 Sayılı Kanunun 445 ve 446. Maddeleri gereğince 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurulunun kanunun 446. maddesi gereği iptalinin talep edilebilmekte olduğunu, işbu sebeple davacıya usulüne uygun olarak iadeli taahhütlü mektup ile genel kurul çağrısı yapılmadığını ve davacının toplantıya katılmasının bu suretle engellenerek pay sahipliğinden kaynaklanan haklarını kullanmasına engel olunduğundan bu sebeple davacının olağanüstü genel kurula katılamaması nedeniyle davalı firma tarafından yapılan 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurulunun ve alınan kararların iptalinin gerektiğinin, davalı firmanın usulüne uygun genel kurul çağrısı yapılmaması nedeniyle davacının 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurula katılamaması akabinde davacının dışındaki diğer pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunması ve neticesinde davacıya önceden hiçbir bilgi ve haber verilmeden, hiçbir somut gerekçe gösterilmeden, hiçbir açıklama yapılmadan, senelerdir yönetim kurulu üyeliği yapmış davacı ...'nın yönetim kurulu üyeliğinin sonlandırılmasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, senelerce başarılı bir şekilde yönetim kurulu üyeliği yapan şirketin cirosunu kat ve kat arttıran, şirketi herhangi bir zarara uğratmayan bir yönetim kurulu üyesinin görevine son verilmesinin, şirket ortağı diğer aile üyeleri olan pay sahiplerin davacıya karşı organize bir şekilde almış oldukları tavır nedeniyle yapıldığı görüşünde olduklarını, davalı firma tarafından usulüne uygun olarak yapılmayan çağrı prosedürü nedeniyle 6102 sayılı kanunun 425 ve 434 maddeleri gereğince davalı firmanın davacının genel kurula katılmasını ve oy kullanmasına engel olduğundan sebep işbu madde gereği davacının genel kurulu iptalini isteme hakkı bulunduğunu, belirtmiş oldukları nedenlerden dolayı davacı ...'nın hukuka ve yasaya aykırı olarak 13.01.2022 tarihli genel kurula katılması davalı firmanın diğer pay sahipleri tarafından organize bir şekilde bilerek ve isteyerek engellenmiş olduğunu, usulsüz çağrı nedeniyle davacıya kanunun tanıdığı genel kurula katılma hakkı ve oy kullanma hakkının engellenmiş olması sebebiyle 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurulu kararlarının iptali talep etme gereğinin hasıl olduğunu, 13.01.2022 tarihli Olağanüstü Genel Kurul kararlarının iptalini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her ne kadar toplantı davetiyesinin davacıya kanunda belirlenen usule uygun olarak tebliğ edilmemiş olsa da yıllardan beri, bütün toplantı davetiyelerinin aynı usulle yani e-mail gönderilerek yapıldığını ve bu hususun taraflar için şirket uygulaması bir teamül haline geldiğini, nitekim yıllardır hiç bir ortağın davacı da dahil bu usule bir itirazı olmadığını, kaldı ki, davacının kendisine e-mail yolu ile yapılan bildirime yine e-mail yolu ile cevap verip toplantıya katılmayacağını beyan ettiğini, inkar edilemeyen bu yazışmalardan sonra, davacının toplantıdan haberdar edilmediği yönündeki iddiasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, çağrının usulsüz olmasının, sadece ilgili ortağa (toplantıya katılmamış olmasına rağmen) iptal davası açma hakkını vermekte olduğunu, tek başına bu durumun genel kurulun ve alınan kararların tamamen geçersiz olmasını icap etmeyeceğini, davacının toplantıya katılmış olsa bile, kullandığı oyun, karar yeter sayısını etkilemediğinden, toplantıya katılmış olup olmamasının hiçbir hukuki sonucu bulunmadığını, iptal kararı verilebilmesi için; alınan kararların kanun, esas sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırı olması gerektiğini, halbuki davacının toplantıya katılsaydı bile karar alınmasını engelleyemediği gibi, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı hiç bir karar alınmadığını, bizzat davacının, kendi sosyal medya hesaplarından yaptığı duyurularla, şirketteki yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini beyan ettiğini ve akabinde de yönetim kurulu üyesi vasfıyla üstlendiği hiçbir görevini yerine getirmediğini, bu sebeple çağrı usulünde yasaya aykırı hiç bir durum olmadığı gibi, alınan kararlarda da usul ve yasaya aykırı hiçbir yön olmadığını, davacının kendisine usulüne uygun çağrı yapılamadığından genel kurula katılamadığını ve bu sebeple 13.01.2022 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul kararlarının iptali talebiyle huzurdaki davayı ikame ettiğini, toplantı gün ve saatinin davacıya yazılı olarak bildirilmiş ve davacının kendisine yapılan bu bildirime toplantıya katılmayacağı yönünde yazılı olarak dönüş yaptığını, davacının toplantıya katılmayacağını bildirdiği halde ''... Genel kurul hakkında hiçbir bilgisi olmadığından genel kurula katılım sağlayamadığı'' şeklinde beyanda bulunmasının kötü niyetli olup, TMK m.2 uyarınca dürüstlük kurallarına aykırı bu taleplerin reddi gerektiğini, davalı şirketin 13.01.2022 tarihli genel kurula ilişkin ilanları ....12.2021 tarihli ticaret sicil gazetesinde usulüne uygun olarak yapıldığını, ayrıca şirket çalışanı ...'ın (daha önceki genel kurul toplantılarında olduğu gibi) davacı ile birlikte tüm pay sahiplerine toplantı gün saatini bildirir daveti e-mail ile gönderdiğini, toplantının tarihi, saati ve nerede gerçekleşeceğinin davacıya bildirilmiş ve ayrıca aynı şekilde ticaret sicil gazetesinde ilan edilmiş olduğunu, davacının şirketin bu davetine ''toplantıya iştirak edemeyeceğim'' şeklinde cevap vererek, toplantıya katılmama yönünde iradesini açık ve net biçimde ortaya koyduğunu, davacının toplantıya katılmayacağını bildirdiği halde, genel kuruldan haberinin olmadığı ve toplantıya katılımının haberdar edilmemek suretiyle engellendiği yönündeki iddialar öne sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davet merasiminin usulüne uygun yapılmadığı iddiasının pay sahibine yalnızca dava açma hakkı vermekte olduğunu, bu durumun tek başına bir iptal sebebi olamayacağını, toplantıya katılmayan bir pay sahibinin, toplantıya davet merasiminin yerine getirilmediğini veya gündemin gereği gibi tebliğ veya ilan edilmediğini kanıtlamakla yalnızca dava açma koşulunu yerine getirmiş olduğunu, davacının toplantı gün ve saati kendisine usulüne uygun olarak bildirdiği halde toplantıya katılmadığını, toplantıya katılmayan ve iptal davası için aranan şartları (olumsuz oy ve muhalefet şerhi) yerine getirmeyen davacının dava açma hakkı bulunmadığını, bir an için davet merasiminin usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği düşünülse bile; bu durumun davacıya yalnızca iptal davası açma hakkı vermekte olduğunu, davacının sırf bu sebebe dayanarak alınan kararın iptalini talep edemeyeceğini, zira usulüne uygun bir davet yapılmamış olmasının tek başına bir iptal sebebi olamayacağını,

Yargıtay'ın yerleşmiş içtihadının da bu yönde olduğunu; davacının etki kuralı gereğince, toplantıya davetteki usule aykırılığın kararların alınmasında etkili olduğunu ispat etmesi gerektiğini, TTK m. 446/1-b hükmünde; toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğin ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararlarının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahiplerinin iptal davası açabileceği şeklinde düzenlendiğini, doktrinde etki kuralı olarak anılan bu düzenlemeye göre; iddia edilen aykırılık gerçekleşmesey -di, örneğin eğer pay sahibinin toplantıya katılmasına izin verilseydi, talepte bulunan pay sahibinin oylarının kararı değiştirmeye yetecek olduğu durumlarda ''oy kullanma durumunun'' karar üzerinde etkili olduğunun varsayılacağını, pay sahibinin oy adedi veya oranının sonucu değiştirmek için yeterli olmadığı durumlarda ise, söz konusu pay sahibinin toplantıda bulunmamasının kararın üzerinde herhangi bir etki yaratmadığının kabul edilecek olduğunu, bu durumda bir pay sahibinin toplantıya katılmasının engellendiği iddiası söz konusu ise; pay sahibinin oy oranı eğer toplantıya katılabilseydi diğer pay sahiplerinin oylarını etkileyebilecek bir orandaysa dikkate alınabilir olduğunu, mahkemenin davacının katılımının engellendiği yönündeki iddiaları doğrultusunda iptal kararı verilebilmesi için; yasada sayılan aykırılıkların varlığının tek başına yeterli olmayacağını, bu aykırılıkların genel kurul kararının alınmasına etkili olduğunun ispatlanması gerektiğini, şirketin hisselerinin yalnızca %20'sinin davacıya ait olduğunu, davacının iptalini talep ettiği genel kurula davacı dışındaki tüm pay sahiplerinin katıldığını ve oy birliği ile karar alındığını, davacının genel kurula katılmış olsaydı bile her halükarda salt çoğunluk sağlandığı için davacının oy oranının alınan kararlara bir etkisi olmadığından davacının genel kurul kararının iptalini talep etme hakkı olmadığını; yönetim kurulu üyesinin görevden alınmasına münhasıran genel kurula ait bir yetki olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin azletmeye yetkili organının genel kurul olduğunu, kanunda genel kurulun bir yönetim kurulu üyesini görevden alması için herhangi bir sebep göstermesi şartı aranmadığını, dolayısıyla genel kurulun, usulüne uygun olarak toplanması ve gündeme bağlılık ilkesine uyması şartıyla her zaman bir sebep göstermeksizin bir yönetim kurulu üyesini azledebileceğini, 27.12.2021 tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan edilen toplantı gündeminde; ''... Yönetim kurulunun ibrası, yönetim kurulu üyesinin seçimi ve görev sürelerinin tespiti'' olduğu belirttiğini, yeni yönetimin seçimi gündemiyle toplanan genel kurulun yönetim kurulu üyesini görevden almasında usul ve yasaya aykırı hiçbir yön olmadığını, davacının 13.12.2021 tarihinde şahsi Instagram hesabından; ''... Kıymetli mesai arkadaşlarım, kıymetli meslektaşlarım, kıymetli müşterilerim.

Uzun yıllardır görev yapmış olduğum ... A.Ş., ..., ..., ... ... Şirketlerinden 13.12.2021 tarihinden itibaren ayrılmış bulunmaktayım'' demek suretiyle şirketteki her türlü görevinden kendi isteği ile ayrıldığını ilan ettiğini; davacının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım akabinde şirketin diğer yönetici ve ortaklarına attığı e-mail ve mesajlarda da yönetim kurulu üyeliğine geri dönmeyeceğini ve ... Şirketindeki tüm görevlerinizden kendi isteği ile ayrıldığını belirttiğini, ayrıca davacının 13.12.2021 tarihinden sonra şirkete fiziken gelmeyerek yönetim kurulu üyesi olarak yükümlülüklerini yerine getirmediğini, şirketin yönetiminin daha fazla aksamaması ve şirketin ekonomik olarak zarara uğramaması adına davacının istifa beyanı doğrultusunda yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirilmiş ve bu kapsamda ilgili kurum ve kuruluşlara bildirim yapılmış olduğunu, alınan kararın hiçbir şekilde kötü niyet veya davacıyı dışlayıcı bir durum olmadığını, davacının bizzat kendi arzusunun yerine getirildiğini, davacının toplantıya katılmayacağını yazılı olarak bildirdiğinden toplantıdan haberdar edilmediği yönündeki iddiaların öne sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, usulüne uygun bir toplantı çağrısı yapılmasaydı bile bu durumun tek başına alınan kararların iptalinin gerektirmeyeceğinden usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında alınan kararın iptaline karar verilebilmesinin ancak alınan kararların kanun, esas sözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığının tespiti halinde mümkün olduğunu ve huzurdaki davada böyle bir durumun söz konusu olmadığı, davacının toplantıya katılmış olsa bile kullandığı oyun karar yeter sayısını etkilemeyeceğini, 13.01.2022 tarihli olağanüstü genel kurul yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi gündemiyle toplandığından ve TTK'nun 364. maddesi uyarınca da yönetim kurulunu azil yetkisinin genel kurulun mutlak yetkilerinden olup alınan kararda usul ve yasaya aykırı hiçbir yön bulunmadığını, bu sebeple davanın reddini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Çağrıda usulsüzlük tek başına alınan kararların iptalini gerektirmez.

Davalı yanca cevap dilekçesinde önceki toplantılarda olduğu gibi mail ile bildirim yapıldığını iddia etmiştir. Usulsüz çağrıya dayanılarak açılan iptal davalarında toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesi ancak alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığının tespiti halinde mümkündür.

TTK'nın 446. Maddesi gereği sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açabilirler. Davalı şirketin genel kurulda almış olduğu kararlar incelendiğinde davacının lehine olarak 3 nolu maddede ibra kararı alındığı, 4 nolu kararda davacının Yönetim kurulu üyeliğine son verildiği ve 5 nolu kararda yeni yöneticilerin seçildiği görülmüştür.

Şirket esas sözleşmesi gereği alınan kararlar nitelikli oy gerektirmeyen kararlar olup ana sözleşmenin 21. Maddesi gereği toplantıya katılanların çoğunluk oyları ile alınabilecek kararlardır. Davacının şirkette %20 hissesi bulunmakta olup davacı haricindeki tüm ortakların genel kurul toplantısına iştirak ettiği ve kararların oy birliği ile alındığı görülmüştür. Yüksek yargıtayın etkililik ilkesine dair vermiş olduğu kararlar ve bu kararların yönlendirmesi sonucu kanunlaşmış 446. Madde dikkate alındığında davacı genel kurula katılmış olsa idi dahi alınan kararları değiştirme imkanı bulunmamaktadır.

Kaldı ki toplantı gün ve saatinin de davacıya kanunda ve ana sözleşmedeki usule uyulmasa da bildirildiği ve davacının toplantıya iştirak etmeyeceğini de belirttiği görülmüştür. Davacının toplantı gün ve saatinden haberdar olmasına rağmen iştirak etmediği, etmeyeceğini bildirdiği görülmüş olup aksini iddia etmesi de hakkın kötüye kullanılması mahiyetindir. Tüm bu anlatılan nedenlerden ötürü davanın reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı firmanın diğer hissedarları olan aile bireyleri usule ve yasaya aykırı olarak şirket merkezinde gerçekleştirmiş oldukları olağanüstü genel kurulla almış oldukları karara istinaden hiçbir haklı gerekçe göstermeden davacının Yönetim Kurulu üyeliğini sonlandırdığını, davalı firma tarafından Olağanüstü Genel Kurul için usulüne uygun çağrı yapılmadığını, davacının yapılan genel kurul hakkında hiçbir bilgisi olmadığından genel kurula katılım sağlayamadığını ancak davacı dışındaki diğer pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunduğunu, senelerce başarılı bir şekilde yönetim kurulu üyeliği yapan şirketin cirosunu kat ve kat arttıran, şirketi herhangi bir zarara uğratmayan bir yönetim kurulu üyesinin görevine son verilmesinin şirket ortağı diğer aile üyeleri olan pay sahiplerin davacıya karşı organize bir şekilde almış oldukları tavır nedeniyle yapıldığını, iptali talep edilen kararların dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edip etmediği yönünde bir değerlendirme yapılmadığını, davalı şirket ortakları salt davacı zarara uğratmak ve haklarına halel getirmek amacıyla dürüstlük kuralına aykırı şekilde hareket ettiğini, davalı şirket sürekli olarak davacıyı dışladığını, diğer ortaklardan ayrı muameleye maruz bıraktığını, davalı şirketin büyüklüğü düşünüldüğünde davacı, diğer ortaklara nazaran oturduğu evden kullandığı araca kadar diğer ortaklardan çok çok daha mütevazi imkanlarda yaşadığını, davacı tüm iyiniyetiyle, şirket ortaklarının kusurlu hareketlerine karşı hep uzlaşma taraftarı olduğunu, çözüm aradığını ve ...'ın da telkini uyarınca uzlaşmayı beklediğini, sonradan öğrenilenler neticesinde şirket ortakları bu şekilde uzlaşma vaadiyle davacıyı oyalamak ve bu esnada gizlice işlemler yapmayı ve haklarına halel getirmeyi amaçladıklarını, genel kurul için toplantıya katılabilecekler listesinde davacı ...'nın isim ve hisse bilgilerinin dahi yer almadığını, davacı hala uzlaşma umudu içerisinde beklerken davalı şirket yine çağrı usulüne uymaksızın yeni bir olağanüstü genel kurul toplantısı yaptığını, davacı bu toplantıdan son anda haberi olduğunu, işbu toplantıda davacının haklarını engellemek amacıyla davacı aleyhine kararlar alındığını, davalı şirketin kötüniyetle hareket ettiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, davalı şirketin 13.01.2022 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda alınan kararların iptali istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, 13.01.2022 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptalinin gerekip gerekmediği, davetin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı noktasındadır.

Anonim şirketlerde genel kurul iptali davası 6102 sayılı TTK 445. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

TTK 445. maddesine göre, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları iptal edilebilir.

İptal davası, TTK 446 maddesi uyarınca, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu veya kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri tarafından açılabilir.

Genel kurul toplantısına çağrı usulü ise TTK 414. maddesinde açıklanmıştır. Anılan madde hükmü gereğince, genel kurul, toplantıya esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.

Davalı şirket 5 ortaklı şirket olup, şirketin toplam sermayesinin 100.000,00 TL ve 4000 adet pay adedinin olduğu, davacının davalı şirkette 20.000,00 TL % 20 oranında paya sahip olduğu görülmüştür.

Dava konusu 13.01.2022 tarihli toplantı tarihi ve gündemin Ticaret Sicil Gazetesinin 27.12.2021 tarihli nüshasında ilan edilmiştir. Davacı tarafından inkar edilmeyen mail yazışmalarına göre, davacının mail adresine 10.01.2022 tarihinde ... tarafından 13.01.2022 Perşembe günü saat 11.00de Genel Kurul Toplantısının merkez adreste olacağı bildirilmiş, davacı da 10.01.2022 tarihli maille, toplantıya iştirak edemeyeceğini bildirmiştir.

Dava konusu genel kurul 13.01.2022 tarihli olup, sicilde ilanın yasaya uygun şekilde toplantıdan iki hafta önce yapıldığı ancak mektupla yapılan bildirimde bulunulmadığı, mail yoluyla bildirimde bulunulduğu, davacının toplantıdan haberi olduğu anlaşılmakla, çağrıda eksiklik olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, çağrının usulüne uygun yapılmaması çağrıya dair bir eksiklik olup, pay sahibi davacıya iptal davası açma hakkı vermekle birlikte tek başına bu aykırılık genel kurul toplantının iptali sonucunu doğurmaz.( Yargıtay11. Hukuk Dairesi, 2016/6268 E. 2018/353 K sayılı 17.1.2018 tarihli, 2016/5401 E. 2017/4832 K sayılı 28.9.2017 tarihli kararı)

TTK'nın 416/1. maddesinde, bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilecekleri ve bu toplantı nisabı var olduğu sürece karar alabilecekleri düzenlenmiştir.

Diğer bir anlatımla, anılan yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu çağrısız bir genel kurulun var sayılmasını, bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunmaları ve pay sahiplerinin bu toplantı şekline itiraz etmemiş bulunmaları şartlarının gerçekleşmesi durumunda kabul etmektedir.

Çağrının usulüne uygun yapılmaması çağrıya dair bir eksiklik olup, pay sahibi davacıya iptal davası açma hakkı vermekle birlikte tek başına bu aykırılık genel kurul toplantının iptali sonucunu doğurmaz.( Yargıtay11. Hukuk Dairesi . 2016/6268 E. 2018/353 K sayılı 17.1.2018 tarihli, 2016/5401 E. 2017/4832 K sayılı 28.9.2017 tarihli kararı) Çağrıdaki usulsüzlüğün yaptırımı, genel kurula katılmayan ortağa kararlara muhalefet şerhi yazdırmadan süresinde dava açma hakkı vermesidir. Bunun dışında alınan kararların kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğunun davacı tarafından ayrıca kanıtlanması gerektiği gibi çağrı usulsüzlüğü nedeniyle toplantıya katılamamanın, kararın neticesine etkili olduğunun saptanması zorunludur.

Davaya konu 13.01.2022 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının,

3 numaralı maddesinde, yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği,

4 numaralı bendinde şirketin yönetim kurulu üyelerinden ...'nın yönetim kurulu üyeliğinin sonlandırılmasına,

5 numaralı bendinde, şirket yönetim kurulu üyelerinin 3 kişi olarak belirlenmesine ve şirket yönetim kurulu üyeliğine şirket ortağı olmayan ..., şirket ortağı olan ... ve şirket ortağı olan ...'nın 3 yıl süreyle görev yapmak üzere seçilmelerine oy birliği ile karar verildiği görülmüştür.

İptali istenen genel kurulun 3 numaralı kararında yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği görülmüştür. ... tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde, davalı şirketin yönetim kurul üyeleri, ..., ..., ...'dan oluşmaktadır.

TTK 436/2 maddesi uyarınca Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.

Davalı şirketin,%20 payı davacıya, %25 payı ..., % 20 payı ..., %20 payı ..., %15 payı .... A.Ş.'ye ait olup her ne kadar ibra için oy kullananlar yönetim kurulu üyeleri ibrası konusunda oy birliği ile karar alınmışsa da, oy yoksunluğu olanlar dışlanarak oy birliği ile alınmış olduğu anlaşılmıştır.

Genel Kurulun 4 numaralı bendinde şirketin yönetim kurulu üyelerinden ...'nın yönetim kurulu üyeliğinin sonlandırılmasına, .... numaralı bendinde, şirket yönetim kurulu üyelerinin 3 kişi olarak belirlenmesine ve şirket yönetim kurulu üyeliğine şirket ortağı olmayan ..., şirket ortağı olan ... ve şirket ortağı olan ...'nın 3 yıl süreyle görev yapmak üzere seçilmelerine karar verilmiştir.

TTK'nın 408/2. maddesinde genel kurula ait devredilemez görev ve yetkiler düzenlenmiştir.

Aynı maddenin 408/2-b maddesi uyarınca yeni yönetim kurulu üyelerinin seçiminin ve görevden alınmalarının, genel kurulun devredilemez görev ve yetkileri içerisinde olduğu kabul edilmiştir. TTK 364.maddesine göre yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşme ile atanmış olsalar dahi gündemle ilgili bir maddenin bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı halinde genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabilirler.

Anılan düzenlemeler ışığında genel kurulun yetkisine müdahalenin doğru olmadığı gözetildiğinde somut olayda davacının yönetim kurulu üyeliğinin sonlandırılmasına, yeni yönetim kurulu seçimine ilişkin kararın iptali koşullarının oluşmadığı görülerek Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

KARAR: Yukarıda ayrıntısı açıklanan nedenlerle:

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nin 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.24/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/88, K. 2026/1324, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-88-e-2026-1324-k-29dbf0556f1c