Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/790 E. 2026/1170 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/790
Karar No
2026/1170
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/790

KARAR NO : 2026/1170

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN) İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2020/201

KARAR NO : 2022/212

DAVA TARİHİ: 29/06/2020

KARAR TARİHİ: 31/03/2022

DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 30/09/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların Ocak, Şubat 2019 tarihlerinde ...isimli alışveriş merkezinde konser vermek üzere davalının uygun göreceği bir yabancı sanatçı ile gerekli görüşmelerin yapılması ve sonrasında ilgili sanatçının vereceği konsere ilişkin organizasyonun yapılması hususunda anlaştığını, bu anlaşma kapsamında davacının edim yükümlülüğünün davalının uygun göreceği bir yabancı sanatçı veya onun bağlı olduğu ajans ile görüşmeleri yaparak ardından ilgili sanatçının vereceği konsere ilişkin organizasyonu yapmak olduğunu, davalının yükümlülüğünün ise sanatçı ile imzalanacak sözleşmenin ardından müvekkiline ilgili bedeli ve konserin verilmesi hususundaki gerekli masrafları ödemek şeklinde belirlendiğini, bu anlaşma kapsamında davalının da uygun bulduğu ...isimli sanatçının ajansı ile görüşüldüğünü ve 30 Mart 2019 tarihinde sanatçının konser vermeyi kabul ettiğini, sanatçının ajansının bu aşamada konser ücretinin yatırılacağına dair teminat bedeli istediğini, sanatçının çalışmakta olduğu firmanın ilgili garanti bedelini konserin tamamlanması aşamasına kadar bloke edilmiş hesapta tutulacağı, konser verme hizmetinin tamamlanmasından sonra ise bedelin karşı tarafa teslim edileceği hususunda da anlaşmaya varıldığını ve ajansın gerekli güvence yazısı verdiğini, talep edilen bu ödemenin iyi niyet pey akçesi olarak adlandırılabileceğini ve işin mahiyeti gereği bu bedelin ödeme sorumluluğunun davalıda olması gerektiğini zira taraflar arasında düzenlenen yetki protokolünde sanatçıya ödenmesi gereken ücrete dair davacının bir sorumluğunun olmadığı aksine ücret sorumluğunun davalıya ait olduğunun hüküm altına alındığını ancak davalının bu yükümlülüğünü defalarca hatırlatılmasına rağmen yerine getirmediğini, ödemeyi gerçekleştirmediğini, akabinde 11/02/2019 tarihinde davalı tarafından gönderilen mail ile anlaşma konusu işlerin yürütülmesi hususunda müvekkili şirketin yeterliliğine ilişkin bir tereddüt olduğu yönünde akla ve mantığa uygun olmayan bunun yanında işin akışına ve gelinen aşamaya bakıldığında anlamsız bir iddia ile olumsuz dönüş yapıldığını, bu bildirimin sözleşmenin haksız feshi niteliği taşıdığı gibi sanatçının konser vermesiyle ilgili organizasyonun tamamlanmasına ilişkin edim yükümlülüğünün de yerine getirilmesine engel teşkil ettiğini, müvekkilinin sanatçı ile sözleşme görüşmeleri yapma edimini yerine getirmiş olmasına rağmen konser verilmesine ilişkin yükümlülüğün davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı şekilde engellendiğini, bunun yanında müvekkilinin ticari itibarinin etkilenmesi nedeniyle zarar gördüğünü, davalı sözleşmeden kaynaklanan edim yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirseydi davalının sanatçı ile yaptığı anlaşma gereği konser organizasyonunu tamamlayacağını ve kar kaybı yaşamayacağını, davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın sözleşmeden dönme yönündeki iradesi sebebiyle davacının maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, davalının keyfi ve dayanağı olmayan söylemleri ile kötü niyetli davranışlarının davacının itibarını zedelediğini, şirketin itibar, güven ve imaj kaybı nedeniyle uğramış olduğu manevi zararının tazmini gerektiğini beyan ederek; davalı tarafından sözleşmenin haksız şekilde sonlandırılması nedeniyle uğramış olduğu zarardan şimdilik (HMK madde 107 gereği belirsiz alacak) 10.000,00 TL'nin haksız eylem tarihinden itibaren / kabul edilmez ise dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsilini, davalının haksız eylemi nedeniyle uğranılan manevi zararın giderilmesi amacıyla 50.000,00 TL'nin haksız eylem tarihinden itibaren / kabul edilmez ise dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 18/12/2018 tarihli Yetki Protokolünün konser organizasyonun gerçekleşebilmesi için gerekli ön koşulları içeren, iyi niyet kapsamında taraflar arasında görüşmelere başlanması amacını taşıdığını, protokol maddeleri incelendiğinde müvekkilinin davacıya bir ödeme yükümlülüğü olmadığını, zira ortada ne sanatçı ile imzalanan bir sözleşme ne de davacı ile imzalanan bir konser organizasyon sözleşmesi bulunmadığını, görüşme aşamasında kalmış bir konser etkinliği konusunda müvekkilinin bedel ödeme yükümlülüğü bulunmadığını, yetki protokolünde tarafların mutabık kaldığı şartlar üzerinden sözleşme imzalanması halinde davacıya ödeme yapılacağının düzenlendiğini ancak konserin gerçekleşmesine ilişkin müvekkili şirketin mutabık kaldığı ana sözleşme bulunmadığını, konser organizasyonu için sanatçının ajansı ile görüşülmesinin taahhüt edilen edimin yerine getirildiği anlamına gelmediğini, sanatçının talep ettiği iyi niyet akçesi ödenmediği için konser yapılamadığı iddia edilmiş ise de yetki protokolünde görüşmeler esnasında müvekkilinin hiçbir ödeme yapmayacağı ve masrafların davacıya ait olduğunun açık olarak belirtildiğini, fesih iddialarının yersiz olduğunu zira taraflar arasında konser etkinliğinin gerçekleştirilmesine dair bir sözleşme bulunmadığından sözleşmeden dönmesinin de mümkün olmadığını, ticari itibarının zarar gördüğünü iddia etmiş ise de müvekkilinin bir kusur bulunmadığını gibi manevi zarar koşullarının oluşmadığını beyan ederek maddi ve manevi zarar talepli açılan davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece;"...Dosya içerisinde Davacı ile Davalı taraflar arasında 18.12.2018 tarihli yetki sözleşmesinin imzalanmasından sonra, konser için yabancı sanatçı belirlenmesi konusunda karşılıklı olarak çok sayıda mail yazışmaları olduğu, aynı konuda benzer birçok mail olduğu, dosyadaki mail yazışmalarında, konser için gelebilecek yabancı sanatçıların kimler olabileceğinin karşılıklı olarak paylaşıldığı, konser teklifini ret eden sanatçılar bildirildiği, ön görüşme yapılan ve süreçleri devam eden sanatçıların durumu hakkında bilgiler verildiği, mail yazışmalarında yabancı sanatçıların tahmini bütçe rakamları ile ilgili de bilgi verildiği, taraflarca ismi üzerinde görüşülen sanatçılardan biri olan ...isimli sanatçının ajansı ile davacı tarafından görüşmeler yapıldığı, davacı şirket tarafından proje teklifinin hazırlanması ile ilgili olarak görüşmeler sonucunda davalı şirket bünyesinde planlanan ...konseri için gelen teklifin sunulduğu, Teklifin 700.000 USD'lik sanatçı kaşe bedeli olduğu,

Sanatçı Nicki Minaj'ın yetkili şirketi "... ile etkinlik için yapılacak sözleşmenin yalnızca ön koşulu olarak ...'ye sanatçı net kaşesinin %20'si olan 140.000 $ tutarın ödenmesi" talep edildiği, 15.01.2019 tarihinde davacı tarafından gönderilen mail yazışmasında "Merhabalar, planlanan ...konseri için gelen teklif ekteki gibidir. 700.000 USD'lik sanatçı kaşe bedelidir. Aşağıda ayrıntıları görüleceği üzere sanatçı ücretinin %20'sinin ön ödemesi gerekmektedir. Tahmin 700.000 USD'lik ödeme ise diğer ödemeleri kapsamaktadır. Ayrıntıları görüşmeye geleceğiz. Sevgiler ..." şeklinde olduğu, 15.01.2019 tarihinde davacı tarafından gönderilen diğer bir mailde "... Selamlar. Yorumlarımız şu şekilde, İlk defa bizimle çalışacak. Bu sebeple bizden referans istediler gönderdik, okey oldular. 700.000 $ Dolar bütçe sanatçı ekibi ... ekibi için okey oldular, %20 istiyorlar yeni bir tutar belirlemeksizin. Şimdi bu tutar üzerinden %20 Downpayment detayları konuşmak için bir güvenli hesaba gönderilecek official offer ciddiyetini vermek için. Kabaca parayı güvenli hesaba gönderin, detayları konuşmaya başlayalım bakalım ne kadar ciddisiniz maili. attığını belirtiğini, Ayrıca davacı şirket "Süreç İçerisinde Sözleşme İmzalanana Kadar Hala Onaylanmış Sayılmaz, Diliniz Çok Yandığı İçin Bu Cümleyi Paylaşmak İsterim..." şeklinde açıklamaların bulunulduğu, 11.02.2019 tarihinde davalı tarafından gönderilen mailde "yurt dışından bize net bir şekilde henüz söylenmese de, daha önce bu tür operasyonları yönetmiş olan bir şirketle çalışmamız öneriliyor. Bireysel olarak tecrübeleriniz olsa da, maalesef şirket kredibiliteniz, bu denli büyük bir operasyon için, bizi zorlayan konulardan biri. Çok büyük bir operasyon, zamanlaması seçimin hemen öncesi olması da şu aşamada riskli görünüyor. Bu aşamada olumsuz geri dönebiliriz" şeklinde olduğu daha sonraki süreçte konser organizasyonunun yapılmadığı anlaşılmıştır.

Davacının davalıdan aralarında imzalanan 18/12/2018 tarihli "yetki protokolü"nden kaynaklı yabancı sanatçının davalı şirkete ait alışveriş merkezinde gerçekleştirilecek olan konser organizasyonu hakkında sözleşme düzenlenip düzenlenmediği, davalı tarafın sözleşmeye aykırı davranıp davranmadığı, sözleşmenin davalı tarafın kusurlu hareketlerinden kaynaklı iptal edilip edilmediği, mali müşavir incelemesine esas olmak üzere taraflar arasında imzalanan 18/12/2018 tarihli "yetki protokolü"nden davalı şirkete maddi sorumluluk yüklenip yüklenemeyeceği, tek başına yetki protokolü ve taraflar arasında yazılan mailler üzerinden sözleşmenin yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı, yasal unsurlar oluşmuş ise davacı tarafın maddi zararının tespit edilip edilemeyeceği, davacının temasa geçtiği sanatçının ajansı ile görüşmeleri esnasında %20 lik iyi niyet pey akçesinin dava dışı yabancı ajans tarafından talep edilip edilmediği, talep edilmiş ise taraflar arasında akdedilen yetki protokolü kapsamında %20 lik iyi niyet pey akçesinin davalının ödeme sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, taraflar arasında akdedilen yetki protokolü kapsamında ana sözleşme öncesi davacının ödeme yapmasını gerektirir bir durumun olup olmadığının irdelenmesi amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir. 09/07/2021 tarihli bilirkişi raporunda; "Yetki Protokolünde tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile sözleşmenin kurulduğundan" bahisle davacının maddi ve manevi tazminata hak kazandığı yönünde tespitlerde bulunduğu görülmüştür. Davalı vekilinin kök rapora karşı itirazları ile davacı vekilinin hesaplama yapılmasına yönelik talepleri hep bir arada değerlendirilerek dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir.

04/01/2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; "Yetki Protokolü'nün 1. maddesi gereğince davacının, davalıya ait AVM'de konser verilmesi amacıyla başkalarıyla yapacağı görüşmeler açısından doğacak masraflara katlanmayı üstlendiği; bu masraflar için davalının, davacıya herhangi bir ödeme yapmayacağının açıkça kararlaştırıldığı; dolayısıyla davacı tarafından üçüncü kişilere ödenen bir kısım bedel var ise “ Yetki Protokolü'ne göre bu bedelin, davalıdan istenemeyeceği" yönünde kanaat bildirildiği görülmüştür. Sonuç olarak 09/07/2021 tarihli tek kişilik bilirkişi raporu ile 04/01/2022 tarihli heyet bilirkişi raporu arasında mezkur "Yetki Protokolü"nün sözleşme olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda temelde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu noktada incelenen Yetki Protokolü muvacehesinde mahkememiz de 04/01/2022 tarihli bilirkişi heyet raporundaki görüşlere iştirak etmiştir. Zira protokolde açıkça "Söz konusu görüşmeler için veya bu görüşmeler sırasında yapılacak masraflar için ... ...'a herhangi bir bedel ödemeyecek olup, ilgili sanatçının ... tarafından uygun bulunması ve tarafların mutabık kaldıkları şart üzerinden anlaşma imzalanması halinde yalnızca ilgili sözleşmede belirtilen koşullarla ...'a ödeme yapılabilecektir." şeklinde hükme yer verildiği görülmüştür. Taraflar arasında imzalanan protokolde yazılı şekilde toplam bedel tespit edilip belli hale getirilmediğinden “aracı firma” olarak “belirli sabit” veya “toplamın %'si” şeklindeki maddi zararına ilişkin alacağını davacı yan ispatlayamamıştır.

Bir diğer husus davacının sektörde mesleki itibarının ciddi olarak sarsılmış olduğunun ileri sürülmesinden kaynaklı manevi tazminat istemidir. Dava dilekçesinde davacı, davalının haklı bir gerekçe olmaksızın sözleşmeden dönmesi sebebiyle davacının ticari itibarının, sanatçı ve menajerlik firması ile olan ilişkisinin zarar gördüğünü, bu nedenle davacının itibar, güven ve imaj kaybı nedeniyle uğramış olduğu manevi zararın tazmininin gerektiğini belirtmiş olduğundan manevi zararın tazmini için gerekli koşulların oluşup oluşmadığı irdelenmelidir. Manevi tazminat bakımından talep, TBK m. 114/2 hükmüne dayanmakla bu hüküm gereğince “Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.". Dolayısıyla bu atıf gereğince uygulama alanı bulacak hüküm olan TBK m. 58/1 hükmü uyarınca “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir."

Manevi zarar, malvarlığındaki azalmayı değil, kişilik haklarına ilişkin tecavüz sebebiyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acıyı, izdırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde ortaya çıkan azalmayı ifade eder. Borcun gereği gibi ifa edilememesi halinde TBK m.114/2 hükmünün TBK m. 58/1 hükmüne atfı dolayısıyla manevi zararın tazmini talebinde bulunulabilecekse de üzüntünün manevi tazminat gerektirebilmesi için kişilik hakkının ihlali sonucu oluşması gerekir. Dolayısıyla somut olayda üzüntü, acı, ızdırap, kişilik hakkının ihlali sonucu değil, malvarlığı hakkının ihlali sonucu doğduğundan ve TBK m. 58/1 hükmünde sayılan manevi tazminat koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenmelidir. Manevi tazminat talep edilebilmesi için kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüzle, yani borca aykırı bir davranışla manevi zarar ( kişilik hakkına vaki tecavüzden duyularn acı, elem ve ızdırap, imaj-ticari itibar kaybı vs.) arasında uygun illiyet (nedensellik) bağı bulunmalıdır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde kanun ve doktrin uyarınca sözleşme ihlali dolayısıyla manevi tazminata hükmedilmesi için kişilik haklarına saldırının olması zorunlu olduğundan somut olayda bu unsurun gerçekleşmediği değerlendirilmiştir.

Benzer konuya ilişkin; "Sözleşmeye aykırı davranış manevi zarara yol açabilir. Manevi zarar mal varlığında bir azalmayı değil ve fakat kişilik haklarına vaki tecavüz nedeniyle bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acı ve ızdırabı, elemi ve böylece yaşama zevkinde bir azalmayı ifade eder.TBK.nun 114.(BK 98) maddesinin ikinci fıkrasında "haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanır" tarzında yapılan yollamanın kapsamına manevi tazminat da girmektedir.

Manevi tazminat talep edilebilmesi için kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüzle yani borca aykırı bir davranışla manevi zarar (kişilik hakkına vaki tecavüzden duyulan acı, elem ve ızdırap) arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Davacı kiracının iddia ettiği olayların kişilik hakkını nasıl ihlal ettiği hususu ispatlanamamıştır. Bu durumda mahkemece manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir." şeklindeki gerekçelerin ışığı altında davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının sözleşmeye aykırı davranışı kişilik haklarına vaki tecavüzü gerektirdiği, sözleşmeye aykırılığın kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması zorunlu olup, somut olayda bu unsurun gerçekleşmediği anlaşıldığından, koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine..." karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporları arasında çelişki olduğundan raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulduğunu ancak davalı tarafından haksız olarak sonlandırıldığını, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını, tanık beyanlarının da iddialarını desteklediğini beyan ederek dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla müspet zararların tazmini ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Taraflar arasında 18/12/2018 tarihinde Yetki Protokolü düzenlenmiştir. Davacı "..." davalı "..." olarak anılmaktadır. İlgili maddeleri;

"1.Taraflar Ocak, Şubat 2019 aylarında planlanan konser projesi için ... tarafından ... Mahallesi ... Caddesinde yer alan ...isimli AVM'de konser vermek üzere ... tarafından uygun görecek yabancı sanatçılar veya onlarla ilgili ajansları ile ... tarafından masrafları kendisine ait olmak üzere görüşmeler yapılması konusunda anlaşmışlardır. Söz konusu görüşmeler için veya bu görüşmeler sırasında yapılacak masraflar için ... ...'a herhangi bir bedel ödemeyecek olup, ilgili sanatçının ... tarafından uygun bulunması ve tarafların mutabık kaldıkları şart üzerinden anlaşma imzalanması halinde yalnızca ilgili sözleşmede belirtilen koşullarla ...'a ödeme yapılabilecektir.

2.... ilgili tarihlerde yabancı şarkıcılar ile yapılacak konser görüşmelerinde tek yetkili ajanstır.

3.... proje teklifini hazırlarken yaptığı masraflardan kendisi sorumludur. ...'ın proje teklifini kabul etmesi halinde ayrı bir sözleşme hazırlanacaktır..." şeklindedir.

Yetki protokolü kapsamında davacı tarafından bir çok yabancı sanatçının ajansı ile görüşmeler yapılmış, 17-20/12/2018 tarihli maillerde belirlenen takvim aralığında ve bütçe dahilinde konser vermesi mümkün olanlar / olmayanlar davalıya iletilmiş, 20/12/2018 tarihinde davalı tarafça gönderilen mailde görüşmeler sonucunda ...ile görüşme yapılması talep edilerek toplam maliyetin bildirilmesi istenmiştir.

Davacının, ilgili sanatçının menajeri / ajansı ile yaptığı görüşmeler neticesinde, davacının daha önce ne tür organizasyonlar yaptığına dair bilgi talep edilmiş, davacı tarafından düzenlediği organizasyon bilgileri gönderilmiş ayrıca konser teklifinin kesin bir teklif olduğunu göstermesi, konser için gerekli detayların görüşülmesi ve sözleşmenin imzalanabilmesi adına önceden 700.000,00 USD'nin %20'si olan 140.000,00 USD tutarında bedelin emanet hesaba yatırılması gerektiği, eğer konser gerçekleşmez ise bu bedelin iade edileceği davacıya bildirilmiştir. Davacı bu konuda bir mektup gönderilmesini talep etmiş, ... tarafından anılan hususların açıklandığı ve bedelin yatırılacağı banka bilgilerinin olduğu 15/01/2019 tarihli mektup alınmıştır.

Davacı, bu tutarın ödenmesi gerektiğini davalıya gönderdiği 15/01/2019 tarihli mailde "...700.000 $ Dolar bütçe sanatçı ekibi ... ekibi için okey oldular, %20 istiyorlar yeni bir tutar belirlemeksizin. Şimdi bu tutar üzerinden %20 Downpayment detayları konuşmak için bir güvenli hesaba gönderilecek official offer ciddiyetini vermek için. Kabaca parayı güvenli hesaba gönderin, detayları konuşmaya başlayalım bakalım ne kadar ciddisiniz maili. Süreç içinde sözleşme imzalanana kadar hala onaylanmış sayılmaz, diliniz çok yandığı için bu cümleyi paylaşmak isterim ama noktadan dönen teklif de görmedik buda insider infomuz"..." şeklinde bildirmiştir.

Taraflar arasında ödeme yönünde bu tarihten sonra yazışmalar yapılmış, en son 11/02/2019 tarihinde davalı tarafından "yurt dışından bize net bir şekilde henüz söylenmese de, daha önce bu tür operasyonları yönetmiş olan bir şirketle çalışmamız öneriliyor. Bireysel olarak tecrübeleriniz olsa da, maalesef şirket kredibiliteniz, bu denli büyük bir operasyon için, bizi zorlayan konulardan biri. Çok büyük bir operasyon, zamanlaması seçimin hemen öncesi olması da şu aşamada riskli görünüyor. Bu aşamada olumsuz geri dönebiliriz" şeklinde mail gönderildiği ve konser organizasyonunun yapılmadığı anlaşılmıştır.

Davacı, yapılan görüşmeler neticesinde ...isimli yabancı sanatçının konser vermesi hususunda anlaştıklarını, kaşesinin 700.000,00 USD olduğunu ancak konser anlaşması yapılmadan görüşmeler aşamasında bunun %20'lik kısmının iyi niyet pey akçesi olarak talep edildiğini, söz konusu bedel istenmesine rağmen davalı tarafından bedel yatırılmadığı gibi gönderilen mail ile sözleşmenin sonlandırıldığını, bunun haksız fesih olduğunu ileri sürerek tazminat talep etmiştir.

Davalı ise sanatçı ile sözleşme imzalanması halinde davacının bedele hak kazanacağını, sanatçı ile imzalanan bir sözleşme ve davacı ile imzalanan bir konser organizasyon sözleşmesi imzalanmadığını ile davacının bedele hak kazanamayacağı gibi görüşme aşamasında yapılan masraflar ise davalı yükümlülüğünde olduğunu savunmuştur.

Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ya da vaktinde ifa edilmemesinden doğan zarardır. Müspet zarar, alacaklının tam ve doğru bir ifaya ilişkin menfaatidir. Müspet zarar, edim, borçlu tarafından tam ve gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile halihazırda gösterdiği durum arasındaki farktır. Müspet zarar; fiili zarar ve yoksun kalınan kar olmak üzere iki kısma ayrılır (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2259). Borçlanılan edimin ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının malvarlığının aktif kısmının azalmasına veya pasif kısmının çoğalmasına fiili zarar denir...Yoksun kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir... Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2262).

Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/02/2023 tarihli 2021/(15)6-874 E. 2023/118 K. sayılı ilamında; "...Geçerli şekilde kurulmuş bir özel hukuk sözleşmesinde, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hâle getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur.

Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir.

Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”(TBK md.112).

Esas itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen eksilmedir; fakat bu eksilme sahibinin iradesi dışında veya hiç olmazsa rızası bulunmaksızın meydana gelmiş olmadıkça zarar sayılmaz (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 1247).

Türk Borçlar Kanunu’nun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir.

Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır.

Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır..."

Taraflar arasında yetki protokolü düzenlendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yetki protokolüne istinaden davacı tarafça yabancı sanatçılar / ajansları ile görüşmeler yapıldığı, davalının ...isimli yabancı sanatçının konser vermesine sıcak bakarak bu sanatçı ile görüşülmesini talep ettiği, sanatçının ajansının konser teklifinde ciddi olduklarını göstermesi amacıyla konser bedeli olan 700.000,00 USD'nin %20'si olan 140.000,00 USD'nin önceden emanet hesaba gönderilmesini talep ettiği, bedelin yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen protokolde açıkça davalı tarafından uygun görecek yabancı sanatçılar / ajansları ile yapılacak görüşmelerde masraflardan davacının sorumlu olduğu, davalının herhangi bir bedel ödemeyeceği ancak tarafların mutabık kaldıkları şartlar üzerinden anlaşma imzalanması halinde yalnızca ilgili sözleşmede belirtilen koşullarla ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davalı her ne kadar ...isimli yabancı sanatçı ile görüşülmesini talep etmiş ise de, bu sanatçının ajansının talep ettiği ve taraflar arasında ihtilafa konu ücret görüşmeler sırasında yatırılması gereken yani henüz sanatçı ile imzalanan bir konser anlaşması olmadan ödenmesi talep edilen ücrettir. Bu durumda taraflar arasında imzalanan yetki protokolü ile sözleşme öncesi masrafların davacı tarafça yüklenilmesi ve davalının sorumlu olduğuna dair bir hükme yer verilmemesi karşısında, söz konusu bedelin davalı tarafça yatırılmadığı gerekçesiyle konser organizasyonunun gerçekleşmediği ve maddi zarara uğradığı yönündeki iddiaları ispatlanamadığından mahkemece maddi tazminat isteminin reddi kararı yerindedir.

HMK'nın 266.maddesinde ifade edildiği gibi mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Davacı vekili bilirkişi raporları arasında çelişki olduğunu ancak bu çelişkinin giderilmediğini ileri sürmüş ise de, ihtilaf konusu olan hukuki sorunların çözümü hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konulara ilişkindir. Bu durumda hukuki değerlendirme mahkemeye ait olup bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği yönündeki itirazları yerinde görülmemiştir.

TMK'nın 24.maddesinde; "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır." hükmüne yer verilmiş,

TBK'nın 58.maddesi; "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca manevi tazminatın içeriğinin belirlenmesi hususunun hakime takdir hakkı tanınmıştır.

6098 sayılı TBK'nın 114/2.fıkrası uyarınca haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanacaktır.

Gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de manevi zarara uğramaları mümkündür. Tüzel kişiler, niteliği gereği insana özgü olan kişisel değerler dışında, gerçek kişiler gibi kişilik hakkına sahiptirler. Bu nedenle unvanları, ticari itibarları, şeref ve haysiyetleri gibi kişisel değerlerinin ihlal edilmesi halinde kişiliğin korunmasına ilişkin hükümlerden yararlanabilirler. Tüzel kişilerin kazandığı saygınlık ve ticari itibarı onun kişisel değerleri içinde yer alır. Bir tüzel kişinin kişisel haklarından olan adı, şerefi, onuru ve itibarı gibi varlıklarına yapılan saldırının; bu manevi değerlerinde bir eksilmeye (manevi zarara) sebep olacağı kabul edilmektedir. Genel kabul gören görüşe göre manevi tazminat; ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22/01/2016 tarihli, 2014/4-213 E., 2016/70 K. sayılı kararında açıklandığı gibi; "...4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kişi olarak gerçek ve tüzel kişileri kabul etmiştir. Kişilere hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetini tanıyan hukuk düzeni, aynı zamanda onlara kişiliğini koruma fırsatı da sunmuştur. Koruma altına alınan bu değerlerin kapsamına, kişinin bedensel varlığında temellenen kişisel değerleri (hayat, vücut, bedensel ve ruhsal sağlık gibi) ve toplum içindeki yerine ve etkinliğine ilişkin dış değerleri (şeref, haysiyet, saygınlık, ekonomik hareket serbestliği, ad, onur, gizli ve özel hayat alanı gibi), kısaca kişinin kişi olması dolayısıyla ayrılmaz bir biçimde sahip olduğu bütün değerler dâhildir (ÖZSUNAY Ergun, Gerçek Kişilerin Hukuki Durumu, 4. B., İstanbul 1979, s. 97; SEROZAN Rona, “Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler”, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi (Kişilik Hakkının Korunması), Y. 11, S. 14, 1977, s. 93).

... tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz.

Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişiliğe sahip bir şirketin ödeme gücüne ilişkin değerlendirmeler, o tüzel kişinin toplumsal şeref ve haysiyeti ile yakından ilgilidir. Kredi, toplum tarafından ödeme gücü ile ilgili olarak izafe edilen bir değer olması nedeniyle, bu değeri azaltan veya ortadan kaldıran kişiliği ihlale yönelik açıklamalar şeref ve haysiyete tecavüz niteliği taşır...Tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği tartışmalı olmakla birlikte hukuk düzeninin tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşecektir..."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/02/2012 tarih, 2011/4-687 E. 2012/26 K. sayılı ilamında da ifade edildiği üzere "Tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir..."

Davacı tarafça, davalının keyfi ve dayanağı olmayan söylemleri ile kötü niyetli davranışlarının itibarını zedelediği, şirketin itibar, güven ve imaj kaybına uğramasına sebebiyet verdiği ileri sürülmüş ise de anılan hususların ispatına dair bir delil olmadığı, yetki protokolünün ardından taraflar arasında organizasyona dair bir sözleşmenin yapılmamasının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı, somut olayda manevi tazminat şartları oluşmadığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

İstinaf incelemesi HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı re'sen gözetilmiş, davacı tarafın istinaf sebepleri açıklanan nedenlerle yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 7550 sayılı Yasa'nın 20.maddesi ile değişen 6100 sayılı HMK'nın Ek 1.maddesi ve HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/790, K. 2026/1170, T. 31.03.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-790-e-2026-1170-k-af7e029da7cd