Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1624 E. 2026/2179 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1624
- Karar No
- 2026/2179
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1624 KARAR NO : 2026/2179
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/06/2023 NUMARASI : 2023/195 Esas 2023/523 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 06/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/10/2026
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/195 Esas 2023/523 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından davacı aleyhinde takip yapıldığı, davacının takipte taraf olarak gösterilen diğer borçlu şirketin yetkilisi olduğu, diğer borçlu şirket ile davalı arasında 01.03.2013 tarihinde açık satış noktası sözleşmesi imzalandığı, davalının bu sözleşmeye istinaden takipte alacak talebinde bulunduğunu, davacının şirket ortak ve yetkilisi olarak şirketin borcundan sorumluluğunun bulunmadığını, davacının 2016 yılında şirket ortaklığından kaynaklanan tüm haklarını devrettiğini, ödeme emrinin tebliğinin usulsüz olduğu, buna ilişkin şikayet yoluna başvurulduğunu, takip kapsamında davacının mal varlığının satışına ilişkin haciz ve takip işlemlerinin yapıldığı, davacının takip konusu borçtan sorumluluğunun bulunmadığını belirterek takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dışı ..... Şti. ile müvekkilinin arasında sözleşme imzalandığını, adı geçen şirketin Antalya Muratpaşa ilçesinde işletmesi olduğu işyerini açık tutmayı ve davalı şirkete ait ürünleri satmayı taahhüt ettiğini, sözleşme kapsamında adı geçen şirkete 50.000,00 TL mali katkı yapıldığını ve sözleşmenin ihlali halinde 15.000,00 USD cezai şart belirlendiği, ancak bu taahhüdüne aykırı hareket ettiği, bu sebeple cezai şart ve katkı bedelinin tahsili amacıyla dava konusu takibin başlatıldığını, davacının itirazlarının haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde İstinaf incelemesine konu karar ile: "...Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. Maddesi: “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir. Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar ve bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Bu noktada, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190.maddesi; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddî hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hallerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı halinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanunî karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira, aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyetinden değil, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir (6100 sayılı HMK. 190. madde gerekçesi). Menfi tespit konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Davalı şirketin İzmir 23 İcra Müdürlüğünün 2022/5593 esas sayılı dosyasında 50.000,00 TL katkı bedeli, 59.722,60 TL işlemiş faiz, 15.000,00 USD cezai şart olmak üzere toplam 324.963,10 TL alacağa istinaden davacı .... ve dava dışı ... Şti aleyhinde 21/04/2022 tarihinde genel haciz yoluyla ilamsız takip başlattığı, takibin davacı yönünden 02/09/2022 tarihinde kesinleştiği, davacının iş bu davada takip borçlusu olan diğer şirketin geçmiş dönemde yetkilisi olduğu, takibe dayanak olan sözleşme nedeniyle kendisinin şahsi sorumluluğunun bulunmadığı, takip borçlusu diğer şirketin borcunun kendisinden talep edilemeyeceği iddiası eldeki davayı ikame ettiği, davalının ise dava dışı şirketin sözleşme aykırı hareket ettiği, davacının takip ve dava konusu alacak nedeniyle sorumlu olduğu, alacağının bulunduğu ve davanın haksız olduğunu savunduğu, taraflar arasında davacının takibe dayanak sözleşme nedeniyle sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, takibe konu alacağının davacıdan talep edilip edilemeyeceği, davacının menfi tespit isteminin yerinde olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunduğu görülmüştür. Davaya konu takibin dayanağının 01/03/2013 tarihli açık satış noktası sözleşmesi olduğu, söz konusu sözleşmede .... A.Ş'nin satıcı, ... . Şti'nin ise alıcı/işletici olarak taraf olduğu, bu sözleşmede işletici/alıcının kendisine ait ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Apt. No.. Muratpaşa Antalya adresinde bulunan işyerinde satıcıdan 50.000 litre alkollü içki satın almayı, işyerini sözleşme süresi boyunca açık tutmayı üstlendiği, satıcının da bu sözleşme kapsamında alıcı/işleticiye 50.000,00 TL katkı bedeli ödemeyi ve alkollü içkilerde dönemsel iskonto uygulamayı taahhüt ettiği, sözleşmeye aykırılık halinde sözleşmenin 21 maddesi uyarınca alıcı/işleticinin satıcıdan almış olduğu katkı bedelini iade etmeyi ve ayrıca 15.000 USD cezai şart ödemeyi taahhüt ettiği, İzmir 25 Noterliğinin 13/12/2021 tarih, 23793 yevmiye nolu ihtarnamesi ile satıcının, işletici/alıcının alkollü içki satma ruhsatını süresinde yenilemediği, satış yetkisinin sona erdiği ve uzun süre boyunca mal alımı yapamadığı gerekçesi ile sözleşmeyi feshettiğini ve katkı bedeli ve cezai şartın ödenmesini alıcı/işletici ile ....'dan talep ettiği, adı geçenlere çıkartılan ihtarnamelerin tebligat yapılmaksızın iade edildiği görülmüştür. Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünün 15/05/2023 tarihli yazısı ve eki incelendiğinde ... Şti'nin 05/12/2007 tarihinde ... ve ... tarafından kurulduğu, 11/03/2010 tarihinde ...'in hisselerinden bir kısmını ...'a devrettiği, şirketin 3 ortaklı hale geldiği, 16/12/2010 tarihinde ...'ın hisselerini ....'ya devrettiği, 06/04/2011tarihinde ...'nın hisselerini ... .'a devrettiği, 15/07/2011 tarihinde ise ...in hisselerini ...'a devrettiği, şirketin bu tarih itibariyle tek ortaklı limited şirket haline dönüştüğü, ....'un da 08/02/2016 tarihinde şirketteki tüm paylarını ...'a devrettiği, ...'un 24/03/2010-12/02/2016 tarihleri arasında şirketi tek başına müdür olarak temsil yetkisinin bulunduğu,...'un da hisselerini 29/06/2017 tarihinde ... isimli kişiye devrettiği, bu kişinin halen şirketin tek ortağı olduğu ve şirketin aktif olarak ticaret siciline kayıtlı olduğu görülmüştür. Davalı tarafından 01/03/2013 tarihli açık satış noktası sözleşmesine istinaden davacı aleyhinde takip yapıldığından uyuşmazlığın ticari satım sözleşmesinden kaynaklandığı, davacının anılan sözleşmenin tarafı olup olmadığı, dava dışı şirketin borcundan ötürü sorumlu olup olmadığı hususunun tartışılması gerektiğinden uyuşmazlığın niteliğine göre nispi ticari dava olduğu ve mahkememizin görevli olduğu değerlendirilmiştir. Davalı tarafından 01/03/2013 tarihli açık satış noktası sözleşmesi kapsamında işletici/alıcı ... Şti'nin sözleşme yükümlülüklerini ihlal ettiği, katkı bedelinin iadesi ile sözleşmenin ihlali sebebiyle cezai şartın tahsili amacıyla davacı aleyhinde davaya konu takip yapılmış ise de, söz konusu sözleşmenin taraflarının davalı şirket ile dava dışı ... Şti olduğu, davacının söz konusu sözleşmede müşterek ve müteselsil borçlu/ kefil olarak taraf olmadığı, davacının sözleşmede imzası bulunmakta ise de bu imzanın şirket kaşesi üzerinde ve şirkete atfen atılan imzalar olduğu, sözleşme tarihi itibariyle davacının adı geçen şirketin yetkilisi olduğu, yetkili sıfatı ile hareket ettiği, davacının tüzel kişiliğe sahip dava dışı şirketin borcundan şahsi sorumluluğunun bulunmadığı, davacının dava dışı şirketin sözleşmeye ilişkin borçlarından sorumlu olduğuna dair davalı tarafından sunulan herhangi bir delil de bulunmadığı, iddianın ileri sürülüş biçimi, savunma ve dosya kapsamına göre mahkememizce yapılacak başka bir araştırma bulunmadığı anlaşılmakla davanın kabulü ile davacının takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacı tarafından kötüniyet tazminatı talep edilmiş ise de davaya konu uyuşmazlığın sözleşme ilişkisinden kaynaklandığı, yargılamayı gerektirdiği, ayrıca davalının kötüniyetli hareket ettiği ve haksız olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği anlaşılmakla .'' şeklindeki gerekçe ile; "Davanın KABULÜ ile davacının İzmir 23 İcra Müdürlüğünün 2022/5593 Esas sayılı dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, Davacının kötüniyet tazminat talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının ortak veya müdür olarak sorumlu olmadığını kabul etmemek kaydıyla davacı taraf ilgili sözleşme de aval sıfatıyla yer aldığını, borçtan şahsi malvarlığı ile sorumluluğu bulunduğunu, davacının aval veya sözleşme tarafı olarak borçtan sorumluluğunun bulunmadığını ilgili takipte veya dava da hiçbir şekilde ileri sürmediğini, davacı tarafın sözleşmeye taraf veya aval olmadığına dair herhangi bir iddiası bulunmamasına karşın İlk Derece Mahkemesi bu hususu izahtan vareste tutarak sabit kabul etmesi gerektiğini, ''...davacının söz konusu sözleşmede müşterek ve müteselsil borçlu/kefil olarak taraf olmadığı, davacının sözleşmede imzası bulunmakta ise de bu imzanın şirket kaşesi üzerinde ve şirkete atfen atılan imzalar olduğu...'' tespitinde bulunulması ve hükmün bu tespite dayandırılmasının yargılamanın köklü ilkelerinden taraflarca getirilme ilkesini ihlal ettiğini, davacı taraf imzasının kendisini bağlamadığı iddiasında bulunmuş olsaydı dahi davaya konu sözleşmeye bakıldığı zaman sözleşmede dava dışı ... şirketinin kaşesi ve davacı ....'un ismi üzerinde davacının imzası bulunduğu, bu durumda gerek mevzuat gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları uyarınca davacı tarafın şirket kaşesi üzerine atmış olduğu imzanın şirketi, kendi ismi üzerine atmış olduğu imzanın da kendisini borç altına soktuğunun kabulü gerektiğini, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin 2023/195 Esas - 2023/523 Karar Sayılı kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davaya konu icra takibinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine yönelik menfi tespit davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, Davanın KABULÜ ile davacının İzmir 23 İcra Müdürlüğü'nün 2022/5593 Esas sayılı dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, Davacının kötüniyet tazminat talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir. İş bu karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davaya konu İzmir 23. İcra Müdürlüğü'nün 2022/5593 Esas sayılı dosya suretinin incelenmesinde; takibi başlatan alacaklının davalı ... . Şirketi, borçluların ... . ve ... Şti. olduğu, 50.000,00 TL yatırım tutarı iadesi, 54.722,60 TL yatırım tutarı iadesi işlemiş faizi ile birlikte toplam 104.722,60 TL alacak ve 15.000,00 USD cezai şart isteminin temini için ilamsız icra takibinin başlatıldığı görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; Davalı tarafça, 01/03/2013 tarihli açık satış noktası sözleşmesi kapsamında işletici/alıcı ... Şti'nin sözleşme yükümlülüklerini ihlal ettiği, katkı bedelinin iadesi ile sözleşmenin ihlali sebebiyle cezai şartın tahsili amacıyla davacı aleyhinde davaya konu takip yapılmış ise de, söz konusu sözleşmenin taraflarının davalı şirket ile dava dışı .... Şti olduğu, davacının söz konusu sözleşmede müşterek ve müteselsil borçlu/ kefil olarak taraf olmadığı, davacının sözleşmede imzası bulunmakta ise de bu imzanın şirket kaşesi üzerinde ve şirkete atfen atılan imza olduğu, sözleşme tarihi itibariyle davacının adı geçen şirketin yetkilisi olduğu, yetkili sıfatı ile hareket ettiği, davacının tüzel kişiliğe sahip dava dışı şirketin borcundan şahsi sorumluluğunun bulunmadığı, davacının dava dışı şirketin sözleşmeye ilişkin borçlarından sorumlu olduğuna dair davalı tarafından sunulan herhangi bir delil de bulunmadığı gerekçesi ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; göre davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/06/2023 tarih ve 2023/195 Esas 2023/523 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 22.198,23.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 5.549,55.TL harcın mahsubu ile bakiye 16.648,68.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 06/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi