Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2278 E. 2026/1995 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/2278
- Karar No
- 2026/1995
- Karar Tarihi
T.C.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/2278
KARAR NO: 2026/1995
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/08/2026 ve 15/09/2026 tarihli karar ve ek karar
ESAS NO: 2026/547 D.iş
KARAR NO: 2026/548 D.iş
DAVANIN KONUSU: İhtiyati Tedbir
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/10/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:15/10/2026
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Talep eden vekili talep dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin ile taraflar arasında ... tarihli şirket devir sözleşmesi ile .... A.Ş'deki payını ... ve ...'a devrettiğini, ... ve ... .... AŞ'nin hali hazırdaki müşterek temsilcileri olduğunu, ... tarihli şirket devir sözleşmesine göre alcılar yanında ...Ltd. Şti yetkilisi ...'nin de çeşitli taahhütlerde bulunduğu ve sözleşmeye imza attığının görüldüğünü, şirket paylarının devralan ... ve ...'ın ...LTd. Şti'nin yetkilisi ... adına işlemler yürüten kişiler olduklarını, ...Ltd. Şti firması ve yetkilisi ...'nin borcu ödemeyeceğini söylediğini, ...'nin de aynı yönde beyanda bulunarak müvekkillerinin şirket devir sözleşmesini yapmasının sağlandığını, karşı tarafların ... tarihli şirket devir sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonrasında ...Ltd. Şti yetkilisi ...'nin müvekkillerine borçtan sorumlu olan kişinin kendisi olduğunu belirterek ... tarihli ihtiyari arabulucuk anlaşması ve ... tarihli yeni sözleşme imzalandığını, müvekkillerinin karşı taraflarca aldatılması sonucu şirket devrinin yapıldığını, karşı tarafların muvazaalı işlemlerinin yapılacağının öğrenilmesi sonucunda 24/06/2026 tarihli ihtarname gönderildiğini belirterek ... ve ...'a ait .... A.Ş isimli şirketteki paylarının ve şirkete ait taşınmazların ve araçların devrinin ve ayni veya şahsi hak tesisinin önlenmesi amacıyla; ...İli, ... İlçesi, ...... Mahallesi, ... Ada, ... Pasel, ... , ... İlçesi ...... Mahallesi, ...ada, ... parsel, ...İli, ... İlçesi, ... ... Mah. ... ada, ... parsel, ...İli, ... İlçesi, ...... Mahallesi, ... ada, ... parsel, ...İli, ... İlçesi, ......, ... ada, ... parsel, ...İli, ...İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazların şirket adına kayıtlı olanlar yönünden tedbir şerhi uygulanmasını, aksi halde ... tarihli şirket devirsözleşmesi uyarınca vadesi gelmiş ödenmeyen alacaklar yönünden ihtiyati haciz ve sözleşmede geçen taşınmazlar yönünden ihtiyati tedbir karar verilmesini, ayrıca ... tarihli şirket devir sözleşmesindeki edimlerin yerine getirilmediğini belirterek şirket devir sözleşmesinin ve şirket pay devrinin iptali davası öncesi ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, davalılar ... ve ...'ın .... A.Ş şirketindeki paylarının üçüncü kişlere devretmelerinin, bu paylar üzerinde rehin, intifa veya başkaca sınırlı ayni hak tesis etmelerini önleyici tedbir kararı verilerek ... Sicili Müdürlüğü'ne bildirilmesine, davalılar ..., ... ve .... Ltd. Şti hakkında şimdilik 5.000.000,00-TL alacak yönünden ihtiyati haciz kararı verilmesini, ... tarihli şirket devir sözleşmesi devredileceği belirtilen ... İlçesi, ...Mah. ... Ada, ...parsedeki arsa ve ... İlçe, ...Mah. ... ada, ... Parsedeki arsaya üçüncü kişilere devrini önleyici ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebi yönünden ilk derece Mahkemesi tarafından verilen 07/08/2026 gerekçeli ara kararıyla: ".Talep, Şirket devir sözleşmesinin feshi davasının açılması öncesinde; devredilen şirket hisselerine tedbir konulması talebi, sözleşme gereği devri vadedilen tapu hisselerine tedbir konulması talebi ve sözleşme gereği alacağından bahisle ihtiyati haciz talebinden ibarettir. HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK 390/...maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK 392 göre ise mahkemem gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir. İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık ispat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli, tedbir verilmesini gerektiren sebepler de varit görülmelidir. HMK'nın 390/...maddesinde ihtiyati tedbir isteğinin haklılığı konusunda tam kanaat değil kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğu kabul edilmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimali gözardı edilmemelidir, bu sebepledir ki davacının haksız olma ihtimali dikkate alınarak HMK'nın 392. maddesi uyarınca teminat alınması gerekir. İİK 257. maddesi; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı ihtiyati haciz isteyebileceği gibi borçlunun belirli yerleşim yeri yoksa veya borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa da alacaklı vadesi gelmemiş borçtan dolayı ihtiyati haciz isteyebilir.” hükmünü amirdir. İhtiyati haciz ancak para alacakları için ve uyuşmazlık konusu olmayan borçlu/davalıya ait mal, hak ve alacaklar hakkında uygulanabilecekken, ihtiyati tedbir konusu para olsun olmasın çekişmeli bulunan uyuşmazlık konusu herşey hakkında uygulanabilir. Tedbir talep edenin, üç farklı hususta ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talep ettiği görülmüştür. Davacı tedbir isteyen taraf, ilk olarak; davalılar ... ve ...'ın .... A.Ş şirketindeki paylarının üçüncü kişilere devrin, bu paylar üzerinde rehin, intifa veya başkaca sınırlı ani hak tesis etmelerini önleyici nitelikte tedbir kararı verilmesini talep ettiği görülmüştür. HMK madde 389 kapsamında dava konusu olan şirket paylarının 3. Kişilere devrinin engellenmesi bakımından her türlü devir ve temliki önleyecek şekilde, şirket paylarına ihtiyati tedbir konulmasına yönelik talebinin; müstakbel davanın konusu olması ve yaklaşık ispat koşulu sağlandığından talebin kabulüne dair karar vermek gerekmiştir. İkinci talep olarak; davalılar ..., ... ve .... Ltd. Şti hakkında şimdilik 5.000.000,00-TL alacak yönünden ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiği görülmektedir. Sözleşmenin feshi talebiyle dava açılacağı belirtildiğinden sözleşme gereği alacak iddiasıyla ihtiyati haciz talep edilemeyeceği kanaatiyle bahse konu İİK 257. Maddesi gereği ihtiyati haciz şartları oluşmadığı görülmüş ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Üçüncü talep ... İlçesi, ...Mah. ... Ada, ...parseldeki arsa ve ... İlçe, ...Mah. ... ada, ... Parseldeki arsaya üçüncü kişilere devrini önleyici nitelkte ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafın taleplerinin sözleşmenin feshi davası açılacağını beyan etmesi nedeniyle; sözleşmenin ifasını istemediği beyanı birlikte değerlendirilerek; sözleşmesel edime dair tedbir isteyemeyeceği kanaatiyle; 6100 sayılı HMK.'nın 389 maddesi gereği ihtiyati tedbirle ilgili hükümlerinde açıkça uyuşmazlık konusu olmayan mal ve haklar üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağının belirtildiği dikkate alınarak; uyuşmazlık konusu olmayan/ -taleple çelişir şekildeki- sözleşmenin ifasına yönelik talep olan taşınmaza dair, davalı tarafın ihtiyati tedbir konulması yönündeki talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1-Davacılar vekilinin TALEBİN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Takdiren 100.000,00-TL nakdi teminat yahut bu miktarda kesin ve süresiz bir banka teminat mektubu ibraz edilmesi halinde davalılar ... ve ...'ın .... A.Ş şirketindeki paylarının üçüncü kişilere devrinnin, bu paylar üzerinde rehin, intifa veya başkaca sınırlı ani hak tesis etmelerini önleyici nitelikte İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA,
2- Teminatın yatırılması halinde ... Sicili Müdürlüğü'ne iş bu müteferrik kararın bir suretinin derhal gönderilmesine,
3- Davacılar vekilinin İhtiyati haciz talebinin REDDİNE,
4- Davacılar vekilinin ... İlçesi, ...Mah. ... Ada, ...parseldeki arsa ve ... İlçe, ...Mah. ... ada, ... Parseldeki arsaya üçüncü kişilere devrini önceleyici nitelikteki tedbir talebinin REDDİNE,..." karar verilmiştir.
Talep eden vekili işbu kararın redde ilişkin kısımlarını süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF DİLEKÇESİNDE:"....2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 07/08/2026 tarihinde verilen 2026/547 D.İş ve 2026/548 Karar sayılı kararla, müvekkillerin şirket paylarına ilişkin ihtiyati tedbir talebi kısmen kabul edilmiş; ancak müvekkillerin sözleşmeden doğan vadesi gelmiş alacaklarının güvence altına alınması amacıyla talep ettiği ihtiyati haciz ile sözleşmede devri kararlaştırılan ... ilçesi ...Mahallesi ... ada ...parsel ve ... ada ... parsele ilişkin ihtiyati tedbir talepleri reddedilmiştir. İşbu karara karşı reddedilen kısımları yönünden istinaf kanun yoluna başvurma gereği doğmuştur. Şöyle ki; ... ADA ...VE ... PARSEL SAYILI TAŞINMAZLAR UYUŞMAZLIK KONUSUDUR; TEDBİR TALEBİNİN REDDİ HUKUKA AYKIRIDIR. İlk derece mahkemesi "...... İlçesi, ...Mah. ... Ada, ...parseldeki arsa ve ... İlçe, ...Mah. ... ada, ... Parseldeki arsaya üçüncü kişilere devrini önleyici nitelkte ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafın taleplerinin sözleşmenin feshi davası açılacağını beyan etmesi nedeniyle; sözleşmenin ifasını istemediği beyanı birlikte değerlendirilerek; sözleşmesel edime dair tedbir isteyemeyeceği kanaatiyle; 6100 sayılı HMK.'nın 389 maddesi gereği ihtiyati tedbirle ilgili hükümlerinde açıkça uyuşmazlık konusu olmayan mal ve haklar üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağının belirtildiği dikkate alınarak; uyuşmazlık konusu olmayan/ -taleple çelişir şekildeki- sözleşmenin ifasına yönelik talep olan taşınmaza dair, davalı tarafın ihtiyati tedbir konulması yönündeki talebinin reddine karar vermek gerekmiş..." şeklindeki gerekçeyle söz konusu taşınmazlara ilişkin ihtiyati tedbir talebimizi reddetmiştir. İlk derece mahkemesi, ... ilçesi ...Mahallesi ... ada ...ve ... parseller yönünden ihtiyati tedbir talebini, sözleşmenin ifasına yönelik ve uyuşmazlık konusu olmayan taşınmazlara ilişkin bir talep olarak değerlendirmiştir ancak bu değerlendirme hatalıdır. Söz konusu taşınmazlar, bizzat ... tarihli şirket devir sözleşmesinde devri kararlaştırılan taşınmazlardır. Müvekkillerin söz konusu taşınmazlara ilişkin talebi, yalnızca karşı tarafların sözleşmede kararlaştırılan taşınmaz devrini derhâl gerçekleştirmeye zorlanması amacı taşımamaktadır. Talep, taşınmazların üçüncü kişilere devrinin veya üzerlerinde müvekkillerin ileride ileri sürebileceği hakları etkisiz kılacak ayni veya şahsi hakların tesisinin önlenmesine yöneliktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun HMK m.389'a ilişkin değerlendirmesinde, tedbirin esas itibarıyla dava konusu hak, mal veya şeyler üzerinde uygulanabileceği ve tedbirin konusu ile uyuşmazlık konusu arasındaki bağın bulunması gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda bu bağ son derece açıktır: Taşınmazlar, ... tarihli sözleşmenin bizzat konusudur. Dolayısıyla ... ada ...ve ... parsellerin uyuşmazlıkla bağlantısının olmadığı yönündeki kabul mümkün değildir. HMK m.389/1 uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkânsız hâle gelmesi ya da gecikme nedeniyle ciddi bir zarar doğması ihtimali bulunan hâllerde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Somut olayda ... tarihli sözleşme taşınmazların devrini öngörmektedir. karşı tarafın sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olup müvekkiller sözleşmenin feshi ve buna bağlı hukuki sonuçları talep edecektir. Bu durumda sözleşmede devri kararlaştırılmış taşınmazların üçüncü kişilere devredilmesi veya taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis edilmesi hâlinde, ileride verilecek hükmün fiilen uygulanması ve müvekkillerin haklarına kavuşması imkansız hale gelecektir. Nitekim HMK m.389'un amacı da tam olarak dava sonunda elde edilecek hukuki korumanın, yargılama sürecinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle etkisiz hâle gelmesini önlemektir. SÖZLEŞMENİN FESHİNİN TALEP EDİLMESİ, TEDBİR İSTEMİNİN REDDİ İÇİN GEREKÇE OLAMAZ. İlk derece mahkemesi, tarafımızca sözleşmenin feshinin talep edildiği gerekçesiyle; taşınmazlara tedbir konulmasını, sözleşmenin ifasına yönelik bir talep olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirme hatalıdır. Talebimiz, sözleşmenin zorla ifasının sağlanması amacıyla taşınmazların üçüncü kişilere devrinin engellenmesi değildir. Talep edilen tedbirin amacı; taşınmazların üçüncü kişilere devredilmesini, taşınmazlar üzerinde üçüncü kişiler lehine ayni hak tesis edilmesini, taşınmazların uyuşmazlığın sonucunu etkisizleştirecek şekilde el değiştirmesini önleyerek müvekkillerin sözleşmenin feshi/iptali sonucunda doğabilecek haklarının güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifadeyle tedbir, sözleşmenin ifasını zorlamak için değil, ileride verilecek hükmün uygulanabilirliğini korumak için talep edilmiştir. Mahkemenin kabul ettiği şirket payları yönünden uyguladığı yaklaşım da aslında bu hususu doğrulamaktadır. Mahkeme, müstakbel davanın konusu olan şirket payları bakımından yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini kabul ederek tedbir kararı vermiştir. Aynı hukuki ilişkinin parçası olan ve aynı sözleşmede açıkça düzenlenen taşınmazlar bakımından ise farklı bir değerlendirme yapılması çelişkilidir. TEDBİR TALEBİNİN REDDİ, MÜVEKKİLLERİN HAKLARINI FİİLEN KORUMASIZ BIRAKMAKTADIR. Somut olayda, karşı tarafların ... tarihli sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmediği, buna rağmen sözleşme kapsamında çeşitli taahhütlerde bulunulduğu ve müvekkillerin sözleşmeyi gerçekleştirmesinin sağlandığı tarafımızca detaylıca açıklanmıştır. Mahkeme de şirket payları bakımından yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğini kabul etmiştir. Bu durumda sözleşmede açıkça yer alan ... ada ...ve ...parseller bakımından hiçbir koruma sağlanmaması, müvekkillerin açacağı asıl davanın sonucunun üçüncü kişilerin işlemleriyle etkisiz hâle gelmesi riskini doğurmaktadır. Geçici hukuki korumanın temel amacı da bu tür riskleri önlemektir. Şirket payları ile şirketin malvarlığı ve sözleşmede kararlaştırılan taşınmazlar arasında somut bir bağlantı bulunmaktadır. Sözleşmenin konusu, yalnızca payların devri değildir. Sözleşmede şirketin taşınmazları, maden ruhsatları, izinleri, alacakları ve sair malvarlığı değerleri de ayrıca zikredilmiş; karşı tarafların şirketi ve şirketle bağlantılı malvarlığı unsurlarını devralması karşılığında çeşitli parasal ve ayni edimler üstlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu nedenle, payların korunması yeterli olmayıp, sözleşmede açıkça gösterilen ve karşı tarafların tasarrufuna konu olabilecek taşınmazların da geçici olarak korunması gerekir. Aksi hâlde karşı taraflar şirket paylarını devretmemekle birlikte, sözleşmede müvekkillere devri veya alacağa mahsubu kararlaştırılan taşınmazları üçüncü kişilere devrederek müvekkillerin taleplerini sonuçsuz bırakacaktır. Bu durum, mahkemenin kabul ettiği pay tedbirinin amacını da zayıflatacaktır. Tedbir kararının etkili ve anlamlı olabilmesi için, uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılı taşınmazlar yönünden de uygun ve ölçülü bir koruma sağlanması gerekir. MAHKEMENİN PAYLARA TEDBİR KOYMASI, TEDBİR İHTİYACININ VARLIĞINI ZATEN KABUL ETTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. İlk derece mahkemesi kararında “müstakbel davanın konusu olması ve yaklaşık ispat koşulu sağlandığından” şirket paylarına tedbir konulmasına karar vermiştir. Bu kabul son derece önemlidir. Çünkü mahkeme; müvekkillerin sözleşmesel iddialarını, müstakbel davayı, yaklaşık ispat koşulunu, payların üçüncü kişilere devri hâlinde doğabilecek riski yeterli görmüştür. Aynı sözleşmede düzenlenen ve açıkça devri kararlaştırılan ... ada ...ve ...parseller bakımından ise aynı hukuki değerlendirme yapılmamıştır. Oysa taşınmazların üçüncü kişilere devri hâlinde ortaya çıkabilecek hukuki sonuçlar, şirket paylarının devri hâlinde ortaya çıkabilecek riskten daha ağır dahi olabilecektir. Bu nedenle karar kendi içerisinde çelişkili değerlendirme içermektedir. Bu nedenle ... ada ...ve ...parseller bakımından da ihtiyati tedbir şartlarının mevcut olduğu kabul edilmelidir. İHTİYATİ HACİZ TALEBİNİN REDDİ DE HUKUKA AYKIRIDIR. İlk derece mahkemesi "...davalılar ..., ... ve .... Ltd. Şti hakkında şimdilik 5.000.000,00-TL alacak yönünden ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiği görülmektedir. Sözleşmenin feshi talebiyle dava açılacağı belirtildiğinden sözleşme gereği alacak iddiasıyla ihtiyati haciz talep edilemeyeceği kanaatiyle bahse konu İİK 257. Maddesi gereği ihtiyati haciz şartları oluşmadığı görülmüş ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir..." şeklindeki gerekçeyle ihtiyati haciz talebimizi reddetmiştir. Ancak bu gerekçe, somut olayda talep ettiğimiz para alacağının hukuki niteliğini ve vadesini yeterince değerlendirmemektedir. İİK m.257/1 uyarınca rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları ve diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Dolayısıyla ihtiyati haciz bakımından belirleyici olan husus, yalnızca müvekkillerin ileride açacağı davanın “fesih” davası olarak nitelendirilmesi değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken; Müvekkillerin karşı taraflardan para alacağının bulunup bulunmadığı, bu alacağın muaccel olup olmadığı, alacağın rehinle teminat altında bulunup bulunmadığı, İİK m.258 kapsamında alacağın dayanağının yaklaşık olarak ortaya konulup konulmadığıdır. Bu alacaklar yönünden yapılacak değerlendirme, sözleşmenin feshedilip feshedilmeyeceği meselesinden bağımsızdır. Zira müvekkillerin alacağının geçici olarak korunması amacıyla ihtiyati haciz talep edilmiş; bu talep, ileride açılacak fesih veya iptal davasının sonucunu peşinen tayin etmek amacıyla ileri sürülmemiştir. SÖZLEŞMENİN FESHİ İLE PARA ALACAĞI BİRBİRİNİ DIŞLAYAN TALEPLER DEĞİLDİR. İlk derece mahkemesinin gerekçesinin aksine, müvekkillerin sözleşmenin feshi ve buna bağlı parasal haklarının korunmasını istemeleri, tek başına ihtiyati haciz kurumunun uygulanmasına engel değildir. Somut olayda talebimiz yalnızca “sözleşme ifa edilmedi” şeklinde soyut bir iddia değildir. ... tarihli şirket devir sözleşmesi, devamında imzalanan ... tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşması ve ... tarihli yeni sözleşme ile taraflar arasındaki borç ilişkisinin devam ettiği ve karşı tarafların belirli edimleri üstlendiği ileri sürülmüştür. Fesih talebi ile ihtiyati haciz talebi arasında kategorik bir hukuki çelişki bulunmamaktadır. Mahkemenin, “fesih davası açılacak” gerekçesinden hareketle İİK m.257'nin diğer şartlarını incelemeksizin ihtiyati haciz talebini reddetmesi bu nedenle isabetli değildir. İlk derece mahkemesinin, alacak talebi ile fesih veya iptal talebini birbirinden ayırmadan değerlendirmesi, talep sonucunun ve dosyaya sunulan belgelerin eksik değerlendirilmesine neden olmuştur. Mahkemenin kabul ettiği yaklaşım, sözleşmenin feshi veya iptali talebiyle birlikte alacak talep edilmesini ve bu alacağın geçici olarak korunmasını kategorik biçimde imkânsız kabul etmektedir. Oysa somut olayda müvekkillerin talepleri birbirini dışlayan değil, hukuki sonuçlarına göre ayrıştırılabilen taleplerdir.Müvekkiller öncelikle pay devrinin ve şirket devir sözleşmesinin iptalini, bunun mümkün görülmemesi hâlinde sözleşmeden doğan alacak ve tazminatlarının tahsilini talep etme hakkına sahiptir. Bu taleplerin hukuki sonucu farklı olsa da tamamı karşı tarafların sözleşme kapsamında yerine getirmediği edimlerle bağlantılıdır. Fesih veya iptal talebinin kabul edilmesi hâlinde doğacak iade ve tazminat sonuçları bakımından da müvekkillerin alacak hakkının korunması gerekir. Fesih veya iptal talebinin reddedilmesi hâlinde ise sözleşmeden doğan parasal alacakların tahsili gündeme gelecektir. Her iki ihtimalde de karşı tarafların malvarlığını kaçırması, azaltması veya üçüncü kişilere devretmesi müvekkillerin hakkının elde edilmesini zorlaştıracaktır. Bu nedenle ihtiyati haciz talebinin, esas davada ileri sürülecek hukuki nitelendirmeden bağımsız olarak, yazılı sözleşmeye dayalı vadesi gelmiş ve yaklaşık olarak ispatlanan para alacakları bakımından kabul edilmesi gerekir. Dava dilekçemizde, payların üçüncü kişilere devredilmesi, paylar üzerinde rehin veya intifa hakkı tesis edilmesi, şirket malvarlığının olağan faaliyet dışında elden çıkarılması ve nam-ı müstear veya muvazaalı işlemler yapılması tehlikesi açıklanmıştır. Bu açıklamalar soyut bırakılmamış; ticaret sicili kayıtları, sözleşme, ihtarnameler ve tarafların sözleşme sonrası davranışlarıyla birlikte ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesi de bu tehlikeyi şirket payları yönünden kabul etmiş ve paylar üzerinde ihtiyati tedbir kurulmasına karar vermiştir. Aynı dosya kapsamı, karşı tarafların vadesi gelmiş parasal borçlarının tahsilini güçleştirebilecek işlemler yapma ihtimalini de göstermektedir.Şirket paylarının devrinin önlenmesi gerekli görülmüşken, aynı sözleşme ilişkisi kapsamında doğan vadesi gelmiş alacaklar bakımından hiçbir geçici koruma uygulanmaması dosya içindeki risk değerlendirmesiyle çelişmektedir. Bu nedenle, şirket paylarına tedbir konulmasını gerektiren riskin, müvekkillerin parasal alacakları bakımından da dikkate alınması gerekir. DOSYADAKİ HİLELİ/MUVAAZALI İŞLEM RİSKİ DE GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA İHTİYACINI GÖSTERMEKTEDİR. Talep dilekçemizde ayrıntılı olarak; karşı tarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği, borcun ödenmeyeceğinin bildirildiği ve muvazaalı işlemler yapılacağı yönünde ciddi bir risk bulunduğu belirtilmiştir. Nitekim bu risk nedeniyle 24/06/2026 tarihli ihtarname de gönderilmiştir. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, yargılama sonucunun beklenmesi hâlinde borçluların malvarlığında meydana gelebilecek değişikliklerin müvekkillerin alacağını tahsil etmesini güçleştirme ihtimali bulunmaktadır.İİK m.257, vadesi gelmemiş borçlar bakımından dahi, borçlunun mallarını kaçırması/gizlemesi veya alacaklıların haklarını ihlal eden hileli işlemler yapması gibi hâllerde ihtiyati haciz imkânı tanımaktadır. Somut olayda ise, öncelikle vadesi gelmiş ve sözleşmeden kaynaklanan para alacağımız bulunmaktadır. Bu nedenle mahkemenin öncelikle alacağın niteliği, vadesi ve dosyadaki belgeler yönünden değerlendirme yapması gerekirken, yalnızca açılacak davanın fesih davası olacağı gerekçesiyle talebi reddetmesi hukuka uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, işbu istinaf dilekçemizin kabulü ile istinaf incelemesi neticesinde, reddedilen taleplerimiz yönünden değişik iş kararı kaldırılarak taleplerimizin tümden kabulüne karar verilmesi gerekmektedir: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve Bölge Adliye Mahkemesince resen dikkate alınacak hususlar saklı kalmak kaydıyla; İstinaf başvurumuzun reddedilen kısımlar yönünden KABULÜNE, ...2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/08/2026 tarihli, 2026/547 D.İş ve 2026/548 Karar sayılı kararının, REDDEDİLEN KISIM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA, Taleplerimizin tümden KABULÜNE, Reddedilen talepler yönünden müvekkiller üzerinde bırakılan yargılama giderlerinin kaldırılmasına; yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine." karar verilmesini ileri sürmüş ve talep etmiştir.Karşı taraflardan ... ve ... vekili ise işbu kararın tedbirin kabulüne ilişkin kısımlarına süresinde sunduğu itiraz dilekçesiyle itiraz etmiştir. 24/08/2026 tarihli İtiraz dilekçesinde: "HMK m. 390/...uyarınca ihtiyati tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden haklılığını "yaklaşık olarak" ispat etmek zorundadır. Karşı taraf, müvekkillerin hileli veya muvazaalı işlemler yaptığını, aldatıldıklarını iddia etmişse de bu iddialar tamamen soyut, varsayıma dayalı ve gerçeği yansıtmayan TEK TARAFLI iddialardan ibarettir. Şirket devir sözleşmesinden doğan edimlerin yerine getirilmediği iddiası, pay devrinin iptalini gerektiren bir hukuki sebep oluşturmadığı gibi hile olgusunun varlığını da kanıtlamayacaktır. Ortada yaklaşık ispat ölçütünü karşılayan hiçbir somut ve objektif delil ortaya konulmamıştır. 2. Şirket Payları Üzerine Konulan Tedbir Ölçülülük İlkesine Aykırıdır: İhtiyati tedbir, tarafların menfaat dengesini bozmayacak ve hakkın korunması için gerekli olan ölçüyü aşmayacak şekilde verilmelidir. Müvekkillerin şirketteki paylarının tamamı üzerine, üçüncü kişilere devri ve ayni hak tesisini tamamen engelleyecek şekilde geniş kapsamlı bir tedbir konulması ticari hayatın olağan akışına, müvekkillerin tasarruf özgürlüğüne ve mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale niteliğinde olmuştur. Karşı tarafın henüz doğmamış ve mahkemece hüküm altına alınmamış müstakbel hak iddiaları için şirketin tüm faaliyetlerini ve ortaklık yapısını kilitleyecek nitelikte tedbir kararı verilmesi müvekkillerin büyük mağduriyetine neden olacak niteliktedir. Belirlenen Teminat Miktarı Yetersizdir: Mahkemenizce tedbir kararı karşılığında takdir edilen 100.000,00-TL nakdi veya banka teminat mektubu tutarı, söz konusu çimento şirketinin büyüklüğü, ticari hacmi ve bu tedbir nedeniyle müvekkillerin uğrayabileceği potansiyel zararlar dikkate alındığında son derece yetersizdir. Haksız tedbir nedeniyle müvekkillerin ticari itibarı ve mülkiyet hakları ağır şekilde zedeleneceğinden, tedbirin kaldırılmaması halinde teminat miktarının uğranılacak olası zararları karşılayacak şekilde üst bir seviyeye yükseltilmesi gerekmektedir. Arabuluculuk Kapsamında Anlaşılan Hususlar Bakımından Taraflarca Dava Açılaması Mümkün Değildir: HUAK m. ... uyarınca arabuluculuk anlaşması kapsamında üzerinde anlaşılan hususlar bakımından taraflarca dava açılamaz. Taraflar arasında iş bu davaya konu hususları kapsar nitelikte ihtiyari arabuluculuk süreci yürütülmüş ve süreç olumlu olarak sonuçlandırılmıştır. İhtiyari arabuluculuk ile ihtilafın giderilmiş olması karşısında, karşı tarafın eldeki dosya ile talepte bulunması usul ve yasaya aykırıdır. 5. İş Bu Dava Konusuna İlişkin Olarak Mahkemeniz Aksi Kanaatte İse Sözleşmeden Kaynaklanan Karşılıklı Borç İlişkisi Olarak Değerlendirilmelidir: İhtiyati tedbir talep edenler, ... tarihli sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediğini ileri sürmektedir. Sözleşmesel edimlerin ifa edilip edilmediği, tarafların kusur durumu ve karşılıklı iddialar ancak esas hakkında açılacak geniş kapsamlı bir yargılama (esas davası) sonucunda netleşebilecek çekişmeli hususlardır. Mahkemenizin de gerekçesinde belirttiği üzere, uyuşmazlık konusu olmayan veya ifaya yönelik netleşmemiş alacak iddiaları için bu aşamada geçici hukuki koruma sağlanması, ihtiyati tedbirin yasal amacına (HMK m. 389) uygun düşmemektedir. Talep dilekçesinde ve ekinde davacı yan sadece ... tarihli şirket devir sözleşmesi ve .... ... tarihli ... ... Noterliği'nin ... yevmiye nolu ihtarından bahsetmektedir. Davacı yanın ihtarına karşılık ... ... Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyi diğer davalı ... Ltd. Şti adına tedbir isteyen ... 'ye çekilmiştir. (İhtarname suretini ekte sunuyoruz.) Ayrıca taraflar arasında ... tarihli ... Arabuluculuk Bürosunun ... nolu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ve ... tarihli sözleşme ve sözleşme edimlerinin yerine getirildiğine ilişkin ibranameler bulunmaktadır. (Bahse konu evrakları ekte sunuyoruz.) Davacı yan bu evraklardan hiç bahsetmemiş ve mahkemeye eksik bilgi ve belge sunarak lehine karar kurulmasını temin etmek istemiştir. Zira taraflar arasındaki hukuki ilişki, yalnızca tek bir devir veya tek bir ödeme kaleminden ibaret olmayıp; şirket devri, taşınmaz devri, takyidatların kaldırılması, teminatların iadesi ve çek iadesi/temliki gibi birbirine bağlı edimlerden oluşan kapsamlı bir sözleşme kuralları zinciri içermektedir. Bahse konu evraklar iş bu dilekçenin ekinde dosyaya sunulacaktır. Bahse konu edimlerde tek taraflı olarak “sadece karşı taraf borçlu kaldı” denilmesi hukuken isabetli değildir. Nitekim sözleşmede açıkça öngörülen şartlar tamamlanmadan, bazı edimlerin muaccel hale geldiği kabul edilemez. Bu kapsamda, müvekkil şirket tarafından yerine getirildiği ve/veya yerine getirilmekte olduğu edimler ile karşı taraftan beklenen edimler birlikte değerlendirilmelidir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler incelendiğinde, taşınmaz devirleri ve diğer edimlerin ifası için belirli ve kesin bir vade/süre şartı ve cezai şart öngörülmediği açıkça görülmektedir.Bu nedenle, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca temerrüt koşullarının oluştuğundan söz edilmesi mümkün değildir. Müvekkillerin, süresi belirlenmemiş bir edim nedeniyle temerrüde düşmüş kabul edilmesi hukuken mümkün olmayıp, bu yöndeki iddialar dayanaktan yoksundur. Zira temerrüt hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle borcun muaccel hale gelmiş olması gerekmektedir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmede süre belirtilmemiş olması sebebiyle de borç muacceliyeti bulunmamaktadır. Anlaşılacağı üzere tek tarafın talebi ile ihtiyati tedbir hükümlerinin uygulanması hukuka ve hakkaniyete aykırıdır. 6. Karşı Tarafın Aldatılma ve Dolandırılma İddiaları Gerçek Dışı Olup, Sözleşme Sonrası Süreçte Karşılıklı İradelerle İbra, Arabuluculuk ve Ek Sözleşmeler Akdedilmiştir: Karşı taraf, dava açma hazırlığında olduğu şirket devir sözleşmesinin hile ve aldatma (dolandırıcılık) neticesinde imzalandığını iddia ederek mahkemenizi yanıltmaya çalışmaktadır. Oysa ki taraflar arasında ... tarihli Şirket Devir Sözleşmesi akdedildikten sonra, uyuşmazlık konusu iddiaları da kapsar nitelikte, karşı taraf vekilinin de hazır bulunduğu ... tarihli ... Arabuluculuk Bürosunun ... nolu İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi imzalanmıştır.Bununla da kalınmamış; arabuluculuk anlaşmasından sonra tarafların serbest iradesiyl ... tarihinde yeni bir ek sözleşme ve sözleşme edimlerinin yerine getirildiğine dair karşılıklı ibranameler imza altına alınmıştır. Karşı tarafın, bizzat vekili huzurunda ihtisasa dayalı arabuluculuk sürecini yürütmüş olması ve ardından yeni ek sözleşmeler ile ibra protokollerine imza atması, "aldatılma veya dolandırılma" iddialarının hukuki dayanaktan tamamen yoksun ve kötü niyetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kendi serbest iradesiyle aylar boyunca ek protokoller yapan bir tarafın, geriye dönük hile iddiasında bulunması dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile de bağdaşmamaktadır. 7. Karşılıklı Edimlerin Büyük Bir Kısmı İfa Edilmiştir; Sözleşmenin İptali/Feshi Gelinen Aşama İtibariyle Hukuken Mümkün Olmadığı Gibi Fiilen de İmkansızdır: Söz konusu sözleşmeler zincirindeki edimlerin çok büyük bir kısmı müvekkiller tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmiş, şirket üzerindeki hacizler ve dosyalar kapatılarak karşı tarafa önemli ticari faydalar sağlanmıştır. Ticari hayatın kararlılığı ve sözleşmeye bağlılık ilkesi gereğince, edimlerin büyük kısmının ifa edildiği bu aşamada sözleşmenin tamamen iptal edilmesi veya geçmişe etkili feshi hukuken mümkün değildir. Kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için sözleşmenin iptal edilebileceği varsayılsa dahi, iptal durumunda kural olarak "eski hale iade" (tarafların sözleşmeden önceki durumlarına dönmesi) asıldır. Ancak karşı taraf, sözleşme kapsamında kendilerine devredilen çok sayıda taşınmazı üçüncü kişilere devretmiş ve elinden çıkarmıştır. Karşı tarafın, müvekkilden devraldığı malvarlığı unsurlarını üçüncü kişilere satarak tüketmiş olması sebebiyle, müvekkile aynen iade yapmaları fiilen ve hukuken imkansız hale gelmiştir. Aynen iadenin karşı tarafın kusurlu tasarrufları nedeniyle imkansızlaştığı bir tabloda, müvekkillerin şirket payları üzerine tedbir konularak ortaklık yapısının kilitlenmesi hakkaniyete, ölçülülük ilkesine ve geçici hukuki korumaların amacına tamamen aykırıdır. Yukarıda arz ve izah edilen ve mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle;
1-Öncelikle müvekkiller aleyhine haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak verilen İHTİYATİ TEDBİR KARARININ KALDIRILMASINA,
2-Mahkemeniz aksi kanaatte ise tarafların menfaat dengesinin korunması ve müvekkillerin doğacak zararlarının güvenceye alınması amacıyla, belirlenen teminat miktarının artırılmasına,
3-Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine..." karar verilmesini istemiştir.Mahkeme tedbire itirazlar yönünden duruşmalı inceleme yapmış,15/09/2026 tarihli duruşmada hazır olan taraf vekillerini dinlemiş ve bu celsedeki kısa kararıyla : "G.D: Gerekçesi ayrıntılı olarak açıklanmak üzere; 1- İtiraz eden ... ve ...'ın ihtiyati tedbire itirazının reddine," karar vermiştir.Bu kısa kararı yönünden ayrıca gerekçeli olarak 15/09/2026 tarihli ek karar yazmıştır. İşbu ek kararında: "HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK 390/...maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK 392 göre ise mahkemem gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir. İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık ispat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli, tedbir verilmesini gerektiren sebepler de varit görülmelidir. HMK'nın 390/...maddesinde ihtiyati tedbir isteğinin haklılığı konusunda tam kanaat değil kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğu kabul edilmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimali gözardı edilmemelidir, bu sebepledir ki davacının haksız olma ihtimali dikkate alınarak HMK'nın 392. maddesi uyarınca teminat alınması gerekir. İhtiyati tedbir kararına dayanak olan ... tarihli şirket devir sözleşmesine göre ihtiyati tedbir talep eden ... ve ... 'nin .... A.Ş'deki paylarını ... ve ...'a devrettiği, sözleşmenin "... Şirket " sıfatıyla ... ... Ltd. Şti adına şirket yetkilisi ... tarafından da imzalandığı görülmektedir. Yine taraflar arasında ... tarihinde hisse devrine yönelik yeni bir sözleşme imzalandığı ve ... Arabuluculuk Bürosunun ... nolu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlendiği tarafların kabulündedir. İhtiyati tedbir talebinde bulunan taraf karşı tarafın sözleşmesel edimlerini yerine getirmediklerini, bu nedenle hisse devrinin iptaline ilişkin dava açılacağını, açılacak davaya ilişkin davalılar ... ve ...'ın .... A.Ş şirketindeki paylarının üçüncü kişilere devrinin, bu paylar üzerinde rehin, intifa veya başkaca sınırlı ani hak tesis etmelerini önleyici nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmesinde hukuki yarar bulunduğu, tedbir yönünden yaklaşık ispatın mevcut olduğu açıktır. Her ne kadar itiraz eden tarafça ... tarihli sözleşmenin eki olan ibranamenin 3.1 maddesi gereğince tarafların birbirini gayrikabili rücu ibra ettiği belirtilmiş ise de aynı maddenin 2. paragrafında kalan birkısım ödeme yapılması durumunda ibralaşılacağına ilişkin düzenleme olduğundan bu aşamada şirket hisseleri üzerine ihtiyati tedbir bırakılmasında hukuki yarar olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bununla birlikte mahkememizce takdir edilen teminat miktarı da usul ve yasaya uygun olup karşı tarafın teminata yönelik itirazları da haksız görülmekle ihtiyati tedbire itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1-İtiraz eden ... ve ...'ın ihtiyati tedbire itirazının reddine,
2- İhtiyati haciz kararı ile harç alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İhtiyati hacze itiraz eden tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına " karar vermiştir.İtiraz eden karşı taraflar ... ve ... vekili işbu ek kararı süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
"1. MAHKEME "TALEPLE BAĞLILIK İLKESİNİ" İHLAL ETMİŞ VE YETKİ AŞIMI YAPARAK EK KARAR VERMİŞTİR. 6100 sayılı HMK m. 26 uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Davacı yan, tedbir talepli dilekçesinde taraflar arasındaki ...tarihli ek sözleşmeden hiçbir şekilde bahsetmemiş, bu sözleşmeyi mahkemeden tamamen gizlemiştir. Davacılar, yalnızca...tarihli ilk devir sözleşmesindeki edimlerin yerine getirilmediği iddiasıyla işbu davayı ikame etmişlerdir. Davacıların ...tarihli sözleşmeye ve bu sözleşmeden doğan edimlere dayalı hiçbir talebi bulunmamaktadır. Buna rağmen yerel mahkeme, itiraz incelemesi sırasında sunduğumuz belgeler üzerinden davacının yerine geçerek ve yetki aşımı yaparak, ...tarihli sözleşmenin maddelerini yorumlamış ve tedbirin devamına gerekçe yapmıştır. Davacının dava dilekçesinde dayanmadığı ve talep konusu yapmadığı bir sözleşme üzerinden tedbir kararı üretilmesi, açıkça taleple bağlılık ilkesine aykırıdır.
2. DAVACI YAN MAHKEMEDEN BİLGİ VE BELGELERİ GİZLEYEREK, MAHKEMEYİ YANILTMIŞTIR. Davacının dava dilekçesine açıkça konu ettiği bu hususların tamamı, sözleşme sonrası süreçte tarafların karşılıklı iradeleriyle akdedilen yeni ek sözleşmeler, ihtiyari arabuluculuk anlaşması ve ibra protokolleri ile tamamen değişikliğe uğramış ve kararlaştırılan yeni edimler müvekkillerce yerine getirilmiştir. Davacılar, gerek ... tarihli ... Arabuluculuk Bürosu nezdindeki (... Nolu) İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi gerekse ... tarihli ek sözleşme ve karşılıklı ibranameler ile bu edimlerin tasfiye edildiğini ve yerine getirildiğini serbest iradeleriyle kabul etmişlerdir. Davacı yan, bizzat imza attığı bu hukuki süreçleri mahkemeden gizleyerek, sanki ilk sözleşmeden beri hiçbir işlem yapılmamış gibi eksik bilgi ve belgelerle kötü niyetli olarak mahkemeyi yanıltmıştır. Kendi imzaladığı ibranamelere ve ek sözleşmelere rağmen geçmişe dönük hile ve ifasızlık iddiasında bulunmak, davacı yanın kendisiyle açıkça çeliştiğinin ve TMK m. ...dürüstlük kuralını ağır şekilde ihlal ettiğinin en net kanıtıdır.
3. DAVACI YAN SÖZLEŞMELERDEN KAYNAKLANAN KENDİ KARŞILIKLI EDİMLERİNİ YERİNE GETİRMEMİŞTİR. Taraflar arasındaki hukuki ilişki, tek taraflı bir borç ilişkisi olmayıp; şirket devri, taşınmaz devri, takyidatların kaldırılması, teminatların iadesi ve çek iadesi/temliki gibi birbirine bağlı edimlerden oluşan kapsamlı bir sözleşme kuralları zinciri içermektedir. Davacı yan, bu sözleşmeler zinciri kapsamında kendi üzerine düşen "çek iadesi" ve diğer karşılıklı edim yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri ve "Ödemezlik Def'i" (TBK m. 97) ilkeleri uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kendi edimini ifa etmeyen veya ifa etmeyi teklif etmeyen tarafın, karşı taraftan edimini yerine getirmesini talep etmesi hukuken mümkün değildir. Davacının kendi yükümlülüklerini ihlal ettiği bir tabloda, müvekkilleri tamamen kusurlu ve borçlu göstererek haksız şekilde geçici hukuki koruma (tedbir) talep etmesi hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırıdır. MÜVEKKİLLER AÇISINDAN EDİMLERİN YERİNE GETİRİLMESİ BİR SÜREYE BAĞLANMAMIŞTIR VE TEMERRÜT OLUŞMAMIŞTIR.Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler incelendiğinde, taşınmaz devirleri ve diğer edimlerin ifası için belirli ve kesin bir vade ya da süre şartı öngörülmediği açıkça görülmektedir. Kaldı ki müvekkiller açısından edimlerin yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamıştır. Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca temerrüt hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle borcun muaccel hale gelmiş olması şarttır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmede süre belirtilmemiş olması sebebiyle borç muacceliyeti bulunmamaktadır. Müvekkillerin, süresi belirlenmemiş bir edim nedeniyle temerrüde düşmüş kabul edilmesi hukuken mümkün olmayıp, bu yöndeki iddialar dayanaktan tamamen yoksundur. Henüz temerrüt şartlarının dahi oluşmadığı bir ilişkide, haksız şekilde ihtiyati tedbire hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. DAVACI YANIN ALDATILMA VE DOLANDIRILMA İDDİALARI GERÇEK DIŞI OLUP, SÖZLEŞME SONRASI SÜREÇTE KARŞILIKLI İRADELERLE İBRA, ARABULUCULUK VE EK SÖZLEŞMELER AKDEDİLMİŞTİR. Karşı taraf, dava açma hazırlığında olduğu şirket devir sözleşmesinin hile ve aldatma (dolandırıcılık) neticesinde imzalandığını iddia ederek mahkemeyi yanıltmaya çalışmaktadır. Oysa ki taraflar arasında ... tarihli Şirket Devir Sözleşmesi akdedildikten sonra, uyuşmazlık konusu iddiaları da kapsar nitelikte, karşı taraf vekilinin de hazır bulunduğu ... tarihli ... Arabuluculuk Bürosunun ... nolu İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi imzalanmıştır. Bununla da kalınmamış; arabuluculuk anlaşmasından sonra tarafların serbest iradesiyle ... tarihinde yeni bir ek sözleşme ve sözleşme edimlerinin yerine getirildiğine dair karşılıklı ibranameler imza altına alınmıştır. Karşı tarafın, bizzat vekili huzurunda ihtisasa dayalı arabuluculuk sürecini yürütmüş olması ve ardından yeni ek sözleşmeler ile ibra protokollerine imza atması, "aldatılma veya dolandırılma" iddialarının hukuki dayanaktan tamamen yoksun ve kötü niyetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kendi serbest iradesiyle aylar boyunca ek protokoller yapan bir tarafın, geriye dönük hile iddiasında bulunması dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile de bağdaşmamaktadır. 6. ŞİRKET PAYLARI ÜZERİNE KONULAN TEDBİR ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİNE AYKIRIDIR. İhtiyati tedbir, tarafların menfaat dengesini bozmayacak ve hakkın korunması için gerekli olan ölçüyü aşmayacak şekilde tesis edilmelidir. Müvekkillerin .... A.Ş. şirketindeki paylarının tamamı üzerine, üçüncü kişilere devri ve ayni hak tesisini tamamen engelleyecek şekilde geniş kapsamlı bir tedbir konulması ticari hayatın olağan akışına, müvekkillerin tasarruf özgürlüğüne ve mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale niteliğindedir. Davacının henüz doğmamış müstakbel hak iddiaları uğruna, şirketin tüm faaliyetlerini ve ortaklık yapısını kilitleyecek nitelikte tedbir kararı verilmesi müvekkillerin büyük mağduriyetine neden olmaktadır. Üstelik davacı yan, müvekkillerden devraldığı malvarlığı unsurlarının (taşınmazların) büyük bir kısmını üçüncü kişilere satarak tüketmiştir. Karşı tarafın haksız tasarrufları nedeniyle "eski hale iade" fiilen ve hukuken imkansızlaşmışken, müvekkillerin şirket paylarının tamamına blokaj konulması ölçülülük ilkesi ile açıkça çelişmektedir. 7. YAKLAŞIK İSPAT ŞARTI GERÇEKLEŞMEMİŞTİR. 6100 sayılı HMK m. 390/...uyarınca ihtiyati tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden haklılığını "yaklaşık olarak" ispat etmek zorundadır. Davacı taraf, müvekkillerin hileli veya muvazaalı işlemler yaptığını, aldatıldıklarını iddia etmişse de bu iddialar tamamen soyut, varsayıma dayalı ve gerçeği yansıtmayan tek taraflı iddialardan ibarettir. Ortada yaklaşık ispat ölçütünü karşılayan, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu gösteren hiçbir somut ve objektif delil bulunmamaktadır. Yerel mahkemenin soyut iddiaları yaklaşık ispat için yeterli görmesi usul ve yasaya açıkça aykırıdır. 8. BELİRLENEN TEMİNAT MİKTARI SON DERECE YETERSİZDİR. Yerel mahkemece tedbir kararı karşılığında takdir edilen 100.000,00-TL nakdi veya banka teminat mektubu tutarı, söz konusu çimento şirketinin büyüklüğü, ticari hacmi ve ortaklık yapısı dikkate alındığında son derece yetersizdir. Haksız ve ölçüsüz tedbir nedeniyle müvekkillerin ticari itibarı, mülkiyet hakları ve tasarruf yetkileri ağır şekilde zedelenmektedir. Haksız tedbir neticesinde müvekkillerin uğrayabileceği potansiyel ve telafisi imkansız zararlar göz önünde bulundurulduğunda, bu teminat miktarının olası zararları karşılaması kesinlikle mümkün değildir.Yukarıda arz ve izah edilen ve yüksek dairenizce resen dikkate alınacak nedenlerle;
1. İstinaf başvurumuzun KABULÜNE,
2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ihtiyati tedbire itirazın reddine ilişkin 15/09/2026 tarihli EK KARARININ KALDIRILMASINA,
3. Müvekkiller aleyhine tesis edilmiş olan haksız, ölçüsüz ve hukuka aykırı İHTİYATİ TEDBİR KARARININ KALDIRILMASINA,
4. Sayın Mahkemeniz aksi kanaatte ise tarafların menfaat dengesinin korunması ve müvekkillerin doğacak zararlarının güvenceye alınması amacıyla TEMİNAT MİKTARININ ARTIRILMASINA,
5. Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine" karar verilmesini ileri sürmüş ve talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından,istinaf eden her iki taraf vekilince sunulan istinaf dilekçelerinde ileri sürülen istinaf sebepleri ayrı ayrı incelenmiştir.
İstinaf dilekçelerinde ileri sürülen istinaf sebepleri , mahkemece verilen ve istinaf edilmiş olan 07/08/2026 tarihli gerekçeli kararda yazılı ayrıntılı açıklamalar, yasal sebep ve gerekçeler, bu karara yapılan itiraz üzerine mahkemece duruşmalı yapılan incelemeyle verilmiş ve istinaf edilmiş olan 15/09/2026 tarihli gerekçeli ek kararda yazılı ayrıntılı açıklamalar,yasal sebep ve gerekçeler ve mevcut talep dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; Mahkemece verilmiş 07/08/2026 tarihli ve 15/09/2026 tarihli gerekçeli karar ve ek kararlarda mahkemesince yazılı ayrıntılı açıklamalar da birlikte gözetildiğinde, HMK 389 vd maddeleri gereğince istenen söz konusu ihtiyati tedbirlerden davalılar ... ve ...'ın .... A.Ş şirketindeki paylarının üçüncü kişilere devrinnin, bu paylar üzerinde rehin, intifa veya başkaca sınırlı ani hak tesis etmelerini önleyici nitelikte İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, dair tedbirin kabulü için yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların bulunduğu, zira burada yasaca arananın kesin bir ispat olmayıp yaklaşık ispatın yeterli olduğu, Mahkemece de HMK 87,389 ve 392/1 maddelerine uygun şekilde takdiren tayin ettiği teminat türü ve miktarı karşılığında sözkonusu ihtiyati tedbir kararını verdiği anlaşıldığından, kabul edilen tedbir karar kısmı yönünden hukuka uygun olduğu, bu nedenlerle itiraz eden karşı taraflar ... ve ... vekilinin yukarıda belirtilen itiraz sebeplerinin yerinde olmadığı, mahkemece de itirazın reddine dair duruşmalı inceleme ile 15/09/2026 tarihli gerekçeli ek kararın verildiği anlaşıldığından,işbu ek kararın da hukuka uygun olduğu, açıklanan nedenlerle, ek karara karşı , itiraz eden karşı taraflar ... ve ... vekilinin ileri sürdüğü ve yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varıldığından, istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md gereğince reddine karar verilmiştir.İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talep edenler ... ve ... vekilinin ,mahkemece verilen 07/08/2026 tarihli gerekçeli kararının ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin redde dair kısımları yönünden yaptığı istinaf başvurusu hakkında yapılan incelemeye göre ; İİK 257 vd maddeleri gereğince sözkonusu ihtiyati haciz talebinin kabulü için alacağın varlığı ve miktarı ile muacceliyetine dair hususlar yönünden olmak üzere yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların mevcut dosya kapsamına göre bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Yine sair ihtiyati tedbir talebi olan ... İlçesi, ...Mah. ... Ada, ...parseldeki arsa ve ... İlçe, ...Mah. ... ada, ...Parseldeki arsaya üçüncü kişilere devrini önceleyici nitelikteki tedbir talebinin kabulü için de HMK 389 vd maddelerine göre yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların mevcut dosya kapsamına göre bulunmadığı anlaşıldığından, sözkonusu tedbir talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Açıklanan tüm nedenlerle işbu ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talep edenler... ve ... vekilinin yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararda usul yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılığın bulunmadığı, kararın hukuka uygun olduğu anlaşılmakla bu yönden yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md uyarınca reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1- ...2. Asliye Ticaret mahkemesinin 2026/547 D. İş Esas-2026/548 D.İş karar sayılı, 07/08/2026 ve 15/09/2026 tarihli KARAR ve EK KARARININ hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle, ... ve ... vekili ile ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken istinaf karar ve ilam harçları yukarıda adı geçen istinaf edenlerden peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Yapılan istinaf posta giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının yukarıda adı geçen istinaf edenlerin üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f, 391/3,394/5 ve İİK 258/son bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 15/10/2026