Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/360 E. 2026/1662 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/360
Karar No
2026/1662
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/360

KARAR NO: 2026/1662

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (Kapatılan Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi)

TARİHİ: 18.10.2022

NUMARASI: 2021/584 Esas - 2022/911 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Fransa'da ticari faaliyetini yürüttüğünü, taraflar yapılan hijyen ürünleri alım satımı sözleşmesi kapsamında, davalıya 17.710,77 Euro ödendiğini, Fransa sağlık ve gümrük mevzuatına göre ülkeye gelen hijyen ve sağlık ürünleri incelemeden geçirildiğini, davacının satın aldığı ürünlerden numune alınarak yetkili makamlarca laboratuvar incelemesi yapıldığını, müvekkilinin de ürünlerin anlaşmada vaad edilen kalitede olduğu düşüncesiyle müşterilerine satmaya başladığını, laboratuvar incelemesi sonucu ithal edilen ürünlerin ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine, elde bulunan ve satılan ürünlere Fransa yetkili makamlarınca el konulduğunu, davacının laboratuvar sonucuna bağlı olarak el konulan ürünlerin bedellerini müşterilerine iade ettiğini, ayrıca müşterilerinin zararlarını da gidermek zorunda kaldığını, bunun üzerine davalının haksız tahsil ettiği sözleşme bedelinin istirdadı için başlatılan takibe yönelik itirazın haksız oludğunu ileri sürerek, şimdilik takibin 20.000,00 TL'lik kısım üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıdan başka birçok şirket ve ülkeye aynı ürünleri ihraç ettiğini, davacı dışındaki alıcılardan bu yönde bir itiraz gelmediğinden ayıp iddiasının yersiz olduğunu, davacının dava dilekçesi ve keşide ettiği ihtarda ayıp iddiasına ilişkin kanıt sunmadığı gibi Fransa sağlık ve gümrük mevzuatına göre ürünlerin laboratuar incelemesine uygun olacak şekilde hangi kriterlerde/kimsayal özelliklerde ürün talep ettiğini ve müvekkili tarafından gönderilen ürünlerin bu kriterlere uygun olmadığını kanıtlaması gerektiğini, davacının sipariş esnasında bir kriter belirtmeyerek mutad kullanım ürünü talep ettiğini ve siparişine uygun ürünlerin davacıya teslim edildiğini, davacının teslim aldığı ürünün bedelini ödediğini, davacını özelliği bulunan ürün sipariş ettiğini ve bu kriterleri taşıyan ürün için uygun bedeli ödediğin kanıtlaması gerektiğini, ürünlerde ayıp bulunmadığını, itirazın iptali davasının kısmi dava olarak açılamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk derece mahkemesince 09.02.2021 tarih ve 2020/775 E. - 2021/128 K.sayılı kararla tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin resen ticaret mahkemesinin görevli olduğu belirlenerek, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak dava dosyası Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkemece yargılama yapılıp deliller toplanarak işin esası hakkında karar verilmiştir.

Yargılama sırasında davacı tarafından 29.03.2022 1 ve 2 nolu ara kararlardan dönülmesi talep edilmiş, bu talebin reddine 11.05.2022 tarihli ara kararla karar verilmiştir. Davacı vekili 30.05.2022 tarihli istinaf başvurusu ile 11.05.2022 tarihli ara karardan dönülmesini istemiş, mahkemenin 09.06.2022 tarihli istinaf başvurusunu değerlendirme kararı ile ara karara yönelik istinaf başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine davacı vekili, bu değerlendirme kararına karşı 10.06.2022 tarihli istinaf başvurusunda bulunmuş, bu başvuru Dairemizin 07.07.2022 tarih ve 2022/1340 - 1004 E.K sayılı kararıyla reddedilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava dilekçesi, cevap dilekçsi, taraf beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu' nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali isteminden ibarettir.

Dava konusu, davalı tarafından davacıya satılan... isimli toplam 23.107 adet antiviritük ve antibakteriyel el dezenfektanı solüşyonu ürünündeki ayıp iddiasına dayalı olarak zararlarının tazmini sebebiyle davalı hakkında başlatılan icra takibine vaki davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu görülmüştür.

Dava konusu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; 17.710,77-EURO asıl alacak ve 17,47-EURO işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.728,24- EURO nun takip tarihinden itibaren faiziyle tahsili talep edilmiştir. Davalıya ödeme emri tebliğ edilmiş, davalı borçlu tarafından borca itiraz ettiği belirtilmiştir. İtiraz üzerine takibin durduğu ve süresinde iş bu davanın açıldığı görülmüştür.

Dava konusu edilen miktar 20.000,00-TL' dir. Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ile 85 ve HMK'nun 222'nci maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde ve uyuşmazlık konusu üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.

Davacı tarafın duruşmada verilen makul kesin sürede ve yine yargılama sonuna kadar, incelemeye konu ticari defter ve kayıtlarını sunmadığı görülmüştür. Davalının incelemeye konu ticari defterlerinin yasal şartları taşıdığı ve davalı lehine delil niteliğinin olduğu dosya kapsamı içeriğinden anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığı taraf beyanlarından ve fatura, ödeme kayıtları, ticari defter ve belgeler içeriğinden anlaşılmaktadır.

Davalının ticari defterleri ile kayıtlarının incelenmesinde ve bilirkişi raporu esas alındığında;

- Taraflar arasında... isimli toplam 23.107 adet antiviritük ve antibakteriyel el dezenfektanı solüsyonu alımına ilişkin, tarafların da kabulünde olduğu üzere, bir anlaşmanın olduğu ve bu anlaşmanın yazılı olmadığı,

- Ürünün teslimi hususunda taraflar arasında ihtilafın bulunmadığı, her iki tarafın da ürün tesliminin kabulünde olduğu,

- Bu alım satım ilişkisine dayalı olarak, davacı tarafından davalıya yönelik 12.05.2020 tarihli KDV dahil 131.068,00 TL miktarlı faturanın düzenlendiği; davacı tarafından da 8.684,37 EURO ve 8.973,60 EURO olmak üzere toplam 17.657,97 EURO' nun davalıya ödeme yapıldığı ve davalının ticari kayıtlarını göre de, davacı ile davalı arasında borç alacak ilişkisinin sıfırlandığı; taraflar arasında da ürünün bedeli ya da ödemeye ilişkin ihtilafın bulunmadığı,

- Taraflar arasında alım satıma konu ürünün teknik özelliklerine ilişkin herhangi bir teknik şartnamenin bulunmadığı,

- Satılan ürünlerin ülkemiz iç mevzuatı şartlarına aykırı olarak üretilip, satıldığına dair dosya kapsamında herhangi bir iddia ve delilin bulunmadığı,

- Satılan malların, davacı tarafça numune dahil olmak üzere sunulmadığı,

- Satılan malların iddia edildiği şekilde gizli ayıplı olduğuna ilişkin, malların sunulmaması ve yine teknik şartnamenin bulunmaması sebebiyle incelemenin yapılamadığı,

- Davacı tarafça satılan malların iddia edildiği şekilde gizli ayıplı olmasından dolayı zarara uğradığına dair de herhangi bir yazılı kaydın, belgenin dosya içerisine sunulmadığı görülmüştür.

Her ne kadar, davacı tarafça Fransa Ülkesi makamlarından ayıba ilişkin iddialarına ve ticari defterlerine yönelik bazı kayıtların celbi talep edilmişse de; satılan ürünlerin ülkemiz iç mevzuatı şartlarına aykırı olarak üretilip, satıldığına dair herhangi bir tespit bulunmaması ve yine taraflar arasında ürünlerin teknik özelliklerine ilişkin herhangi bir teknik şartnamenin bulunmaması sebepleriyle kabul edilmemiştir. Satılan ürünlerin, Fransa Ülkesinde piyasadan toplatılması ve geri çekilmesinin, taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak ürünlerin üretildiğinin ispatı için elverişli olmadığı; taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak üretilse bile yabancı ülke mevzuatına aykırı bir durumun oluşabileceği, bu hususun ispatının teknik şartname ile belirlenebileceği, ancak sunulan herhangi bir teknik şartname olmadığından, ürünlerin piyasadan toplatılması ve geri çekilmesinin tek başına davacı tarafa herhangi bir hak bahşetmeyeceği mahkememizce kabul edilmiştir.

Yukarıda açıklanan hususlar kapsamında davacının davasının ispat edemediği anlaşılmıştır. Davacı taraf, mahkememizce verilen yemin teklifine rağmen yemin hakkını kullanmamıştır. Davalı tarafça, davacının kötüniyetinin ispatı yapılamadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Fransa'da ticari faaliyetini yürüttüğünü, taraflar arasında imzalanan... isimli hijyen ürünü alım satımı sözleşmesi kapsamında ürünlerin 17.710,77 Euro ödemesi karşısında Fransa'ya gönderildiğini, ancak ürünlerin Fransa sağlık ve gümrük mevzuatına göre incelendiğini ve numune alındığını, bu sırada ürünlerin tüketicilere satılmaya başlandığını, laboratuvar incelemesi sonucu ithal edilen ürünlerin ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine gerek elde bulunan gerekse satılan ürünlere Fransa makamlarınca el konulduğunu, müvekkilinin satılan ürünlerin bedelini de müşterilere iade etmek zorunda kaldığını, istenilen özellikte ve kalitede ürün gönderilmediğini, ürünlerin kimyevi içerik taşıması nedeniyle ilk bakışta ayıplı olduğunun anlaşılamayacağını, ancak laboratuvar incelemesi sonucu ayıbın belirleneceğini, zararların giderilmesi amacıyla .... Noterliğinin 12.08.2020 tarihli ihtarının gönderildiğini, 19.08.2020 tarihinde tebliğ edilen ihtarnameden olumlu sonuç alınamadığını, bu nedenle de takip başlatıldığını, mahkemenin delilleri toplanmadan ve eksiklikleri gidermeden bilirkişi incelemesi yaptığını, 13.12.2022 tarihli dilekçede müvekkilinin Fransa'da tacir olduğu hatırlatılarak pandemi nedeniyle Fransa'daki ticari defter kayıtları ile diğer delillerin hazır edilemediği, hak kaybına uğramamak adına Fransa'dan delillerin getirilmesi zorluğu dikkate alınarak inceleme gününün başka güne ertelenmesinin istendiğini, ancak mahkemenin bu talebi dikkate almadığını, 08.02.2022 tarihli oturumda Fransa'dan getirtilecek belgelerin ne olduğu hususunda bilgi verilmesi istendiğini, bu hususla ilgili olarak 21.03.2022 tarihinde detaylı açıklama yapıldığını, eksik delillerle tanzim edilen raporun sunulmasından sonra süresinde 21.03.2022 tarihinde rapora karşı itirazda bulunulduğunu,

Fransa ülkesinden celbedilecek olan deliller ile ilgili beyan ve talepte bulunulduğunu, mahkemenin 29.03.2022 tarihli duruşmasında bilirkişi raporuna karşı yazılı ve sözlü itirazların dikkate alınmayarak reddine karar verildiğini, Bunun üzerine adil yargılanma hakkının zedelenmemesi için bu ara karardan dönülmesinin istendiğini, mahkemenin bu talebi reddettiğini ve karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da, ara kararın istinafa tabi bir karar olmaması nedeniyle reddedildiğini, sonuç olarak süresinde sunulan delil dilekçesindeki deliller toplanmadan Fransa'dan gerekli bilgi ve belgeler celp edilmeden karar verildiğini, bu belgelerin getirtilmesinden sonra dosyanın bilirkişiye gönderilmesi gerektiğini, bilirkişilerin sadece Türkiye içinde yaşanan olaylara ilişkin değerlendirmede bulunduğunu, ürünlerin ayıplı olduğuyla ilgili herhangi bir tespit yapmadıklarını, ürünlerin kimyasal içerik taşıması nedeniyle ayıplı olup olmadığının ancak laboratuvar incelemesi ile belirlenebileceğini, bunun için de üründen numune alınması gerektiğini, bilirkişilerin ürünlerin ayıplı olup olmadığını tespit edemeden mahkemenin hangi bulgulara, delillere ve laboratuvar incelemesine dayanarak bilirkişi raporunun yargılamayı aydınlatıcı mahiyette olduğuna karar verdiğinin düşündürücü olduğunu, yapılan işlemlerin adil yargılanma hakkını esastan zedelediğini, teknik bir konuda yemin teklifinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,

Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, satım sözleşmesine konu emtianın ayıplı olması nedeniyle uğranılan zararların tazmini amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Taraflar arasında, bir takım hijyen ürünlerinin satımı konusunda bir sözleşme ilişkisi bulunduğu ve bu sözleşme ilişkisi kapsamında davalının davacıya ödeme yaptığı, davacının da ürün teslim ettiği sabittir. Davacı, ödediğini iddia ettiği 17.710,77 Euro asıl alacak ile 17,47 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.758,24 Euro'nun faiziyle birlikte tahsili için takip başlatmıştır. .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi üzerine takip durmuştur.

Davacı 1 yıllık süre içerisinde eldeki itirazın iptali davasını açmıştır. Dava dilekçesinde istenilen miktar kısmi dava şeklinde 20.000 TL'dir. Dava dilekçesinde HMK'nın 107 ve devamı maddelerine göre talepte bulunulduğu belirtilmiştir. Anılan maddede belirsiz alacak davası düzenlenmiş olmakla birlikte ve devamı ibaresi ile belirsiz alacak davasının anlamının ortadan kaldırıldığı, esasında itirazın iptali devasının belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, bu davanın ancak kısmi dava olarak açılabileceği, bir yıllık sürede kalan kısım yönünden itirazın iptali talep edilebileceği gibi, bu sürenin sonrasında da alacak davası açılabileceği değerlendirilmekle bu davanın kısmi dava niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Satım sözleşmesinde, satım konusu emtianın alıcıya ayıptan ari şekilde teslim edildiğini kanıtlama yükümlülüğü satıcıdadır. Bu davada satıcı davalı tarafında yer almaktadır. Bu nedenle öncelikle satıcının emtiayı ayıpsız bir şekilde teslim edildiğini kanıtlaması gerekmektedir. Emtianın teslim edildiği sabittir. Bu nedenle TTK'nın 23.maddesine göre alıcının muayene ve ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır.

TBK'nın 219. maddesine göre, "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." Buna göre maldaki ayıp, satıcının beyan ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumludur. Ayıp, maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir.

TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı).

TBK'nın 223/2.maddesi ise ''Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir. Ayrıca TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli talebinde bulunulamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/5982 Esas, 2015/15327 Karar sayılı ilamı). Buradaki yazılılık koşulu ise ispata ilişkindir.

Bu durumda emtianın teslim edildiği ve yukarıda belirtilen süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunulduğunun kanıtlanmadığı görülecektir. Alıcı süresi içerisinde emtiayı muayene ettiğini ve sonucunu satıcıya bildirdiğini kanıtlamalıdır. Ancak alıcı, emtianın kimyasal niteliği gereği ancak laboratuvar analizi sonucunda ayıbın anlaşılabileceğini, ithal edilen emtianın bir yandan satılmaya başlandığını, diğer yandan Fransız makamlarınca alınan numuneler üzerinde incelemeler yapıldığını, bu incelemeler sonucu emtiada sağlığa zararlı bileşenler bulunduğunu ileri sürmüştür.

Satılanda vaat edilen niteliklerin bulunmaması yukarıda belirtilen yasa hükmüne göre ayıp niteliğindedir. Ancak öncelikle hangi nitelikteki ürünün sipariş edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Dosyadaki delillerden, davacının, nitelikleri belirlenmiş spesifik bir ürünü talep ettiğine ilişkin hiç bir kanıt bulunmamaktadır. Diğer yandan, ürünler üzerinde Fransız makamları tarafından inceleme yapıldığı belirtilmiş ise de bu incelemenin esasen davalının satmış olduğu ürünler üzerinde yapılıp yapılmadığına ilişkin bir tespit de bulunmamaktadır. Son olarak davalı tarafından satılarak teslim edilen ürünlerden bir numunede temin edilerek inceleme için mahkeme veya bilirkişiye sunulmamıştır.

Mahkemece 08.0.2022 tarihli oturumda Fransa ülkesinden celbi istenen belgelerin ne olduğu hususunda açıklamada bulunması için davacı vekiline süre verilmiştir. Duruşmanın 29.03.2022 tarihine bırakıldığı görülmüştür. Davacı tarafından sunulan 21.03.2022 tarihli bilirkişi raporuna beyan ve itiraz dilekçesi ile aynı tarihli 08.02.2022 ara karar uyarınca beyan dilekçesinde ürünlerin tehlikeli olması nedeniyle dilekçede adı bildirilen kuruma yazı yazılarak, dava konusu ürünlere ilişkin alınmış toplama, geri çağırma işlemleri ve laboratuvar işlemlerine ilişkin belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Ayrıca dava konusu ürünlere ilişkin Fransız medyasında çıktığı belirtilen bir takım haberler eklenmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi öncelikle davacının, hangi nitelikteki ürünü satın aldığını kanıtlaması gerekir. Ardından sözleşmeyle belirlenen ve bedeli ödenen nitelikte bir ürünün teslim edilmediği usulüne uygun delillerle kanıtlanabilir. Davacının sipariş ettiği ürünlere ilişkin hiç bir delil sunmadığı Fransız makamlarından getirtilmesini talep ettiği rapor ve belgelerin, davacıya ait ürünlerin toplanması nedeniyle bir örneğinin davacıda olması gerektiği, belirtilen bu rapor ve belgelerin davacı tarafından tercüme ettirilerek dosyaya sunulabileceği, bilirkişi raporunun 11. sayfasında ürünün teknik verilerinin değerlendirilmesinde, davacının talep ettiği üründen farklı bir ürünün tespiti bulunmadığı ve raporun 13.sayfasında da ayıplı ürün satıldığına ilişkin bir tespitin yapılamadığı belirtilmiştir.

Sonuçta satım sözleşmesine konu emtianın ayıplı olduğunu ve ayıbın süresinde tespit edilerek bildirildiğini kanıtlama yükümlülüğü alıcıdadır. Alıcı yapılan laboratuvar incelemesi sonucu ürünlerin ayıplı olduğunu ileri sürmektedir. Ürünler davalının elindeyken numune alınıp laboratuvar incelemesine tabi tutulduğundan, bu raporun bir sureti davalının elinde de bulunmalıdır. Ancak davacı bu delili sunma yükümlülüğünü yerine getirmemiş ve bu hususun mahkemece Fransız makamlarından sorulmasını istemiştir. Tarafın elinde bulunan bu tür raporların ayrıca resmi kurumlardan talep edilmesi yükümlülüğü mahkemeye yüklenemez. Bu tür bir kabul uyuşmazlıkların makul bir sürede sonuçlandırılması ve diğer yurttaşların mahkemeye erişiminin zorlaştırıcı niteliktedir. Ayrıca HMK'nın 29 ve 30.maddelerindeki ilkeler de bu şekilde davranmayı gerekli kılmaktadır.

Sonuç olarak davacının usulüne uygun delillerle davalıdan satın aldığı emtiada ayıp bulunduğunu ve bu ayıbın süresinde tespit ettirip, tespit sonucunda yine süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu usulüne uygun delillerle kanıtlanmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,

5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/360, K. 2026/1662, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-360-e-2026-1662-k-4723af8deb0c