Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/832 E. 2026/1258 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/832
- Karar No
- 2026/1258
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/832
KARAR NO : 2026/1258
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/477
KARAR NO : 2022/41
DAVA TARİHİ: 23/09/2019
KARAR TARİHİ: 24/01/2022
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 14/10/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile dvalı şirket arasında 01/02/2017 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu kapsamında iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekim hizmeti almak amacıyla ... Hizmet Alım Sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafından Gaziosmanpaşa 4. Noterliği vasıtasıyla müvekkili firmaya gönderildiği ihtarnameyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkili ile davalı arasında 01/02/2017 tarihinde imzalanan ... Hizmet Sözleşmesinin konusunun iş yeri tehlike sınıfına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve alt mevzuatında yer alan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş yerinde alınmasına ilişkin sözleşmenin 4. Maddesi b fıkrasında belirtildiği gibi işverene danışmanlık hizmetinin verilmesi olduğunu, iş yerinde görevlendirilen personelerin 6331 sayılı iş sağılığı ve güvenliği kanunu ve iş güvenliği uzmanları görev ve sorumluluklarına ilişkin halihazırda yürürlükte olan yönetmeliklerde belirtildiğini, aralarındaki sözleşmenin kapsamında davalı şirketin özel ticari şirketlerle iş yerinde sosyal sorumluluk adı altında yapmış olduğu değerlendirmelerin müvekkili şirketi değerlendirme yetkisi bulunmadığını, iş yerinde görevlendirdikleri personellerin 6331 sayılı kanun ve ilgili mevzuat kapsamında ödev ve yükümlülükleri yerine getirip getirmediği hususunun tespiti ve denetiminin Aile Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında olduğunu, ...'in yaptığı değerlendirmenin müvekkili şirketi bağlamadığını, davalı ile 01/02/2017 tarihinde imzalanan sözleşmenin 9. Maddesine yer alan sözleşmenin feshi başlıklı bölümde fesih usullerini nasıl olacağının açıkça belirtildiğini, davalı tarafından hem sözleşmenin feshi için bir neden bulunmadan hem de sözleşmede tanımlanan şekilde fesih usullerine uyulmadan sözleşmenin feshedildiğini, bu sebeple sözleşmenin 9. Maddesinin c fıkrasına istinaden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bir yıllık fatura bedeli olan 27.120,00 TL tutarın müvekkili şirkete talep tarihinden itibaren 10 gün içerisinde ödenmesi gerektiğini, bu hususta davalıya 05/02/2019 tarihinde ihtarname gönderdiklerini belirterek davalının Bakırköy 40. Noterliğinin 05/02/2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte 27.120,00 TL'yi müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının sözleşme gereğince vermesi gereken ... hizmeti yükümlülüğünün gerektiği gibi yerine getirmemesi sonucu müvekkili şirketin fason iş yaptığı ... şirketinin yapmış olduğu denetimler ve 10/10/2017 de grup sosyal uygunluk denetimi raporu sonucunda toplam puanı 76,18 ve derecesi B+ iken 13/11/2018 yılında yapılan grup sosyal uygunluk denetimi sonucunda müvekkili şirketin toplam puanının 63,75 ve derecesinin de B'ye düştüğünü, grup sosyal uygunluk denetim puanı düşmesi sonucunda müvekkili şirketin itibarının sarsıldığını ve ... ile aralarındaki fason iş ilişkisinin çok ciddi kayıplar oluşturduğunu ve adeta bitme noktasına geldiğini, bu nedenle davacı tarafın sözleşme gereği göstermesi gereken özeni göstermemesi ve yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle müvekkili şirketin haklı olarak ihtarname ile sözleşmeyi tek tarafları olarak feshettiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; "...Mahkememizce resen görevlendirilen bilirkişi Tıp Doktoru, İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Dr. ... tarafından hazırlanan 19/08/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "...Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin “Sözleşmenin Feshi” başlıklı 9. maddesinin (b) fıkrasında belirtildiği üzere; Davalı tarafından iddia edildiği gibi, “verilmesi gereken ... hizmeti yükümlülüğünün gerektiği gibi yerine getirilmemesi sonucu” sözleşmenin feshedilmesi halinde; fesheden davalının önce “yazılı bildirimde bulunarak sözleşmenin şartlarına uyulması konusunda ... ...’ye bildirimde bulunup sözleşme şartları yerine getirilmez ise bildirimden 30 gün sonra sözleşmeyi feshetmesi” gerektiği, ancak davalı tarafın böyle davrandığına ve davacının ... hizmeti yükümlüğünü sözleşmeye uygun şekilde vermediğini bildirdiğine dair herhangi bir tebligat yazısına dosya içerisinde rastlanılamadığı, dolayısıyla, “davalı tarafın sözleşmenin 9.b maddesine aykırı bir şekilde hareket ettiği”,Sözleşmenin “İŞVERENİN SORUMLULUKLARI” başlıklı 3. maddesine göre; “... ...’nin 6331 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat kapsamında tespit ettiği eksikliklerin veya önerilerin zamanında yerine getirilmemesi durumunda oluşabilecek tüm hukuki ve cezai durumlardan sorumlu olmadığının taraflar arasında kabul edildiği, bu maddeye göre ... ...’nin belirttiği eksikliklerin Davalı İşveren tarafından zamanında giderilmemesi ya da önerilerin zamanında yerine getirilmemesi halinde oluşacak zararlardan, örneğin dava dışı ... şirketinin düşük puan vermesinden davacı ...’nin sorumlu tutulmaması gerekeceği, Taraflar arasında akdedilen sözleşmede “... ... işbu sözleşme ile hizmetlerini yönetmelik kapsamında danışman sıfatı ile yapar.” ifadesinin yer aldığı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun “Teftiş, inceleme, araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu” başlıklı 24. maddesinde; “Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılır.” denildiği ve “Kontrol ve denetimin usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir.” ifadesine yer verildiği, dolayısıyla davacı ... ...’nin, davalının işyerinde denetim gerçekleştiren dava dışı ... firmasına karşı İş Sağlığı ve Güvenliği İşlemleri / Faaliyetleri yönünden herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, ... Grup Sosyal Uygunluk Denetim Raporuna ekli tablolar incelendiğinde; İş Sağlığı ve Güvenliğine yönelik değerlendirmelerin yanı sıra; ücretler, mesai saatleri, izinler ve cezai işlemler gibi İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgisi olmayan kriterlerin de yer aldığı, bu durumda puan düşüklüğünün sadece Davacı ...’nin yetersiz hizmetlerine bağlanamayacağı, İş Güvenliği Uzmanları tarafından hazırlanan ve dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde; İş Güvenliği faaliyetleri açısından sözleşmenin 30 gün öncesinden düzeltme talebinde bulunulmadan feshedilmesini gerektirecek eksikliklerin olmadığı, Dava dosyasına sunulan tüm belgeler incelendiğinde ve konuya genel olarak bakıldığında; İş Sağlığı ve Güvenliği faaliyetleri açısından sözleşmenin 30 gün öncesinden düzeltme talebinde bulunulmadan feshedilmesini gerektirecek eksikliklerin olmadığı, mevcut eksikliklerin karşılıklı görüşme ve yazılı ihtar ile giderilebilecek olduğu, ancak ihtara rağmen yine de giderilmemesi halinde fesih yoluna gidilebileceği, Sayın Mahkeme tarafından Davacının taleplerinin kabulü halinde; dosyada mevcut evraklara göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen Taleple Bağlılık İlkesi gereği nihai takdir Sayın Mahkemeye ait olmak üzere davacının davalıdan yasal faizi hariç 27.120,00 TL talep edebileceği..." yönünde kanaat bildirilmiş, işbu bilirkişi raporu dosya içeriğine toplanan delillere uygun ve karar vermeye elverişli bulunduğundan, davalının sözleşmeyi haksız bir şekilde erken feshedildiği anlaşıldığından davanın 27.120,00TL üzerinden kabulüne karar verilerek davacının gönderdiği Bakırköy 40. Noterliği’nin 05/02/2019 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesinin tebliğ tarihi olan 08/02/2019nin temerrüt başlangıç tarihi kabulü ile...",
"1-)Davanın KISMEN KABULÜ ile,
27.120,00TL'nin temerrüt tarihi olan 08/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; 10/04/2020 tarihli raporda 2 yıllık sözleşme bedelinin 56.640,00 TL hesaplandığını, davayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açtıkları için bu rapor doğrultusunda ıslah dilekçesi sunduklarını, mahkemece ıslah dilekçesine göre karar verilmesi gerekirken hatalı karar verildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını ve ıslah dilekçeleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasına, bilirkişi ücretinin kendi yatırdıkları avanstan karşılanmış olmasına rağmen mahkemece bilirkişi raporunun delil olarak nazara alınıp bu rapor uyarınca karar verilmesinin ayrıca bilirkişi ücretini davacı yatırmamasına rağmen kararın yargılama giderlerine ilişkin kısmında davacı tarafından ödendiği kabulü ile hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacı tarafından hizmetin gereği gibi yerine getirilmediğini, hizmetin eksiksiz verildiğinin ispat edilmesi gerektiğini, kanunen sahip oldukları fesih hakkının sözleşme ile kısıtlanamayacağını, bilirkişi raporunda davacının eksik hizmet verdiğinin tespit edildiğini, müvekkilinin sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında 01/02/2017 tarihinde imzalanan ... Hizmet Sözlemesinde, davacı "... ...", davalı "İşveren" olarak anılmakta olup konusu davacı tarafından işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı hizmetlerinin verilmesine ilişkindir.
Sözleşmenin Ücret Ve Ödeme başlıklı 6.maddesinde; "a. İşyeri hekimliği hizmetine karşılık aylık 1.000,00 TL (bin) + KDV, b. İş güvenliği uzmanlığı hizmetine karşılık 1.000,00 TL (bin) + KDV olarak belirlenmiştir. İki hizmete karşılık aylık tek fatura düzenlenecektir. Bu bedellerde yıllık dönemlerde TEFE + ÜFE’nin ½ oranında artırım yapılacaktır..."
Sözleşmenin Başlangıcı, Süresi, Uzatılması başlıklı 8.maddesinde; "a. İş bu sözleşme taraflar arasında imzalanış tarihinden itibaren 2 (iki) yıl süreyle geçerlidir. b. Sözleşmede belirtilen ücret her sözleşme yılında TEFE + ÜFE’nin ½ oranında artırılacaktır. c. İş bu sözleşme taraflardan biri, sözleşmeyi sona erdirmek istediğini, sözleşmenin bitim tarihinden en az 3 ay (üç ay) önce diğer tarafa yazılı olarak bildirmediği takdirde kendiliğinden yenilenir ve sözleşme her yıl düzenli olarak uzatılmış sayılır. Sözleşmenin yeniden uzaması hallerinde sözleşmede belirtilen ücretler bir önceki yıla ait TEFE + ÜFE’nin ½ oranında artırılarak sürdürülecektir."
Sözleşmenin Feshi başlıklı 9.maddesinde; "a. İşveren tarafından ard arda 3 aylık sözleşme bedeli ödenmez ise ... ... sözleşmeyi fesih etme hakkına haiz olup sözleşme devam ettirebilirde. Bu durumda terci tamamen ... ... dedir. b. 6331 sayılı kanun ve yönetmelikler kapsamında gerekli hizmet ... ... tarafından verilmez ise işveren yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeminin şartlarına uyulması konusunda ... ...'ye bildirimde bulunup sözleşme şartları yerine getirilmez ise bildirimden 30 gün sonra sözleşme fesih etme hakkına sahiptir. c. ... ... tarafından işbu sözleşmenin şartları yerine getirildiği müddetçe hiçbir gerekçe ile sözleşme fesih edilemez aksi halde sözleşmeminin erken feshinden dolayı tüm sözleşme dönemi tutarı fatura bedeli tek seferde ... ...'nin talebinden 10 gün sonra ödenir. d. Sözleşmenin feshine ilişkin bütün bildirimler yazılı olarak yapılacaktır..." hükmüne yer verilmiştir.
Davalı tarafından Gaziosmanpaşa 4. Noterliğinden keşide edilen 24/01/2019 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamede; "...2-Muhatabın yazılı sözleşme gereğince vermesi gereken ... hizmeti yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirmemesi sonucu keşideci şirketin fason iş yaptığı ...’in 10.10.2017’de Grup Sosyal Uygunluk Denetimi toplam puanı 76,18 ve derecesi B+ iken 13.11.2018 yılında yapılan Grup Sosyal Uygunluk Denetimi sonucunda keşidecinin toplam puanı 63,75 ve derecesi de B’ye düşmüştür. 3- Grup Sosyal Uygunluk Denetim Puanı düşmesi sonucu keşidecinin itibarı sarsılmış olmakla birlikte ... ile aralarındaki fason iş ilişkisi bitme noktasına gelmiştir...." gerekçesiyle davacının taraflar arasındaki sözleşme gereği göstermesi gereken özeni göstermediği ve yükümlülüklerini yerine getirmediğinden sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiş, 29/01/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Bu ihtarnameye karşılık davacı ise Bakırköy 40. Noterliğinden keşide ettiği 05/02/2019 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamede; özel ticari şirketlerin davalı işyerinde sosyal sorumluk adı alında yapmış oldukları değerlendirmelerin davacı ile ilgisi olmamakla birlikte gerek işyerinin gerekse görevlendirilen personellerin 6331 Sayılı Kanun ve ilgili mevzuat kapsamında ödev ve yükümlüklüklerini yerine getirip getirmediği hususunun tespiti ve denetiminin Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ait olduğu, taraflar arasında imzalan sözleşmede fesih usulünün açıkça belirlendiğini, bu güne kadar davacının sözleşmeden doğan yükümlüklerini yerine getirmediğine dair sözlü veya yazılı olarak hiçbir ihtar yapılmadığı, sözleşme süresinin 31/01/2020 tarihine kadar uzadığı belirtilmiş, sözleşmenin feshedilmesi için bir neden bulunmaması ve sözleşmenin usulüne uygun feshedilmemiş olması nedeniyle 9.c.maddesine istinaden bir yıllık fatura bedeli olan 27.120,00 TL'nin 10 gün içinde ödenmesi talep edilmiş 08/02/202019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Re'sen yapılan inceleme
Anayasanın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.
Anayasanın 141. maddesinde ise mahkemelerin verdiği her türlü kararların gerekçeli olması gerektiğine işaret edilmiştir.
HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı düzenlenmiştir. HMK'nın 297/1.c bendinde; "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" gerekçeli kararda yer alması gerektiği ifade edilmiş, hükmün sonuç kısmında yer alması gereken hususlar ise HMK'nın 297/2. bendinde; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/02/2018 tarihli 2017/21-1721 E. 2018/345 K. sayılı ilamında; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27'nci maddesi hükmüne göre: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir".
...Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK'nın Hükümet Gerekçesi madde 32).
...Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297’inci maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır...
Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru B./ Arslan R./ Yılmaz E.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472).
Anayasa’nın 141’inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
...Nitekim, 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3’üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297’inci maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir..."
İlk derece mahkemesince verilen kararın gerekçe kısmı "...işbu bilirkişi raporu dosya içeriğine toplanan delillere uygun ve karar vermeye elverişli bulunduğundan, davalının sözleşmeyi haksız bir şekilde erken feshedildiği anlaşıldığından" şeklindedir. Karar herhangi bir gerekçe ihtiva etmemektedir. Tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilmemiş, sözleşmenin feshinin neden haksız olduğu, davacının ıslahla artırılan kısma dair isteminin neden reddedildiği açıklanmamıştır. Bu nedenle verilen karar Anayasanın 141.maddesine, HMK'nın 297.maddesine aykırıdır.
Tarafların istinaf sebepleri incelendiğinde;
Davalı tarafın istinaf isteminin ilki kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasına, bilirkişi ücretinin kendi yatırdıkları avanstan karşılanmış olmasına rağmen mahkemece bilirkişi raporunun delil olarak nazara alınıp bu rapor uyarınca karar verilmesi ayrıca bilirkişi ücretini davacı yatırmamasına rağmen davacı tarafından ödendiği kabulü ile hüküm kurulmuş olmasına ilişkindir.
Mahkemece, bilirkişi incelemesi yönünde oluşturulacak ara kararda verilecek kesin sürenin tüm unsurları ile açıklanması ve sonucunun ihtar edilmesi gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/06/2021 tarihli 2017/3-3179 E. 2021/806 K. sayılı kararında; "...Her ne kadar Mahkeme ile Özel Daire arasındaki çekişme eksik delil avansının belirtilen kesin süreden sonra ancak talik edilen duruşmadan önce yatırılması hâlinde ihtar edilen sonuçların diğer taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı noktasında düğümlenmekte ve uyuşmalık da bu çerçevede belirlenmiş ise de konumuzun çözümlenmesi için öncelikle Mahkemece verilen kesin sürenin usulüne uygun olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Mahkemenin 29.05.2013 tarihli duruşmasında verilen ara karar incelendiğinde; bilirkişi incelemesinin belirli bir şekilde hangi konuda yapılacağı anlaşılamadığı gibi tayin edilecek bilirkişilerin ve heyetin kaç kişiden teşekkül edeceği, hangi uzmanlık alanına sahip kişilerden oluşacağı ve her bir bilirkişiye ödenecek ücretin ne kadar olduğu ayrı ayrı belirtilmemiştir. Zira çözümü; uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. Ayrıca ara kararda verilen süreye uyulmaması durumunda davacı tarafın bu istekten vazgeçmiş sayılacağının ihtar edilmesine karşın, mahkemece diğer deliller incelenmeden ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla mahkemenin bilirkişi ücretinin süresi içerisinde yatırılmaması durumunda uygulanacak olan yaptırıma ilişkin ihtarı dahi isabetsiz olmuştur.
Eş söyleyişle, davacıya verilen kesin süre HMK’nın 94. maddesi ile yargısal uygulamada öngörülen şartları taşımadığından hukukî bir sonuç doğurmaz.
O hâlde, Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde HMK’nın 94. maddesinde belirtildiği gibi usulüne uygun olarak bilirkişi incelemesi amacıyla ara karar kurulup, müteakip işlemler de tamamlanmak suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olmayan kesin süreye sonuç bağlamak suretiyle davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetsizdir." ,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/02/2019 tarihli 2017/2428 E. 2019/1416 K. sayılı kararında; "...Mahkemece, 09/06/2016 tarihli celsede bozma ilamı öncesinde alınan rapor ve ek raporun davalı savunmalarının değerlendirilmesi yönünde yeterli olmadığı gibi denetime elverişli bulunmadığı belirtilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, uzmanlığı belirlenen bilirkişi kuruluna ücret takdirine, savunmaya ilişkin olmakla bilirkişi ücretinin delil avansı olarak davalı tarafça iki haftalık kesin süre içerisinde karşılanmasına karar verilmiş, aksi halde davalının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağı ihtar edilmiştir. Ancak, verilen bu ara kararda bilirkişilerce incelemenin yapılacağı konu, yani hangi hususta bilirkişi incelemesinin yapılacağı belirtilmemiş, bilirkişi heyetine verilen görev açıklanmamış olup bilirkişi ücretinin yatırılmasına ilişkin verilen kesin süre ihtarının geçerli olduğu kabul edilemez. Kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, bilirkişi incelemesine konu hususların açıklanması, tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesi, kesin süreye riayet edilmemesi halinde sonuçlarının ihtar edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, somut olayda mahkemece bilirkişi ücreti kesin süre içerisinde karşılanmadığı için bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, HMK nın 94/2 ve 3. maddeleri dikkate alındığında davalı tarafın savunmalarının ispatlanamadığının kabulü doğru olmamıştır. Davalı vekilinin bilirkişi tayinine ilişkin bu ara karar sonrasındaki celseye mazeret bildirerek katılmadığı bir sonraki celse tarihinde ise bilirkişi ücretinin yatırıldığı da anlaşıldığından davalı savunmaları ile davacı şirket lehine yapılan ödemelere dair defter ve belgeler incelenmek, davalının tüm delilleri toplanarak bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken davalı delilleri toplanmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir." şeklinde açıklanmıştır.
Mahkemenin bilirkişi incelemesi yapılmasına dair 09/01/2020 tarihli ara kararında hangi hususlarda inceleme yapılacağı yönünde bir açıklık bulunmadığı gibi ara kararda ücrete ilişkin kısım "Bilirkişi için sarf edecekleri emek mesaisine karşılık 800,00-TL ücret taktirine, tebligat giderleri ile birlikte yatırılması için davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığı takdirde HMK 324 mad. Gereği bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, (ihtar edildi)" şeklinde olup ödenecek nihai tutar net olarak belirlenmemiştir. Ayrıca UYAP tahsilat reddiyat kayıtları incelendiğinde ilk bilirkişi ...'e ödenen 800,00 ücretin davacı tarafından 23/09/2019 ve 19/02/2020 tarihlerinde yatırılan avanslardan karşılandığı tespit edildiğinden davalı vekilinin bu yöndeki itirazları yerinde görülmemiştir.
Mahkemece ilk raporun ardından alınan bilirkişi raporlarının ise ücretlerinin davalı tarafça karşılanmasına dair ara karar oluşturulmuş ve davalı tarafından iki ayrı bilirkişi raporu için 800,00 TL ve 900,00 TL bilirkişi ücreti yatırılmıştır. UYAP tahsilat reddiyat kayıtları incelendiğinde; davalı tarafından yatırılan gider avanslarından 800,00 + 900,00 = 1.700,00 TL bilirkişi ücreti ödemesi yapıldığı tespit edilmiştir.
Yargılamada bilirkişilere ödenen ücret davacı tarafından yatırılan 800,00 TL ve davalı tarafından 1.700,00 TL olmak üzere 2.500,00 TL olmasına rağmen gerekçeli kararda hükmün 4.maddesinde bilirkişi ücreti olan 2.500,00 TL'nin tamamının davacı tarafından yapılan gider olduğu belirtilerek davalı taraftan tahsiline karar verilmesi hatalı olup davalı tarafın istinaf talebinin bu yönden kabulü gerekmiştir. Ayrıca dava kısmen kabul kısmen reddedildiği için HMK'nın 326.maddesine göre her iki taraf yönünden yapılan yargılama giderlerinin kabul red oranı esas alınarak belirlenmesi gerekirken, davalı tarafça yapılan yargılama giderlerine hüküm kısmında yer verilmemesi de hatalıdır.
Ceza koşulu, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Ceza koşulu zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder... Ceza koşulu, borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali için kararlaştırılır. Bu bakımdan ceza koşulu, koşula bağlı bir edim taahhüdüdür. Burada geciktirici koşul söz konusudur. Şart, muaccel bir asli edimin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesidir. Bu nedenle, asıl edim hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde koşul gerçekleşir ve kararlaştırılan ceza koşulu, yani yan edim (fer'i borç) muaccel hale gelir. Ceza koşulunun yan borç niteliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder; ceza koşulu muaccel olduktan sonra bağımsız bir alacak niteliği kazanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara 2022, Cilt III, s..2857, 2861).
6098 sayılı TBK'nın 179/1 hükmüne göre; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." Borçlu, borca uygun hareketle yükümlü olup, bu hükme göre taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesini ya da ceza koşulunu ödenmesini kararlaştırmış olabilirler ancak bu durumda seçim hakkı alacaklıya tanınmıştır. Alacaklı borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini de talep edebilir.
Şart gerçekleştiği, yani asıl edim hiç yada gereği gibi ifa edilmediği takdirde, alacaklının seçimlik yetkisi doğar. Ne var ki, bu yetki ne tam anlamıyla seçimlik bir yetki ne de gerçek anlamda seçimlik bir borçtur. Ancak hakim görüş bu yetkiye kıyas yoluyla seçimlik borç hakkındaki hükümleri uygulamaktadır. Buna göre alacaklı ceza koşulu muaccel olunca seçimlik bir hakka sahip olmaktadır. Bu hak niteliği itibariyle değiştirici yenilik doğuran bir haktır. Her yenilik doğuran hak gibi kullanıldıktan sonra bundan da dönülemez. Bu itibarla alacaklı seçim hakkını kullandığı zaman, seçmiş olduğu borç kesin borç haline dönüşür ve artık bundan dönemez, bunu geri alamaz. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2864).
Somut olayda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 9.c maddesinde kararlaştırılan cezai şart, seçimlik cezai şarttır.
Taraflar arasındaki sözleşme 01/02/2017 tarihinde 2 yıl süreli olarak imzalanmıştır. Sözleşmenin 8.maddesine göre 2 yıllık sürenin bitiminden 3 ay öncesine kadar yani 01/11/2018 tarihine kadar taraflar sözleşmeyi sona erdirmek istemedikleri için sözleşme süresi 01/02/2020 tarihine kadar 1 yıl uzamıştır. Davalı taraf Gaziosmanpaşa 4. Noterliğinden keşide ettiği 24/01/2019 tarih ve ... yevmiye no.lu, davacıya 29/01/2019 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile davacının sözleşme konusu yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle feshettiğini bildirmiştir.
Ancak sözleşmenin 9.b maddesinde "6331 sayılı kanun ve yönetmelikler kapsamında gerekli hizmet ... ... tarafından verilmez ise işveren yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeminin şartlarına uyulması konusunda ... ...'ye bildirimde bulunup sözleşme şartları yerine getirilmez ise bildirimden 30 gün sonra sözleşme fesih etme hakkına sahiptir." düzenlemesine göre davalının öncelikle hangi hususlarda sözleşme gereklerinin yerine getirilmediğine dair davacıya yazılı bildirimde bulunması, şayet 30 günlük sürede bu şartlar yerine getirilmemiş ise sözleşmeyi feshetmesi gerekmektedir. Davalının bu hükme uymadan doğrudan sözleşmeyi fesih yoluna gitmesi sözleşmeye aykırılık oluşturduğundan, yine sözleşmenin 9.c maddesindeki "... ... tarafından işbu sözleşmenin şartları yerine getirildiği müddetçe hiçbir gerekçe ile sözleşme fesih edilemez aksi halde sözleşmeminin erken feshinden dolayı tüm sözleşme dönemi tutarı fatura bedeli tek seferde ... ...'nin talebinden 10 gün sonra ödenir." düzenlemeye göre cezai şart bedelini ödemesi gerekmektedir.
Taraflar tacir olup tacirler 6102 sayılı TTK'nın 18/2. maddesi anlamında basiretli bir işadamı gibi hareket etmek zorundadırlar. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Davalı tacir olup imzaladığı sözleşmede feshin koşulları açıkça belirtilmiştir. Fesih haklarının sözleşme ile kısıtlanamayacağını ileri sürmüş ise de imzaladığı sözleşmede yer alan düzenlemeyle bağlıdır. Bu nedenlerle davalı tarafın sözleşmenin davacının yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle haklı fesih iddiası yerinde görülmemiş, anılan hususlara ilişkin istinaf talebinin reddi gerekmiştir. Ayrıca davacının hizmeti yerine getirdiği alınan bilirkişi raporlarıyla da tespit edilmiştir.
Davacı tarafından gönderilen ihtarnamede bir yıllık fatura bedeli 27.120,00 TL olarak bildirilmiş, işbu dava da yine aynı tutar üzerinden açılmıştır.
30/12/2007 tarihli 26742 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 19/12/2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Mal Ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Bakanlar Kurulu kararının 1.maddesinde Ekli (II) sayılı listede yer alan hizmetler için uygulanacak katma değer vergisi oranı % 8 olarak tespit edilmiştir. II Sayılı Listenin "B) Diğer Mal Ve Hizmetler" başlığı altında "21- İlgili Bakanlıklar ya da kanunlarla izin verilen gerçek veya tüzel kişiler tarafından yerine getirilen insan veya hayvan sağlığına yönelik koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri (hayvan ırkının ıslahına yönelik hizmetler dahil), ambulans hizmetleri" olarak belirtilmiştir. Söz konusu oran 07/07/2023 tarihli 32241 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 07/07/2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 10/07/2023 tarihinden itibaren %10 olarak belirlenmiş ise de sözleşmeye konu tarihlerde uygulanacak oran %8'dir.
Yani somut dosyada işyeri hekimliği yönünden %8, iş güvenliği yönünden %18 oranında KDV uygulanarak hesaplama yapılması gerekmektedir.
İşyeri hekimliği için aylık; 1.000,00 TL + 80 TL (%8 KDV) = 1.080,00 TL, iş güvenliği uzmanlığı için aylık; 1.000,00 TL + 180,00 TL (%18 KDV) = 1.180,00 TL olmak üzere toplamı : 2.260,00 TL'dir.
Sözleşmenin uzayan 1 yıllık süresine ilişkin; 2.260,00 X 12 = 27.120,00 TL hesap edilmiştir ki bu tutar davacının gerek ihtarname gerekse dava dilekçesindeki talebine uygun olup işyeri hekimliği için KDV oranının % 8 üzerinden hesap edilmesi gerektiğini de doğrulamaktadır.
Bilirkişi ... tarafından düzenlenen10/04/2020 tarihli raporda rapor; sözleşmenin 8.maddesine uygun olarak sonlandırılacağı bildirilmediği için 31/01/2020 gününe kadar uzamış sayılacağı, sözleşmenin 9.maddesine göre "tüm sözleşme dönemi fatura bedeli" tutarının ödenmesinin gerektiği, tüm sözleşme dönemi fatura bedelinin belirlenmesinde “... Hâl böyle olunca belirli süreli olarak yapılmış ancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul edilen iş sözleşmesinde kararlaştırılan "süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart" hükmünün, kararlaştırılmış olan süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğu sonucuna varılmıştır...” içtihadı dikkate alınarak 2 yıllık fatura bedeli tutarın hesaplanacağı (YİBGK. 2017/10 E., 2019/1 K. sayılı 08.03.2019 T. Kararı), aylık bedelin işyeri hekimliği için 1.000,00 TL + KDV, iş güvenliği uzmanlığı için 1.000,00 TL + KDV olduğu, anılan tutarlara %18 KDV eklendiğinde işyeri hekimliği için 1.000,00 TL + 180 KDV = 1.180,00 TL, iş güvenliği uzmanlığı için 1.000,00 TL + 180 KDV = 1.180,00 TL hesaplandığı, toplamı 2.360,00 TL olup 2 yıllık fatura bedeli 2.360,00 TL X 24 = 56.640,00 TL hesap edildiği bildirilmiş ve davacı tarafından bu tutar üzerinden ıslah dilekçesi sunulmuş ise de,
Sözleşmenin 8.c maddesinde; "işbu sözleşme taraflardan biri, sözleşmeyi sına erdirmek istediğini, sözleşmenin bitim tarihinden en az 3 ay (üç ay) önce diğer tarafa yazılı olarak bildirmediği takdirde kendiliğinden yenilenir ve sözleşme her yıl düzenli olarak uzatılmış sayılır." şeklinde uzama süresinin bir yıllık olarak belirlendiği açıktır, sözleşmenin 9.c maddesinde yer alan "tüm sözleşme dönemi" ibaresinden ise anlaşılması gereken uzayan bir yıllık süredir. Ayrıca raporda işyeri hekimliği yönünden % 18 oranında KDV uygulanması da yukarıda yer verilen Bakanlar Kurulu kararı gereğince hatalıdır. Yine her ne kadar sözleşmedeki hüküm gereğince bilirkişi ... tarafından düzenlenen 19/08/2021 tarihli raporda tefe-üfe oranında artış uygulanmış ise de davacının aylık bedel yönünden tefe-tüfe uygulanması talebinin bulunmadığı, nitekim ıslahına gerekçe yaptığı bilirkişi ... tarafından düzenlenen 10/04/2020 tarihli raporda da bu yönde bir hesaplama yapılmadığı, davacının talebinin sözleşmede belirlenen bedeller üzerinden olduğu, talep ve ıslahıyla bağlı olduğu anlaşılmakla, sözleşmede kararlaştırılan bedel üzerinden hesaplama yapılmıştır. Bu nedenlerle sözleşmenin süresinden önce haksız olarak feshedildiği kanaatine varıldığından davacının sözleşmenin 9.c maddesi uyarınca alacak tutarı yukarıda ayrıntılı olarak hesaplandığı üzere 27.120,00 TL olup davanın bu tutar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesi, fazlaya ilişkin isteminin ise açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış, davacı tarafın istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Davalı tarafından temerrüt tarihine yönelik istinaf istemi olmadığından anılan tutarın 08/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece verilen kararın gerekçesiz olması HMK 355.maddesi uyarınca re'sen değerlendirilerek her iki tarafın istinaf istemi bu yönden haklı görülmüş, yine davalı tarafın yatırdığı bilirkişi ücretinin tekrardan davalıdan tahsil edilmesine dair hükmün 4.maddesinin hatalı olduğu anlaşılmış, kararın bu gerekçelerle kaldırılması ve yargılamada eksiklik olmaması nedeniyle HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davacı ve davalı tarafın istinaf başvurusunun AYRI AYRI KABULÜ ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/477 E. 2022/41 K. sayılı 24/01/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLMESİNE,
a-Davanın KISMEN KABULÜ ile 27.120,00 TL'nin 08/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
b-Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.852,56 TL karar harcından davacı tarafından yatırılan 463,15 TL peşin harç ve 505,00 TL ıslah harcının mahsubu ile bakiye 884,11 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
ç-Davacı tarafından yatırılan 463,15 TL peşin harç, 44,40 TL başvurma harcı ve 505,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.012,55 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
d-Davacı tarafından yapılan 800,00 TL bilirkişi ücreti, 111,10 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 911,10 TL yargılama giderinden, davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 436,25 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
e-Davalı tarafından yapılan 1.700,00 TL bilirkişi ücreti, 69,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 1.769,00 TL yargılama giderinden, davanın kabul-red oranına göre hesaplanan 921,98 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,
f-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davanın kabul red oranına göre 687,96 TL'sinin davacıdan, 632,03 TL'sinin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
g-Davacı vekille temsil olunduğundan Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 27.120,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
ğ-Davalı vekille temsil olunduğundan Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 29.520,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
h-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde iadesine,
2-İstinaf yargılama giderleri yönünden,
a-Davalı ve davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,
b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafça yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafça yatırılan 463,14 TL'nin mahsubu ile bakiye 268,86 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
ç-İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına ve yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde iadesine,
d-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361/1 maddesi ve Anayasa Mahkemesi'nin 21/05/2026 tarih ve ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 26/02/2026 tarihli 2026/49 E. 2026/48 K. sayılı kararı gereğince tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14/10/2026