Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1696 E. 2026/1756 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1696
- Karar No
- 2026/1756
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1696
KARAR NO : 2026/1756
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ: 06/07/2026
NUMARASI : 2026/1711 Esas (Derdest)
DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/10/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ihtiyati tedbir talep eden vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili talep dilekçesinde özetle; ; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389. ve devamı maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 630. ve 235. maddeleri uyarınca; davalı şirket müdürünün temsil ve ilzam yetkisinin sınırlandırılarak şirketi borçlandırıcı ve malvarlığını azaltıcı işlemler yönünden denetim kayyımı atanmasını, şirketin taşınır, taşınmaz malvarlıkları ile banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını ve bu hususların Ticaret Siciline tescil ve ilan edilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu ara kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ..."ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uyulmadığı gibi davanın niteliği gereği konunun yargılamayı gerektirdiği, dosyanın bilirkişi incelemesinde olduğu, bilirkişi raporunun ibraz edilmediği, ön inceleme duruşmasının yapılmamış olduğu, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacı iddialarının yaklaşık olarak ispatının sağlanamadığı, henüz raporunda ibraz edilmediğinden davanın niteliği gereği yargılamayı gerektirdiği anlaşılmış olmakla ihtiyati tedbir talebinin HMK 389. Maddesi uyarınca bu aşamada reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı ihtiyati tedbir talep eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
İhtiyati tedbir talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; noter senedinin varlığına rağmen yaklaşık ispatın gerçekleşmediğini savunmanın geçici hukuki koruma müessesesinin temel mantığına aykırı olduğunu, mahkemenin bu denli kuvvetli bir delil karşısında yaklaşık ispatın oluşmadığına hükmedilmesinin, HMK 390/3 hükmünün hatalı uygulanması mahiyetinde olduğunu, Yerel mahkemenin "davanın yargılamayı gerektirdiği" yönündeki tespitinin, limited şirketlerde pay devrinin hukuki niteliğinin göz ardı edilmesinden kaynaklandığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 595 uyarınca, limited şirketlerde pay devrinin, tarafların imzalarının noterce onaylandığı devir sözleşmesi ve ortaklar genel kurulunun onayı ile tekemmül ettiğini, yerel mahkemenin tescil işleminin tamamlanmamış olmasını bir "belirsizlik" olarak nitelendirip yaklaşık ispatın oluşmadığına karar vermesinin, tescilin hukuki mahiyetinin yanlış yorumlanması anlamına geldiğini, Yerel mahkemenin, 06/07/2026 tarihli ara kararında, tedbir talebini reddederken "dosyanın bilirkişi incelemesinde olduğu ve raporun henüz ibraz edilmediği" gerekçesine dayandığını, ancak huzurdaki dava dosyasında mahkemece verilmiş bir bilirkişi incelemesi kararı bulunmadığını ve bilirkişiye gönderilmesine dair bir ara karar dahi tesis edilmediğini, mahkemenin, dosya kapsamında mevcut olmayan bir "bilirkişi raporunu" beklemesinin, kararın somut olaydan kopuk, "şablon" gerekçelerle ve hukuki denetimden uzak bir şekilde tesis edildiğinin en açık kanıtı olduğunu, yerel mahkemenin bu somut vakıaları ve belgeleri değerlendirme dışı bırakarak verdiği ret kararının, usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, bir limited şirket müdürünün, bizzat tarafı olduğu ve sonuçlarını bildiği bir pay devrini ticaret siciline bildirmemesinin, sadece bir ihmal değil, müvekkili şirket borçları karşısında kalkan olarak kullanmaya yönelik, planlı bir hakkın kötüye kullanılması eylemi olduğunu, davalı tarafın tescil yükümlülüğünü yerine getirmemesinin altında yatan asıl saikin, ticari bir gereklilik değil, kamu hukukundan doğan emredici kuralları dolanma niyeti olduğunu, davacının mesleki unvanının davalı şirket tarafından rızası dışında bir "vitrin" olarak kullanılmakta, şirketin sanki davacı ile hala ortakmış gibi gösterilerek idari denetimlerin yanıltıldığını, tescilin geciktirilmesinin, davacı için sadece teorik bir risk değil, şahsi malvarlığını doğrudan hedef alan yıkıcı bir mali tehdit olduğunu, somut olayda, payları devralan kişinin aynı zamanda şirketin tek müdürü olmasının ve bu kişinin noter senedindeki tescil taahhüdüne rağmen işlemi kasten yapmamasının, hakkın kötüye kullanıldığının ve gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığının en somut kanıtı olduğunu, müdürün temsil yetkisinin bir denetim kayyımının onayına bağlanmasının, uyuşmazlığın tarafları arasındaki menfaat dengesini koruyacak en adil geçici hukuki koruma yöntemi olduğunu, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığının, sunulan resmi belgelerle yaklaşık ispatın çok ötesinde kanıtlandığını beyanla, ilk derece mahkemesince verilen ara kararın kaldırılmasına, HMK 389 vd. maddeleri uyarınca davalı şirketin borçlandırıcı ve malvarlığını azaltıcı işlemlerinin denetlenmesi amacıyla denetim ve onay kayyımı atanmasına, şirket müdürünün temsil ve ilzam yetkisinin, şirket malvarlığı üzerinde tasarruf etme, banka hesaplarından para çekme, kambiyo evrakı düzenleme ve şirket adına borçlandırıcı işlem yapma hususlarında denetim kayyımının onayına bağlanmasına, şirket adına kayıtlı taşınmazların ve araçların sicil kayıtlarına, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir şerhi işlenmesine, karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Talep; limited şirket pay devri sözleşmesi ile devredilen payların tescili istemine ilişkin davada, payları devredilen şirkete denetim kayyımı atanması ve şirket mal varlığının devrinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir verilmesine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Limited Şirketlerde pay devri TTK 595 – 598 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre; pay devri dört aşamada gerçekleşmektedir. Öncelikle pay devir alan ile devreden arasında yazılı şekilde bir sözleşme yapılmalı ve sözleşmedeki imzaların noterde onanmalıdır. İkinci aşamada ana sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı müddetçe TTK 595/2 maddesi gereği genel kurulun hisse devrine onayı vermesi gerekir. Devir bu onay ile geçerlilik kazanmaktadır. Genel kurulun onamasına kadar devir sözleşmesi askıdadır. (TTK 595 gerekçesi) TTK 595/3 maddesi gereği başvurudan itibaren 3 ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onay verilmiş sayılır. Miras, mal rejimi ve icra yoluyla hisselerin geçmesi halinde tüm haklar ve borçlar genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap edene geçer. Buna rağmen şirket onayı reddedebilir (TTK 596/2 vd.) Üçüncü aşamada genel kurulca devre onay verilmesi halinde devralanın pay defterine ortak olarak kaydı yapılır. Pay defterine kayıt kurucu olmayıp açıklayıcı nitelikte bir işlemdir. Pay devri ortaklar genel kurulunun onay kararıyla gerçekleşmekte olup pay defterine kayıt pay sahipliğinin şirkete karşı ileri sürülmesi bakımından durumun tespitini sağlayan işlemdir. Dördüncü aşama ticaret siciline tescil işlemidir. (TTK 598) Tescil için şirket müdürü tarafından ticaret sicile başvurulması gerekmektedir. Başvurunun 30 gün içinde yapılmaması halinde ayrılan ortak adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine ticaret sicili müdürü şirkete iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur. Ticaret siciline tescil işlemi pay devri yönünden kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı bir etkiye sahiptir.
Şirket içi menfaat ihtilaflarına ait davalarda şirket varlığının korunması için mahkemece şirkete denetim kayyımı atanabilir. Şirket içi menfaat ihtilaflarının halli için açılan davalarda dava aşamasında bir tedbir olarak şirket yöneticisinin kararlarının denetim kayyımının onayına bağlandığı hallerde kayyımın görev ve yetkileri ile ilgili olarak kanunda bir özel düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla denetim kayyımı atanmasına ilişkin olarak 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekli olup denetim kayyımının yetkilerinin de kararda açıkça gösterilmesi gerekir.
Denetim kayyımı genellikle yönetim kurulunun işlemlerinin denetimi ve onayı için görevlendirilmektedir. Yani yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliği kayyımın onayına bağlanır. Denetim kayyımı atanan hallerde, şirketin yönetim organı görevine devam etmektedir. Ancak, yöneticilerin şirket yönetimiyle ilgili aldıkları kararların ve şirket adına üçüncü kişilerle yaptıkları işlemlerin, hukuki olarak geçerli olabilmesi veya sayılabilmesi kayyımın onayına bağlıdır. Kayyımın görevi, yönetim organının almış olduğu kararlarının, şirket lehine olup olmadığını araştırmaktır. Bu nedenle, gözetim ve denetim kayyımı doğrudan şirketi yönetme ve temsile ilişkin faaliyetlerde bulunamaz.
Esasen denetim kayyımının görevi bilinen anlamıyla “şirket denetimi” ya da “işlem denetimi” kavramının dışında kalan bir görevdir. Ancak yine de kayyım, görevlerini, TTK m. 369’da öngörülen “tedbirli bir yöneticinin özeniyle” ve dolayısıyla bu maddedeki atıf sebebiyle MK m. 2’de yer alan dürüstlük kurallarına uyarak ifa etmelidir. Kayyım, görevini yaparken, pay sahiplerinin, şirketin ve alacaklıların menfaatini korumakla yükümlüdür.
HMK'nın 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Dosyada; iddianın ileri sürülüş biçimi, uyuşmazlık konusu ve toplanan deliller ile şirket işlemlerinin denetime tabi tutulmasının şirkete vereceği zararın bulunduğu, davalı şirkete denetim kayyımı atanmasını gerektirecek haklı bir sebep dosyanın geldiği aşama itibarıyla ispatlanmadığı, yine şirket malvarlığının uyuşmazlık konusu olmadığı, davacının iddialarının yaklaşık olarak dahi ispat edilmediği, iddiaların tamamının ihtilaflı ve tespite muhtaç olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi ara kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.01/10/2026