Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2237 E. 2026/1460 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2237
- Karar No
- 2026/1460
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2237
KARAR NO: 2026/1460
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/09/2022
NUMARASI: 2021/467 Esas, 2022/515 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Şirket hisse devrinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... AŞ unvanlı şirketteki hissesini davalıya 2.350.000,00 TL bedel karşılığınca ....Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 03.10.2016 tarihli anonim şirket pay devri sözleşmesiyle devrettiğini, davalının satış işleminden önce 29 09/2016 tarihinde "... A.Ş. hisse devir bedeli" açıklamasıyla 750.000,00 TL kapora bedelini ödediğini, geri kalan bedel olan 1.600.000,00 TL'yi ödemediğini, bu sebeple İstanbul .... İcra Dairesinin ...Esas numaralı dosyasıyla takip başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini, davacının satıştan önce yapılan ödemeyle davalıya duyduğu güven sebebiyle devri yapmışsa da sonradan kalan kısmın ödenmediğini, sonrasında herhangi bir ödeme gerçekleştirilmediğini, inançlı işlemde kazandırmayı yapan kişiye yanı inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı bulunduğunu, her ne kadar. dava konusu miktara ilişkin ortada bir tapu satışı veyahut noter satışı olduğundan bedelinin ödendiğini varsayılsa da gerçeğin bu şekilde olmadığını, kalan meblağ ödenmediğinden müvekkilinin mağduriyeti oluştuğunu, bunun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/107466 Soruşturma dosyası incelendiğinde de görüleceğini, davalının hile ile güven ortamı oluşturarak pay devrini sağladığını, bedeli ödemediğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, pay evir sözleşmesi gereğince taraflar arasında kararlaştırıldığı iddia edilen 2.350.000 TL bedelin 750.000 TL'lik kısmının ödeme dekontundan da görüleceği üzere iddia edildiği gibi ''avans'', ''kapora'' ya da ''teminat'' olarak değil ''Hisse Devri Bedeli'' olarak ödendiğini, ayrıca sözleşmede de zaten bakiye bir borç düzenlenmediğini, dolayısıyla da ortada davacı tarafından iddia edildiği gibi inançlı işlem, hile, aldatma ya da dolandırma olmadığını, 4-5 yıl sonra geriye dönük alacak iddiasında bulunulmasının yersiz ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalının, hisse devri karşılığı ödemesi gereken hisse devir bedelini ödediği gibi ayrıca bu kapsamda borçlu olarak devraldığı şirketin devir öncesi borçlarını da bizzat kendisinin ödediğini, bu nedenle, müvekkili davalının davacıya ödeyeceği bakiye bir hisse devir bedeli borcu da bulunmadığını, şirketin devri öncesine ait olan ve müvekkil şirket tarafından ödenen tüm borçların müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde ve ayrıca banka hesap kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile tespit edileceğini, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmasını ve mahkeme tarafından bu nedenle borçlu bulunmadığı gerçeği dışında aksi bir kanaatte olunması durumunda da devir öncesine ait olan ve müvekkili tarafından ödenen tüm borçlar nedeniyle takas ve mahsup talepleri bulunduğunu, davacının hileli işlem iddialarına da kesinlikle itiraz ettiklerini, noterlikte yapılan bir satışta nasıl bir hile ya da aldatma ileri sürüldüğünün anlaşılamadığını, hileli işlemin varlığında hileye maruz kalanın hilenin farkına vardığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmenin iptalini talep etmesi gerektiğini, bu sürenin de hak düşürücü süre olduğunu, dolayısıyla, iddialarının hukuken dinlenebilirliğinin olmaması yanında, hileli işleme maruz kaldığını açıkça dava dilekçesinde iddia eden davacı tarafın bu iddiasını sözleşmenin tarihi olan 03/10/2016'ya ilişkin dönemde değil de bu tarihte gündeme getirmesinin açıkça iyiniyete aykırı olduğunu, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü kapsamında satış işlemi sonrasında ilgili sözleşmede dahi bakiye alacağı bulunduğuna ilişkin hiçbir vadeli alacak düzenlenmeksizin yıllar sonra ödemenin bir kısmının alınmadığının iddia edilmesinin yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Taraflar arasında noterde düzenlenmiş olan anonim şirket pay devir sözleşmesi incelendiğinde devir bedelinin 2.350.000,00 TL olduğu,payların tüm hak ve borçları ile birlikte devredildiği ibaresinin bulunduğu, keza davalının da davacıya ait payları yukarıda belirtilen bedel ile tüm hak ve borçları ile birlikte devir aldığı sözlerinin sözleşmede yer aldığı görülmüştür. Devir bedelinin davacıya ödenip ödenmediği veya ne kadarının ödendiği, kalan miktar olup olmadığı, ne zaman ödeneceğine dair sözleşmede hüküm olmadığı görülmüştür. Davacının da kabulünde olduğu üzere davacıya devir bedelinin 750.000 TL lik kısmı banka kanalı ile ödenmiştir. Devir sözleşmesinde bedel açıkça yazılmış olup davalı yan bakiye bedeli ödediğini ispatla yükümlüdür. Bakiye bedelin de ödenmediği davalının kabulündedir.
6100 sayılı HMK'nın 33. Maddesi uyarınca olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak mahkemeye aittir. Taraflar dilekçelerinde uygulanması gereken hukuk kurallarını ( kanun maddelerini ) dilekçelerinde gösterseler bile hakim tarafların hukuki nitelendirmeleri ile bağlı değildir. Keza hakim tarafların hukuki sebepleri hiç belirtmemiş yada yanlış belirtmiş olması ile bağlı tutulmamıştır. ( Bu konuda emsal karar için bkz. Yargıtay 3. HD. 24.10.2016 T. 8403/12058, Aynı daire 22.02.2005, 1277/1671,Yargıtay 15. HD. 05.12.2013, 6/663 ) Davacı yanca her ne kadar devir bedelinin ödenmemesi ile ilgili hile gibi iddialar ileri sürülmüş ise de esasen somut olayda borcun ifa edilmemesi durumunun söz konusu olduğu açıktır. 6098 Sayılı borçlar kanununun 147/4. Madde ve fıkrası bir ortaklıkta , ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki ; bir ortaklığın müdürleri,temsilcileri, denetçileri ile ortaklık arasındaki alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirtmiştir. Somut olayda devir sözleşmesi 03.10.2016 tarihli olup eldeki dava ise 28.07.2021 tarihinde açılmıştır.İcra takibine ise 22.03.2021 tarihinde başlanmıştır. Davanın zamanaşımına uğramadığı açık olup bu itiraza itibar edilmemiştir. Keza davalı iddiası gibi davacı alacağından şirket borçlarının mahsubu mümkün olmayıp davacı devir sözleşmesinde derc edildiği üzere hisselerini tüm hak ve borçları ile davalıya devretmiştir. Keza yapılan mali incelemede davalı şirket ticari defter ve belgelerinde davacının takip edilen bir cari hesabının da olmadığı görülmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar kanununun 90. Maddesi ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmamış veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borcun doğumu anında muaccel olacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda davacının borcu hisseyi devretmek, davalının borcu ise bedeli ödemektir. Davacı yanca hisseler devredilmiş olmakla davalının da bedel ödeme borcu muaccel hale gelmiştir. Muacceliyet ile temerrüt farklı kavramlar olup Borçlar kanununun 117. Maddesi Muaccel bir borcun borçlusunun alacaklının ihtarı ile mütemerrit olacağı hükme bağlanmıştır.
Her ne kadar davacı yanca rapora itiraz dilekçesinde sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği davalının ihtara gerek olmaksızın zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte temerrüde düştüğü bu nedenle temerrüt faizi ödenmesi gerektiği yolunda iddia ileri sürülmüş ise de sözleşme feshedilmemiş olup ayaktadır. Sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Davacının istemi halen sözleşmeye dayanmakta olup bakiye ödenmeyen bedele ilişkindir. Somut olayda hisse devir sözleşmesinde devir bedelinin ne zaman ödeneceğine dair hüküm bulunmadığından ve davacı yanca takip öncesi davalı temerrüde düşürülmediğinden temerrüt faizi istemi yerinde değildir. Bu nedenle bu talep red edilmiştir. Somut olayda davalı yan bakiye ne kadar borcu olduğunu bilecek durumda olup alacak likittir. Bu nedenle davalı icra inkar tazminatına mahkum edilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve yukarıda yapılan açıklamalar birlikte değerlendirilmiş davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile, takibin 1.600.000 TL asıl alacak üzerinden devamına, likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 320.000 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekili ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; temerrüte ilişkin şartların yalnızca TBK m.117 yönünden incelendiğini, 15.04.2022 tarihli bilirkişi raporunu aynen uygulanarak, TTK m. 1530'da düzenlenen mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin hukuki sonuçlarının göz ardı edildiğini, TTK m. 1530/4'te temerrütün ihtarsız olarak gerçekleşebileceğine ilişkin düzenlemeye yer verildiğini, pay satış ve devri işlemine müteakiben fatura düzenlenerek karşı tarafa gönderildiğini, işbu kaydın bilirkişi incelemesi sırasında hisseleri devrolunan şirketin ticari defterleri incelenerek tespit edilmesi gerekirken veya davalı şirketin ticari defterlerinde pay devir sözleşmesinin yanı sıra işbu devir olgusuna ilişkin faturanın varlığı hususunda detaylı inceleme yapılması gerekirken yapılmadığını, yeterli inceleme yapılarak söz konusu faturaya ulaşılması halinde TTK m. 1530/4'ün açıkça uygulama alanı bulacağını, temerrütün gerçekleşeceği an bakımından TTK.m.1530/f.4'e göre, borçlunun fatura veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden sonra aldığını, fatura veya eş değer ödeme talebinin borçluynhinde önce kurulduğunu, 03.10.2016 tarihli Anonim Şirket Pay Devri Sözleşmesi'nde davalı şirketin müvekkilin sermaye payını 2.350.000,00 TL bedel karşılığında bütün hak ve borçları ile devraldığına ilişkin beyanı, taraflar arasında kararlaştırılan pay bedeli ödeme borcunun esasında 03.10.2016 tarihinde önce tamamlanması gerektiğini, devir sözleşmesinin 03.10.2016 tarihinden önce kurulduğunu, borcun 03.10.2016 tarihinden önce muaccel olduğunu, 03.10.2016 tarihli sözleşme ile de temerrüte düştüğünü, nitekim TTK.m.1530/f.4’ün uygulanması açısından fatura veya eş değer ödeme talebinin içeriğinde, gerçek anlamda bir ödeme talebinin bulunmasının gerekmediğini, yargılamada temerrüt faizi talepleri bakımından TTK m. 1530'da düzenlenen ihtarsız temerrüt hükümlerinin tatbiki gerektiğini, bu hususun ilk derece yargılamasında göz ardı edilmiş olmasının açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, somut olayda TTK m. 1530'da öngörülen şartların gerçekleşmediği kanaati halinde ise davalının davacıya hisse devri karşılığında hukuken borçlu olduğu bedelin idrakinde olup kasten ve kötü niyetli bir şekilde bu borcu ödemekten kaçındığını, satış tarihinden önce 29.09.2016 tarihinde 750.000,00 TL tutarındaki bedeli ödeyen davalının 1.600.000,00 TL tutarındaki bakiyeyi ise satış günü ödeyeceğini söylediğini, ancak aradan geçen süreç boyunca müvekkilimi oyalayarak kalan bakiyeyi ödemediğini, bu duruma sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre zenginleştiği tarihte davalının temerrüte düştüğünü, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sözleşmede toplam hisse devri bedeli olarak gösterilen tutarın davacıya ödenecek bir alacak bedeli olarak kararlaştırılmadığının aynı sözleşmede açık olduğunu, nitekim bu nedenle de yine aynı sözleşmede hisse devri nedeniyle davacıya devirden sonra ödenecek bir borç ya da vade kararlaştırılmadığını, bunun aksi bir durumun ileri sürülecek olması halinde ticari hayatın olağan akışı gereğince de dava konusu sözleşmenin kararlaştırılması öncesinde 750.000 TL devir bedeli olarak ödemesini alan davacının kalan bakiyenin ne zaman ödeneceğini de yine aynı sözleşmede elbetteki yazılı olarak kararlaştırmak isteyeceği ya da bu alacağını saklı tutacağını, fakat sözleşmede böyle bir hükmün olmadığını, davanın başından bu yana izah edilmek istendiği üzere, davacı ile davalı arasında hiçbir yasal bir zorunluluk bulunmamasına rağmen noter huzurunda imza tasdiki ile sözleşme akdedildiğini, ilgili şirketin borçları da nazara alınarak bir sözleşme akdedildiğini, bu kapsamda da davacının kendisine ödenecek alacağı 750.000 TL zaten davacıya ödenmiş kalan bakiye tutarda da şirketin borçlarına ödenerek şirket faaliyetine devam ettirildiğini, huzurdaki davada hisse bedellerinin tamamını şirket hisse devri sırasında aldığından sözleşmede kararlaştırılan ve ödenecek bir bakiye alacağı bulunmadığından ve daha da önemlisi bunun aksine bakiye bir alacak hakkı devir sırasından yazılı olarak saklı tutulmadığından 4 -5 yıl sonra geriye dönük olarak hukuken böyle bir alacak iddiasının artık dinlenemeyeceğini, hisse devri açıklamalı ödeme sonrasında akdedilen sözleşmede bir ihtirazı kayıt ya da sonrasında da hiçbir ihtirazi kayıt bulunmadığını, 750.000 TL hisse devri ödemesinin davacıya 29.09.2016 tarihinde yapıldığını, sözleşme ise 03.10.2016 tarihinde akdedildiğini, sözleşmenin akdi öncesinde davacıya hisse devri açıklamalı ödemenin zaten yapıldığını, davacının kalan bakiye alacağını bu sözleşmede saklı tutmadığını ya da ödeme vade tarihi ya da şartlarını kararlaştırmadığını açıklayamadığını, normal olarak, basiretli bir tacirin şirket hisselerini devretmesi sırasında üstelik de kendi beyanı ile hiç tanımadığı bir şirkete hisselerini devrederken ( ki daha önce de açıklandığı üzere sözleşme hukuken zorunlu olmadığından matbu bir sözleşme de değildir yani istenilen şartlar yazılabilecek bir durumda iken ) iddia ettiği bakiye alacağının ne zaman ne şekilde ödeneceğini dahi kararlaştırmadan sözleşme ile bu hisseleri devretttiğine ve bakiye alacağı bulunduğuna inanılmasının ne iyiniyet ne hukuk ne de hakkaniyetle bağdaşmadığını, davalı yanca davacıya ödenmesi gereken hisse devir bedelinin ödendiğini, ayrıca bu kapsamda borçlu olarak devraldığı şirketin borçlarını da bizzat kendisinin ödediğini, raporun mali incelemelere ilişkin kısmında bakiye alacak olduğu iddia edilen tutarla ilgili müvekkili şirketin ödediği borçlar karşılaştırıldığında zaten dava konusu tutarın müvekkili şirket tarafından ödenerek kendi iddialarına paralel olarak bir ödemesinin söz konusu olduğunu, dolayısıyla da bu tutara ilişkin olarak haksız bir zenginleşmesinin söz konusu olmadığını, dava konusu şirketin hisselerinin devri öncesinde alınan 30.09.2016 tarihli ''Mizan Tablosuna göre dava dışı Petrol Ofisi'ne borcu 1.783.250,62 TL olup bu hususun ispatına ilişkin Mizan Tablosunun da daha evvel dosyaya sunulduğunu, bilirkişi raporunda açıklandığı gibi ilgili sözleşmedeki değerin sadece davacıya ödenecek tutar olduğunun kabulü halinde ve yine aynı bilirkişi raporunda şirketin hisselerinin devri sırasında şirketin kaydi değer bilançosuna göre aktiflerinin 1.346.031,96 TL olduğu, bu hal ve durumda da davacıya 2.350.000 TL ödenmesi ayrıca şirketin ilgili tarihteki mevcut borçlarınında da ayrıca ödenmesi ile şirketin alımı değerinin 2.350.000 + 1.600.000 TL olmak üzere yaklaşık 4.000.000 TL tutarlı bir hisse devri işlemi haline geleceğini, bu durumda da 1.346.031,96 TL değerli bir şirketin 4.000.000 TL'ye alınmasının hile nedeniyle davalı bakımından gabinin varlığını oluşturduğunu, dolayısıyla davalı tarafından ödenen bu borçlar ile birlikte davacıya ödenen hisse devir bedeli toplamında zaten sözleşmede hisse devir bedeli olarak gösterilen tutarın birbirine paralel olarak karşılandığını, bu kapsamdaki itirazlarının dikkate alınmadığını, davalı tarafından ödenen tüm borçlar nedeniyle takas ve mahsup talebi doğrultusunda incelenme yapılmadığını, eksik inceleme yapıldığını, zamanaşımı ile takas mahsup definin reddinin de hatalı olduğunu, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, alacağın likit olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, anonim şirket hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davacı tarafından İstanbul .... İcra Dairesinin ...Esas sayılı dosyası ile davalı takip borçlusu aleyhine 1.6000.000 TL asıl alacak, 1.011.079,45 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.611.079,45 TL alacak yönünden 19.03.2021tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak hisse devir sözleşmesinin gösterildiği, davalının itirazı üzerine eldeki davanın açıldığı, davacı yanca, hisse devir sözleşmesi ile hisselerin devredildiği, ancak bakiye bedelin ödenmediğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.
Davalı taraf ise, talebin zamanaşımına uğradığını, hisse bedelini ödediğini, devralınan şirketin borçlarının ödenmesi sebebiyle takas mahsup hakkının doğduğunu, borcu bulunmadığını savunmaktadır.
.... Noterliğinin 03.10.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı anonim şirket pay devir sözleşmesinin incelenmesinde; devreden davacı ...'in dava dışı ... AŞ unvanlı şirketteki 48.999 hissesini davalıya 2.350.000,00 TL bedelle devrettiği, davalı tarafından devir sözleşmesinden önce banka kanalıyla 29/09/2016 tarihinde "... A.Ş. hisse devir bedeli" açıklamasıyla 750.000,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı vekili talebin zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. TBK'nın 147/4. maddesinde, bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki bir ortağın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu belirlenmiştir. Somut olayda taraflarca bir ifa zamanı kararlaştırılmadığından 5 yıllık zamanaşımı sözleşme tarihi olan 03.10.2016 tarihinde işlemeye başlamış, takip tarihi ve dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
HMK'nın 190. maddesinde ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Somu olayda, hisse devir sözleşmesi kapsamında davalı, hisse devir bedelini ödediğini, bir diğer ifade ile sözleşmedeki hisse devir bedelinin 2.350.000,00 TL olduğunu, yaptığı 750.000 TL ödeme dışında başkaca ödeme yapmasına gerek olmadığını, devraldığı şirketin borçlarını ödemesi sebebiyle hisse devir bedelinden takas mahsup yapılması gerektiğini belirtmektedir. Bu durumda davalı, ödemeyi yaptığını ispatla yükümlüdür. Ancak kalan bakiye kısma ilişkin ödemeyi yaptığına dair bir delil ibraz etmemiştir. Kaldı ki, hisse devir sözleşmesinde, sözleşme konusu bedelin tamamının tahsil edildiğine ilişkin açık bir ifade de yer almamaktadır.
Davalı, hissesini devraldığı şirketin borçlarını ödemesi sebebiyle takas mahsup savunmasında bulunmuş ise de, hisse devri sözleşmesinde devir bedelinin 2.350.000,00 TL olduğu, payların tüm hak ve borçları ile birlikte devredildiği ibaresinin bulunduğu, bir diğer deyişle davalının da davacıya ait payları bu bedelle ve tüm hak ve borçları ile birlikte devraldığı, bu durumda hissesi devredilen şirketin borçlarının davalı yanca ödenmesi sebebiyle davalının ödediğini belirttiği bu miktar ile takas veya mahsup mümkün değildir. Kaldı ki taraflar arasında bu yönde bir anlaşma da bulunmamaktadır. Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur.
Dava konusu alacak hisse devir sözleşmesi kapsamında belirlenen bedelden bakiye kalan kısma ilişkin olup alacak likit ve muayyendir. Bu sebeple mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan bu sebeplerle, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinini istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davacı tarafından 1.6000.000 TL asıl alacak, 1.011.079,45 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.611.079,45 TL alacak yönünden icra takibi başlatılmış, mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddi kararıyla işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, işlemiş faiz isteminin de reddi gerektiğini, TTK'nın 1530.maddesi kapsamında faiz işleyeceğini, bu kabul edilmese bile davalının satış günü bakiyeyi ödeyeceğini taahhüt etmesine rağmen ödemediğini, bu nedenle sebepsiz zenginleştiği günden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
TTK'nın 1530.maddesinin uygulanabilmesi için taraflar arasında mal ve hizmet tedariki sözleşmesi olması gerekir. Somut olayda, taraflar arasında bu yönde bir ilişki bulunmayıp hisse devir sözleşmesinden doğan bir uyuşmazlık söz konusudur.
Bu nednele, TTK'nın 1530. madde hükmünün uygulanmasının mümkün olmamasına, davacının davalıyı TBK'nın 117.maddesi kapsamında temerrüte düşürdüğüne dair bir delilin de bulunmamasına ve hisse devir sözleşmesinin ayakta olması sebebiyle sebepsiz zenginleşme hükümlerinin de somut olayda uygulanma yeri bulunmamasına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun da esastan reddine karar verilmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 81.972,00 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 10.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.