Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1556 E. 2026/1285 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1556
- Karar No
- 2026/1285
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1556
KARAR NO: 2026/1285
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/07/2026
NUMARASI: 2026/355 D. İş Esas, 2026/370 D.İş Karar
DAVANIN KONUSU: İhtiyati Haciz
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 24/09/2026
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı ihtiyati haciz talep eden vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Talep eden vekili dava dilekçesinde özetle; '..Karşı taraf ...Anonim Şirketi (“Borçlu” veya “...”) ile ihtiyati haciz talebinde bulunan ... (“Müvekkil”) arasında, 03.10.2022 tarihinde Taşınmaz Simsarlığı ve Vekâlet Sözleşmesi (“Sözleşme”) akdedilmiştir (Ek 1 - Taşınmaz Simsarlığı ve Vekâlet Sözleşmesi). Sözleşme uyarınca Müvekkil’e ait, ... Sok. ... Apt. No:...İstanbul adresinde bulunan taşınmazın (“Taşınmaz”) yönetimi ve üçüncü kişilere kiralanmasına ilişkin olarak Borçlu, taşınmaz simsarlığı ile vekâleten taşınmaz yönetimi hizmetlerini üstlenmiş; bunun karşılığında ise Müvekkil’e her ay taraflarca kararlaştırılan tutarda ödeme yapmayı taahhüt etmiştir. Sözleşme kapsamında Müvekkil’e ödenmesi gereken aylık bedel, 2026 yılı itibarıyla 62.000 TL (altmış iki bin Türk lirası) olarak uygulanmaktadır. Ne var ki Borçlu, 2026 yılı Nisan ve Mayıs aylarına ilişkin muaccel hale gelen 124.000 TL tutarındaki sözleşme bedellerini (“Sözleşme Bedeli”) ödememiş; bununla da yetinmeyerek, Sözleşme’de öngörülen fesih bildirim yükümlülüğüne açıkça aykırı şekilde Sözleşme’yi tek taraflı olarak sona erdirmiştir.
Öte yandan, Borçlu tarafından Müvekkil’e gönderilen ve aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacak olan 27.03.2026 ve 25.06.2026 tarihli e-postalarda, ...’un Türkiye’deki merkez ofisinin faaliyetlerini sonlandırma kararı aldığı bildirilmiş; Müvekkil’e ödenmeyen Sözleşme Bedelleri’nin yalnızca %20’sinin (24.800 TL) ödenmesi teklif edilmiştir. Borçlu’nun kendi beyanlarıyla da ortaya koyduğu Türkiye’den çekilme ve işletmeyi kapatma durumu, hem borcun ifasından kaçınma iradesini hem de alacağın tahsilini güçleştirecek nitelikte bir riskin bulunduğunu açıkça göstermektedir.
Bu nedenle, Borçlu’nun ödemediği ve muaccel hale gelmiş bulunan 2026 yılı Nisan ve Mayıs aylarına ait toplam 124.000 TL tutarındaki Sözleşme Bedeli ile, Sözleşme’nin bildirim yükümlülüğüne aykırı şekilde feshedilmesi nedeniyle doğan 186.000 TL tutarındaki cezai şart/tazminat alacağı olmak üzere toplam 310.000 TL yönünden ihtiyati haciz kararı verilmesinin talep edilmesi zorunluluğu doğmuştur...'' şeklindeki beyanla ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; "...1-İhtiyati haciz talebinin REDDİNE .." karar verilmiş, karar karşı ihtiyati haciz talep eden vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İhtiyati haciz talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; "...Karşı taraf ...Anonim Şirketi (“Borçlu” veya “...”) ile ihtiyati haciz talebinde bulunan ... (“Müvekkil”) arasında, 03.10.2022 tarihinde Taşınmaz Simsarlığı ve Vekâlet Sözleşmesi (“Sözleşme”) akdedilmiştir (Ek 1 - Taşınmaz Simsarlığı ve Vekâlet Sözleşmesi). Sözleşme uyarınca Müvekkil’e ait, ... Sok. ... Apt. No:...İstanbul adresinde bulunan taşınmazın (“Taşınmaz”) yönetimi ve üçüncü kişilere kiralanmasına ilişkin olarak Borçlu, taşınmaz simsarlığı ile vekâleten taşınmaz yönetimi hizmetlerini üstlenmiş; bunun karşılığında ise Müvekkil’e her ay başında taraflarca kararlaştırılan tutarda ödeme yapmayı taahhüt etmiştir.
Sözleşme kapsamında Müvekkil’e ödenmesi gereken aylık bedel, 2026 yılı itibarıyla 62.000 TL (altmış iki bin Türk lirası) olarak uygulanmaktadır ve bu bedel, 2026 yılı Nisan ayına kadar Borçlu tarafından Müvekkil’e eksiksiz bir şekilde ödenmiştir (Ek 2 – Dekontlar). Borçlu tarafından 27 Mart 2026 tarihinde Müvekkil’e gönderilen e-posta iletisi ile; Sözleşme’nin 31 Mayıs 2026 tarihinde sona ereceği, 31 Mayıs 2026 tarihine kadar Sözleşme’den doğan aylık bedellerin ödeneceği ve Borçlu şirketin Türkiye pazarında artık faaliyette bulunmayacağı bildirilmiştir. Söz konusu e-posta iletisiyle gerçekleştirilen fesih bildirimi, Sözleşme’nin 8.5’inci maddesinde öngörülen fesih bildirimi yükümlülüğüne aykırı şekilde yapılmıştır ve bu nedenle aynı maddede yer alan cezai şart/tazminat yükümlülüğünü -güncel bir yıllık Sözleşme Bedeli’nin %25’i tutarı- muaccel hale getirmiştir.
Bunun yanı sıra, Borçlu tarafından 2026 yılı Nisan ve Mayıs aylarına ilişkin muaccel hale gelen 124.000 TL tutarındaki sözleşme bedelleri de (“Sözleşme Bedelleri”) Müvekkil’e ödememiştir. Müvekkil, alacağının tahsili amacı ile işbu dilekçenin devamında ayrıntıları ile yer alan hukuki adımları atmaya başlamıştır ancak 25 Haziran 2026 tarihinde Borçlu tarafından gönderilen e-posta ile Borçlu’nun Türkiye’de faaliyetlerinin tamamının sona erdirileceği tekrarlanmış ve Müvekkil’e ödenmeyen 124.000 TL borcun varlığı ikrar edilerek bu tutarın sadece %20’sine denk gelen 24.800 TL’nin ödenebileceği belirtilmiştir. Müvekkil tarafından Sözleşme Bedelleri’nin ve cezai şart/tazminat tutarının tahsili amacıyla arabuluculuk müessesine başvurulmuş olmakla beraber Borçlu’nun kendi beyanlarıyla da ortaya koyduğu Türkiye’den çekilme ve işletmeyi kapatma durumu, hem borcun ifasından kaçınma iradesini hem de alacağın tahsilini güçleştirecek nitelikte bir riskin bulunduğunu açıkça göstermektedir.İşbu nedenlerle, 30.06.2026 tarihinde İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (“İlk Derece Mahkemesi”) 2026/355 Değişik İş sayılı dosyası üzerinden hem Sözleşme Bedelleri olan 124.000 TL’yi hem de cezai şart/tazminat tutarı olan 186.000 TL’yi kapsayacak şekilde -toplamda 310.000 TL- ihtiyati haciz başvurusunda bulunmamız gerekmiştir. Ancak, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.07.2026 tarihli 2026/355 Değişik İş 2026/370 Karar sayılı değişik iş kararı (“Değişik İş Kararı”) ile ihtiyati haciz talebimiz; Müvekkil’in Borçlu’nun elinden sadır olmuş imzalı bir sözleşme, mutabakat veya kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren herhangi bir belge sunmaması, Taraflar arasında Sözleşme kapsamında mutabık kalınan bir borç ikrarı içeren belge bulunmaması ve Müvekkil’in Sözleşme kapsamında alacaklı olup olmadığı, varsa alacak miktarının tespitinin yargılamayı gerektirmesi gerekçeler ile reddedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından redde mesnet gösterilen bu gerekçelerin somut olay kapsamında uygulanabilir ve geçerli olmaması sebebiyle İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.07.2026 tarihli 2026/355 Değişik İş 2026/370 Karar sayılı değişik iş kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurma gerekliliğimiz doğmuştur. Açıklamalarımız aşağıda Sayın Mahkeme’ye sunulmaktadır. İlk Derece Mahkemesi’nin, Müvekkil tarafından Borçlu’nun elinden sadır olmuş imzalı bir sözleşme ibraz edilmediği veya Sözleşme kapsamında mutabık kalınan kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bir belge sunulmadığı yönündeki değerlendirmesi, dosyaya sunulan imzalı Sözleşme, aylık ödeme dekontları ve e-posta iletileri kapsamındaki borç ikrarı dikkate alındığında dosya kapsamı ve maddi vakıalarla açıkça çelişmektedir.30.06.2026 tarihli dava dilekçesinin (“Dava Dilekçesi”) ve işbu dilekçenin 1 no’lu ekinde tarafların imzasını haiz Taşınmaz Simsarlığı ve Vekalet Sözleşmesi bulunmaktadır. Sözleşme’nin 7.1’inci maddesi uyarınca; (i) Taşınmaz kiraya verilmişse sözleşme bedeli kiracıdan tahsil edilerek ... tarafından ya da (ii) Taşınmaz kiraya verilmemişse sözleşme bedeli, cezai şart olarak ... tarafından Müvekkil’e ödenecektir. Bizzat Borçlu tarafından hazırlanan işbu Sözleşme kapsamında, her ay Müvekkil’e ödeme yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.
Aynı Sözleşme’nin 8.5 maddesinde ise, Borçlu’ya Sözleşme’yi feshetme hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kullanılabilmesi Müvekkil’e en az üç ay önceden yazılı bildirim yapılması şartına bağlanmıştır. Aynı maddede, bu bildirim süresine uyulmaksızın gerçekleştirilecek fesih halinde Borçlu’nun, güncel bir yıllık sözleşme bedelinin %25’i tutarında cezai şart/tazminat ödeyeceği açıkça kararlaştırılmıştır.Sözleşme’de Borçlu’nun kaşesi ve imzası açıkça yer almaktadır.
Ayrıca, Yargıtay içtihatları uyarınca da her sayfada paraf bulunması aranmamaktadır. “Yargıtay uygulaması ve öğretide, tacirler arasında düzenlenmiş olsa bile birden çok sayfadan oluşan yazılı sözleşmelerin devam eden sayfalarının taraflarca imzalanması veya paraf edilmesi zorunluluğu kabul edilmemektedir. Borçlar Kanunu’nda da bu yolda bir hüküm bulunmamaktadır.
Ancak, sözleşme metninin birden çok sayfadan oluşması halinde her sayfanın imzalanması zorunlu değil ise de, metin içerik, anlam ve devam eden maddeler ile başlıkları bakımından mantıksal sıralama (silsile) ve bütünlük taşımalıdır.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 13.05.2024 tarihli ve 2023/3622 E., 2024/1648 K. sayılı kararı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 08.07.2013 tarihli ve 2013/8428 E., 2013/11672 K. sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 15.02.2007 tarihli ve 2005/11358 E., 2007/2881 K. sayılı kararı)Sözleşme içerisindeki maddelerin başlığı, sırası, içeriği incelendiğinde Sözleşme’nin tüm sayfalarının birbiri ile bağlantılı olduğu ve bir bütünlük taşıdığını açıktır. Bu halde, İlk Derece Mahkemesi’nin Borçlu’nun elinden sadır olmuş imzalı bir sözleşme bulunmadığı yönündeki gerekçesi somut olayın özellikleri ile örtüşmemektedir.Kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bir belgeBorçlu, 27.03.2026 tarihinde Müvekkil’e gönderdiği e-posta ile Türkiye/İstanbul’daki faaliyetlerini sona erdirme kararı aldığını, Taşınmaz’ın yönetiminin 31.05.2026 tarihinde sona ereceğini ve buna bağlı olarak Nisan ve Mayıs aylarına ilişkin ödemelerin Sözleşme’de kararlaştırılan tarihlerde değil, sırasıyla 20.05.2026 ve 20.06.2026 tarihlerinde yapılacağını tek taraflı olarak bildirmiştir (Ek 3 – Borçlu’nun 27.03.2026 tarihli e-postası).Borçlu tarafından yapılan ödemeler, ilgili ayın başında yapıldığı için söz konusu gecikmenin kabul edilmediğine ilişkin Müvekkil tarafından Borçlu’ya 10.04.2026 tarihinde bir e-posta gönderilmiş (Ek 4 – Müvekkil’in 10.04.2026 tarihli e-postası), ancak Borçlu tarafından söz konusu e-postaya herhangi bir dönüş yapılmamıştır. Bununla beraber Nisan 2026 ayına ilişkin ödeme de Müvekkil’e ödenmemiştir. Ardından Müvekkil tarafından .... Noterliği’nin 27.04.2026 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Borçlu’ya hem ödenmeyen Sözleşme Bedelleri’nin ifası hem de Sözleşme’nin bildirim yükümlülüğüne aykırı şekilde feshedildiği hususu ihtar edilmiştir. 22.05.2026 tarihinde ise muaccel hale gelmiş ve halen ödenmemiş Nisan 2026 ve Mayıs 2026 aylarına ilişkin toplam 124.000 TL tutarındaki Sözleşme Bedelleri’nin tahsili amacıyla 22.05.2026 tarihinde .... İcra Dairesi’nin ...Esas sayılı dosyası üzerinden Borçlu aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmıştır.İcra takibinde alacak kalemi, taraflar arasındaki yazışmalarda kullanılan terminolojiye uygun olarak “kira bedeli” şeklinde ifade edilmiş ise de takip dayanağı belge doğrudan taraflar arasında imzalanan Taşınmaz Simsarlığı ve Vekâlet Sözleşmesi olup, talep edilen tutarlar Sözleşme uyarınca Borçlu’nun Müvekkil’e ödemekle yükümlü olduğu aylık Sözleşme Bedelleri’dir.Borçlu, 01.06.2026 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine 10.06.2026 tarihinde itiraz etmiş; itiraz üzerine takip 12.06.2026 tarihinde durmuştur. 25.06.2026 tarihinde ise Borçlu, Türkiye’deki faaliyetlerinin sonlandırılmasına ilişkin karar aldıklarını tekrarladığı ve Müvekkil’e gönderdiği e-postasında aşağıdaki açıklamaya yer vermiştir (Ek 5 – 25.06.2026 tarihli e-posta):“Nakit ödeme: Güvence depozitosu düşüldükten sonra ...’un size olan toplam borcunun (124000) %20’sine karşılık gelen 24800 tutarında ödeme, teklifin kabul edilmesinden itibaren 15 iş günü içinde yapılacaktır.Mobilya ve ev eşyaları: Dairede kalan ve ...’a ait olan mobilya ve ev eşyaları varsa, bunları muhafaza etmek istemeniz halinde size bırakılacaktır. Aksi takdirde, bunların alınması ve bertaraf edilmesi tarafımızca planlanacaktır.Bu teklifi incelemenizi ve kararınızı, bu mesajı aldığınız e-posta adresini kullanarak ekteki formda yer alan iki seçenekten birini işaretleyerek bildirmenizi rica ederiz:... Yanıt Formu BağlantısıMevcut iş koşulları göz önüne alındığında, bu aşamada sunabileceğimiz uzlaşma teklifi budur. Bu teklif .... Temmuz tarihine kadar geçerli olacaktır ve bu tarihe kadar yanıt vermenizi rica ederiz.”Borçlu, 27.03.2026 tarihli e-postasında 2026 Nisan ve Mayıs aylarına ilişkin Sözleşme Bedelleri dair ödeme yapacağını beyan etmiş ve bu ödemeleri – her ne kadar Sözleşme’ye aykırı ve Müvekkil tarafından kabul edilmemiş olsa da- 20.05.2026 ve 20.06.2026 tarihlerinde yapmayı taahhüt etmiştir.25.06.2026 tarihli e-postasında ise, “...’un size olan toplam borcunun (124000) %20’sine karşılık gelen 24800 tutarında ödeme” beyanı ile açıkça borçlu olduğu Sözleşme Bedelleri tutarını eksiksiz bir şekilde ikrar etmiştir. Borçlu’nun ikrarı Doğrudan Müvekkil’ce talep edilen ve taraflar arasında imzalı Sözleşme’den doğan borca yöneliktir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 199. maddesi, Kanun kapsamında nelerin belge olduğunu sayarken elektronik ortamdaki verilerin de belge olduğunu belirtmiştir.“HMK'nun 199. maddesinde” Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” yazılıdır.
Bu düzenleme ile mail yazışmaları da belge olarak kabul edilmiştir. O halde, mahkemece mail yazışmaları ve davacı tarafından yapılan ödemeler değerlendirilerek davacının borçlu olup olmadığına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 10.06.2020 tarihli ve 2017/1014 E., 2020/4488 K. sayılı kararı)“[…] davalı tarafından sunulan Whatsapp yazışmaları delil olarak kabul edilmemişse de; söz konusu yazışmalarda adı geçen Çağdaş isimli kişinin davacı şirket yetkilisi olduğu, 8 Ağustos 2018 tarihli yazışma içeriğinde "son gelen silikonlarda problem olduğunun" belirtildiği ve ürüne ait lot fotoğrafının da gönderildiğinin anlaşıldığı, buna göre söz konusu mallar yönünden ayıp ihbarı yapıldığı kabul edilerek yazışma içeriği mallar yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.09.2024 tarihli ve 2023/4666 E., 2024/6256 K. sayılı kararı)HMK uyarınca e-posta iletilerinin belge sayılmasının yanı sıra taraflar arasında akdedilen Sözleşme’nin 12.5’inci maddesi uyarınca, tarafların e-posta yazışmalarının muteber, bağlayıcı ve kesin delil teşkil edeceği düzenlenmiştir. Açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi’nin Müvekkil tarafından Borçlu’nun elinden sadır olmuş imzalı bir sözleşme, mutabakat veya taraflar arasında kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren herhangi bir belgenin sunulmadığı yönündeki gerekçeleri somut olayın özellikleriyle bağdaşmamaktadır.
Bir diğer yandan, İcra ve İflas Kanunu’nda (“İİK”), ihtiyati hacze karar verilebilmesi için borçlunun alacağı ikrar etmiş olması veya kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bir belgenin ibraz edilmesi yönünde herhangi bir şart öngörülmemiştir. İlk Derece Mahkemesi, kanunda yer almayan bir koşulu ihtiyati haciz kararı verilebilmesinin ön şartı olarak kabul etmiştir. Kaldı ki, somut olayda Borçlu’nun borç ilişkisini ve alacağın varlığını ortaya koyan, Borçlu’nun ikrarını içeren belgeler İlk Derece Mahkemesi’ne sunulmuş ancak dikkate alınmamıştır. İhtiyati haciz, yargılama konusu alacağın ileride tahsil edilememesi riskini bertaraf etmeyi amaçlayan geçici hukuki koruma tedbirlerinden biridir. Bu nedenle, ihtiyati haciz talebinde uygulanacak ispat ölçüsü tam ispat değil, yaklaşık ispattır. Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi’nin, yaklaşık ispat ölçüsüne göre kanaate varmasının yeterli olduğu bir uyuşmazlıkta, ihtiyati haciz talebi hakkında karar verilebilmesi için yargılama gerektiğini kabul etmesi, yaklaşık ispat ölçüsünü fiilen tam ispat seviyesine çıkarmakta ve ihtiyati haciz kurumunun varlık sebebini ortadan kaldırmaktadır.İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:Vadesi gelmiş bir para alacağının bulunması,lacağın rehinle teminat altına alınmamış olması, Alacağın varlığı ile haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat verecek delillerin sunulması (yaklaşık ispatın sağlanması). Her ne kadar dava dilekçemizde yer alan açıklamalarımız ihtiyati haciz şartlarının tamamını karşılar nitelikte olsa da, İlk Derece Mahkemesi kararında yer verilen gerekçeler dikkate alındığında, söz konusu hususların Sayın Mahkeme nezdinde kısaca yeniden açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
Somut olayda vadesi gelmiş bir para alacağına ilişkin şart gerçekleşmiştir. Ödenmemiş ve Muaccel Hale Gelmiş Sözleşme Bedellerine İlişkin AçıklamalarYukarıda da açıklandığı gibi Sözleşme’nin 7.1 maddesi uyarınca, Sözleşme yürürlükte kaldığı sürece Borçlu, Müvekkil’e her ay sözleşme bedelini ödemekle yükümlüdür. Söz konusu sözleşmesel yükümlülük, 2026 Mart ayına kadar eksiksiz bir şekilde yerine getirilmiştir. Ancak Borçlu tarafından gönderilen ilk e-postada ödemelerin geç bir tarihte yapılacağı, bir sonraki e-postada ise ödenecek tutarın ancak %20’sinin ödenebileceği belirtilmiştir.
Müvekkil söz konusu şartları kabul etmemiş ve bu doğrultuda sırasıyla; (i) 10.04.2026 tarihli e-postası ile bu durumu kabul etmediğini belirterek ödeme yapılmasını talep etmiş, (ii) .... Noterliği’nin 27.04.2026 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Sözleşme Bedelleri’nin eksiksiz ve zamanında ödenmesi gerektiği, ayrıca Sözleşme’nin bildirim yükümlülüğüne aykırı şekilde feshedildiğini ihtar etmiş, (iii) hiçbir ödeme almaması sonucunda ise 22.05.2026 tarihinde .... İcra Dairesi’nin ...Esas sayılı dosyası üzerinden Borçlu aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış ancak borca itiraz edilmiştir.Borçlu, gönderdiği e-posta ile Sözleşme ilişkisinin 31 Mayıs 2026 tarihinde sona ereceğini açıkça belirttiğinden Sözleşme’nin 7.1’inci maddesi kapsamında 2026 Nisan ve Mayıs aylarına ilişki ödeme yapma yükümlülüğü sona ermemiştir.
Bildirim Süresine Uyulmaksızın Yapılan Fesih Nedeniyle Doğan Cezai Şart/Tazminat AlacağıSözleşme’nin 8.5 maddesi uyarınca Borçlu’ya Sözleşme’yi feshetme hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kullanılabilmesi Müvekkil’e en az üç ay önceden yazılı bildirim yapılması şartına bağlanmıştır. Aynı maddede, bu bildirim süresine uyulmaksızın gerçekleştirilecek fesih halinde Borçlu’nun, güncel bir yıllık Sözleşme Bedeli’nin %25’i tutarında cezai şart/tazminat ödeyeceği açıkça kararlaştırılmıştır.Borçlu, fesih iradesini 27.03.2026 tarihinde Müvekkil’e bildirmiş, Sözleşme ilişkisinin ise 31.05.2026 tarihinde sona ereceğini belirtmiştir. Böylelikle Sözleşme’de açıkça kararlaştırılan üç aylık bildirim süresine riayet edilmeksizin tek taraflı fesih gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca Sözleşme’nin 11.2 maddesinde düzenlenen bildirimin şekil ve usul şartlarına da riayet edilmemiştir. Bu nedenle Sözleşme’nin 8.5 maddesinde düzenlenen cezai şart/tazminat alacağının doğum şartları somut olayda gerçekleşmiştir. Güncel aylık sözleşme bedelinin 62.000 TL olduğu dikkate alındığında (62.000*12* %25 =186.000 TL), Müvekkil lehine 186.000 TL tutarında cezai şart/tazminat alacağı fesih bildirimi anı itibariyle doğmuş olup, anılan bedelin Borçlu tarafından ödenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, 186.000 TL açısından da muaccel ve ödenmemiş bir alacak tutarı söz konusudur.
Özetle;Alacakların muacceliyeti, taraflar arasındaki Sözleşme hükümleri ile bildirim süresine aykırı feshe bağlanan hukuki sonuçlar uyarınca belirlenmektedir. Bu itibarla ihtiyati hacze konu edilen alacaklar, doğumu gelecekteki bir olaya veya şarta bağlı yahut belirsiz nitelikte olmayıp, halihazırda doğmuş, muaccel hale gelmiş ve dava ile takip konusu edilebilir para alacaklarıdır. Bu yönüyle talep konusu alacaklar, İİK 257. maddesi kapsamında ihtiyati hacze elverişli muaccel para alacağı niteliğindedir.
Dava konusu alacak herhangi bir rehin ile teminat altına alınmadığından ihtiyati hacze ilişkin bir diğer şart da gerçekleşmiştir.Alacağın varlığı ve ihtiyati haciz sebepleri, mahkemede kanaat oluşturacak ve yaklaşık ispat şartını karşılayacak derecede ispat edilmiştir.İlk Derece Mahkemesi tarafından Müvekkil’in Sözleşme kapsamında alacaklı olup olmadığının ve varsa alacak miktarının tespitinin yargılamayı gerektirdiği belirtilerek, ihtiyati haciz talebimiz reddedilmiştir.
Oysa, yapılan değerlendirme hatalıdır. Şöyle ki;İhtiyati haciz, bir geçici hukuki koruma tedbiri olarak düzenlenmiştir. “Geçici hukuki koruma ile yargılama konusu hakkın, yargılama sonuna kadar tehlikeye düşmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Burada verilecek karar, maddi hukuk bağlamında bir kesinlik ifade etmemekle birlikte, hüküm altına alınacak hakkın etkili bir şekilde korunmasına hizmet etmektedir.” (KURU, Murat., Geçici Hukuki Koruma Kavramı ve İhtiyati Haciz Müessesi, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt: 92, Sayı: 1, (2018), s. 52)3İİK 258. maddesi gereğince ihtiyati haciz kararı için alacaklının, alacağının varlığı konusunda mahkemede kanaat oluşturacak nitelikte deliller sunması yeterlidir. Kanun, bu aşamada tam ve kesin ispatı değil, yaklaşık ispatı aramaktadır.“İbraz edilen ispat vasıtası, iddia edilen hakkın varlığını ispatlamaya elverişli olmalıdır.
Diğer yandan, alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin şekilde ispat etmesi aranmamaktadır.” (İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi, 24.09.2020 tarihli ve 2020/1498 E., 2020/1774 K. sayılı kararı)Taraflar arasında imzalanan Sözleşme, ödeme dekontları, taraflar arasında gerçekleşen e-posta yazışmaları ve borç ikrarı, noter ihtarnamesi, icra takibi dosyası ve özellikle Borçlu’nun 25.06.2026 tarihli e-posta mesajı birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu alacağın varlığı ve muaccel olduğu yaklaşık ispat seviyesinin ötesinde açıkça ortaya konulmaktadırAnılan e-postada Borçlu, Türkiye’deki faaliyetlerini tamamen sonlandırdığını bildirmiş; bunun yanı sıra 124.000 TL tutarındaki borcun yalnızca %20’sine karşılık gelen 24.800 TL’nin ödenebileceğini teklif ederek kalan kısmı ödemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Dahası “Mevcut iş koşulları göz önüne alındığında, bu aşamada sunabileceğimiz uzlaşma teklifi budur.” şeklinde ortaya koyduğu üzere Türkiye operasyonlarının sonlandırılmasıyla muhatap bulunamayacağına ve sorumlu tutulamayacağına olan inancına istinaden ikrar ettiği borcun %20’sini ödemeyi bir uzlaşma teklifi olarak sunmaktan çekinmemiştir.Bu beyan, Borçlu’nun dava ve icra takibine konu alacağın varlığını esasen kabul ettiğini; ancak ekonomik ve ticari nedenlerle borcun tamamını ifa etmeyeceğini açıkça göstermektedir.
Dolayısıyla söz konusu e-posta, hem alacağın varlığına ilişkin yaklaşık ispatı güçlendirmekte hem de alacağın tahsilinin ciddi biçimde tehlikeye düştüğünü ortaya koymaktadır.“İbraz edilen ispat vasıtası, iddia edilen hakkın varlığını ispatlamaya elverişli olmalıdır. Diğer yandan, alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin şekilde ispat etmesi aranmamaktadır. Öte yandan, İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın yargılamayı gerektirmemesi şeklinde bir koşulda kanunda öngörülmemiştir.
Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi İhtiyati hacizde de amaç, davaya ilişkin bir yargılamadan farklı olarak maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip uyuşmazlığı sona erdirmek değildir. Bireylere etkin hukuki himaye sağlamaktır. Talep edilen alacağın ise vadesinin gelmiş olması gerekir (İİK m.257/1). Alacağın muaccel olduğu an, ya tarafların anlaşması veya bir ihbar yada kanun hükmü veya hukuki ilişkinin mahiyeti ile belirlenir.” (İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi, 08.12.2022 tarihli ve 2022/1786 E., 2022/1533 K. sayılı kararı)“İcra ve İflâs Kanunu’nun 258/I hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin “alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması” yeterlidir.
Mahkemenin “alacağın varlığına kanaat getirmesinden” anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin bir şekilde ispat edilmesi değildir. Bu hükme göre alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin şekilde ispat etmesi aranmamakta, bu konuda mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermesi yeterli kabul edilmektedir. Öte yandan, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için “alacağın yargılamayı gerektirmemesi” şeklinde bir koşul da kanunda öngörülmemiştir.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 03.11.2016 tarihli ve 2016/11461 E., 2016/14277 K. sayılı kararı)Öte yandan Borçlu’nun Türkiye’deki faaliyetlerini tamamen sona erdirdiğini açıklaması, mevcut borcun yalnızca sınırlı bir kısmını ödemeyi teklif etmesi ve kalan kısmı bakımından ödeme iradesi göstermemesi birlikte değerlendirildiğinde, Müvekkil bakımından alacağın tahsil kabiliyetinin ciddi biçimde tehlikeye düştüğü açıktır.
İşte bu husus, ihtiyati haciz kurumunun öngörülme amacını oluşturan geçici hukuki koruma ihtiyacını somut olayda açık şekilde ortaya koymaktadır.Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; taraflar arasında akdedilen Sözleşme, ödeme kayıtları, taraflar arasındaki e-posta yazışmaları, noter ihtarnamesi, icra takibi dosyası ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Müvekkil’in 124.000 TL tutarındaki muaccel Sözleşme Bedeli alacağı ile 186.000 TL tutarındaki bildirim süresine aykırı fesih nedeniyle doğan cezai şart/tazminat alacağı olmak üzere topla 310.000 TL tutarındaki alacağını yaklaşık ispat düzeyinde ortaya koyduğu açıktır.
Borçlu’nun Türkiye’deki faaliyetlerini tamamen sonlandırdığını bildirmesi ve muaccel Sözleşme Bedelleri’nin yalnızca %20’sini ödemeyi teklif ederek kalan kısmını ifa etmeyeceğini açıkça beyan etmesi karşısında, ileride açılacak davada hükmedilecek alacağın tahsilinin ciddi şekilde tehlikeye düşeceği ve geçici hukuki koruma ihtiyacının somut olayda gerçekleştiği tartışmasızdır.
Sonuç Olarak;İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.07.2026 tarihli 2026/355 Değişik İş 2026/370 Karar sayılı ilamı incelendiğinde, ihtiyati haciz talebimizin reddine dayanak gösterilen gerekçelerin hiçbirinin somut olayın özellikleriyle örtüşmediği görülmektedir. Somut olayda, İİK kapsamında aranan ihtiyati haciz şartlarının tamamı gerçekleşmiş olup, alacağın varlığı ve ihtiyati haciz sebepleri yaklaşık ispat ölçüsünün de ötesinde, neredeyse tam ispat seviyesinde ortaya konmuştur. Nitekim Borçlu’nun borcu ikrar eden beyanlarını içeren belgeler ile taraflar arasında akdedilmiş ve imza altına alınmış Sözleşme de İlk Derece Mahkemesi’ne sunulmuştur.
Buna rağmen ihtiyati haciz talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.07.2026 tarihli 2026/355 Değişik İş 2026/370 Karar sayılı kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebimizin kabulüne karar verilmesini Sayın Mahkeme’den arz ve talep ederiz.Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, duruşma ve tebligat yapılmaksızın, fazlaya ilişkin alacaklarımız/ haklarımız saklı kalmak üzere;istinaf başvurumuzun kabulü ile,istanbul 10. asliye ticaret mahkemesi’nin 07.07.2026 tarihli 2026/355 değişik iş 2026/370 karar sayılı ilamı ile verilen ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına,ihtiyati haciz talebimizin kabulü ile borçlu ...anonim şirketi’nin taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları, banka hesapları, menkul kıymetleri ve sair malvarlığı unsurları üzerine 310.000 tl ile bu tutara işleyecek faiz ve fer’ilerini karşılayacak miktarda ihtiyati haciz konulmasına, İİK m. 259 uyarınca Sayın Mahkeme’ce uygun görülecek teminatın tarafımızdan depo edilmesine,..." karar verilmesini talep etmiştir.
Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkindir.
Talep eden vekilinin talep dilekçesi ile; 30/10/2020 tarihli Taşınmaz Simsarlığı ve Vekalet Sözleşmesi’nden kaynaklanan Nisan 2026 ve Mayıs 2026 tarihlerine ilişkin ödenmemiş sözleşme bedellerinin ve söz konusu sözleşmenin ... tarafından feshine ilişkin bildirim yükümlülüğüne uyulmaması nedeniyle uygulanması gerekecek cezai şart/tazminat alacağının bulunduğunu, borçlunun ödemediği ve muaccel hale gelmiş bulunan 2026 yılı Nisan ve Mayıs aylarına ait toplam 124.000 TL tutarındaki Sözleşme Bedeli ile, Sözleşme’nin bildirim yükümlülüğüne aykırı şekilde feshedilmesi nedeniyle doğan 186.000 TL tutarındaki cezai şart/tazminat alacağı olmak üzere toplam 310.000 TL alacağı bulunduğunu iddia ile ihtiyati haciz talep ettiği, mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine karar verildiği, talep eden vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.
2004 s.İİK.nun 257.m.sinde ihtiyati haciz şartları; "Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1- Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2- Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder." şeklinde düzenlenmiştir.
HMK m.355 uyarınca istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için vadesi gelmiş muaccel bir alacağın varlığının ve miktarının yaklaşık olarak da olsa ispatı gerektiği, sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı, cezai şart alacağının oluşup oluşmadığı, varsa miktarının tespiti ancak yargılama ile mümkün olacağından talep edenin vadesi gelmiş muaccel bir alacağın varlığı ve miktarı konusunda yaklaşık ispat koşullarının aşama itibari ile oluşmadığı, ihtiyati haciz talebinin reddine dair kararın usul ve yasaya uygun ve isabetli olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; ihtiyati haciz isteyen istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince ihtiyati haciz isteyen istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,
3.Alınması gereken harçlar peşin olarak yatırıldığından alınmasına yer olmadığına,
4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 24.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.