Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/375 E. 2026/1692 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/375
Karar No
2026/1692
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/375

KARAR NO: 2026/1692

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 06/12/2022

NUMARASI: 2019/721 Esas 2022/1082 Karar

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı bir ticari ilişki bulunduğunu, davacının .... et ürünleri üretimi ve pazarlaması yaptığını, davacının davalı ile uzun süre çalıştığını ve ürün sattığını, davalının davacıya olan borcunun tamamının ödenmediğini, davalının 41.614,22 TL'yi davacıya ödemediğini, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalın haksız olarak takibe itiraz ettiğini, taraflar arasında 21.12.2015-31.12.2016 tarihleri arası için imzalanan bir satım sözleşmesi bulunduğunu, bu satım sözleşmesince müvekkili tarafından davalının çeşitli şubelerine mal satışı yapılarak fatura kesildiğini ve malların teslim edildiğine dair sevk irsaliyeleri düzenlendiğini, satım sözleşmesinde, davalı borçlu tarafından malların teslim alınıp kabul edilmesinden itibaren uygulanan 60 gün vadenin son gününü müteakip her ayın 6'sında ve 16'sında banka havalesi yolu ile ödenmesi gerektiği düzenlenen fatura bedellerinin ödenmediğini, takip dosyasında malların alıcıya teslim tarihinden itibaren satım sözleşmesindeki düzenleme uyarınca vade tarihleri belirlenerek ve bu vade tarihlerinden itibaren söz konusu alacaklara faiz işletildiğini, tarafların tacir olması ve de aradaki alacağın da ticarı alacak olması nedeniyle söz konusu alacaklara 3095 sayılı kanunun 2/2 maddesi uyarınca avans faizi işletildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın yetkisiz mahkeme önünde ikame edildiğini, yetkisizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul merkez mahkemelerine gönderilmesi gerektiğini, davacı tarafından dosyaya herhangi bir hesap ekstresi, mutabakat vb sunulmadığını, davacının ispat yükünü yerine getirmediğini, müvekkili şirketin kayıtlarında cari hesap ilişkisine göre alacak ve borç kayıtlarının farklı gözüktüğünü, davalının ödemesi gereken bedeli ödediğini, başkaca borcu bulunmadığını savunarak, davanın reddini ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ... tüm dosya kapsamı ile bilirkişi raporları dikkate alınarak davacının davalıdan 21.508,20 TL alacak talebinde bulunabileceği, takip öncesi davalının temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden takip öncesi dönem için işlemiş faiz talebinde bulunulamayacağı anlaşılmakla, davalı tarafından yapılan itirazın 21.508,20 TL asıl alacak yönünden iptaline takibin bu miktar üzerinden devamına fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09/10/2019 tarihli 2019/4054 esas ve 2019/7699 karar sayılı kararında belirtildiği üzere; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması, borçlunun itirazında haksız olması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Davacının talebinin cari hesaba dayalı olduğu ve alacağın likit olduğu anlaşıldığından davacının icra inkar tazminatı isteminin itirazın iptaline karar verilen miktar yönünden kabulüne karar verilerek uyuşmazlığın bütünü hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez. Somut olayda, davacı yanın reddine karar verilen miktar yönünden icra takibinde kötü niyetli olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı tarafından .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın 21.508,20 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, itirazın iptaline karar verilen alacağın %20'si oranında hesaplanan 4.301,64 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme gerekçesine dayanak olarak gösterilen bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, raporun bir çok yönüyle eksik ve hatalı olduğunu, 03.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda 6.930,16 TL tutarın hükmedilen 21.508,20 TL'ye eklenmediğini, 15.09.2021 tarihli raporda " Bu konuda farklılıkların muhasebe departmanlarınca yapılacak çalışmalar sonucunda farklılıklara konu faturaların, mal/ürünlerin teslimine ilişkin irsaliyelerin, belgelerin sunulması sonrasında somut olarak ortaya koymasının gerektiği Takdiri Sayın Mahkemenize aittir." İfadelerine yer verse de ne sebeple hesaplamada söz konusu tutarların düşüldüğü bilinmemektedir. " denildiğini, bilirkişi raporunda yapılan incelemede davalı firma ticari defterlerindeki faturalar ile müvekkil firmanın ticari defter kayıtlarında yer alan faturalarda, tutarları farklılık arz eden faturaları, tutarları ile birlikte listelediğini, davacı yönünden tutarları farklılık arz eden fatura tutarları 4.883,22 iken davalı firma yönünden farklılık arz eden fatura tutarları 4.934,40 TL olduğunu, bilirkişi davacı ve davalı defterlerinde farklı kaydedilmiş fatura tutarları olduğundan bahisle 03.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda hesaplamada müvekkil şirketin aleyhine değerlendirme yaparak hesaplamaya dahil etmediğini, söz konusu faturaların davalı ticari defterlerinde yer aldığı şekliyle dahi olsa hükmedilen 21.508,20 TL'ye dahil edilmesi gerekeceğini, ancak bilirkişi ne müvekkil firmanın ne davalının defterlerinde yer alan faturaların tutarlarını hükmedilen 21.508,20 TL' ye eklemediğini, 03.06.2022 tarihli bilirkişi raporunun netice kısmında hesaplanan tutarların neye izafen hesaplandığı, nelerin çıkarılıp nelerin eklendiği hususunda bir açıklama içermediğini,

Takip öncesi davalının temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden bahisle temerrüt faizine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, her iki tarafın tacir olduğu ve işin niteliği gereği mutlak ticari işlerden olduğu göz önünde bulundurulacak olursa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530/2 maddesinde " Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. " ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında " Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır." denildiğini, TTK m. 10 'da " Aksine sözleşme yoksa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar." denildiğini, TBK m.117/2'de ise alacaklının temerrüt ihtarının bulunmasının aranmadığı bazı durumlar düzenlendiğini, hükümde " Borcun ifa edileceği gün sözleşme ile belli edilmiş ise ihtar şartı aranmadan bu günün bitmesi ile borçlu mütemerrit olur." hükmü olduğunu, temerrüt ihtarına gerek olmayan durumlardan bir tanesinin de tarafların ifa için belirli bir vade kararlaştırmış olmaları odluğunu, belirli vadenin, borcun muaccel olacağı zamanı gösterdiği gibi, taraflarca belirli vadenin kararlaştırılmış olması durumunda, vadesinde borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının ihtarına gerek kalmaksızın temerrüde düşmüş olacağını, sözleşmede kararlaştırılan vadenin muayyen vade olduğunu, belirli vadeden söz edebilmek için ifa zamanının belirlenebilir şekilde kararlaştırılmış olmasının belirlilik şartı bakımından yeterli olacağını, somut olayda belirli bir vade tarihi olduğu için temerrüde düşürmek ve borca temerrüt faizi işletebilmek için ayrıca bir ihtara gerek olmadığını, taraflar arasındaki satım sözleşmesinin 4.maddesinde, " davalı borçlu tarafından malların teslim alınıp kabul edilmesinden itibaren uygulanan 60 gün vadenin son gününü müteakip her ayın 6' sında ve 16'sında banka havalesi yolu ile ödenmesi gerektiği."nin düzenlendiğini, bu nedenle sözleşmedeki maddeye riayet etmeyen alıcı yönünden malların alıcıya teslim tarihinden itibaren satım sözleşmesindeki düzenleme uyarınca, vade tarihlerinden itibaren söz konusu alacaklara faiz işletilmesi gerektiğini, yani, ortada belirli bir vade tarihi olduğundan borca temerrüt faizi işletebilmek için ayrıca bir ihtara gerek olmadığını, söz konusu olayda davalının malları ne zaman teslim aldığını yani vadenin ne zaman başlayacağını bildiğini, ne zaman malı teslim alacağını önceden bilmesinin lüzumu olmadığını, kaldı ki, siparişe göre farklı tarihlerde mal teslim edileceğinden, sözleşmede faturanın ne zaman düzeleceğinin yazılması yani vadenin her bir mal sevkiyatı için tek tek belirtilmesinin mümkün olmadığını, bu sebeplerle borçluyu temerrüde düşürmek ve borca temerrüt faizi isteyebilmek için ayrıca bir ihtara gerek olmadığını,

İşbu davada 01.01.2021 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere müvekkili firmanın ticari defterinin açılış ve kapanış noter tasdiklerinin mevcut olduğu, müvekkil lehine delil teşkil ettiği, dava konusu hesaplar açısından defterlerin usulüne uygun olduğunu, 01.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda müvekkil firmanın defterlerinde yapılan inceleme sonucunda davalı adına açılan hesapta dava ve takip tarihi itibarıyla müvekkile 44.538,76 TL borcunun olduğunun saptandığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Davacının, 2015 yılı cari hesap ekstresini sunmadığından müvekkili şirket kayıtlarının esas alınması gerektiğini, davalının 2015 yılı cari hesap kayıtlarını sunduğunu, davalı ile davacı arasında akdedilen sözleşme hükmü uyarınca davada müvekkilinin kayıtlarının dikkate alınması gerekirken davacı kayıtlarına itibar edilmesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin 7.maddesinin yazılı delil sözleşmesi niteliğinde olduğunu, Alacak likit olmadığından icra inkar tazminatın talebinin kabulünün hukuka aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, ticari satım sözleşmesi kapsamında fatura ve açık hesap ilişkisinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılmış olan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince ayrı ayrı, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Dosya kapsamında bulunan .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 38.772,00 TL asıl alacak, 2.842,22 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 41.614,22 TL alacak yönünden 23.05.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak cari alacak gösterildiği, ödeme emrinin 29.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 02.06.2017 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.

Taraflar arasında 21.12.2015 tarihli satım sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davacının satıcı, davalının alıcı olarak kararlaştırıldığı, sözleşme ile davacının davalıya satacağı mallar karşılığında davalının bedel ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, davacının bu kapsamda davalıya satıp teslim ettiği mallara ilişkin bir kısım malların bedelinin ödenmediğini iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Davalı ise borcu ödediğini ve borcu bulunmadığını savunmuştur.

Mahkemece davacı defterlerinin incelenmesi için talimat yoluyla 01.02.2021 tarihli bilirkişi raporu aldırılmış, alınan raporda davacı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalıdan takip tarihi itibariyle 44.538,76 TL alacağı bulunduğu, defterlerinin usulüne uygun tutulduğu tespit edilmiştir. Davalının defterlerinin incelenmesi sonunda ise 15.09.2021 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiş olup raporda davalının defterlerinin usulüne uygun düzenlediği, davacıdan 1.174,41 TL alacaklı olduğu ve tarafların defter kayıtlarına göre arada 45.713,17 TL fark olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafından sunulan sevk irsaliyelerinin ve aradaki farkın sebeplerinin incelenmesi sonucunda alınan 03.06.2022 tarihli ek bilirkişi raporunda ise; davacı şirketin 31.12.2017 tarihi itibariyle alacağının 44.538,76 TL, ek rapor çerçevesinde somutlaştırılan alacağının 21.486,60 TL, eksik kaydedilen fatura tutarının 21,60 TL, somutlaştırılamayan tutarın 23.030,56 TL olduğu, taraflar arasındaki toplam cari hesap farklılığının 45.713,17 TL olduğu davacının dosya kapsamına sunduğu faturalardan davalıda kayıtlı olmayan 28.127,53 TL tutarlık faturadan 21.486,60 TL tutarlık faturalara konu malları sevk irsaliyeleri davalıya teslim ettiği, irsaliye ve fatura içeriklerinin örtüştüğü, eksik tutarın eklendiği, bu miktarı davacının somutlaştırdığı, ancak 28.127,53 TL- 21.486,60 TL= 6.685,93 TL tutarlık fatura ve içeriği ürünlerin davalıya teslimine ilişkin ispatlayıcı belge bulunmadığı, buna göre davacının talep ettiği 44.538,76 TL'nin sadece 21.508,20 TL tutarlık kısmını somutlaştırdığı ve alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesi sonucunda;

HMK'nın 190. maddesinde ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın varlığını ispat için yeterli olmayıp davacının faturaya konu malları malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekir. Somut olayda, taraf defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarına göre davacı, fatura düzenlediği alacağına ilişkin olarak sunduğu sevk irsaliyelerine göre fatura konusu malları davalıya teslim ettiğini kanıtlamıştır.

Davalı ise bu malların bedelini ödediğini kanıtlayamamış olup bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulü yerinde olmuştur. Davacı taraf aşan kısma ilişkin talebini ispatlayıcı bir belge sunamamış olup, Dairemizce de hüküm kurmaya elverişli bulunan ve çelişkili olmayan bilirkişi raporları uyarınca davanın kısmen kabulü yerinde olmuştur. Bu sebeple aksi yöndeki davacı istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekilince 01.02.2021 tarihli bilirkişi raporunun esas alınması gerektiğini ileri sürmüş ise de, tek taraflı davacı defterlerinin incelenmesi ile düzenlenen bu raporun tek başına hükme esas alınması mümkün olmayıp HMK'nın 222.maddesi hükmü uyarınca davalı defterleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi sonucunda alınan bilirkişi kök ve ek raporuna göre incelenmesi ve hüküm kurulması yerinde olup aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacı vekili işlemiş faiz isteminin reddinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, sözleşme hükmü uyarınca teslim tarihlerinin dosya kapsamından tespit edilemediği, TTK'nın 1530 maddesi kapsamında hesaplama yapılması için gerekli bilgilerin dosya kapsamında bulunmadığı, bunun dışında önceden davalının temerrüte düşürüldüğü de ispatlanamadığından işlemiş faiz isteminin reddi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Bu sebeplerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesi sonucunda;

Yukarıda izah edildiği üzere davacı taraf, fatura düzenlediği 21.508,20 TL tutarlık alacağına ilişkin olarak sunduğu sevk irsaliyelerine göre fatura konusu malları davalıya teslim ettiğini kanıtlamıştır. Davalı ise bu malların bedelini ödediğini kanıtlayamamış olup bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulü yerinde olmuştur. Bu sebeple aksi yöndeki davalı istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.maddesinde yer alan ve delil sözleşmesi niteliğindeki hüküm davacının usulüne uygun şekilde sunduğu delillerin nazara alınmasına engel olmadığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Dava konusu alacak fatura ve açık hesap alacağına ilişkin olup likit niteliktedir. Bu sebeple icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiş ve davalı vekilinin istinaf isteminin de reddi gerekmiştir.

Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,

2- Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 862,33 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,

3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 07.10.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/375, K. 2026/1692, T. 07.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-375-e-2026-1692-k-dddf703ebf38