Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1228 E. 2026/4170 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1228
Karar No
2026/4170
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/1228

KARAR NO:2026/4170

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ:10/12/2024

NUMARASI:2022/254 Esas - 2024/250 Karar

DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ:30/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde;Davalı tarafın müvekkili aleyhine İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/65 değişik iş sayılı dosyası ile davalı adına tescil edilmiş ... sayılı tasarımdan doğan hakların ihlali iddiası ile delil tespiti talep edildiğini, tespit yapıldıktan sonra Mahkemenin 2015/200 esas sayılı dosyası ile ihtiyati tedbir talepli olarak esas davası açıldığını ve 12/11/2015 tarihinde müvekkili aleyhine ihtiyati tedbir kararı verildiğini ve uygulandığını, müvekkili tarafından Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/212 esas, 2015/111 karar sayılı dosyası ile davalıya ait dayanak gösterilen ...(1) numaralı tasarım ile ...(2) sayılı tasarımın hükümsüzlüğü talepli dava açıldığını, mahkemenin 14/04/2016 tarihli celse ara kararı gereğince tedbir kararının kaldırıldığını ve nihai olarak dosyanın 27/09/2016 tarihinde karara çıktığını, davalıya ait tasarımların hükümsüz kılındığını, kararın denetimden geçerek 29/11/2021 tarihinde kesinleştiğini, açıklanan sebeplerle uygulanan ihtiyati tedbir kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin maddi ve manevi açıdan haksız yere zarara uğramasına sebep olduğunu, ayrıca tedbirden dolayı müvekkilinin müşterilerinin gözünde de ticari itibarının zedelenmesine sebep olduğunu belirterek şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız ihtiyati tedbirin uygulandığı tarihten başlayarak işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; davacı vekili 02/12/2024 tarihli dilekçesi ile,1.000,00 TL olan maddi tazminat talebini 4.664,27 TL tutarına ıslah etmiş, söz konusu maddi tazminatın haksız ihtiyati tedbirin uygulandığı tarihten başlayarak işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; İhtiyati tedbir kararının kaldırılmış olması tedbirin haksız olduğu sonucunu doğurmayacağını, haksız olduğu iddia edilen ihtiyati tedbir kararının mahkemenin 2015/200E. Sayılı dosyasınca dosya içerisinde bulunan İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2015/65 D. iş sayılı dosyasına tanzim edilen bilirkişi raporu, ve dosya içerisinde bulunan tescil kaydı dikkate alınarak, davalının tecavüz eylemlerinin kesinleşmesi akabinde verilmiş olup bu süreçte işbu davanın davacısı olan bahsedilen davanın davalısına ilişkin tedbir itirazları da kabul görmediğini, ihtiyati tedbir kararının haksız olduğunun iddia edilebilmesinin mümkün olmadığını, davacının herhangi bir fiili zararının da mevcut olmadığını, davacı taraf tahminlere dayalı olarak birtakım zararları olabileceğinden bahisle huzurdaki davayı açtığını, davacının fiili bir zararı bulunmadığı gibi herhangi bir kardan yoksun kalma durumu da söz konusu olmadığını, ihtiyati tedbir kararı olmasaydı daha fazla kar edebileceğinden bahisle herhangi bir somut veriye dayanmayan iddialar kabul görmeyeceğini, davacı taraf dava dilekçesinde zararını ispat etmeye yönelik somut deliller sunmadığını, davacı uğramış olduğunu iddia ettiği zarar miktarını somut deliller ile ispat edemediğini, davacı tarafın dilekçesinde bahsedilen ancak henüz sunulmayan sipariş formlarına ilişkin cevap hakkını saklı tutmak kaydı ile davacının sunacağı hangi delilin hangi iddiasını ispat ettiğine yönelik herhangi bir açıklamasının da mevcut olmadığını, davacı tarafın ihtiyati tedbir kararı sebebiyle fiili herhangi bir zararı olmadığı açıkça ortada olup zararı ispat etmesi gereken taraf olarak davacının dosyaya sunduğu şu an için herhangi bir delil de bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiş; davalı vekili ıslah dilekçesine karşı verdiği süresinde cevap dilekçesiyle; zamanaşımı itirazında bulunmuştur.İlk Derece Mahkemesince; "...Dava, HMK'nun 399 maddesi gereğince ihtiyati tedbir sebebiyle maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Mahkememizin 2015/200 Esas sayılı dosyasının tetkikinden davacı ... tarafından davalı ... aleyhine tasarım tescilinden doğan haklara tecavüz sebebiyle tecavüzün durdurulması ve ihtiyati tedbir talep edildiği, yargılama sırasında 12/11/2015 tarihli ihtiyati tedbir kararı ile "Dosya içinde bulunan İstanbul 3 FSHHM' nin 2015/65 D.iş sayılı dosyası bilirkişi raporu, dosya içinde bulunan tescil kaydı dikkate alınarak, davacı tarafın zararının genişlemesinin engellenmesi, yargılamanın etkinliğinin sağlanması dikkate alınarak HMK 389 ve devamı madde gereği ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, davalı tarafın 2010/1931 sayılı 1 nolu endüstriyel tasarıma yönelik üretim yapmasını, ürünleri piyasaya sürmesinin engellenmesine, ürünlere ve üretim kalıplarına el konulmasına," karar verildiği, bu kararın İstanbul 14. İcra müdürlüğünün ... Talimat sayılı dosyası ile 23/11/2015 tarihinde uygulandığı , değişen delil durumuna göre 14/04/2016 tarihinde ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığı, daha sonra yapılan yargılama neticesinde hükümsüzlüğe dair birleşen davanın kabulü ile dayanak tasarım tescillerinin hükümsüzlüğüne, asıl davada da davacının davasının reddine karar verildiği, bu kararlara karşı yapılan istinaf ve temyiz başvuruları sonucu en son Yargıtay'dan geçerek 29/11/2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı ticari kayıtları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde ihtiyati tedbir sebebiyle davacının toplam maddi zararının 4.664,27 TL olduğu belirlenmiştir.Maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede;Haksız ihtiyati tedbir koydurtmuş olan tarafın bundan doğan zararla sorumlu tutulabilmesi için, ihtiyati tedbiri kötüniyetle istemiş ve koydurmuş olması veya bunda her hangi bir ihmalinin bulunması şart değildir. İhtiyati tedbir haksız ve bundan da bir zarar doğmuş ise, bu haksız ihtiyati tedbiri koydurtmuş olan taraf, kusurlu olmasa bile bundan zarar gören karşı tarafa veya üçüncü kişiye tazminat ödemekle yükümlüdür. Zira haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan maddi tazminat sorumluluğu kusursuz sorumluluktur.(Emsal Yargıtay 11.HD. 2008/4415E., 2008/6680K.sayılı ilamı ve 2016/15098 Esas - 2017/2834 Karar sayıl ilamı) HMK'nun 399/3 maddesi gereğince ihtiyati tedbir sebebiyle dava açma hakkı mevcut hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tebdir kararının kalkmasından itibaren, bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Bu yasa maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere esas hakkında dava açılmış ise zaman aşımı süresi esasa dair hükmün kesinleşmesinden itibaren, esas hakkında dava açılmamış ise tedbir kararının kalkmasından itibaren işlemeye başlar. Olayımızda esas hakkında dava sırasında ihtiyati tedbir kararı verilmiş olup, dolayısıyla esas hakkındaki davada verilen hükmün kesinleşme tarihi olan 29/11/2021 tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Eldeki dava 16/09/2022 tarihinde açılmış olmakla, dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramamıştır. Davacı vekili başlangıçta davasını kısmi dava olarak açmış (belirsiz alacak değil) ve 02/12/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 4.664,27 TL olarak arttırmış, davalı vekili süresinde ıslah dilekçesi vererek zaman aşımı savunmasında bulunmuştur. Buna göre ilk dava tarihi itibariyle talep konusu yapılan 1.000,00 TL yönünden dava süresinde olup, zamanaşımı itirazı reddedilmiştir. Ancak ıslah ile olan miktar yönünden ise talep zaman aşımına uğramıştır.Bu sebeple reddedilmiştir. Buna göre asıl dava sırasında davalı haksız çıkmış olmakla, ihtiyati tedbir sebebiyle davacının maddi zararından sorumlu olduğundan 1.000,00 TL'lik ilk dilekçede gösterilen talep yönünden maddi tazminat talebi kabul edilmiştir. Islah ile arttırılan miktar yönünden ise zaman aşımı sebebiyle reddedilmiştir.Davacının manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise , maddi tazminat yönünden kusur aranmaz ise de, haksız ihtiyati tedbir sebebiyle manevi tazminat istenebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki şartların gerçekleşmesi gerekir.Bu bakımdan hem ihtiyati tedbirin objektif haksızlığının hem de tedbir koyduran tarafın kusurunun ispat edilmesi gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/8328 Esas - 2019/156 Karar sayılı ilamı) Olayımızda davalı taraf TPMK nezdinde tescilli tasarımdan doğan hakka dayalı olarak talepte bulunmuş ve mahkemece ihtiyati tedbir talebi kabul edilmiştir. Sonradan dayanak tasarım tescili hükümsüz kılınmış ise de, hükümsüzlüğe dair kararda tescilin kötü niyetli olduğuna dair bir tespit yoktur. Bu sebeple manevi tazminat yönünden aranan kusur şartı gerçekleşmediğinden davacının manevi tazminata yönelik talebi yönünden dava reddedilmiştir. Bu itibarla davacının davasının kısmen kabulüne, 1.000,00 TL maddi tazminatın ihtiyati tedbirin uygulandığı olan 23/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ıslah ile artırılan maddi tazminat talebi yönünden zamanaşımı sebebiyle reddine, yine davacının manevi tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekili istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Manevi tazminat koşullarının oluştuğunu beyan ederek manevi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava;Haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasıdır.Haksız tedbir, haksız fiil niteliğindedir. Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri 6098 sayılı yasanın 49-76 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre; Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz. Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.Haksız tedbire dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK'nın 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nın 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de tedbir koyduran kişi talebinde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz (Emsal Yargıtay 4. HD nin 06.07.2020 gün ve 2019/2535 Esas 2020/2544 Karar sayılı ilamı). Somut olayda davalı tarafın TPMK nezdinde tescilli tasarımdan doğan hakka dayalı olarak talepte bulunduğu ve mahkemece ihtiyati tedbir talebi kabul edildiği, sonradan dayanak tasarım tescili hükümsüz kılınmış ise de, hükümsüzlüğe dair kararda tescilin kötü niyetli olduğuna dair bir tespitin olmadığı, bu sebeple manevi tazminat yönünden aranan kusur şartının gerçekleşmediğinden davacının manevi tazminata yönelik talebi yönünden dava reddedilmesinde hukuka aykırı bir yön olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöne ilişen istinaf talebi yerinde değildir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılacağı anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/254 Esas 2024/250 Karar sayılı 10/12/2024 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,

5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1228, K. 2026/4170, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1228-e-2026-4170-k-9b060494627d