İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/545 E. 2026/556 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/545
Karar No
2026/556
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/545 Esas KARAR NO : 2026/556

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/06/2026 KARAR TARİHİ : 17/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "...01.07.2025 günü saat 11:30 sularında ... Mevkinde müvekkil sevk ve idaresinde olan ... plakalı araç ile seyir halindeyken,... Plakalı ...'ın sevk ve idaresinde olan ... Plakalı ... Konfeksiyona ait aracın arkadan çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazanın oluşumunda sürücü ...'ın 2918 sayılı KTK'nın 56/1-c "önlerinde giden araçları yönetmelikte belirtilen güvenli ve yeterli bir mesafeden izlememek kuralının" ihlal ettiği, müvekkilin ise bu kazada kusurlarının olmadığı kaza mahalinde yapılan incelemeden ve tarafların beyanlarından anlaşılmıştır. Müvekkile ait araç sıfır olarak alınmış olup, daha öncesinde hiçbir kazası bulunmamaktadır. Ekte sunduğumuz exper raporundan da görüleceği üzere, 329.771.02 TL tutarında hasar bedeli oluşmuştur. Oluşan hasar bedeli tahsil edilmiş olup, değer kaybına ilişkin başvuru yapıldığında ...Sigorta tarafından teminatın tamamlanmış olması sebebiyle ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir. Müvekkilin oluşan zararı tam olarak giderilmediği için araç sürücüsü ve araç sahibine karşı dava yoluna gitme zorunluluğu hasıl olmuştur. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” demektedir. Bu şartların sağlanması halinde değer kaybı ve araç mahrumiyet sebebiyle doğan zararın tazmini için TBK m. 49 gereğince kusurlu tarafa başvurulabilir. Davaya konu somut olayda hukuka aykırı bir fiil bulunmakta olup bu hukuka aykırı fiil sonucunda müvekkil zarara uğramıştır. Aynı zamanda kaza tespit tutanağından da anlaşılacağı üzere davalı sürücü bu kazada asli ve tam kusurludur. Müvekkilimin aracını 2 ay gibi bir süre boyunca kullanamaması ile zarar doğmuş olup bu zarar davalı sürücünün müvekkilime ait araca çarpması sonucu meydana gelmiştir. Bütün bu nedenlerle davalı sürücü müvekkilimin zararını gidermekle yükümlüdür. Bilirkişi marifetiyle oluşan bu zararımızın hesaplanmasını talep ederiz. Araç malikinin sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu'na göre değerlendirilir. İlgili kanunların ilgili maddeleri uyarınca araç maliki söz konusu meydana gelen zarardan müteselsil olarak sorumludur. Müvekkilimize ait araç 2023 model olup kaza tarihi itibariyle 2 yaşındadır. Ayrıca kilometresi de 362 km de olup oldukça düşüktür. Araçta oluşan değer kaybı bedelinin kusuruyla kazaya sebebiyet veren davalılardan tahsili gerekmektedir. Müvekkilimiz aracını 2 ay boyunca bakım,onarım,tamir gibi nedenlerle kullanamamıştır. Mahkeme tarafından yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile müvekkilimize ait... plakalı aracın kullanılamadığı süre içerisinde yoksun kaldığı tazminat bedelinin davalı araç sürücüsünden ve araç sahibinden tahsiline karar verilmesini talep etmekteyiz. Yargıtay içtihatlarına göre de sadece aracın pert olması yani tamamen kullanılamaması durumunda değil aynı zamanda aracın tamir olması ve yeniden kullanılması mümkün olmasa da araç sahibi yine bir süre aracından yoksun kalmaktadır. Dolayısıyla bu durumda da araç mahrumiyeti tazminatı belirlenebilmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 29.09.2022 tarihli ve ... E. ... K. sayılı kararı uyarınca araç kazalarında tamir sürecinde araç kiralanmasa ve kiralama faturası sunulmasa bile kusurlu taraf aleyhine araç mahrumiyeti tazminatına hükmedilmesi gerekir. Görüşünü bildirmiş olup müvekkilimiz araç kiralamasa dahi kusurlu taraf aleyhine araç mahrumiyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle, davamızın kabulü ile; müvekkilin aracında meydana gelen değer kaybı bedeli için HMK md.107 gereği şimdilik 500,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan tahsiline, müvekkilin aracı kullanamadığı süre zarfında oluşan araç mahrumiyet bedeli için HMK md. 107 gereği şimdilik 500,00 TL'nin faizi ile davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ederiz..." şeklindeki beyanla davanın kabulününe karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Davanın, Haksız Fiilden Kaynaklanan Tazminat davası olduğu anlaşılmıştır. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 6. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Asliye Ticaret Mahkemeleri ise özel mahkeme niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır. HMK'nın 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK'nın 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK'nın 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır. Bu bağlamda davalının tacir olup olmadığının tespiti için, bağlı olduğu vergi dairesine müzekkere yazılmış, esnaf tacir ayrımı yönünden bilanço esasına göre mi yoksa işletme esasına göre mi defter tuttuğu hususu ile birlikte işletme hesabına göre defter tutuyorsa VUK 177. Maddesi uyarınca esnaf işletme sınırının altında kalıp kalmadığı ve 1. Sınıf tacir olup olmadığı hususları sorulmuştur. Küçükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü cevabi yazısı ile; davacının vergi mükellefi kaydının bulunmadığına ilişkin cevap verdiği anlaşılmıştır. Açıklamalar doğrultusunda, açılan davalarda öncelikle mahkemenin yargılamada görevli olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir. Gerçek kişiler tarafından açılan ya da gerçek kişilere karşı açılan davalarda; takibin ya da davanın açıldığı tarihte ilgili yıllarda bağlı olduğu vergi dairesinden, hangi esasa göre defter tuttuğu, ikinci sınıf tacir (esnaf) olup olmadığı, eğer ikinci sınıf tacir (esnaf) ise ve işletme defteri tutuyor ise; VUK'un 177/2 fıkrasında düzenlenen hadlere göre, faaliyetinin esnaf faaliyeti sınırını aşıp aşmadığına yönelik bir araştırma yapılması gerektiği bilinmektedir (İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 06/04/2023 Tarih,...Esas ve ... Karar sayılı kararı). Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; her ne kadar davacı tarafça davalı aleyhine haksız fiil nedeni ile değer kaybı ve araç mahrumiyet alacağı yönünden dava ikame edilmiş ise de; davalının vergi mükellefi kaydının bulunmadığı, dolayısı ile davalının tacir olmadığı, yine taraflar arasındaki ihtilafın mutlak ticari iş olmadığı gibi nispi ticari iş de olmadığı, dolayısı ile davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu anlaşıldığıdan (İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 06/04/2023 Tarih, ... Esas ve ... Karar sayılı kararı, Ankara BAM 4.Hukuk Dairesinin 25/01/2023 Tarih, ...Esas ve ...Karar sayılı kararı ile Samsun BAM 2.Hukuk Dairesinin 13/07/2023 Tarih, ...Esas ve ... Karar sayılı kararı) davanın görev nedeni ile reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 6100 Sayılı HMK.'nın 2. maddesi uyarınca ilgili ihtilaflara bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla, işbu davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK'nun 114/c maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-HMK 20. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesine müteakip taraflarca 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmesi halinde dosyanın görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, taraflarca 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmediği takdirde RESEN davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğinin ihtarına, (ihtar edildi) 3-HMK'nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri konusunda bu aşamada KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 4-Yargılama, harç ve masrafların ve diğer hususların görevli mahkemece dikkate alınmasına, Dair, tarafların yokluğunda 5235 sayılı Kanun'un 33-(1), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-(1) ve devamı maddeleri uyarınca, gerekçeli kararın usulen taraflardan her birine tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre dahilinde, Mahkememize dilekçe ile başvurmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden karar verildi.17.07.2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/545, K. 2026/556, T. 17.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-545-e-2026-556-k-ec5d74cb1606