Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1507 E. 2026/63 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1507
- Karar No
- 2026/63
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 42. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1507 - 2026/63 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 42. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1507 KARAR NO : 2026/63
TÜR K MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/10/2025 ESAS-KARAR NUMARASI : 2025/380 E., 2025/649 K. DAVACI : VEKİLLERİ : Av. DAVALI : 1 - VEKİLİ : Av. DAVALI : 2 - DAVALI : 3 - DAVA : Alacak KARAR TARİHİ : 29/09/2026 YAZIM TARİHİ : 29/09/2026
Yukarıdaki karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352 madde uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili özetle: Davalıların müvekkili kooperatifte farklı dönemlerde yönetim kurulu ve denetim kurulu üyesi olup,Davacı vekilince 13/12/2024 tarihli dilekçe ile sunulan açıklayıcı beyanda, davalılardan ..., ... ve ...'ın belgesiz olarak yapılan harcamalar nedeniyle 2012 yılında oluşan 8.460,00 TL zarardan, yine ...'ın 2015 yılında oluşan 1.170,00 TL zarardan denetim kurulu üyesi sıfatıyla sorumlu olduklarını belirterek oluşan zararın davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar özetle; Zamanaşımı def'inde bulunmuş, davanın reddini savunmuşlardır. İlk derece mahkemesince ".......mevcut davanın davalıları ..., ... ve ... denetim kurulu üyesi sıfatıyla davacı kooperatife 2012 yılında ve yine ...'ın denetim kurulu üyesi sıfatıyla kooperatife 2015 yılında fiilleri ile zarara uğrattıkları iddiası ile sorumluluk davası açılmış ise de; mevcut davanın 22/11/2024 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, davalılardan ... ve ... yönünden zamanaşımı süresinin 2012 yılında, ... yönünden 2012 ve 2015 yıllarında zamanaşımı süresinin başladığı, haklarında uzatılmış ceza zamanaşımını gerektiren bir fiillerinin bulunmadığı, zamanaşımının başladığı süre ile davanın açıldığı süre arasında 12 ve 9 yıldan fazla bir zaman geçtiği, dolayısıyla mevcut sorumluluk davasının TTK'nın 560.maddesinde öngörülen 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenlerle davacı kooperatifin işbu davalılar hakkındaki talep ve davasının zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla reddine ....." karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: TTK'nın 560.maddesi uyarınca tazminat zamanaşımı süresinin öğrenmeden itibaren iki yıl ve her halde fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl olacağı, ancak süregelen bir fiil nedeniyle dikkate alınacak zamanaşımı süresinin fiilin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı ve bu durumda on yıl olarak uygulanacağı, davalıların kooperatifi 2008 yılından bu yana idare etmeleri nedeniyle görevin gereği gibi yerine getirilmemiş olmasının süreğen bir fiil olduğu ve zamanaşımı hususunda dikkate alınması gerektiği, 19.04.2024 tarihli genel kurul toplantısı ile organların değiştiği ve fiilin sona erdiği, bu nedenle bu tarihten itibaren zamanaşımı süresinin işlemesi gerektiği, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu ve bu nedenle tefrik hususunun da hatalı olduğu, yerel mahkeme kararının kaldırılarak öncelikle birleştirme kararı verilmesi ile sonuç olarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği nedenleriyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kooperatif yönetim üyelerinin sorumluluğundan kaynaklandığı iddia olunan alacağın tahsili taleplidir. Uyuşmazlığın, zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu ve sürenin dolup dolmadığı hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi hukukta normların yürürlüğü, hakların kazanılması ve kaybedilmesi, yaptırımların uygulanması belirli sürelere bağlanmıştır. Ancak hukukun her dalında sürelerin türleri ve nitelikleri farklı olup değişik sonuçlar doğurmaktadır. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Başka bir anlatımla zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın def''i ile kaybettiren ve haklar üzerinde etki yapan kanuni sukut sebebidir. 6102 sayılı TTK 'nın 560.maddesinde "Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." düzenlemesi yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 146 ve161. maddelerinde düzenlenmiş bulunan zamanaşımı, alacak hakkının, belli bir süre kullanılmaması yüzünden "dava edilebilme" niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir. Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç (alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava yoluyla alacağını elde etme olanağı, "alacağın dava edilebilme niteliği" ortadan kalkar. Zamanaşımına uğramış bir borç, ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen eksik bir borçtur. Zamanaşımına uğramış borç ifa edilirse, ifa geçerlidir, bir bağışlama veya alacaklı yönünden bir "sebepsiz zenginleşme" söz konusu değildir. Borçlu, borcun zamanaşımına uğradığını bilmediğini, bu nedenle hataen (yanılarak) ödemede bulunduğunu ileri sürerek verdiğini geri isteyemez. Zamanaşımı bir def'idir ve kanun koyucu TBK’nın 161. (BK, m.140) maddesinde "Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz" demek suretiyle zamanaşımının hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınamayacağını vurgulamıştır. Kural olarak; sözleşmeden doğan alacak zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu anda işlemeye başlar. Buradaki "muacceliyet" kavramı, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hâle gelmiş olma anlamını taşıdığından, öncelikle doğmuş bir alacağın varlığı gerekir. Alacağın muacceliyeti bir ihbar şartına bağlı ise zamanaşımı bu ihbarın yapılabileceği andan itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu anlamda ifa anının gelmesine borcun muaccel olması denilebilir. Alacaklı ancak bundan sonra alacağını dava edebilir ve alacak için zamanaşımı süresi de bu andan itibaren işler. Borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile birlikte alacak "muaccel" olur (BK m. 74; TBK m. 90) ve borcun doğumu ile birlikte zamanaşımı işlemeye başlar". Sözleşmeden doğan borçlarda zamanaşımının işlenmeye başlaması için alacağın muaccel (istenebilir) olması yeterlidir. Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış olur (HMK m. 118). Alacaklı alacağının bir kısmı için (diğer kısma ilişkin isteğini saklı tutarak) dava açmışsa, veya alacağının bir kısmı için icra takibinde bulunmuş ise, zamanaşımı sadece dava veya takip edilen kısım için kesilir. Yukarıda yapılan açıklamalar, içtihatlar ve dosyada mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde; kooperatif organlarının 22.05.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında değiştirildiği ve bu tarih itibarıyle süregelen zararın sona erdiği, zararı öğrenme ve sorumlular hakkında dava açma kararının 19.09.2024 tarihli genel kurul toplantısında alındığı, zamanaşımının bu tarih itibarıyle başlaması gerektiği ve ilgili yasa uyarınca zamanaşımının öğrenmeden itibaren iki yıl ve her halde fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl olduğu, davanın ise 22.11.2024 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, ilgili mevzuat uyarınca zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece; davanın esası hakkında tarafların delilleri dosyaya kazandırılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/(1).a.4 madde uyarınca kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Kararın kaldırılması nedenine göre taraf vekillerinin diğer istinaf nedenlerinin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile: HMK 353/1.a.4 madde gereğince, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/10/2025 tarih, 2025/380 E., 2025/649 K. sayılı kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-)Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine, 3-)Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine, 4-)HMK 359/4 madde gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK 361 madde gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.29/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip